"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Etiket: Kafi Tevhid 17

Kafi 321

Muhammed b. Ebi Abdullah’ın, Muhammed b. İsmail el-Bermekî’den, onun Ali b. Abbas el-Harâzînî’den, onun Hasan b. Râşid’den, onun Yakub b. Cafer el-Ca‘ferî’den rivayet ettiğine göre Ebu İbrahim şöyle buyurdu:

Onun yanında, Allah Tebâreke ve Teâlâ’nın dünya semasına indiğini ileri süren bir topluluktan söz edildi.

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Şüphesiz Allah ne iner ne de inmeye ihtiyaç duyar. Yakınlık ve uzaklık bakımından O’nun nazarında her şey eşittir. Yakın olan O’ndan uzaklaşmış değildir, uzak olan da O’na yaklaşmış değildir. O hiçbir şeye ihtiyaç duymaz; aksine her şey O’na muhtaçtır. O lütuf ve ihsan sahibidir. ‘O’ndan başka ilah yoktur; O Azîz’dir, Hakîm’dir.’ (Bakara 129, Âl-i İmrân 6)

Allah Tebâreke ve Teâlâ’nın indiğini söyleyenler, O’nu eksilme veya artma ile niteleyen kimselerdir. Hareket eden her şey, kendisini hareket ettirecek bir şeye veya onunla hareket edeceği bir şeye muhtaçtır. Allah hakkında böyle zanlara kapılan kimse helâk olur.

O hâlde Allah’ın sıfatları konusunda dikkatli olun. Sakın O’na eksiklik, fazlalık, hareket, hareket ettirilme, yer değiştirme, indirilme, ayağa kalkma veya oturma gibi şeylerle sınır çizmeyin. Çünkü Allah Azze ve Celle, vasfedenlerin sıfatlarından, niteleyenlerin nitelemelerinden ve vehmedenlerin vehimlerinden yücedir.

‘Azîz ve Rahîm olana tevekkül et; O ki seni kıyam ettiğin zaman da görür, secde edenler arasındaki dönüp dolaşmanı da görür.’ (Şuarâ 217-219)”

Kafi 322

Aynı isnadla Hasan b. Râşid’den, onun Yakub b. Cafer’den, onun Ebu İbrahim’den rivayet edildiğine göre şöyle buyurdu:

“Ben O’nun ayakta duran bir varlık olduğunu söylemem ki böylece O’nu bulunduğu yerden kaldırmış olayım. O’nu bir mekânla da sınırlandırmam ki o mekânda bulunduğunu söylemiş olayım. O’nu organlar ve uzuvlar içinde hareket eden bir varlık olarak da nitelemem. O’nu ağız yarılması ve söz çıkarılması gibi bir lafızla da sınırlandırmam. Bilakis Allah Tebâreke ve Teâlâ’nın buyurduğu gibidir:

‘Ol, der; o da oluverir.’ (Bakara 117, Âl-i İmrân 47, En‘âm 73, Nahl 40, Meryem 35, Yâsîn 82, Mü’min 68)

Bu, O’nun meşîetiyle gerçekleşir; nefes içinde bir tereddüt olmaksızın. O Samed’dir, Ferd’dir. Mülkünü kendisine hatırlatacak bir ortağa ihtiyaç duymaz; ilminin kapılarını kendisine açacak bir yardımcıya da muhtaç değildir.”

Kafi 323

Yine ondan, Muhammed b. Ebi Abdullah’tan, onun Muhammed b. İsmail’den, onun Dâvûd b. Abdullah’tan, onun Amr b. Muhammed’den, onun İsa b. Yûnus’tan rivayet ettiğine göre şöyle dedi:

İbn Ebi’l-Avcâ, Ebu Abdullah ile yaptığı tartışmaların birinde ona:

“Sen Allah’tan söz ettin; fakat görünmeyen bir varlığa havale ettin.” dedi.

Bunun üzerine Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

“Yazık sana! Yaratıklarıyla birlikte hazır ve şahit olan, onlara şah damarından daha yakın bulunan nasıl gaip olabilir? O onların sözlerini işitir, şahıslarını görür ve sırlarını bilir.”

