"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Kâbe’de İki Prens Tarafından Yapılan Ağır Yeminler

Rivayet edildiğine göre Hârûn, 186 yılında (802) hac yaptı. Onunla birlikte Muhammed ve Abdullah da vardı; ayrıca askerî komutanları, vezirleri ve kadıları da beraberindeydi. Rakka’da kadınlarını, hazinelerini, mallarını ve ordusunu korumak üzere İbrahim b. Osman b. Nâhik el-Akkî’yi bıraktı. Oğlu el-Kasım’ı ise Menbic’e gönderdi ve orada, yanına verdiği komutanlar ve askerlerle birlikte yerleştirdi.

Hac menasikini tamamladıktan sonra, oğlu Abdullah el-Me’mun için iki belge hazırlattı. Bu belgelerin hazırlanması sırasında fakihler ve kadılar büyük bir çaba sarf ettiler. Bu belgelerden biri, Muhammed üzerine konulan şartları içeriyordu; Hârûn’un ona yüklediği, Abdullah’a verilecek idari bölgelerin teslimi konusundaki şartları açıklıyordu. Ayrıca Abdullah’a mülkler, gelir kaynakları, mücevherler ve servetler tahsis ediliyordu.

Diğer belge ise, halifenin hem ileri gelenlerden hem de halktan aldığı biat metnini ve Abdullah’a karşı yerine getirilmesi gereken yükümlülükleri içeriyordu. Bu yükümlülükler hem Muhammed’in kendisine hem de halkın tüm kesimlerine aitti.

Hârûn, bu iki belgeyi, Muhammed için biat aldıktan ve bu biatın şartlarına Allah’ı, meleklerini ve Kâbe’de bulunan çocuklarını, ailesini, mevlalarını, komutanlarını, vezirlerini, kâtiplerini ve diğerlerini şahit tuttuktan sonra Beytullah’a koydu. Biat ve diğer belgeye şahitlik Kâbe’nin içinde gerçekleşti. Hârûn, kapıcılara bu belgeleri korumalarını ve kimsenin onları alıp götürmesine izin vermemelerini emretti.

Abdullah b. Muhammed, Muhammed b. Yezid et-Temîmî ve İbn el-Hâcib’in rivayetine göre Hârûn hazır bulundu ve Haşimoğullarının ileri gelenlerini, komutanları ve fakihleri çağırdı. Onlar Kâbe’ye alındı. Hârûn, belgenin Abdullah ve Muhammed’e okunmasını emretti ve orada bulunan herkesi onların bu belgeyi kabul ettiklerine şahit tuttu.

Daha sonra belgeyi Kâbe’ye asmayı uygun gördü. Ancak belge asılmak üzere kaldırıldığında düştü. Bunun üzerine insanlar, bu düzenlemenin tamamlanmadan kısa sürede bozulacağını söylediler.

Müminlerin Emiri Hârûn’un oğlu Muhammed’e halifelik geçtiğinde, Müminlerin Emiri Hârûn’un, kardeşi Abdullah b. Hârûn’u Horasan ve sınır bölgelerine vali tayin etmesi ve Karmîsîn’de onun maiyetine kattığı aile mensuplarını da onun emrine vermesi hususunda Muhammed’in, babasının kendisine emrettiği şeyi uygulaması zorunlu olacaktır.

Eğer Müminlerin Emiri’nin oğlu Abdullah, Horasan’a, Rey’e ve Müminlerin Emiri’nin sayıp belirttiği bölgelere gitmek isterse; ister Müminlerin Emiri’nin ordugâhının herhangi bir yerinde bulunsun, ister Müminlerin Emiri’nin hâkimiyetine bağlı olanlardan biri olsun, ister Müminlerin Emiri’nin onun yanına kattığı kimselerle birlikte olsun, Rey’den Horasan’ın en uç idarî bölgesine kadar dilediği yere yönelirse, Müminlerin Emiri’nin oğlu Muhammed, Müminlerin Emiri’nin Abdullah’ın yanına kattığı kumandanlardan, yardımcılarından ve adamlarından hiçbirini onun idaresinden çıkaramaz.

Muhammed, Müminlerin Emiri’nin oğlu Abdullah’ı da, Müminlerin Emiri Hârûn’un kendisine emanet ettiği idarî görevlerden uzaklaştıramaz. Bunlar, Hemedan’a bitişik Rey bölgesinden başlayıp Horasan’ın en uzak sınırlarına kadar uzanan Horasan sınırları, bütün idarî birimleri, bölgeleri ve ona bağlı yerlerdir.

Muhammed, Abdullah’ı zorla kendi yanına getirmeye kalkışamaz; maiyetinden ve askerî kumandanlarından tek bir kişiyi bile ondan ayıramaz; onun başına birini tayin edemez. Aynı şekilde, onun mali memurlarının ve yürütme görevlilerinin üstüne bir vergi tahsildarı, hesap memuru veya maliye görevlisi gönderemez. Abdullah’ın küçük veya büyük hiçbir işine zarar verecek bir müdahalede bulunamaz. Kendi görüşü ve usulüyle onun işlerinin hiçbir tarafına karışamaz.

Muhammed, Müminlerin Emiri’nin Abdullah’ın yanına kattığı aile mensuplarına, adamlarına, kadılarına, mali görevlilerine, kâtiplerine, komutanlarına, kölelerine, mevlalarına ve askerlerine de; ne kendileri hakkında ne de akrabaları, mevlaları ve çocukları hakkında; beden güvenliklerine, mallarına, mülklerine, evlerine, meskenlerine, eşyalarına, kölelerine ve bineklerine dokunacak şekilde, küçük veya büyük hiçbir zarar ve eziyet veremez. Başkaları da onun emriyle, görüşüyle, izniyle veya herhangi bir hilesiyle böyle bir şey yapamaz.

Muhammed’in kendisi, kadıları, mali görevlileri ve onunla bağlantılı herhangi biri, Abdullah’ın adamlarından hiçbirinin işinde, Abdullah’ın açık izni yahut onun kadılarının hükmü olmaksızın yargı yetkisi kullanamaz.

Ayrıca, Müminlerin Emiri’nin, Abdullah’ın yanına kattığı aile mensuplarından, yardımcılarından, komutanlarından, mali görevlilerinden, kâtiplerinden, kölelerinden, mevlalarından ve askerlerinden herhangi biri, Abdullah’a bağlılığını terk edip onun askerî yükümlülüğünden ve onun yanındaki yerinden çıkarsa, ona karşı gelirse veya onun maslahatına aykırı davranırsa, Muhammed onu hor ve hakir bir halde Abdullah’a geri göndermek zorundadır ki, Abdullah onun hakkında hükmünü ve kararını uygulasın.

Eğer Muhammed, Abdullah’ı kendisinden sonraki veliahtlık hakkından uzaklaştırmaya kalkışırsa; yahut onu Horasan valiliğinden, sınır bölgelerinden, idarî bölümlerinden, Hemedan sınırlarına kadar uzanan eyaletinden ve Müminlerin Emiri’nin bu belgede adını açıkça belirttiği bölgelerden mahrum etmeye teşebbüs ederse; yahut Karmîsîn’e gelen ve Müminlerin Emiri’nin Abdullah’ın yanına kattığı kumandanlardan herhangi birini görevden almaya yeltenir yahut Müminlerin Emiri’nin ona verdiği şeylerin küçüğünü veya büyüğünü herhangi bir yolla ya da herhangi bir hileyle ondan eksiltmeye çalışırsa, bu durumda Müminlerin Emiri’nden sonra hilafet doğrudan Müminlerin Emiri Hârûn’un oğlu Abdullah’a geçecektir. O da Müminlerin Emiri’nin oğlu Muhammed’in önüne geçmiş olacak ve Müminlerin Emiri’nden hemen sonra yetki sahibi kişi olacaktır.

Bu durumda, Müminlerin Emiri Hârûn’un bütün komutanları, Horasanlı askerler, maaş alanlar ve bütün ordu birlikleriyle garnizon şehirlerindeki Müslümanların tamamı, Abdullah b. Müminlerin Emiri’ne itaat edecektir. Onun yanında yer alacak, ona karşı çıkanlarla savaşacak, ona yardım edecek ve sağ kaldıkları müddetçe onu koruyacaklardır. Onlardan hiçbiri, nerede olursa olsun, ona başkaldıramaz, itaatsizlik edemez ve ondan yüz çeviremez. Aynı şekilde, Müminlerin Emiri’nin oğlu Muhammed’e de, Abdullah’ı veliahtlıktan çıkarması, kendisinden sonraki hilafeti Abdullah’tan başkasına çevirmesi veya Müminlerin Emiri Hârûn’un sağlığında, tam sıhhat halinde kendisine verdiği ve kendi eliyle yazdırdığı bu belge ile Kutsal Ev’de yazdırılan diğer belgede şart koştuğu haklardan tek bir şeyi bile ondan eksiltmesi hususunda itaat edemezler. Bu hususta sözü doğru kabul edilecek kişi Abdullah’tır.

