el-Harkî der ki: Mahremi olması durumunda kadının (hac) hükmü, erkeğin hükmüyle aynıdır. el-Muvaffak ise şöyle demiştir: Bundan anlaşılan şu ki, bir kadının yanında mahremi yoksa ona hac vacip değildir. İmam Ahmed de bunu ifade etmiştir ve o: “Mahremin olması, yoldan sayılır (yani o yola güç yetirme hükmünden sayılır),” demiştir. Bu, İshak ve Rey ashabının da görüşünü oluşturmaktadır.
Nitekim bu noktada Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre o, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş bir kadına, beraberinde mahreminden bir erkek bulunmaksızın bir gecelik mesafeye yolculuk etmesi helal değildir.” (Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.)
İbn Abbas’tan nakledildiğine göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle de buyurur:
“Bir erkek, mahremi olmayan bir kadınla sakın yalnız kalmasın! Kadın da kendisiyle beraber bir mahremi bulunmaksızın sakın yola çıkmasın!”
Bunun üzerine (sahabelerden) bir kişi ayağa kalkarak: “Ey Allah’ın Resulü! Eşim hac etmek üzere yola çıkmıştır. Ben ise filan gazveye gitmek üzere yazıldım.” deyince, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Haydi git, eşinle birlikte haccet.” cevabını verdi. (Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.)
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre buradaki “mahremi” konusu, vacipliğin dışında (hacca) gidebilmenin gereklilik şartlarından sayılmaktadır. Buna göre (hacda şart koşulan) beş şartı tamamladıktan sonra ölmesi ya da iyileşme ümidi olmayan hastalığı sebebiyle şayet haccın şartlarını kaçırmış olsa, onun adına mahremlerinden birisi haccını yerine getirmek için yola çıkabilir.
İmam Ahmed’den gelen ikinci görüşe göre “mahremi” şartı, vacip olan hac için şart değildir. el-Muvaffak ise: “Mezhebimize göre birinci görüş daha kuvvetlidir ve amel de buna göredir.” demiştir.
İmam Malik, Evzâî ve İmam Şafii ise; hiçbir durumda mahreminin yanında bulunması kadının haccı için şart değildir, demişlerdir. İmam Malik:
“Kadınlardan bir toplulukla birlikte yola çıkabilir.” demiştir.
İmam Şafii ise:
“Hür olan güvenilir bir Müslüman kadınla yola çıkabilir.” der.
Evzâî de şöyle demiştir:
“Kadın, adil kimselerin bulunduğu bir toplulukla birlikte yola çıkar ve o kadın da (bineğinin üzerinde) kendisini koruyabilecek, erkeklerin yaklaşamayacağı bir mahfez edinir, oraya çıkar ve oradan da iner…”
İbn Münzir ise şunu söylemiştir: Onlar (bunları söylemekle) hadisin zahirine uygun olan kavli terk etmiş oldular. Bir de onlardan herkes bir şart koşmuş, ancak buna dair delilleri ise mevcut değildir. Onlar, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, Adiyy b. Hâtim’e buyurduğu şu hadisi gerekçe göstermişlerdir:
“Şüphesiz ki sen (ey Adiyy!) hevdeç içinde yolculuk eden kadının el-Hîre’den hareket edip, Allah’tan başka hiç kimseden korkmayarak ta Kâbe’yi (emin bir şekilde) tavaf edeceğini göreceksin.”
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa bu, yolculuğun varlığına bir delil olduğunu gösterir; yoksa cevazına delalet etmez. Bundan dolayıdır ki onlar, farz olan haccın dışında buna (yani kadının tek başına yolculuk yapmasına) cevaz vermemişlerdir. Kadından başkasının da onunla beraber çıkacağı ise zikredilmiş değildir. Ama onlar burada kadından başkasının kendisiyle birlikte çıkmasını da şart koşmakla, söz konusu olan “başkasını”, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hadislerinin beyan ettiği “mahremi” saymış oldular ki bu, delilsiz hüküm verip de şart koştukları şeyden daha evladır.
Nitekim onlardan her birisi, tartışma mahallinde (yeni) bir tartışmayı ortaya koyacak, kendi nefislerinden hareketle, ne Kitap ne de Sünnet’te bulunan bir şartı ortaya koymuş oldular. Ama Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in zikredip de şart koştukları şeyler elbette ki daha evladır.
Hac yaparken mahremin harcamaları da kadına aittir; çünkü onun için yola çıkmıştır. Bu nedenle de yanında giden mahreminin harcaması (ve yol masrafları) kadına ait olur; tıpkı binek konusunda olduğu gibi. Buna göre kadının bu yolculuğuna güç yetirmesinde, hem kendi hem de mahreminin harcamalarını karşılayacak meblağa mâlik olması göz önünde bulundurulur. Dolayısıyla kadın bu haccını icra etmeye koyulurken ve meblağını da çıkartıp mahremine verirken, öbür taraftan mahremi de hacca gitmek istemeyecek olursa, bu durumda kadın mahremsiz kimse hükmünde sayılır.
Erkeğin, karısının farz olan haccı yerine getirmesine engel olmaması gerekir. Bunu, İshak, Ebu Sevr ve Rey ashabı söylemiştir. İmam Şafii’nin ileri sürdüğü iki görüşünden doğru olanı da budur. Ona ait bir görüşü ise şöyledir:
“Hac terâhî (istenildiği zaman gidilebilen bir farz) olduğu için erkeğin, karısına engel olma hakkı vardır.”
el-Muvaffak ise şöyle der: “Bizim mezhebe göre hac, Ramazan orucu ve beş vakit namaz gibi farz olduğu için, erkeğin, karısının farz olan bu haccı yerine getirmesine engel olması söz konusu olamaz. Kadının kocasından izin istemesi ise müstehap görülmüştür. İzin verirse ne âlâ, aksi takdirde kocasının izni olmadan da hacca gider.” Nafile olan hacca gelince; bunda ise erkeğin, karısına engel olma hakkı vardır.
İbn Münzir der ki: “Kendisinden ilim aldığım ilim ehlinin hepsi, erkeğin, karısını nafile hacdan alıkoyma hakkına sahip olduğu konusunda görüş birliğine varmışlardır. Çünkü kocanın hakkı vaciptir. Bu sebeple de bir kadın, kocasının hakkını yok etme hakkına sahip değildir.”