İbn Ebi’l-Avcâ:

“Öyleyse O her yerde midir? Eğer gökte ise yerde nasıl olur? Eğer yerde ise gökte nasıl olur?” dedi.

Bunun üzerine Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

“Sen ancak yaratılmışı tarif ettin. Çünkü yaratılmış bir yerden başka bir yere geçtiğinde, bulunduğu yer onunla meşgul olur ve ayrıldığı yer ondan boş kalır. Ayrıca gittiği yerde bulunurken, daha önce bulunduğu yerde neler meydana geldiğini bilemez.

Fakat azamet sahibi olan Allah, mülkün sahibi ve hesap gününün hâkimi böyle değildir. Hiçbir mekân O’ndan boş kalmaz. Hiçbir mekân O’nu kuşatamaz. O, herhangi bir mekâna diğer bir mekândan daha yakın değildir.”

Kafi 324

Ali b. Muhammed’in, Sehl b. Ziyâd’dan, onun Muhammed b. İsa’dan rivayet ettiğine göre Muhammed b. İsa şöyle dedi:

Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed’e şöyle yazdım:

“Allah beni size feda etsin ey efendim! Bize, Allah’ın bir yerde bulunup başka bir yerde bulunmadığı, arşa istivâ ettiği ve her gece gecenin son yarısında dünya semasına indiği rivayet edilmiştir. Yine Arefe akşamında indiği ve sonra kendi yerine döndüğü de rivayet edilmiştir.

Dostlarınızdan bazıları bu konuda şöyle demektedir: Eğer O bir yerde bulunup başka bir yerde bulunmuyorsa, hava O’na temas eder ve O’nu kuşatır. Hâlbuki hava da bir cisimdir; her şeyi kendi ölçüsüne göre kuşatan ince bir cisimdir. Bu durumda Allah’ın şanı yüce olduğu hâlde hava O’nu nasıl kuşatabilir?”

Bunun üzerine imam şöyle yazdı:

“Bunun bilgisi O’nun katındadır. O, bunu en güzel şekilde takdir edendir. Şunu bil ki O dünya semasında olduğunda da arş üzerinde olduğu gibidir. Bütün eşyalar O’nun için ilim, kudret, mülk ve kuşatıcılık bakımından eşittir.”

Aynı rivayet, Muhammed b. Cafer el-Kûfî’nin, Muhammed b. İsa’dan yaptığı rivayet yoluyla da nakledilmiştir.

“Üç kişinin gizli konuştuğu hiçbir durum yoktur ki O onların dördüncüsü olmasın.” (Mücâdele 7)

Kafi 325

Ali b. Muhammed’in, ashabımızdan bir topluluktan, onların Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, onun Yakub b. Yezîd’den, onun İbn Ebi Umeyr’den, onun İbn Uzeyne’den rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah, Aziz ve Celil olan Allah’ın:

“Üç kişinin gizli konuştuğu hiçbir durum yoktur ki O onların dördüncüsü olmasın; beş kişinin gizli konuştuğu hiçbir durum da yoktur ki O onların altıncısı olmasın…” (Mücâdele 7)

sözü hakkında şöyle buyurdu:

“O birdir; zatı bakımından tektir. Yaratıklarından ayrıdır. Kendisini de böyle nitelemiştir. Bununla beraber gözetmesi, kuşatması ve kudreti ile her şeyi kuşatmıştır. Göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca şey O’ndan gizli kalmaz; bundan daha küçüğü de daha büyüğü de O’nun ilim ve kuşatmasının dışına çıkmaz. Bu, zatıyla değil; ilmi ve kuşatıcılığı iledir. Çünkü mekânlar sınırlıdır ve dört taraflı sınırlar tarafından kuşatılmıştır. Eğer O zatıyla mekânda bulunsaydı, mekân tarafından kuşatılması gerekirdi.”

Kafi 326

Ali b. Muhammed ile Muhammed b. Hasan’ın, Sehl b. Ziyâd’dan, onun Hasan b. Musa el-Haşşâb’dan, onun bazı ravilerinden, onların da Ebu Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah’a Aziz ve Celil olan Allah’ın:

“Rahmân arşa istivâ etti.” (Tâhâ 5)

sözü soruldu.

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Her şeye eşit şekilde istivâ etmiştir; bu sebeple hiçbir şey O’na diğer bir şeyden daha yakın değildir.”

Kafi 327

Bu isnadla Sehl’den, onun Hasan b. Mahbûb’dan, onun Muhammed b. Mârid’den rivayet edildiğine göre Ebu Abdullah’a Aziz ve Celil olan Allah’ın:

“Rahmân arşa istivâ etti.” (Tâhâ 5)

sözü soruldu.

Şöyle buyurdu:

“Her şeyden istivâ etmiştir; bu sebeple hiçbir şey O’na diğer bir şeyden daha yakın değildir.”

Kafi 328

Yine ondan, Muhammed b. Yahyâ’dan, onun Muhammed b. Hüseyin’den, onun Safvân b. Yahyâ’dan, onun Abdurrahman b. Haccâc’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi:

Ebu Abdullah’a Allah Teâlâ’nın:

“Rahmân arşa istivâ etti.” (Tâhâ 5)

sözü hakkında sordum.

Şöyle buyurdu:

“Her şeyde istivâ etmiştir. Bu sebeple hiçbir şey O’na diğer bir şeyden daha yakın değildir. Uzak olan O’ndan uzak olmamıştır ve yakın olan da O’na yakın olmamıştır. Her şeyde istivâ etmiştir.”

Kafi 329

Yine ondan, Muhammed b. Yahyâ’dan, onun Ahmed b. Muhammed b. İsa’dan, onun Hüseyin b. Saîd’den, onun Nadr b. Süveyd’den, onun Âsım b. Humeyd’den, onun Ebu Basîr’den, onun Ebu Abdullah’tan rivayet edildiğine göre şöyle buyurdu:

“Kim Allah’ın bir şeyden olduğunu, bir şeyin içinde olduğunu veya bir şeyin üzerinde olduğunu iddia ederse kâfir olur.”

Dedim ki:

“Bana açıklayın.”

Şöyle buyurdu:

“Bir şeyin O’nu kuşattığını veya O’nu tutup muhafaza ettiğini yahut O’ndan önce bir şey bulunduğunu kastediyorum.”

Başka bir rivayette ise şöyle geçmektedir:

“Kim Allah’ın bir şeyden olduğunu iddia ederse O’nu sonradan meydana gelmiş saymış olur. Kim O’nun bir şeyin içinde olduğunu iddia ederse O’nu sınırlandırmış olur. Kim O’nun bir şeyin üzerinde olduğunu iddia ederse O’nu taşınan bir varlık saymış olur.”

Kafi 330

Ali b. İbrahim’in, babasından, onun İbn Ebi Umeyr’den, onun Hişam b. Hakem’den rivayet ettiğine göre Hişam şöyle dedi:

Ebu Şâkir ed-Deysânî dedi ki:

“Kur’an’da bizim sözümüz olan bir ayet vardır.”

Dedim ki:

“O nedir?”

Dedi ki:

“Gökte de ilah O’dur, yerde de ilah O’dur.” (Zuhruf 84)

Ona ne cevap vereceğimi bilemedim. Bunun üzerine hacca gittim ve durumu Ebu Abdullah’a haber verdim.

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

Bu, habis bir zındığın sözüdür. Ona döndüğünde şöyle de: “Kûfe’de adın nedir?” O da: “Filan” diyecektir. Sonra ona: “Basra’da adın nedir?” diye sor. O da yine başka bir isim söyleyecektir. O hâlde de ki: “Bizim Rabbimiz olan Allah da gökte ilahtır, yerde ilahtır, denizlerde ilahtır, çöllerde ilahtır ve her yerde ilahtır.” Ravi dedi ki: Medine’den döndüm, Ebû Şâkir’e gittim ve ona bunu haber verdim. O da: “Bu cevap Hicaz’dan nakledilmiştir.” dedi.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/kafi-329/,https://kutsalayet.de/kafi-331/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız