"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

İsra 13

Her insanın amelini boynuna bağladık. Kıyamet günü onun için, açılmış olarak karşısına çıkacak bir kitap çıkaracağız.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve-kulle (ve her) insânin (insanın) elzemnâhu (bağladık) tâirahu (amelini) fî unukihi (boynuna) ve-nuhricu (ve çıkaracağız) lehu (onun için) yevme’l-kıyâmeti (kıyamet günü) kitâben (bir kitap) yelkâhu (onu bulacak) menşûrâ (açılmış olarak).

Mukatil Tefsiri
Her insanın yaptığı ameli, ister hayır ister şer olsun, kendisine bağladık. O amel onun boynundadır ve hesabı görülünceye kadar kendisinden ayrılmaz. Âdemoğlu öldüğü zaman, amellerinin içinde yazılı bulunduğu amel defteri dürülür. Kıyamet günü geldiğinde ise kitabı açılır ve açılmış hâlde kendisine verilir.

Taberi Tefsiri
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Her insanı, kendisi hakkında hükmedilmiş olan ve işleyeceği şey olarak belirlenmiş bulunan, sonunda kendisine varacağı bedbahtlık veya mutlulukla birlikte yaptığı ameline bağladık; bu, boynunda olup ondan ayrılmaz. Onun amelini boynuna bağladık, ifadesi, Arapların kuşların sağdan veya soldan uçmalarına bakarak uğur yahut uğursuzluk çıkarmalarıyla ilgili kullanımlarına dayanan bir benzetmedir. Yüce Allah onlara, her insanın uğursuzluk olsun ve onu Cehenneme götüren bedbahtlıkla sonuçlansın yahut uğur olsun ve onu Adn cennetlerine götüren mutlulukla sonuçlansın, kendi payına düşenin Rabbi tarafından boynuna bağlandığını bildirmiştir. Tefsir ehli de bu konuda bizim söylediğimize benzer açıklamalar yapmıştır. Bana Muhammed b. Beşşâr rivayet etti ve dedi ki: Bize Muâz b. Hişâm rivayet etti, o babasından, o Katâde’den, o da Câbir b. Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Allah’ın Peygamberi şöyle buyurmuştur: Bulaşıcılık yoktur, uğursuzluk çıkarmak yoktur; her insanın amelini de boynuna bağladık. Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet etti ve dedi ki: Bana babam, o amcamdan, o babasından, o da kendi babasından, İbn Abbâs’ın, Her insanın amelini boynuna bağladık, sözü hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Buradaki tâir, insanın amelidir. Tâir kelimesi birçok şey için kullanılır; insanların birbirlerinden uğursuzluk çıkarmaları da bunlardandır. Bize Kâsım rivayet etti ve dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, o Haccâc’dan, o İbn Cüreyc’den rivayet etti. İbn Cüreyc şöyle dedi: Bana Atâ el-Horasânî, İbn Abbâs’tan, Her insanın amelini boynuna bağladık, sözü hakkında şöyle haber verdi: Bu, onun ameli ve kendisi hakkında takdir edilmiş olan şeydir; nerede bulunursa bulunsun ona yapışıktır ve nereye giderse onunla birlikte gider. İbn Cüreyc, Tâiri, onun amelidir, dedi. İbn Cüreyc ayrıca, Bana Abdullah b. Kesîr, Mücâhid’den şöyle haber verdi: Bu, onun ameli ve Allah’ın kendisi için yazdığı şeydir, dedi. Bana Muhammed b. Amr rivayet etti ve dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, o Îsâ’dan rivayet etti. Bana Hâris de rivayet etti ve dedi ki: Bize Hasan rivayet etti, o Verkâ’dan; bunların ikisi de İbn Ebû Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid, Tâiri, onun amelidir, dedi. Bize İbn Beşşâr rivayet etti ve dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, o Süfyân’dan rivayet etti. Bize İbn Humeyd de rivayet etti ve dedi ki: Bize Hakkâm, Amr’dan rivayet etti. Bunların ikisi de Mansûr’dan, o da Mücâhid’den, Her insanın amelini boynuna bağladık, sözü hakkında, Onun amelidir, dediğini rivayet etti. Bize İbn Humeyd rivayet etti ve dedi ki: Bize Cerîr, Mansûr’dan, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Bana Vâsıl b. Abdüla‘lâ rivayet etti ve dedi ki: Bize İbn Fudayl rivayet etti, o Hasan b. Amr el-Fukaymî’den, o Hakem’den, o da Mücâhid’den, Her insanın amelini boynuna bağladık, ayeti hakkında şöyle rivayet etti: Doğan hiçbir çocuk yoktur ki boynunda, bedbaht veya mutlu olduğunun yazılı olduğu bir yaprak bulunmasın. Mücâhid’in ayrıca, İşte onlara kitaptaki payları ulaşacaktır, dediğini işittim. Bununla önceden belirlenmiş olan şeyi kastediyordu. Bize Bişr rivayet etti ve dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, o Saîd’den, o da Katâde’den rivayet etti. Katâde, Her insanın amelini boynuna bağladık, sözü hakkında, Evet, Allah’a yemin olsun ki onun mutluluğu ve bedbahtlığı yaptığı ameline bağlıdır, dedi. Bize İbn Abdüla‘lâ rivayet etti ve dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den rivayet etti. Katâde, Tâiri, onun amelidir, dedi.

Bir kimse, Durum anlattığın gibiyse neden, Onun amelini boynuna bağladık, denildi de ellerine, ayaklarına veya bedeninin başka bir uzvuna bağladık denilmedi? diye sorarsa şöyle cevap verilir: Çünkü boyun, alametlerin, gerdanlıkların, halkaların ve insanı süsleyen yahut çirkin gösteren benzeri şeylerin bulunduğu yerdir. Bu sebeple Arapların sözünde insana veya başka bir varlığa ayrılmaz biçimde bağlı olan şeylerin boyna nispet edilmesi yaygınlaşmıştır. Bu kullanım o kadar çoğalmıştır ki bedenin başka uzuvlarına bağlı işler dahi boyna nispet edilir olmuştur. Nitekim bedenin çeşitli uzuvlarının işlediği suçları ele nispet eder ve, Bu, iki elinin kazandığı şey sebebiyledir, derler; hâlbuki kişiyi o sonuca götüren dilinin veya cinsel organının fiili de olabilir. Onun amelini boynuna bağladık, ifadesi de böyledir.

Kıyamet günü onun için, açılmış olarak karşısına çıkacak bir kitap çıkaracağız, ayetinin kıraati konusunda kıraat âlimleri ihtilaf etmiştir. Medine ve Mekke kıraat âlimlerinden bazıları, yani Nâfi‘ ve İbn Kesîr ile Irak kıraat âlimlerinin çoğu, çıkaracağız kelimesini nun ile okumuş, karşısına çıkacak ifadesini ise ilk harfi açık ve ortadaki harfi şeddesiz olarak okumuştur. Buna göre anlam, Önceki, onu bağladık, sözündeki gibi yine biz kıyamet günü onun için amellerinin yazılı olduğu, açılmış bir kitap çıkaracağız, şeklindedir. Şam kıraat âlimlerinden bazıları, çıkaracağız kelimesinde bunlara uymuş, fakat karşısına çıkacak ifadesini edilgen kalıpta, yani ona verilecek şeklinde okumuştur. Buna göre anlam, Biz kıyamet günü onun için bir kitap çıkaracağız ve insan bu açılmış kitabı kendisine verilmiş olarak bulacaktır, şeklindedir. Mücâhid’den de şu kıraat rivayet edilmiştir: Bize Ahmed b. Yûsuf rivayet etti ve dedi ki: Bize Kâsım rivayet etti, o Yezîd’den, o Cerîr b. Hâzim’den, o Humeyd’den, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid bunu, Kıyamet günü onun için bir kitap çıkar, şeklinde okumuştur. Yezîd, Bununla tâirin kitap olarak çıkmasını kastediyor diye düşünüyorum, dedi. Bu kıraat Hasan el-Basrî ile İbn Muhaysın’ın da kıraatidir. Bu kıraati okuyan kimse, sözün anlamını, Boynuna bağladığımız tâir kıyamet günü onun için ortaya çıkar ve okuyacağı açılmış bir kitaba dönüşür, şeklinde anlamış görünmektedir. Medine kıraat âlimlerinden bazıları ise kelimeyi edilgen kalıpta, onun için çıkarılır, şeklinde okumuştur. Buna göre anlam, Kıyamet günü onun tâiri kendisi için bir kitap olarak çıkarılır, yani Allah onu kitaba dönüştürmüş hâlde ortaya çıkarır, demektir; ancak ifade edilgen kalıba çevrilmiştir.

Bu kıraatler içinde doğruya en yakın olanı, çıkaracağız kelimesinin nun ile, karşısına çıkacak kelimesinin ise ilk harfi açık ve ortası şeddesiz okunmasıdır. Çünkü bundan önceki haber, Allah’ın kullarına bağladığı şeyi kendisinin bağladığını bildirmektedir. Dolayısıyla ardından gelen haberin de yine Allah hakkında olması ve önceki cümlede olduğu gibi nun ile gelmesi daha uygundur. Karşısına çıkacak ifadesine gelince, kıraat imamlarının çoğunluğunun seçtiğimiz kıraati doğru kabul etmesi ve ona aykırı kıraatin şaz kalması, bu konuda bizim için yeterli delildir; iki kıraatin anlamı birbirine yakın olsa da böyledir. Şu hâlde doğru kıraat anlattığımız şekildedir ve ayetin anlamı şöyledir: Ey Âdemoğulları topluluğu, her birinizin uğursuzluğunu ve uğurunu, bedbahtlığını ve mutluluğunu, ilmimizde onun sonunda varacağı ve hayır yahut şer olarak işleyeceği şey önceden belirlenmiş bulunduğu için boynuna bağladık. Böylece hiçbir amelinde, hakkında hükmettiğimiz ve kendisi için yazdığımız şeyin dışına çıkmaz. Bize geldiği zaman da onun için, dünyada işlediği bütün amellerin ve kendisi için yazıp boynuna bağladığımız payın içinde sayılıp döküldüğü, Rabbi tarafından dünyada geçmiş olan her şeyin eksiksiz kaydedildiği açılmış bir kitap çıkarırız; o da bu kitabı karşısında bulur.

Tefsir ehli de bu konuda bizim söylediğimize benzer açıklamalar yapmıştır. Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet etti ve dedi ki: Bana babam, o amcamdan, o babasından, o da kendi babasından, İbn Abbâs’ın, Kıyamet günü onun için, açılmış olarak karşısına çıkacak bir kitap çıkaracağız, sözü hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Bu, onun yaptığı ve kendisi için eksiksiz kaydedilen amelidir. Kıyamet günü onun üzerine yazılmış bulunan ameller çıkarılır ve onları açılmış olarak karşısında bulur. Bize Bişr rivayet etti ve dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, o Saîd’den, o da Katâde’den, Kıyamet günü onun için, açılmış olarak karşısına çıkacak bir kitap çıkaracağız, sözü hakkında rivayet etti. Katâde, Yani onun amelidir, dedi. Bize Kâsım rivayet etti ve dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, o Ebû Süfyân’dan, o Ma‘mer’den, o da Katâde’den rivayet etti. Katâde, Onun amelini boynuna bağladık, sözü hakkında, Onun amelidir, dedi. Onun için çıkaracağız, sözü hakkında ise, O ameli çıkaracağız, dedi. Açılmış bir kitap olarak karşısına çıkacak, sözü hakkında Ma‘mer şöyle dedi: Hasan şu ayeti okudu: Sağında ve solunda oturan iki melek vardır (Kâf 17). Ey Âdemoğlu, senin için sahifen açılmış, üzerine iki değerli melek görevlendirilmiştir; biri sağında, diğeri solundadır. Sağındaki iyiliklerini, solundaki ise kötülüklerini kaydeder. Artık dilediğini yap; az da yapabilirsin çok da. Öldüğünde sahifen dürülür ve boynuna asılarak mezarında seninle birlikte bulunur. Kıyamet günü geldiğinde ise açılmış bir kitap hâlinde karşına çıkar. Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak kendi nefsin sana yeter (İsrâ 14). Allah’a yemin olsun ki seni kendi hesabını görecek kişi yapan, sana tam bir adaletle davranmıştır. Bize İbn Abdüla‘lâ rivayet etti ve dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den rivayet etti. Katâde, Tâiri, onun amelidir; o amel sebebiyle kendisi için açılmış olarak karşısına çıkacak bir kitap çıkarırız, dedi.

Arap dili âlimlerinden bazıları, Her insanın amelini boynuna bağladık, sözündeki tâir kelimesini kişinin nasibi olarak yorumlamıştır. Bu, Arapların, Falancanın oku şu payı aldı, yani kurada ona o pay düştü, demelerinden alınmıştır. Bu görüşün dil bakımından bir yönü bulunsa da tefsir ehlinin yorumu daha önce açıkladığımız şekildedir ve Kur’an’ın tefsirinde onların söylediklerini bırakıp başka bir yoruma geçmek doğru değildir. Bununla birlikte bu görüşü söyleyen kişi, nasip sözüyle amel, bedbahtlık ve mutluluktan düşen payı kastetmişse, onun sözü de tefsir ehlinin görüşünden çok uzak değildir.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/isra-12/,https://kutsalayet.de/isra-14/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız