Ali b. Muhammed ve Muhammed b. Hasan, Sehl b. Ziyâd’dan; o da Muhammed b. Velîd Şebâb es-Sayrafî’den rivayet etti. Muhammed şöyle dedi: Bize Saîd el-A‘rec rivayet etti. Saîd şöyle dedi:
Ben ve Süleyman b. Hâlid, Ebû Abdullah’ın yanına girdik. Söze önce o başladı ve şöyle buyurdu:
“Ey Süleyman! Emîrü’l-Müminîn’den gelen şey alınır, yasakladığı şeyden de uzak durulur. Ona, Resulullah’a verilmiş olan fazilet verilmiştir; Resulullah’ın ise Allah’ın yarattığı herkes üzerinde fazileti vardır. Emîrü’l-Müminîn’i hükümlerinden herhangi birinde ayıplayan kimse, Allah Azze ve Celle’yi ve Resulünü ayıplayan kimse gibidir. Küçük veya büyük bir konuda onu reddeden kimse, Allah’a şirk koşma sınırında olur.
Emîrü’l-Müminîn, Allah’ın ancak kendisinden gelinen kapısı ve kendisinden başkasıyla gidildiğinde helâk olunan yoluydu. İmamlar da birbiri ardınca bu hüküm üzere gelmiştir. Allah onları, yeryüzü onlarla birlikte sarsılmasın diye yeryüzünün direkleri ve yerin üstünde ve toprağın altında bulunanlara karşı ulaştırılmış hücceti kılmıştır.”
Sonra şöyle buyurdu:
“Emîrü’l-Müminîn şöyle buyurdu: ‘Ben Allah’ın cennet ile cehennem arasındaki taksim edicisiyim. Ben en büyük ayırıcıyım. Ben asa ve mühür sahibiyim. Bütün melekler ve ruh, Muhammed için kabul ettiklerinin benzerini benim için de kabul etmişlerdir. Ben de Muhammed’in taşındığı şeyin benzeri üzerine taşındım; o da Rabbin taşımasıdır. Muhammed çağrılır, ona elbise giydirilir ve konuşturulur; ben de çağrılırım, bana elbise giydirilir ve konuşturulurum, onun konuşmasının sınırı üzere konuşurum.
Bana benden önce hiç kimseye verilmeyen özellikler verilmiştir: Ölümler, belalar, nesep bilgileri ve kesin hüküm bilgisi bana öğretilmiştir. Benden önce geçen şey benden kaçmamış, benden gizli kalan şey de benden uzak kalmamıştır. Allah’ın izniyle müjdelerim ve Allah Azze ve Celle’den bildiririm. Bunların hepsinde Allah beni kendi izniyle güçlü kılmıştır.’”