"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

El-Kâfî – Muhammed b. Yakub el-Küleynî

1- Akıl ve Cehalet (36 Hadis)
2- İlmin Fazileti (176 Hadis)
3- Tevhid (212 Hadis)
4- Hüccet (1007 Hadis)
5- İman ve Küfür (1614)
6- Kitâbü’d-Duâ (409)

1- Dua Etmenin Fazileti ve Teşvik
2- Duanın Müminin Silahı Olması
3- Duanın Belayı ve Kazayı Geri Çevirmesi
4- Duanın Her Hastalığa Şifa Olması
5- Dua Eden Kimsenin Duasına İcabet Edilmesi
6- Duanın İlham Edilmesi
7- Bela Gelmeden Önce Dua Etmek
8- Duada Kesin İnanç
9- Duaya Kalben Yönelmek
10- Duada Israr Etmek ve Sabırla Beklemek
11- Duada İhtiyacın Adını Açıkça Söylemek
12- Duayı Gizli Yapmak
13- Duanın Kabul Edilmesinin Umulduğu Vakitler
14- Ümit, Korku, Yalvarıp Yakarma, Tam Yöneliş, Israrla Niyaz, Allah’a Sığınma
15- Ağlama
16- Duadan Önce Allah’a Övgüde Bulunmak
17- Topluca Dua Etmek
18- Duada Herkesi Kapsamak
19- Duasına İcabet Edilmesi Geciken Kimse
20- Peygamber Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine Salât Etmek
21- Her Mecliste Yüce Allah’ı Anmanın Gerekliliği
22- Allah’ı Çokça Anmak
23- Yıldırım Allah’ı Anan Kimseye İsabet Etmez
24- Allah’ı Anmakla Meşgul Olmak
25- Allah’ı Gizlice Anmak
26- Gafiller Arasında Allah’ı Anmak
27- Allah’a Hamdetmek ve O’nu Yüceltmek
28- Bağışlanma Dilemek
29- Tesbih, Tehlil ve Tekbir
30- Din Kardeşlerine Gıyaplarında Dua Etmek
31- Duası Kabul Edilen Kimseler
32- Duası Kabul Edilmeyen Kimseler
33- Düşmana Beddua Etmek
34- Mübahale
35- Mübarek ve Yüce Rabbin Kendisini Yücelttiği Sözler
36- “Lâ İlâhe İllallah” Diyen Kimse
37- “Lâ İlâhe İllallah ve Allahu Ekber” Diyen Kimse
38- “Lâ İlâhe İllallah, Vahdehû, Vahdehû, Vahdehû” Diyen Kimse
39- “Lâ İlâhe İllallah, Vahdehû Lâ Şerîke Leh” Sözünü On Defa Söyleyen Kimse
40- “Allah’tan Başka İlah Olmadığına, O’nun Tek ve Ortağının Bulunmadığına; Muhammed’in de O’nun Kulu ve Resûlü Olduğuna Şehadet Ederim” Diyen Kimse
41- Her Gün On Defa “Allah’tan Başka İlah Olmadığına, O’nun Tek ve Ortağının Bulunmadığına; Tek, Bir ve Samed Bir İlah Olduğuna, Eş ve Çocuk Edinmediğine Şehadet Ederim” Diyen Kimse
42- On Defa “Ey Allah, Ey Allah” Diyen Kimse
43- “Lâ İlâhe İllallah, Gerçekten Gerçekten” Diyen Kimse
44- “Ey Rabbim, Ey Rabbim” Diyen Kimse
45- İhlasla “Lâ İlâhe İllallah” Diyen Kimse
46- “Allah’ın Dilediği Olur; Güç ve Kuvvet Ancak Allah’ladır” Diyen Kimse
47- “Kendisinden Başka İlah Olmayan, Diri ve Kayyûm, Celâl ve İkram Sahibi Allah’tan Bağışlanma Diler ve O’na Tövbe Ederim” Diyen Kimse
48- Sabah ve Akşam Söylenecek Sözler
49- Uyurken ve Uyanırken Okunacak Dua
50- İnsan Evinden Çıktığında Okunacak Dua
51- Namazdan Önce Okunacak Dua
52- Namazların Ardından Okunacak Dualar
53- Rızık İçin Dua
54- Borç İçin Dua

1.

Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed ve Sehl b. Ziyâd’dan, onların ikisi İbn Mahbûb’dan, o Cemîl b. Derrâc’dan, o Velîd b. Sabîh’ten rivayet etti. Velîd b. Sabîh şöyle dedi: Ebû Abdullah’a bazı kimselerde bulunan alacağımdan şikâyet ettim. Bana şöyle buyurdu:

“Şöyle de: Allah’ım, bakışlarından bir bakışla borçlularıma borçlarını ödemeyi, bana da alacağımı tahsil etmeyi kolaylaştır. Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin.”

2.

Hüseyin b. Muhammed el-Eş‘arî, Muallâ b. Muhammed’den, o Hasan b. Ali el-Veşşâ’dan, o Hammâd b. Osman’dan rivayet etti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu:

Bir adam Peygamber’e gelerek, “Ey Allah’ın peygamberi, borç ve göğsümdeki vesvese bana galip geldi.” dedi. Peygamber ona şöyle buyurdu:

“Ölmeyen Hayy’a tevekkül ettim. Eş ve çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı bulunmayan ve acizlikten dolayı bir veliye muhtaç olmayan Allah’a hamdolsun; O’nu gereği gibi yücelt.” (Furkân 58; İsrâ 111)

Adam Allah’ın dilediği kadar bir müddet sabretti. Sonra Peygamber’in yanından geçerken Peygamber ona seslendi ve, “Ne yaptın?” diye sordu. Adam, “Ey Allah’ın Resûlü, bana söylediğin sözlere devam ettim; Allah borcumu ödedi ve göğsümdeki vesveseyi giderdi.” dedi.

3.

Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Muhammed b. Sinân’dan, o İbn Müskân’dan, o Ebû Hamza es-Sümâlî’den rivayet etti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu:

Bir adam Peygamber’e gelerek, “Ey Allah’ın Resûlü, göğsümdeki vesveseden dolayı büyük bir sıkıntıya uğradım; borçlu, ailesi kalabalık ve muhtaç bir adamım.” dedi. Peygamber ona şöyle buyurdu:

“Şu sözleri tekrarla: Ölmeyen Hayy’a tevekkül ettim. Eş ve çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı bulunmayan ve acizlikten dolayı bir veliye muhtaç olmayan Allah’a hamdolsun; O’nu gereği gibi yücelt.” (Furkân 58; İsrâ 111)

Çok geçmeden adam tekrar geldi ve, “Allah göğsümdeki vesveseyi giderdi, borcumu ödedi ve rızkımı genişletti.” dedi.

4.

Ali b. İbrahim, babasından, o Abdullah b. Muğîre’den, o Mûsâ b. Bekir’den rivayet etti. Ebû İbrahim bunu benim için bir kâğıda şöyle yazmıştı:

“Allah’ım, yaratıklarının benim üzerimde bulunan küçük ve büyük bütün haklarını kendi katından bir kolaylık ve afiyet içinde onlara geri ver. Gücümün ulaşmadığı, imkânımın yetmediği, bedenimin, kesin inancımın ve nefsimin altından kalkamadığı hakları da katındaki bol lütfundan benim adıma öde. Sonra bunlardan hiçbir şeyi, iyiliklerimden alarak ödenmek üzere üzerimde bırakma, ey merhametlilerin en merhametlisi! Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun tek olduğuna ve ortağının bulunmadığına şehadet ederim. Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna, dinin yasalaştırıldığı gibi olduğuna, İslam’ın tarif edildiği gibi olduğuna, kitabın indirildiği gibi olduğuna, sözün rivayet edildiği gibi olduğuna ve Allah’ın apaçık hak olduğuna şehadet ederim. Allah Muhammed’i ve Ehl-i beytini hayırla ansın; Muhammed’i ve Ehl-i beytini selamla karşılasın.”

Sıkıntı, Kaygı, Hüzün ve Korku İçin Dua Babı

1.

Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Muhammed b. İsmail b. Bezî‘den, o Ebû İsmail es-Serrâc’dan, o İbn Müskân’dan, o Ebû Hamza’dan rivayet etti. Muhammed b. Ali şöyle buyurdu:

“Ey Ebû Hamza, korktuğun bir durumla karşılaştığında neden evinin köşelerinden birine, yani kıbleye yönelip iki rekât namaz kılmıyor, ardından yetmiş defa, ‘Ey bakanların en iyi göreni, ey işitenlerin en iyi işiteni, ey hesap görenlerin en hızlısı ve ey merhametlilerin en merhametlisi!’ demiyorsun? Bu sözleri her söyleyişinde bir ihtiyacını dile getir.”

2.

Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o Abdurrahman b. Ebû Necrân’dan, o Âsım b. Humeyd’den, o Sâbit’ten, o Esmâ’dan rivayet etti. Esmâ şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu:

Kim bir kaygıya, kedere, sıkıntıya, belaya veya şiddetli bir geçim zorluğuna uğrarsa şöyle desin:

“Allah benim Rabbimdir; O’na hiçbir şeyi ortak koşmam. Ölmeyen Hayy’a tevekkül ettim.” (Furkân 58)

3.

Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Hişâm b. Sâlim’den rivayet etti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu:

Bir adamın başına bir musibet veya şiddetli bir durum geldiğinde yahut bir iş onu sıkıntıya soktuğunda dizlerini ve kollarını açsın, onları yere yapıştırsın, göğsünü de yere koysun; sonra secde hâlindeyken ihtiyacı için dua etsin.

4.

Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Mahbûb’dan, o Hasan b. Ammâr ed-Dehhân’dan, o Misma‘dan rivayet etti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu:

Yûsuf’un kardeşleri Yûsuf’u kuyuya attıklarında Cebrâil onun yanına gelip kuyuya girdi ve, “Ey genç, burada ne yapıyorsun?” diye sordu. Yûsuf, “Kardeşlerim beni kuyuya attılar.” dedi. Cebrâil, “Buradan çıkmak ister misin?” diye sordu. Yûsuf, “Bu, yüce Allah’a aittir; dilerse beni çıkarır.” dedi. Bunun üzerine Cebrâil ona, “Yüce Allah sana, ‘Seni kuyudan çıkarıncaya kadar bana şu duayla dua et.’ buyuruyor.” dedi. Yûsuf, “Bu dua nedir?” diye sordu. Cebrâil şöyle dedi:

“Şöyle de: Allah’ım, hamdin sana ait olması, senden başka ilah bulunmaması, senin çokça lütfeden, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısı, celâl ve ikram sahibi olman hakkı için senden Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine salât etmeni ve içinde bulunduğum durumdan bana bir ferahlık ve çıkış yolu vermeni istiyorum.”

Sonra onun kıssasında Allah’ın kitabında zikrettiği şeyler gerçekleşti.

5.

Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Muhammed b. İsmail’den, o Ebû İsmail es-Serrâc’dan, o Muâviye b. Ammâr’dan rivayet etti:

Ebû Abdullah’ın, Dâvûd b. Ali’nin Muallâ b. Huneys’i öldürüp Ebû Abdullah’ın malını aldığı sırada onun aleyhine ettiği dua şuydu:

“Allah’ım, sönmeyen nurun, gizli kalmayan kesin hükümlerinin, tükenmeyen izzetinin, sayılamayan nimetinin ve Firavun’u Mûsâ’dan uzak tuttuğun hükümranlığın hakkı için senden istiyorum.”

6.

Ali b. İbrahim, babasından, o ashabından birinden, o İsmail b. Câbir’den rivayet etti. Ebû Abdullah kaygı hakkında şöyle buyurdu:

Gusledersin, iki rekât namaz kılarsın ve şöyle dersin:

“Ey kaygıyı gideren, ey kederi açıp kaldıran, ey dünyanın ve ahiretin Rahmân’ı ve ikisinin Rahîm’i! Kaygımı gider, kederimi açıp kaldır. Ey Allah, ey Vâhid, ey Ehad, ey Samed; doğurmayan, doğurulmayan ve hiçbir dengi bulunmayan! Beni koru, beni arındır ve belamı gider.” (İhlâs 1-4)

Ardından Âyetü’l-Kürsî’yi ve iki Muavvizeteyn sûresini oku. (Bakara 255; Felak 1-5; Nâs 1-6)

7.

Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed’den, o Osman b. Îsâ’dan, o Semâa’dan rivayet etti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu:

Bir işten korktuğunda şöyle de:

“Allah’ım, hiç kimse sana karşı yeterli olamaz; sen ise yaratıklarından herkese karşı yeterlisin. Şu ve şu konuda bana yeterli ol.”

Başka bir hadiste şöyle buyurdu:

“Şöyle dersin: Ey her şeye karşı yeterli olan, fakat göklerde ve yerde hiçbir şeyin kendisine karşı yeterli olamadığı Allah! Dünya ve ahiret işlerimden beni kaygılandıran şeye karşı bana yeterli ol. Allah Muhammed’e ve ailesine salât etsin.”

Ebû Abdullah ayrıca şöyle buyurdu:

Kendisinden çekindiği bir hükümdarın huzuruna giren kimse şöyle desin:

“Allah ile başlarım, Allah ile başarı dilerim ve Muhammed ile sana yönelirim. Allah’ım, onun zorluğunu bana boyun eğdir, güçlüğünü benim için kolaylaştır. Şüphesiz sen dilediğini siler, dilediğini sabit bırakırsın; kitabın anası senin katındadır.” (Ra‘d 39)

Ayrıca şöyle dersin:

“Allah bana yeter; O’ndan başka ilah yoktur. O’na tevekkül ettim ve O büyük Arş’ın Rabbidir. (Tevbe 129) Allah’ın güç ve kuvvetiyle onların güç ve kuvvetinden korunurum. Yarattığı şeylerin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım. (Felak 1-2) Güç ve kuvvet ancak Allah’ladır.”

8.

Ahmed b. Muhammed, ashabımızdan bir gruptan merfû olarak Ebû Abdullah’a ulaştırdığı rivayette onun şöyle buyurduğunu nakletti:

Babamın meydana gelen bir iş karşısında ettiği dualardan biri şuydu:

“Allah’ım, Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine salât et; beni bağışla, bana merhamet et, amelimi arındır, dönüşümü kolaylaştır, kalbimi doğru yola ilet, korkumu güvene çevir, bütün ömrüm boyunca bana afiyet ver, delilimi sağlamlaştır, hatalarımı bağışla, yüzümü ağart, dinimde beni koru, isteğimi kolaylaştır ve rızkımı genişlet; çünkü ben zayıfım. Katındaki güzellik sayesinde bendeki kötülükleri bağışla. Beni kendi nefsim sebebiyle bir acıya uğratma ve yakınım olan hiç kimse sebebiyle de beni acıya uğratma. Ey ilahım, bana bakışlarından öyle bir bakış bağışla ki onunla başıma getirdiğin bütün belaları benden açıp kaldırasın ve benim hakkımda daima uyguladığın güzel âdetini tekrar bana döndüresin. Gücüm zayıfladı, çarem azaldı, yaratıklarından ümidim kesildi; yalnızca sana olan ümidim, sana tevekkülüm ve benim üzerimdeki kudretin kaldı. Ey Rabbim, bana merhamet etmeye ve afiyet vermeye olan kudretin, bana azap etmeye ve beni belaya uğratmaya olan kudretin gibidir. İlahım, geçmiş lütuflarını hatırlamak beni teselli ediyor, ihsanını ummak beni güçlendiriyor. Beni yarattığın günden beri nimetlerinden hiçbir zaman yoksun kalmadım. Sen benim Rabbim, efendim, sığınağım, barınağım, koruyucum, beni savunan, bana merhamet eden ve rızkımı üstlenensin. İçinde bulunduğum her şey senin hükmün ve kudretin iledir. Ey efendim ve mevlam, hükmettiğin, takdir ettiğin ve kesinleştirdiğin şeylerin içinde, içinde bulunduğum bütün durumlardan kurtuluşumu ve afiyetimi çabuklaştır; çünkü bunları benden uzaklaştıracak senden başka hiç kimseyi bulamıyorum ve bu hususta senden başkasına güvenmiyorum. Ey celâl ve ikram sahibi, sana olan güzel zannımın ve ümidimin karşılığını ver; yakarışıma, boyun eğişime ve dayanağımın zayıflığına merhamet et. Bunu bana ve sana dua eden herkese lütfet, ey merhametlilerin en merhametlisi! Allah Muhammed’e ve ailesine salât etsin.”

9.

Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o Ali b. Esbât’tan, o İsmail b. Yesâr’dan, o kendisine rivayet eden birinden nakletti. Şöyle denildi:

Bir iş seni hüzünlendirdiğinde son secdende şöyle de:

“Ey Cebrâil, ey Muhammed! Ey Cebrâil, ey Muhammed!”

Bunu tekrar ettikten sonra şöyle de:

“İçinde bulunduğum duruma karşı bana ikiniz yeterli olun; çünkü siz ikiniz yeterlisiniz. Allah’ın izniyle beni koruyun; çünkü siz ikiniz koruyucusunuz.”

10.

Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Muhammed b. A‘yen’den, o Bişr b. Mesleme’den rivayet etti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu:

Ali b. Hüseyin şöyle derdi:

“Şu sözleri söylediğimde insanlar ve cinler hep birlikte üzerime gelseler bile aldırmam: Allah’ın adıyla, Allah ile, Allah’tan, Allah’a, Allah yolunda ve Resûlullah’ın dini üzereyim. Allah’ım, nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana yönelttim, sırtımı sana dayadım ve işimi sana havale ettim. Allah’ım, beni önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan, üstümden, altımdan ve karşımdan iman korumasıyla koru. Güç ve kuvvetinle kötülüğü benden uzaklaştır; çünkü güç ve kuvvet ancak seninledir.”

Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o İbn Ebû Umeyr’den bunun benzerini rivayet etti.

11.

Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o ashabımızdan birinden rivayet etti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu:

Bir adam bana, “Rebeze’de Ebû Ca‘fer’in huzuruna girdiğinde ne söyledin?” diye sordu. Ben şöyle cevap verdim:

“Allah’ım, sen her şeye karşı yeterlisin; hiçbir şey sana karşı yeterli olamaz. Dilediğin şeyle, dilediğin şekilde, dilediğin yerden ve dilediğin yönden bana yeterli ol.”

12.

Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Hasan b. Ali’den, o Ali b. Müyessir’den rivayet etti. Ali b. Müyessir şöyle dedi:

Ebû Abdullah, Ebû Ca‘fer’in yanına geldiğinde Ebû Ca‘fer kölelerinden birini başında bekletti ve ona, “Yanıma girdiğinde boynunu vur.” dedi. Ebû Abdullah içeri girdiğinde Ebû Ca‘fer’e baktı ve ne olduğu bilinmeyen bir şeyi kendi içinde gizlice söyledi. Ardından açıkça şöyle dedi:

“Ey bütün yaratıklarına yeterli olan ve kendisine hiç kimsenin yeterli olamadığı Allah! Abdullah b. Ali’nin şerrine karşı bana yeterli ol.”

