Ashabımızdan bir grubun, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, onun babasından merfû olarak rivayet ettiğine göre şöyle denilmiştir:
Yahudiler kendi âlimlerinin başı olan Re’sü’l-Câlût’un etrafında toplandılar ve:
“Bu adam büyük bir âlimdir.” dediler. Bununla Emîru’l-Mü’minîn’i kastediyorlardı. Ardından:
“Haydi onun yanına gidelim ve kendisine bazı sorular soralım.” dediler.
Bunun üzerine onun yanına geldiler. Kendilerine Emîru’l-Mü’minîn’in sarayda olduğu söylendi. Onlar da çıkmasını beklediler. Nihayet dışarı çıkınca Re’sü’l-Câlût ona:
“Size bazı sorular sormak için geldik.” dedi.
Emîru’l-Mü’minîn:
“Ey Yahudi! Aklına gelen her şeyi sor.” buyurdu.
Bunun üzerine Re’sü’l-Câlût:
“Rabbin hakkında bana haber ver; O ne zaman vardı?” diye sordu.
Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu:
“O, herhangi bir oluş tarzı olmaksızın vardı. Herhangi bir keyfiyet olmaksızın vardı. Daima vardı; nicelikle ve keyfiyetle nitelenmezdi. O’nun için bir ‘önce’ yoktur. O, öncenin de öncesidir; fakat kendisi için bir önce söz konusu değildir. O’nun bir sonu, sınırı ve ulaşılacak bir nihayeti yoktur. Bütün sonlar O’nda son bulur. O, her sonun sonudur.”
Bunun üzerine Re’sü’l-Câlût:
“Bizi götürün. Bu adam hakkında söylenenlerden çok daha bilgili biridir.” dedi.