Eğer Muhammed b. Hârûn, Müminlerin Emiri Hârûn’un Abdullah’a verdiği şeylerin herhangi bir kısmını azaltırsa, bu durumda sizin şu anda Muhammed b. Hârûn’a vermiş olduğunuz biat boşa çıkmış sayılacaktır. Böyle bir durumda Muhammed, Abdullah b. Müminlerin Emiri Hârûn’a boyun eğecek ve hilafeti ona teslim edecektir.

Muhammed ile Abdullah, Müminlerin Emiri Hârûn’un oğlu el-Kasım’ı üçüncü veliahtlık hakkından mahrum edemezler; kendi çocuklarından, akrabalarından ya da herhangi bir insandan birini onun önüne geçiremezler. Ancak hilafet Abdullah’a geçtiğinde, Müminlerin Emiri’nin el-Kasım lehine yaptığı veliahtlık düzenlemesini yürürlüğe koymak veya bunu kendi çocuklarından yahut kardeşlerinden biri lehine değiştirmek hususunda seçim hakkı ona ait olacaktır. Dilediğini el-Kasım’ın önüne geçirebilir, el-Kasım’ı ise tercih ettiği kişinin sonrasına koyabilir; bu konuda kendi görüşüne ve takdirine göre karar verir.

Ey Müslümanlar! Müminlerin Emiri’nin bu belgesinde belirlediği, onlar için şart koştuğu ve yerine getirilmesini emrettiği hususları uygulamanız gerekir. Müminlerin Emiri’nin, Abdullah b. Müminlerin Emiri hakkında üzerinize yüklediği görevlerde ona itaat edip dinlemeniz gerekir. Bu konuda Allah’ın ahdi ve emanı, Resulü’nün emanı, Müslümanların emanı, Allah’ın Arş’a yakın melekler, nebiler ve resuller üzerine yüklediği ahidler, müminler ve Müslümanlar üzerine vacip kıldığı yükümlülükler sizin boynunuzdadır.

Siz, Allah’ın kulu ve Müminlerin Emiri’ne karşı, onun bu belgede özellikle belirlediği şeyleri; Muhammed, Abdullah ve el-Kasım’a karşı da, bu belgede açıkça yazdığı, üzerinize yüklediği ve sizin de bizzat kabul ettiğiniz yükümlülükleri eksiksiz yerine getireceksiniz. Eğer bunun herhangi bir kısmını değiştirir, bozarsanız; yahut verdiğiniz sözü tutmaz ve Müminlerin Emiri’nin size emrettiği ve üzerinize vacip kıldığı şeylere aykırı hareket ederseniz, bu durumda Allah’ın emanı, Resulü Muhammed’in emanı, müminlerin ve Müslümanların emanı sizden kalkmış olacaktır.

Bundan başka, her birinizin şu anda sahip olduğu yahut bundan sonraki elli yıl içinde sahip olacağı bütün mal, fakirlere sadaka olacaktır. Her biriniz, kefaret olarak elli defa yürüyerek Allah’ın Beyt-i Haram’ına hac yapmayı adak olarak yerine getirmek zorunda kalacaktır. Her birinizin sahip olduğu yahut önümüzdeki elli yıl içinde sahip olacağı bütün köleler hür olacaktır. Her birinizin nikâhında bulunan bütün kadınlar, üç talakla, kesin ve geri dönüşsüz biçimde boş olmuş sayılacaktır. Bu hususta Allah sizin üzerinizde gözetici ve kefildir; hesap görücü olarak da O yeter.

https://kutsalayet.de/er-residin-uc-oglu-icin-veliahtlik-duzenlemeleri/,https://kutsalayet.de/muminlerin-emirinin-oglu-abdullahin-kabede-kendi-eliyle-yazdigi-sart-belgesinin-metni/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız