Aynı isnadla Hasan b. Râşid’den, onun Yakub b. Cafer’den, onun Ebu İbrahim’den rivayet edildiğine göre şöyle buyurdu:
“Ben O’nun ayakta duran bir varlık olduğunu söylemem ki böylece O’nu bulunduğu yerden kaldırmış olayım. O’nu bir mekânla da sınırlandırmam ki o mekânda bulunduğunu söylemiş olayım. O’nu organlar ve uzuvlar içinde hareket eden bir varlık olarak da nitelemem. O’nu ağız yarılması ve söz çıkarılması gibi bir lafızla da sınırlandırmam. Bilakis Allah Tebâreke ve Teâlâ’nın buyurduğu gibidir:
‘Ol, der; o da oluverir.’ (Bakara 117, Âl-i İmrân 47, En‘âm 73, Nahl 40, Meryem 35, Yâsîn 82, Mü’min 68)
Bu, O’nun meşîetiyle gerçekleşir; nefes içinde bir tereddüt olmaksızın. O Samed’dir, Ferd’dir. Mülkünü kendisine hatırlatacak bir ortağa ihtiyaç duymaz; ilminin kapılarını kendisine açacak bir yardımcıya da muhtaç değildir.”