Bunun üzerine Ebû Ca‘fer kölesini göremez oldu, kölesi de onu göremez oldu. Ebû Ca‘fer, “Ey Ca‘fer b. Muhammed, bu sıcakta seni yordum; artık dön.” dedi. Ebû Abdullah onun yanından çıktı. Ebû Ca‘fer kölesine, “Sana emrettiğim şeyi yapmana ne engel oldu?” diye sordu. Köle, “Allah’a yemin olsun ki onu hiç görmedim. Aramıza bir şey geldi ve onunla benim aramı ayırdı.” dedi. Ebû Ca‘fer ona, “Allah’a yemin olsun ki bu olayı bir kimseye anlatırsan seni öldürürüm.” dedi.

13.

Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ömer b. Abdülaziz’den, o Ahmed b. Ebû Dâvûd’dan, o Abdullah b. Abdurrahman’dan, o Ebû Ca‘fer’den rivayet etti. Ebû Ca‘fer bana şöyle buyurdu:

“Sana bir dua öğreteyim mi? Biz Ehl-i beyt, bir iş bizi sıkıntıya düşürdüğünde ve hükümdardan karşı koymaya gücümüzün yetmeyeceği bir şeyden korktuğumuzda bu duayı ederiz.”

“Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın Resûlü’nün oğlu, evet.” dedim. Şöyle buyurdu:

“Şöyle de: Ey her şeyden önce var olan, ey her şeyi var eden ve ey her şeyden sonra baki kalan! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine salât et ve bana şunu ve şunu yap.”

14.

Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan; Muhammed b. Yahyâ da Ahmed b. Muhammed’den, hepsi Ali b. Mehziyâr’dan rivayet ettiler. Ali b. Mehziyâr şöyle dedi:

Muhammed b. Hamza el-Ganevî bana bir mektup yazarak, ferahlık umacağı bir duayı kendisine öğretmesi için Ebû Ca‘fer’e mektup yazmamı istedi. Ebû Ca‘fer bana şöyle yazdı:

“Muhammed b. Hamza’nın, kendisine ferahlık umacağı bir dua öğretilmesi isteğine gelince, ona şunu söyle: ‘Ey her şeye karşı yeterli olan ve hiçbir şeyin kendisine karşı yeterli olamadığı Allah! İçinde bulunduğum durumda beni kaygılandıran şeye karşı bana yeterli ol.’ sözlerine devam etsin. Yüce Allah dilerse içinde bulunduğu kedere karşı kendisine yeterli olunacağını umuyorum.”

Bunu kendisine bildirdim. Çok geçmeden hapisten çıktı.

15.

Ali b. İbrahim, babasından, o ashabından birinden, o İbn Ebû Hamza’dan rivayet etti. İbn Ebû Hamza şöyle dedi: Ali b. Hüseyin’in oğluna şöyle söylediğini işittim:

“Yavrucuğum, sizden birinin başına bir musibet gelir veya ona bir felaket inerse abdest alsın, abdestini güzelce tamamlasın, ardından iki veya dört rekât namaz kılsın ve sonunda şöyle desin: Ey her şikâyetin yöneltildiği makam, ey her gizli konuşmayı işiten, her topluluğa şahit olan ve her gizliyi bilen! Ey dilediği belayı uzaklaştıran, ey İbrahim’in dostu, ey Mûsâ ile gizlice konuşan ve ey Muhammed’i seçen! İhtiyacı şiddetlenmiş, çaresi azalmış ve gücü zayıflamış kimsenin duasıyla sana dua ediyorum; boğulmakta olan, garip, çaresiz ve içinde bulunduğu hâli kendisinden senden başka giderecek hiç kimseyi bulamayan kişinin duasıyla sana dua ediyorum, ey merhametlilerin en merhametlisi!”

Yüce Allah dilerse hiç kimse bu duayla dua etmez ki Allah sıkıntısını gidermesin.

16.

Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Saîd’in kardeşinin oğlundan, o Saîd b. Yesâr’dan rivayet etti. Saîd b. Yesâr şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Bana keder geliyor.” dedim. Şöyle buyurdu:

“‘Allah, Allah benim Rabbimdir; O’na hiçbir şeyi ortak koşmam.’ sözünü çokça söyle. Vesveseden veya içinden geçen düşüncelerden korktuğunda ise şöyle de: Allah’ım, ben senin kulunum, kulunun oğluyum ve cariyenin oğluyum. Perçemim senin elindedir; hakkımdaki hükmün adildir ve hakkımdaki kazân geçerlidir. Allah’ım, kendine ait olan, kitabında indirdiğin, yaratıklarından birine öğrettiğin veya katındaki gayb ilminde kendine ayırdığın her ismin hakkı için senden Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine salât etmeni, Kur’an’ı gözümün nuru, kalbimin baharı, hüznümün cilası ve kaygımın gidericisi kılmanı istiyorum. Allah, Allah benim Rabbimdir; O’na hiçbir şeyi ortak koşmam.”

17.

Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, o Safvân’dan, o Alâ b. Rezîn’den, o Muhammed b. Müslim’den rivayet etti. Ebû Ca‘fer şöyle buyurdu:

Hendek gecesinde Peygamber’in duası şuydu:

“Ey sıkıntıya düşenlerin yardımına koşan, ey çaresizlerin duasına cevap veren ve ey kederimi açıp kaldıran! Kederimi, kaygımı ve sıkıntımı benden açıp kaldır. Çünkü sen benim hâlimi ve ashabımın hâlini bilirsin. Düşmanımın dehşetine karşı bana yeterli ol.”

18.

Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o Ali b. Esbât’tan, o İbrahim b. Ebû İsrâil’den rivayet etti. Rızâ şöyle buyurdu:

Bizim bir cariyemizin boynunda sıraca hastalığı çıktı. Bana birisi gelerek, “Ey Ali, ona şu sözleri tekrar tekrar söylemesini emret: ‘Ey çok şefkatli, ey merhametli, ey Rabbim, ey efendim!’” dedi. Cariye bunları söyledi ve yüce Allah hastalığı ondan giderdi.

Rızâ ayrıca, “Bu, Ca‘fer b. Süleyman’ın dua ettiği duadır.” buyurdu.

19.

Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Hüseyin’den rivayet etti. Hüseyin şöyle dedi:

Ebü’l-Hasan’ın arkasındayken kendisinden bir dua istedim. Şöyle buyurdu:

“Allah’ım, kerîm zatın, büyük ismin, erişilmez izzetin ve hiçbir şeyin karşı koyamadığı kudretin hakkı için senden bana şunu ve şunu yapmanı istiyorum.”

Sonra kendi el yazısıyla bana bir kâğıt göndererek şöyle yazdı:

“Şöyle de: Ey yücelip her şeye boyun eğdiren, gizli olup her şeyden haberdar olan, hükümran olup her şeye gücü yeten ve ölüleri dirilten, her şeye gücü yeten Allah! Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine salât et ve bana şunu ve şunu yap. Sonra şöyle de: Ey kendisinden başka ilah olmayan Allah! ‘Lâ ilâhe illallah’ hakkı için bana merhamet et. Benden başka ilah yoktur sözünün hakkı için bana merhamet et.”

Başka bir kâğıtta da bana şöyle söylememi emretti:

“Allah’ım, güç ve kuvvetinle kötülüğü benden uzaklaştır. Allah’ım, bu günümde, bu ayımda ve bu yılımda bunların bereketlerini senden istiyorum. Bunların içinde inecek her ceza, hoşlanılmayan şey veya belayı güç ve kuvvetinle benden ve çocuklarımdan uzaklaştır. Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin. Allah’ım, nimetinin yok olmasından, afiyetinin değişmesinden, azabının ansızın gelmesinden ve daha önce yazılmış kötü bir hükümden sana sığınırım. Allah’ım, nefsimin şerrinden ve perçeminden tuttuğun her canlının şerrinden sana sığınırım. Şüphesiz sen her şeye gücü yetensin. Allah her şeyi ilmiyle kuşatmış ve her şeyi sayıca hesaplamıştır.” (Hûd 56; Talâk 12; Cin 28)

20.

Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, o Ömer b. Yezîd’den şöyle rivayet etti:

“Ey Hayy, ey Kayyûm, ey kendisinden başka ilah olmayan! Rahmetinle yardım diliyorum; beni kaygılandıran şeye karşı bana yeterli ol ve beni nefsime bırakma.”

Bunu secde hâlindeyken yüz defa söylersin.

21.

Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed’den, o ashabından birinden, o İbrahim b. Hanân’dan, o Ali b. Sevre’den, o Semâa’dan rivayet etti. Semâa şöyle dedi: Ebü’l-Hasan bana şöyle buyurdu:

“Ey Semâa, yüce Allah’tan bir ihtiyacın olduğunda şöyle de: Allah’ım, Muhammed ve Ali’nin hakkı için senden istiyorum; çünkü onların senin katında büyük bir makamı ve yüce bir değeri vardır. Bu makamın ve bu değerin hakkı için senden Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine salât etmeni ve bana şunu ve şunu yapmanı istiyorum. Çünkü kıyamet günü geldiğinde yakınlaştırılmış hiçbir melek, gönderilmiş hiçbir peygamber ve imtihandan geçirilmiş hiçbir mümin kalmaz ki o gün onların ikisine ihtiyaç duymasın.”

22.

Ali b. Muhammed, İbrahim b. İshak el-Ahmer’den, o Ebü’l-Kāsım el-Kûfî’den, o Muhammed b. İsmail’den, o Muâviye b. Ammâr, Alâ b. Seyyâbe ve Zarîf b. Nâsıh’tan rivayet etti. Şöyle dediler:

Ebû Devânîk, Ebû Abdullah’ı yanına çağırdığında Ebû Abdullah ellerini göğe kaldırdı ve şöyle dedi:

“Allah’ım, anne ve babalarının salihliği sebebiyle iki çocuğu korudun. (Kehf 82) Beni de atalarım Muhammed, Ali, Hasan, Hüseyin, Ali b. Hüseyin ve Muhammed b. Ali’nin salihliği sebebiyle koru. Allah’ım, onu sana karşı siper edinerek göğsünden savıyorum ve onun şerrinden sana sığınıyorum.”

Sonra deveciye, “Yürü.” dedi. Ebû Devânîk’in kapısında Rebî‘ onu karşılayarak, “Ey Ebû Abdullah, onun içindeki düşmanlık sana karşı ne kadar şiddetlidir! Allah’a yemin olsun ki onun, ‘Onların hiçbir hurma ağacını bırakmayacağım, hepsini keseceğim; hiçbir mallarını bırakmayacağım, hepsini yağmalayacağım ve hiçbir soylarını bırakmayacağım, hepsini esir edeceğim.’ dediğini işittim.” dedi. Ebû Abdullah gizlice bir şeyler mırıldandı ve dudaklarını hareket ettirdi. İçeri girdiğinde selam verdi ve oturdu. Ebû Devânîk selamını aldı ve ardından, “Allah’a yemin olsun ki senin hiçbir hurma ağacını bırakmayıp kesecek ve hiçbir malını bırakmayıp alacaktım.” dedi. Ebû Abdullah şöyle buyurdu:

“Ey müminlerin emiri, Allah Eyyûb’u imtihan etti, o sabretti; Dâvûd’a verdi, o şükretti; Yûsuf’a güç verdi, o da bağışladı. Sen de onların soyundansın ve bu soydan ancak onlara benzeyen davranışlar gelir.”

Ebû Devânîk, “Doğru söyledin, sizi bağışladım.” dedi. Ebû Abdullah ona, “Ey müminlerin emiri, Ehl-i beytimizden birinin kanını döken hiç kimse olmamıştır ki Allah onun hükümranlığını elinden almasın.” dedi. Ebû Devânîk buna öfkelendi ve hiddetlendi. Ebû Abdullah ona, “Yavaş ol ey müminlerin emiri. Bu hükümranlık Ebû Süfyân’ın ailesindeydi. Yezîd, Hüseyin’i öldürünce Allah hükümranlığı ondan aldı ve Mervân ailesine miras bıraktı. Hişâm, Zeyd’i öldürünce Allah hükümranlığı ondan aldı ve Mervân b. Muhammed’e miras bıraktı. Mervân, İbrahim’i öldürünce Allah hükümranlığı ondan aldı ve size verdi.” dedi. Ebû Devânîk, “Doğru söyledin. Söyle, ihtiyaçlarını karşılayayım.” dedi. Ebû Abdullah, “Gitmek için izin istiyorum.” dedi. Ebû Devânîk, “Ne zaman istersen izin senin elindedir.” dedi.

Ebû Abdullah dışarı çıktığında Rebî‘ ona, “Senin için on bin dirhem verilmesini emretti.” dedi. Ebû Abdullah, “Ona ihtiyacım yok.” dedi. Rebî‘, “O hâlde onu öfkelendirirsin; parayı al, sonra sadaka olarak dağıt.” dedi.

23.

Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Muhammed b. A‘yen’den, o Kays b. Seleme’den rivayet etti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu:

Ali b. Hüseyin şöyle derdi:

“Şu sözleri söylediğimde cinler ve insanlar hep birlikte üzerime gelseler bile aldırmam: Allah’ın adıyla, Allah ile, Allah’tan, Allah’a, Allah yolunda ve Resûlullah’ın dini üzereyim. Allah’ım, nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana yönelttim, sırtımı sana dayadım ve işimi sana havale ettim. Allah’ım, beni önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan, üstümden, altımdan ve karşımdan iman korumasıyla koru. Güç ve kuvvetinle kötülüğü benden uzaklaştır; çünkü güç ve kuvvet ancak Allah’ladır.”

Hastalıklar ve Rahatsızlıklar İçin Yapılan Dualar

1- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Abdurrahman b. Ebû Necran ve İbn Fezzâl’dan, onlar da ashabımızdan birinden, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Hastalandığında şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Sen bazı toplulukları kınayarak şöyle buyurdun: ‘De ki: O’nun dışında ilâh olduklarını iddia ettiklerinizi çağırın; onlar sizden sıkıntıyı gidermeye de onu değiştirmeye de güç yetiremezler.’ (İsrâ 56). Ey sıkıntımı benden gidermeye ve onu benden uzaklaştırmaya Senden başka hiç kimsenin güç yetiremediği Allah’ım! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle, sıkıntımı benden gider ve onu Seninle birlikte başka bir ilâha dua eden kimseye çevir. Senden başka ilâh yoktur.”

2- Ahmed b. Muhammed, Abdülazîz b. Mühtedî’den, o Yûnus b. Abdurrahman’dan, o Dâvûd b. Zürbî’den rivayet etmiştir.

Dâvûd b. Zürbî şöyle dedi: Medine’de ağır bir hastalığa yakalandım. Bu durum Ebû Abdullah’a ulaşınca bana şöyle yazdı: “Hastalığını öğrendim. Bir sâ‘ buğday satın al, sonra sırtüstü uzan ve buğdayı göğsünün üzerine gelişigüzel serp. Ardından şöyle de: ‘Allah’ım! Sana, kendisiyle Sana dua eden darda kalmış kimsenin sıkıntısını giderdiğin, onu yeryüzünde güç sahibi kıldığın ve onu mahlûkatın üzerine halifen yaptığın isminle yalvarıyorum ki Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle ve beni bu hastalığımdan kurtar.’ Sonra doğrulup otur, etrafındaki buğdayı topla ve yine aynı duayı oku. Ardından buğdayı birer müd olacak şekilde yoksullara dağıt ve her dağıtışında aynı duayı tekrar et.” Dâvûd dedi ki: Bunu yaptım; sanki ayağımdaki bağ çözülmüş gibi iyileştim. Bunu benden başka birçok kişi de yaptı ve faydasını gördü.

3- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Hüseyin b. Nuaym’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Çocuklarından biri hastalanınca ona şöyle buyurdu: “Yavrucuğum! Şöyle de: ‘Allah’ım! Bana şifanla şifa ver, ilacınla tedavi et, beni belalarından esenlikte kıl. Çünkü ben Senin kulunum ve kulunun oğluyum.’”

4- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o Mâlik b. Atıyye’den, o da Yûnus b. Ammâr’dan rivayet etmiştir.

Yûnus b. Ammâr şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Sana feda olayım! Yüzümde ortaya çıkan bu hastalık hakkında insanlar, ‘Allah buna yakalanan kulunun artık hiçbir ihtiyacını yerine getirmez.’ diyorlar.” dedim. Bana şöyle buyurdu: “Hayır! Firavun ailesinden iman eden kişi parmakları büzülmüş bir kimseydi. Elini uzatır ve: ‘Ey kavmim! Gönderilmiş elçilere uyun.’ (Yâsîn 20-21) derdi.” Sonra şöyle buyurdu: “Gecenin son üçte birinin başında abdest al ve kıldığın namaza dur. İlk iki rekâtın son secdesinde secde hâlindeyken şöyle de: ‘Ey Yüce! Ey Azamet sahibi! Ey Rahmân! Ey Rahîm! Ey duaları işiten! Ey hayırlar veren! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle, bana dünya ve ahiret hayırlarından Senin layık gördüğünü ver, dünya ve ahiret şerlerinden de Senin uygun gördüğünü benden uzaklaştır. Bu ağrıyı da benden gider.’ Sonra rahatsızlığının adını söyle ve duada ısrar et.” Yûnus dedi ki: Kûfe’ye varmadan Allah bu rahatsızlığın tamamını benden giderdi.

5- Ali b. İbrahim, babasından; ayrıca ashabımızdan bir grup Ahmed b. Muhammed’den; o da Muhammed b. İsmail’den; hepsi Hanân b. Sedîr’den, o babasından, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Bir kimsenin bir belaya uğradığını gördüğünde şöyle de: ‘Beni, seni imtihan ettiği şeyden esenlikte bırakan, beni sana ve yarattıklarının birçoğuna üstün kılan Allah’a hamdolsun.’ Fakat bunu ona işittirme.”

6- Muhammed b. Yahyâ, ashabından birinden, o Muhammed b. Îsâ’dan, o Dâvûd b. Zürbî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Elini ağrıyan yere koy ve üç defa şöyle de: ‘Allah, gerçekten benim Rabbimdir; O’na hiçbir şeyi ortak koşmam. Allah’ım! Sen buna da her büyük sıkıntıya da kadirsin. Öyleyse bunu benden gider.’”

7- Aynı ravi zinciriyle, Muhammed b. Îsâ’dan, o Dâvûd’dan, o Müfaddal’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet edilmiştir.

Ağrılar için şöyle buyurdu: “Şöyle dersin: ‘Bismillah ve billâh. Duran ve hareket eden her damarda, şükreden kul üzerinde de şükretmeyen kul üzerinde de Allah’ın nice nimetleri vardır.’ Farz namazdan sonra sağ elinle sakalını tutar ve üç defa: ‘Allah’ım! Sıkıntımı gider, bana acil şifa ver, zararımı benden uzaklaştır.’ dersin ve bunu gözyaşı ve ağlayışla yapmaya gayret edersin.

8- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o İbrahim b. Abdülhamîd’den, o da bir adamdan rivayet etmiştir.

Şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın yanına girdim ve bir ağrımdan şikâyet ettim. Bana şöyle buyurdu: “Önce ‘Bismillah’ de, sonra elini ağrıyan yere sür ve şöyle de: ‘Allah’ın izzetine sığınırım, Allah’ın kudretine sığınırım, Allah’ın celâline sığınırım, Allah’ın azametine sığınırım, Allah’ın himayesine sığınırım, Allah’ın Resûlüne sığınırım, Allah’ın isimlerine sığınırım; korktuğum ve çekindiğim şeylerin şerrinden Allah’a sığınırım.’ Bunu yedi defa söyle.” Dedi ki: Bunu yaptım ve Allah bu ağrıyı benden giderdi.

9- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Veşşâ’dan, o Abdullah b. Sinân’dan, o Avn’dan rivayet etmiştir.

Şöyle buyurdu: “Elini ağrıyan yere sür, sonra şöyle de: ‘Bismillah, billâh, Muhammed Allah’ın Resûlüdür. Güç ve kuvvet ancak Yüce ve Azîm olan Allah’ın yardımıyladır. Allah’ım! Hissettiğim bu sıkıntıyı benden gider.’ Sonra sağ elinle ağrıyan yeri üç defa sıvazla.”

10- Aynı ravi zinciriyle Ahmed b. Muhammed’den, o Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr’dan, o Muhammed b. Grâm’ın yeğeninden, o Abdullah b. Sinân’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Elini ağrıyan yere koy, sonra şöyle de: ‘Bismillah, billâh, Muhammed Allah’ın Resûlüdür. Güç ve kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır. Allah’ım! Hissettiğim sıkıntıyı benden gider.’ Ardından ağrıyan yeri üç defa sıvazla.”

11- Ali b. İbrahim, babasından, o Amr b. Osman’dan, o Ali b. Îsâ’dan, o da amcasından rivayet etmiştir.

Amcası şöyle dedi: “Bana isabet eden bir ağrı için okuyacağım bir dua öğret.” Buyurdu ki: “Secde hâlindeyken şöyle de: ‘Ey Allah! Ey Rahmân! Ey Rahîm! Ey rablerin Rabbi! Ey ilâhların ilâhı! Ey hükümdarların hükümdarı! Ey efendilerin efendisi! Bana şifanla her hastalık ve rahatsızlıktan şifa ver. Çünkü ben Senin kulunum ve Senin kudretin içinde dönüp durmaktayım.’”

12- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o İbn Ebû Necran’dan, o Hammâd b. Îsâ’dan, o Harîz’den, o Zürâre’den, o da iki imamdan birinden rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Bir hastanın yanına girdiğinde yedi defa şöyle de: ‘Seni, büyük Arş’ın Rabbi olan yüce Allah’a emanet ediyorum; her kabaran damarın şerrinden ve cehennem ateşinin sıcaklığının şerrinden Allah seni korusun.’”

13- Aynı ravi zinciriyle Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr’dan, o Ebân b. Osman’dan, o Sümâlî’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “İnsan hastalandığında şöyle desin: ‘Bismillah, billâh, Muhammed Allah’ın Resûlüdür. Allah’ın izzetine ve dilediği her şeye gücü yeten kudretine sığınırım; hissettiğim bu rahatsızlığın şerrinden Allah’a sığınırım.’”

14- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Hasan b. Ali’den, o Hişâm el-Cevâlikî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Ey şifayı indiren ve hastalığı gideren Allah! Bende bulunan bu hastalığa şifa indir.”

15- Muhammed b. Yahyâ, Mûsâ b. Hasan’dan, o Muhammed b. Îsâ’dan, o Ebû İshak Sâhibü’ş-Şaîr’den, o Hüseyin el-Horasânî’den rivayet etmiştir.

Hüseyin el-Horasânî şöyle dedi: Ebû Abdullah’a bir rahatsızlığımdan şikâyet ettim. Bana şöyle buyurdu: “Namazını kıldığında secde ettiğin yere elini koy ve şöyle de: ‘Bismillah. Muhammed Allah’ın Resûlüdür. Ey Şâfî! Bana şifa ver. Senin şifandan başka şifa yoktur. Hiçbir hastalık bırakmayacak bir şifa, her hastalık ve rahatsızlıktan kurtaran bir şifa ver.’”

16- Ali b. İbrahim, babasından, o ashabından birinden, o Ebû Hamza’dan, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: Ali hastalandığında Resûlullah onun yanına geldi ve şöyle buyurdu: “Şöyle de: ‘Allah’ım! Senden şifanı çabuklaştırmanı, belana karşı bana sabır vermeni ve rahmetine kavuşmayı diliyorum.’”

17- Ali b. İbrahim, Hârûn b. Müslim’den, o Mes’ade b. Sadaka’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: Nebî bu dua ile tedavi ederdi: “Elini ağrıyan yere koy ve şöyle de: ‘Ey ağrı! Allah’ın huzuruyla sakin ol, Allah’ın vakarına bürün, Allah’ın engeliyle dur, Allah’ın sükûnetiyle yatış. Ey insan! Seni, Allah’ın Arşını ve meleklerini koruduğu şey ile korumaya alıyorum, sarsıntı ve depremler gününde de.’ (Bu ifadede geçen ‘sarsıntı günü’, Kur’an’daki ‘er-Râcife’ ifadesine işaret etmektedir; Nâziât 6.) Bunu yedi defa, en az ise üç defa söyle.”

18- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Ammâr b. Mübârek’ten, o Avn b. Sa‘d Mevlâ el-Ca‘ferî’den, o Muâviye b. Ammâr’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Elini ağrıyan yere koy ve şöyle de: ‘Allah’ım! Sana, kendisiyle Rûhu’l-Emîn’in indirdiği büyük Kur’an hakkı için yalvarıyorum.’ (Şuarâ 193). ‘O Senin katında Ana Kitapta yüce ve hikmet doludur.’ (Zuhruf 4). ‘Bana şifanla şifa ver, ilacınla tedavi et, beni belalarından kurtar.’ Bunu üç defa söyle ve Muhammed’e ve Âline salât getir.”

19- Ahmed b. Muhammed, Avfî’den, o Ali b. Hüseyin’den, o Muhammed b. Abdullah b. Zürâre’den, o Muhammed b. Fudayl’den, o Ebû Hamza’dan rivayet etmiştir.

Ebû Hamza şöyle dedi: Dizimde bir ağrı oluştu. Bunu Ebû Cafer’e arz ettim. Bana şöyle buyurdu: “Namazını kıldığında şöyle de: ‘Ey verenlerin en cömerdi! Ey kendisinden istenenlerin en hayırlısı! Ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Zayıflığıma ve çaresizliğime merhamet et, beni bu ağrımdan kurtar.’” Ebû Hamza dedi ki: Bunu yaptım ve iyileştim.

 

Korunma Duaları ve Sığınma Sözleri Babı

1- Humeyd b. Ziyâd, Hasan b. Muhammed’den, o birden fazla kişiden, onlar Ebân’dan, o da İbnü’l-Münzir’den rivayet etmiştir.

İbnü’l-Münzir şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın yanında yalnızlık ve ıssızlık korkusundan söz edildiğinde şöyle buyurdu: “Size, söylediğiniz takdirde ne gece ne de gündüz yalnızlık ve korku hissetmeyeceğiniz bir söz haber vereyim mi? ‘Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla ve Allah’a tevekkül ettim; kim Allah’a tevekkül ederse O ona yeter, şüphesiz Allah emrini yerine getirendir ve Allah her şey için bir ölçü belirlemiştir.’ (Talâk 3). ‘Allah’ım! Beni himayende ve komşuluğunda bulundur, beni güvenliğin ve koruman içinde kıl.’” Ardından şöyle buyurdu: “Bize ulaştığına göre bir adam bu duayı otuz yıl boyunca okumuş, bir gece okumayı terk edince onu bir akrep sokmuştur.”

2- Ali b. İbrahim, babasından, o Muhassin b. Ahmed’den, o Yûnus b. Yakub’dan, o Ebû Basîr’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Şöyle de: ‘Allah’ın izzetine sığınırım, Allah’ın kudretine sığınırım, Allah’ın celâline sığınırım, Allah’ın azametine sığınırım, Allah’ın affına sığınırım, Allah’ın bağışlamasına sığınırım, Allah’ın rahmetine sığınırım, her şeye gücü yeten Allah’ın hâkimiyetine sığınırım, Allah’ın keremine sığınırım ve Allah’ın koruyup himaye edişine sığınırım; her inatçı zorbanın, her azgın şeytanın, yakın veya uzak, zayıf veya güçlü olan her şeyin şerrinden, zehirli hayvanların, öldürücü canlıların ve bütün musibetlerin şerrinden, gece veya gündüz hareket eden küçük ya da büyük her canlının şerrinden, Arap ve Acemlerin günahkârlarının şerrinden, cinlerin ve insanların günahkârlarının şerrinden Allah’a sığınırım.’”

3- Ali b. İbrahim, babasından, o ashabından birinden, o Kaddâh’tan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiş, Ebû Abdullah da Müminlerin Emîri’nin şöyle buyurduğunu aktarmıştır.

Peygamber, Hasan ile Hüseyin’i okuyarak korumaya alır ve şöyle derdi: “İkinizi Allah’ın eksiksiz kelimelerinin ve bütün güzel isimlerinin korumasına bırakıyorum; zehirli hayvanların, öldürücü canlıların, dokunup zarar veren her gözün ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden Allah sizi korusun.” “Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.” (Felak 5). Sonra Peygamber bize dönerek şöyle buyurdu: “İbrahim de İsmail ile İshak’ı bu şekilde Allah’ın korumasına bırakırdı.”

4- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Bükeyr’den, o da Süleyman el-Ca‘ferî’den rivayet etmiştir.

Süleyman el-Ca‘ferî şöyle dedi: Ebü’l-Hasan’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Akşam olduğunda güneşin batıp gözden kaybolduğunu gördüğün zaman şöyle de: ‘Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla; kendisine eş ve çocuk edinmeyen, hükümranlığında ortağı bulunmayan, güçsüzlükten dolayı bir yardımcıya ihtiyaç duymayan Allah’a hamdolsun ve O’nu gereği gibi yücelt.’ (İsrâ 111). ‘Nitelendiren fakat hiçbir şekilde bütünüyle nitelendirilemeyen, bilen fakat kendisi bütünüyle bilinmeyen, gözlerin hain bakışlarını ve göğüslerin gizlediğini bilen Allah’a hamdolsun.’ (Mü’min 19). ‘Allah’ın kerem sahibi yüzüne ve Allah’ın yüce ismine sığınarak, yarattığı ve çoğalttığı şeylerin şerrinden, toprağın altında bulunanların şerrinden, gizli ve açık olanların şerrinden, sayıp anlattığım ve anlatmadığım her şeyin şerrinden Allah’a sığınırım; âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.’ (Fâtiha 2).” Bunun her yırtıcı hayvana, kovulmuş şeytana, onun nesline, ısıran veya sokan her canlıya karşı güvence olduğu, bunu söyleyen kimsenin hırsızdan ve gulyabaniden korkmayacağı zikredildi. Süleyman şöyle dedi: Ona, “Ben yırtıcı hayvan avlayan biriyim, geceleri harabelerde kalıyorum ve orada korkuya kapılıyorum.” dedim. Bana şöyle buyurdu: “Oraya girdiğin zaman, ‘Allah’ın adıyla giriyorum.’ de ve sağ ayağınla gir; çıktığın zaman sol ayağınla çık ve Allah’ın adını an, böyle yaptığında hoşuna gitmeyecek bir şey görmezsin.”

5- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Ali b. Hakem’den, o da Kuteybe el-A‘şâ’dan rivayet etmiştir.

Kuteybe el-A‘şâ şöyle dedi: Ebû Abdullah bana şu duayı öğreterek şöyle buyurdu: “Şöyle de: ‘Celâl sahibi Allah’ın adıyla, falan kişiyi yüce Allah’ın korumasına bırakıyorum; öldürücü canlılardan, zehirli hayvanlardan, zarar veren gözden, genel musibetlerden, cinlerden ve insanlardan, Araplardan ve Acemlerden, onların üflemelerinden, saldırılarından ve kışkırtmalarından, ayrıca Âyetü’l-Kürsî ile Allah onu korusun.’ Sonra Âyetü’l-Kürsî’yi okursun.” (Bakara 255). “İkinci defasında ise, ‘Allah’ın adıyla, falan kişiyi celâl sahibi Allah’ın korumasına bırakıyorum.’ diyerek duanın sonuna kadar okursun.”

6- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o da İshak b. Ammâr’dan rivayet etmiştir.

İshak b. Ammâr şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Sana feda olayım, akreplerden korkuyorum.” dedim. Bana şöyle buyurdu: “Benâtü Na‘ş yıldızlarına bak; ortadaki üç yıldızın yanında, onlara yakın küçük bir yıldız vardır, Araplar ona Süheyl derler, biz ise onu Eslem diye adlandırırız; her gece gözünü ona dikkatle çevir ve üç defa şöyle de: ‘Allah’ım! Eslem’in Rabbi! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle, onların kurtuluşunu çabuklaştır ve bizi esenliğe kavuştur.’” İshak dedi ki: Hayatım boyunca bunu yalnızca bir defa terk ettim ve o gece beni bir akrep soktu.

7- Ahmed b. Muhammed, Ali b. Hasan’dan, o Abbas b. Âmir’den, o Ebû Cemîle’den, o da Sa‘d el-İskâf’tan rivayet etmiştir.

Sa‘d el-İskâf şöyle dedi: Onun şöyle söylediğini işittim: “Kim şu sözleri söylerse, sabaha kadar kendisine ne bir akrebin ne de zararlı bir canlının dokunmayacağına ben kefilim: ‘İyinin de kötünün de sınırlarını aşamayacağı Allah’ın eksiksiz kelimelerine, O’nun yarattığı ve meydana getirdiği şeylerin şerrinden ve alnından tutup hükmettiği her canlının şerrinden sığınırım; şüphesiz benim Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.’” (Hûd 56).

8- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o Ali b. Ebû Hamza’dan, o da Ebü’l-Hasan’dan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: Resûlullah bazı savaşlarında bulunduğu sırada insanlar pirelerin kendilerine eziyet ettiğini ona şikâyet edince şöyle buyurdu: “Sizden biri yatacağı zaman şöyle desin: ‘Ey sıçrayıp duran, kapalı yere ve kapıya aldırmayan siyah canlı! Gecenin sona erip sabahın beraberinde getireceği şeylerle gelmesine kadar bana ve arkadaşlarıma eziyet etmemen için seni Ümmü’l-Kitâb’ın hükmüyle bağlıyorum.’” Bildiğimiz rivayetteki ifade ise şöyledir: “Sabah, döneceği vakit geri dönünceye kadar.”

9- Ali b. Muhammed, İbn Cumhur’dan, o babasından, o Muhammed b. Sinân’dan, o Abdullah b. Sinân’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiş, Ebû Abdullah da Müminlerin Emîri’nin şöyle buyurduğunu aktarmıştır.

“Yırtıcı bir hayvanla karşılaştığında şöyle de: ‘Her saldırgan aslanın şerrinden, Danyal’in ve kuyunun Rabbine sığınırım.’”

10- Muhammed b. Ca‘fer Ebü’l-Abbas, Muhammed b. Îsâ’dan, o Sâlih b. Saîd’den, o da İbrahim b. Muhammed b. Hârûn’dan rivayet etmiştir.

İbrahim b. Muhammed b. Hârûn, çocuklara musallat olan rüzgârlar ve rahatsızlıklar için bir korunma duası istemek üzere Ebû Cafer’e mektup yazmış, Ebû Cafer de ona kendi el yazısıyla şu iki korunma duasını yazmıştı; Sâlih, İbrahim’in bunları kendi el yazısıyla kendisine gönderdiğini söylemiştir: “Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Allah’tan başka ilâh olmadığına şahitlik ederim, Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şahitlik ederim. Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Allah’tan başka ilâh yoktur ve benim Allah’tan başka Rabbim yoktur; mülk O’nundur, hamd O’nadır ve O’nun hiçbir ortağı yoktur. Allah her türlü eksiklikten uzaktır; Allah neyi dilerse o olur, neyi dilemezse o olmaz. Ey celâl ve ikram sahibi Allah! Ey Musa’nın, İsa’nın ve ahdine bağlı kalan İbrahim’in Rabbi!” (Necm 37). “Ey İbrahim’in, İsmail’in, İshak’ın, Yakub’un ve torunlarının ilâhı! Senden başka ilâh yoktur, Sen her türlü eksiklikten uzaksın. Sayıp bildirdiğin ayetlerin, azametin, peygamberlerin Senden talepte bulunurken vesile kıldıkları şeyler ve insanların Rabbi olman hakkı için Sana yalvarıyorum; Sen her şeyden önce vardın ve her şeyden sonra da varsın. Göklerin, iznin olmadan yeryüzünün üzerine düşmesini kendisiyle engellediğin ismin hakkı için,” (Hac 65) “ölüleri kendileriyle dirilttiğin eksiksiz kelimelerin hakkı için, kulun falanı gökten inen ve göğe yükselen şeylerin, yerden çıkan ve yere giren şeylerin şerrinden korumanı diliyorum.” (Sebe 2; Hadîd 4). “Selâm gönderilmiş bütün peygamberlere olsun ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” (Sâffât 181-182). Ebû Cafer ona kendi el yazısıyla ayrıca şunları da yazdı: “Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla, Allah’a yönelerek ve Allah’ın dilediği şekilde; onu Allah’ın izzetine, Allah’ın mutlak kudretine, Allah’ın gücüne ve Allah’ın hükümranlığına sığındırıyorum. Bu yazı, Allah tarafından falan oğlu falana, Senin erkek kulunun ve kadın kulunun oğluna şifadır. Her ikisi de Allah’ın kullarıdır. Allah, Muhammed’e ve onun Âline salât eylesin.”

11- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, o Muhammed b. Ali’den, o Ali b. Muhammed’den, o da Abdullah b. Yahyâ el-Kâhilî’den rivayet etmiştir.

Abdullah b. Yahyâ el-Kâhilî şöyle dedi: Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Yırtıcı bir hayvanla karşılaştığında onun yüzüne karşı Âyetü’l-Kürsî’yi oku.” (Bakara 255). “Ardından ona şöyle de: ‘Allah’ın hükmü, Muhammed’in hükmü, Dâvûd oğlu Süleyman’ın hükmü, Müminlerin Emîri Ali b. Ebû Tâlib’in hükmü ve ondan sonra gelen tertemiz imamların hükmüyle seni bağladım.’ Allah dilerse hayvan senden uzaklaşır.” Abdullah dedi ki: Yola çıktığımda bir yırtıcı hayvanın yolumuzu kestiğini gördüm, bunun üzerine ona karşı bu sözleri okudum ve, “Yolumuzdan çekilmen ve bize eziyet etmemen için seni bağlıyorum.” dedim; hayvana baktığımda başını eğdiğini, kuyruğunu iki bacağının arasına soktuğunu ve oradan uzaklaştığını gördüm.

12- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid, Ca‘fer b. Muhammed’den, o Yûnus’tan, o ashabımızdan birinden, o Ebü’l-Cârûd’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Kim farz namazın ardından, ‘Yüce ve celâl sahibi Allah’a kendimi, ailemi, çocuklarımı ve durumları beni ilgilendiren kimseleri emanet ediyorum; azametinden dolayı her şeyin boyun eğdiği, kendisinden çekinilen ve korkulan Allah’a kendimi, ailemi, malımı, çocuklarımı ve durumları beni ilgilendiren kimseleri emanet ediyorum.’ derse, Cebrâil’in kanatlarından bir kanatla kuşatılır ve kendisi, ailesi ve malı korunur.”

13- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid, rivayeti kendisine ulaştıran birinden naklen rivayet etmiştir.

“Kim bir evde veya odada tek başına gecelerse Âyetü’l-Kürsî’yi okusun,” (Bakara 255) “ardından şöyle desin: ‘Allah’ım! Yalnızlığımı gider, korkumu güvene çevir ve tek başıma kaldığımda bana yardım et.’”

14- Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Sâlim’den, o Ahmed b. Nadr’dan, o Amr b. Şimr’den, o Yezîd b. Mürre’den, o da Bükeyr’den rivayet etmiştir.

Bükeyr şöyle dedi: Müminlerin Emîri’nin şöyle buyurduğunu işittim: Resûlullah bana şöyle buyurdu: “Ey Ali! Sana, büyük bir sıkıntıya veya belaya düştüğünde söyleyeceğin birtakım sözler öğreteyim mi? Şöyle de: ‘Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla; güç ve kuvvet ancak yüce ve azamet sahibi Allah’ın yardımıyladır.’ Allah bu sözler sayesinde dilediği bela türlerini senden uzaklaştırır.”

 

Kur’an Okurken Yapılacak Dua Babı

1- Şöyle nakledilmiştir:

Ebû Abdullah, Allah’ın kitabını okuduğu zaman şöyle dua ederdi: “Allah’ım, Rabbimiz! Hamd Sanadır; kudret ve sarsılmaz hükümranlıkta eşsiz olan Sensin. Hamd Sanadır; izzet ve büyüklükle yücelen, göklerin ve büyük Arş’ın üzerinde olan Sensin. Rabbimiz, hamd Sanadır; ilminle hiçbir şeye muhtaç olmayan Sensin, ilim sahibi olan herkes ise Sana muhtaçtır. Rabbimiz, hamd Sanadır; ey ayetleri ve yüce zikri indiren! Rabbimiz, bize öğrettiğin hikmet, apaçık ve yüce Kur’an sebebiyle hamd Sanadır. Allah’ım! Biz onu öğrenmeye istek duymadan önce Sen bize öğrettin ve onun faydasını istemeden önce bizi ona mahsus kıldın. Allah’ım! Bütün bunlar bizim hiçbir güç, çare ve kuvvetimiz olmaksızın Senin tarafından bize verilmiş bir lütuf, üstünlük, cömertlik, incelik, rahmet ve ihsan olduğuna göre onun güzel bir şekilde okunmasını ve ayetlerinin ezberlenmesini bize sevdir; müteşabihine iman etmeyi, muhkemine göre amel etmeyi, tevilini anlamaya vesile bulmayı, düzenini kavramada doğru yolu ve nuruyla basiret sahibi olmayı bize nasip et. Allah’ım! Onu dostların için şifa, düşmanların için bedbahtlık, Sana karşı gelenler için körlük ve Sana itaat edenler için nur olarak indirdiğin gibi, onu bizim için azabına karşı bir siper, gazabına karşı bir korunak, Sana karşı günah işlememize engel olan bir perde, öfkenden korunma vesilesi, itaatine yönelten bir delil ve Sana kavuşacağımız gün bize ışık verecek bir nur kıl; onunla kullarının arasında aydınlanalım, onunla sıratından geçelim ve onunla cennetine ulaşalım. Allah’ım! Onu taşımada bedbahtlığa düşmekten, onun gereğince amel etmekten kör kalmaktan, hükmünden sapmaktan, maksadına karşı büyüklük taslamaktan ve hakkını yerine getirmede kusurlu davranmaktan Sana sığınırız. Allah’ım! Onun ağırlığını bizden kaldır, sevabını bize gerekli kıl, şükrünü yerine getirmeyi bize ilham et ve bizi onu gözetip koruyanlardan eyle. Allah’ım! Bizi onun helâline uyan, haramından kaçınan, sınırlarını koruyan ve farzlarını yerine getirenlerden eyle. Allah’ım! Onu okurken bize tatlılık, onun için geceleyin kalkarken canlılık, onu tane tane okurken ürperti ve gece saatleriyle gündüzün iki ucunda onunla amel etmek için kuvvet ver. Allah’ım! Az bir uyku ile bizi dinlendir, gecenin bir saatinde bizi uyuyanların uykusundan uyandır ve duaların kabul edildiği vakitlerde bizi uyuklayanların gafletinden çıkar. Allah’ım! Tükenmeyen hayret verici yönleri karşısında kalplerimize anlayış, onu tekrar ederken lezzet, okuyuşunu yinelediğimizde ibret ve anlamını kavramaya çalıştığımızda apaçık bir fayda ver. Allah’ım! Onun kalplerimizden geri kalmasından, uyuduğumuzda onu yastık edinip hükümlerini terk etmemizden, onu sırtımızın arkasına atmamızdan ve onunla bize öğüt verdiğin hâlde kalplerimizin katılaşmasından Sana sığınırız. Allah’ım! İçinde çeşitli şekillerde açıkladığın ayetlerle bizi faydalandır, içinde verdiğin örneklerle bize hatırlatmada bulun, onun teviline uymakla kötülüklerimizi ört, onunla iyiliklerimizin karşılığını kat kat artır, onun sayesinde derecelerimizi yükselt ve ölümden sonra onunla bize müjdeyi telkin et. Allah’ım! Onu huzurunda duracağımız gün bize güç verecek bir azık, Sana ulaşmak için üzerinde yürüyeceğimiz apaçık bir yol, nimetlerine şükretmemizi sağlayacak faydalı bir ilim ve isimlerini tesbih edeceğimiz samimi bir huşu kıl; çünkü Sen onunla bize karşı bir delil ortaya koydun, onunla mazeretimizi ortadan kaldırdın ve onun sayesinde bize, şükrümüzün karşılığını vermekte yetersiz kaldığı bir nimet ihsan ettin. Allah’ım! Onu bizi sürçmekten koruyan bir dost, bizi salih amele yönelten bir rehber, eğrilikten doğrultan doğru yol gösterici bir yardımcı ve usançtan kurtarıp kuvvetlendiren bir destek kıl ki bizi en üstün arzuya ulaştırsın. Allah’ım! Onu kavuşma gününde bizim için şefaatçi, yükselme gününde silah, hüküm gününde lehimize delil ve karanlık gününde nur kıl; yerin ve göğün bulunmadığı, çabalayan herkesin çabasının karşılığını göreceği günde onu bizim için nur eyle. Allah’ım! Onu susuzluk gününde bize içecek, karşılık gününde ise içine gireni yakıp kavuran, ateşinde kalanlara mühlet vermeyen kızgın ateşten kurtuluş vesilesi kıl. Allah’ım! Yeryüzü ve gökyüzü halkının toplandığı gün, kalabalıkların önünde onu bizim lehimize bir delil kıl. Allah’ım! Bize şehitlerin makamlarını, bahtiyarların yaşayışını ve peygamberlerle beraber olmayı nasip et; şüphesiz Sen duayı işitensin.”

Kur’an’ı Ezberleme Duası Babı

1- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, o adını zikrettiği birinden, o Abdullah b. Sinân’dan, o Ebân b. Tağlib’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Şöyle dersin: Allah’ım! Senden istiyorum; kullar Senin bir benzerinden hiçbir şey istememişlerdir. Senden peygamberin ve resulün Muhammed’in hakkı için, dostun ve seçkin kulun İbrahim’in hakkı için, kendisiyle konuştuğun ve sırdaş edindiğin Musa’nın hakkı için, kelimen ve ruhun İsa’nın hakkı için, İbrahim’in sahifeleri, Musa’nın Tevrat’ı, Dâvûd’un Zebur’u, İsa’nın İncil’i ve Muhammed’in Kur’an’ı hakkı için, indirdiğin her vahiy, yürürlüğe koyduğun her hüküm, yerine getirdiğin her hak, zengin kıldığın her yoksul, hidayete erdirdiğin her sapmış ve isteğini verdiğin her isteyen hakkı için Sana yalvarıyorum. Geceye koyduğun ve onunla geceyi karanlık yaptığın ismin hakkı için, gündüze koyduğun ve onunla gündüzü aydınlattığın ismin hakkı için, yeryüzüne koyduğun ve onunla yeryüzünü sabit kıldığın, gökleri kendisiyle destekleyip yükselttiğin ve dağlara koyarak onları sağlamlaştırdığın ismin hakkı için, rızıkları kendisiyle yaydığın ismin hakkı için, ölüleri kendisiyle dirilttiğin ismin hakkı için, Arşındaki izzet düğümleri ve kitabındaki rahmetin son noktası hakkı için Senden Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât etmeni, bana Kur’an’ı ve ilmin bütün çeşitlerini ezberlemeyi nasip etmeni, bunları kalbimde, kulağımda ve gözümde sağlamlaştırmanı, onları etime, kanıma, kemiklerime ve iliğime karıştırmanı, rahmetin ve kudretinle gece ve gündüzümü bunlarla değerlendirmemi sağlamanı diliyorum; çünkü ey Hayy, ey Kayyûm, güç ve kuvvet ancak Seninledir.”

Başka bir rivayette şu ilave bulunmaktadır: “Senden, kullarının Sana kendisiyle dua ettikleri ve Senin de dualarını kabul ettiğin, peygamberlerinin Sana kendisiyle yalvardıkları ve Senin de onları bağışlayıp kendilerine merhamet ettiğin ismin hakkı için, kitaplarına indirdiğin bütün isimlerin hakkı için, Arşının kendisiyle karar bulduğu ismin hakkı için, bütün yönleri dolduran, bir, tek, eşsiz, benzersiz ve yüce olan, temiz, tertemiz, bereketli, mukaddes, Hayy ve Kayyûm, göklerin ve yerin nuru, Rahmân, Rahîm, büyük ve yüce olan ismin hakkı için, hak ile indirilmiş kitabın, eksiksiz kelimelerin, kusursuz nurun, azametin ve dayanakların hakkı için Senden istiyorum.”

Başka bir rivayette Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’ın Kur’an’ı ve ilmi zihninde toplamasını isterse bu duayı temiz bir kabın içine saf bal ile yazsın, sonra onu henüz yere değmemiş yağmur suyuyla yıkasın ve bu suyu üç gün boyunca aç karnına içsin; Allah dilerse Kur’an’ı ve ilmi ezberler.”

2- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid, babasından, o Hammâd b. Îsâ’dan, o da rivayeti Müminlerin Emîri’ne ulaştırarak nakletmiştir.

Müminlerin Emîri, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Sana, okuduğunda Kur’an’ı unutmayacağın bir dua öğreteyim: Allah’ım! Beni hayatta bıraktığın müddetçe günahlarını daima terk etmekle bana merhamet et, beni ilgilendirmeyen şeylere kendimi zorlamaktan koruyarak bana merhamet et, Senin benden razı olacağın şeylere güzel bir şekilde bakmayı bana nasip et, kitabını bana öğrettiğin gibi onu ezberlemeyi de kalbime yerleştir ve onu Senin benden razı olacağın biçimde okumayı bana nasip et. Allah’ım! Kitabınla gözümü nurlandır, onunla göğsümü genişlet, onunla kalbimi sevindir, onunla dilimi aç, bedenimi onunla amel ettir, bu hususta beni güçlendir ve bana yardım et; çünkü bu konuda Senden başka hiçbir yardımcı yoktur, Senden başka ilâh yoktur.”

Bu rivayeti ashabımızdan biri, Velîd b. Sabîh’ten, o Hafs el-A‘ver’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

 

Dünya ve Ahiretle İlgili Bütün İhtiyaçlar İçin Kısa Dualar Babı

1- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o İsmail b. Sehl’den, o Abdullah b. Cündeb’den, o babasından, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Şöyle de: Allah’ım! Seni görüyormuşum gibi Senden korkmamı sağla, takvanla beni mutlu et, Sana karşı günah işlemeye hevesli olmakla beni bedbaht etme, hükmünde benim için hayırlı olanı seç ve takdirinde bana bereket ver ki Senin çabuklaştırdığını geciktirmeyi, geciktirdiğini de çabuklaştırmayı istemeyeyim; zenginliğimi nefsimde kıl, işitme ve görme duyularımdan beni faydalandır ve onları benden geriye kalan en son nimetler eyle, bana zulmedene karşı bana yardım et, ey Rabbim, onun hakkında kudretini bana göster ve bununla gözümü aydınlat.”

2- Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, o Safvân b. Yahyâ’dan, o Ebû Süleyman el-Cessâs’tan, o da İbrahim b. Meymûn’dan rivayet etmiştir.

İbrahim b. Meymûn şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın şöyle dua ettiğini işittim: “Allah’ım! Kıyamet gününün dehşetine karşı bana yardım et, beni dünyadan esenlik içinde çıkar, beni iri gözlü hurilerle evlendir, benim geçim yükümü, ailemin geçim yükünü ve insanların yükünü üzerimden kaldır, rahmetinle beni salih kullarının arasına kat.” (Neml 19).

3- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd b. Îsâ’dan, o Harîz’den, o Zürâre’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Şöyle de: Allah’ım! İlminin kuşattığı her hayırdan Senden isterim ve ilminin kuşattığı her kötülükten Sana sığınırım; Allah’ım, bütün işlerimde afiyetini Senden ister, dünyanın rezilliğinden ve ahiretin azabından Sana sığınırım.”

4- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan; ayrıca ashabımızdan bir grup Sehl b. Ziyâd’dan, onların her ikisi de Ali b. Ziyâd’dan rivayet etmiştir.

Ali b. Ziyâd şöyle dedi: Ali b. Basîr ona bir mektup yazarak, günahlardan korunmasını sağlayacak, dünya ve ahiret iyiliklerini bir araya getiren bir duayı mektubunun altına kendi eliyle yazıp kendisine öğretmesini istedi, o da kendi el yazısıyla şöyle yazdı: “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Ey güzeli ortaya çıkaran, çirkini örten ve benim üzerimdeki örtüyü yırtmayan! Ey affı bol olan, kusurları güzelce bağışlayan, mağfireti geniş olan, rahmetle iki elini açan, her gizli konuşmanın sahibi, her şikâyetin son mercii, bağışlaması cömert olan, ihsanı büyük olan, hak edilmeden önce her nimeti başlatan! Ey Rabbim, ey efendim, ey mevlâm, ey imdadıma yetişen! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle ve beni ateşe koymamanı Senden diliyorum.” Sonra dilediğin ihtiyacını istersin.

5- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Ebû Abdullah el-Berkî ve Ebû Tâlib’den, onlar Bekr b. Muhammed’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Her sıkıntıda güvencim Sensin, her şiddette ümidim Sensin ve başıma gelen her işte dayanağım ve hazırlığım Sensin; kalbin kendisine dayanamadığı, çarenin azaldığı, yakının da uzağın da insanı yardımsız bıraktığı, düşmanın sevindiği ve işlerin beni yorduğu nice sıkıntıyı Sana havale ettim, Senden başkasından yüz çevirerek onu Sana şikâyet ettim, Sen de onu giderdin, ortadan kaldırdın ve bana yeterli oldun; her nimetin sahibi, her ihtiyacın karşılayıcısı ve her arzunun son mercii Sensin, bu sebeple çokça hamd Sana, üstün ihsan da Sanadır.”

6- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o Ebân’dan, o Îsâ b. Abdullah el-Kummî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Şöyle de: Allah’ım! Celâlin, cemalin ve keremin hakkı için Senden bana şöyle şöyle yapmanı diliyorum.”

7- Muhammed b. Yahyâ, İbn Mahbûb’dan, o Fazl b. Yûnus’tan, o da Ebü’l-Hasan’dan rivayet etmiştir.

Bana şöyle buyurdu: “Şu sözü çokça söyle: Allah’ım! Beni imanı ödünç verilip sonra geri alınanlardan kılma ve beni kendimi kusurlu görmekten çıkarma.” Ben, “İmanı ödünç verilip sonra geri alınanların kim olduğunu biliyorum, fakat ‘beni kendimi kusurlu görmekten çıkarma’ sözünün anlamı nedir?” dedim. Buyurdu ki: “Allah’ın rızasını isteyerek yaptığın her amelde kendini kusurlu gör; çünkü bütün insanlar, kendileriyle Allah arasındaki amellerinde kusurludurlar.”

8- Muhammed b. Yahyâ, İbn Mahbûb’dan, o Ebân’dan, o da Abdurrahman b. A‘yen’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer şöyle buyurdu: “Allah, çölde yaşayan bir adamı dua ettiği iki cümle sebebiyle bağışladı; adam şöyle demişti: ‘Allah’ım! Bana azap edersen ben buna layığım, beni bağışlarsan Sen bağışlamaya layıksın.’ Bunun üzerine Allah onu bağışladı.”

9- Muhammed b. Yahyâ, Yahyâ b. Mübârek’ten, o İbrahim b. Ebü’l-Bilâd’dan, o amcasından, o da Rızâ’dan rivayet etmiştir.

Şöyle dua ederdi: “Ey beni kendisine yönlendiren ve kalbimi kendisini tasdik etmekle boyun eğdiren! Senden dünya ve ahirette güvenlik ve iman diliyorum.”

10- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Muhammed b. Ebû Hamza’dan, o da babasından rivayet etmiştir.

Babası şöyle dedi: Ali b. Hüseyin’i geceleyin Kâbe’nin avlusunda namaz kılarken gördüm; kıyamı o kadar uzattı ki bir defasında sağ ayağına, bir defasında sol ayağına dayanıyordu, sonra ağlayan bir kimsenin sesine benzeyen bir sesle şöyle dediğini işittim: “Ey efendim! Kalbimde Senin sevgin bulunduğu hâlde bana azap mı edeceksin? İzzetine yemin olsun ki bunu yaparsan, beni Senin uğrunda uzun zamandır düşmanlık ettiğim bir toplulukla bir araya getireceksin.”

11- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ömer b. Abdülazîz’den, o ashabımızdan birinden, o da Dâvûd er-Rakkî’den rivayet etmiştir.

Dâvûd er-Rakkî şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın dua ederken en çok, beş kişinin hakkı için Allah’a ısrarla yalvardığını işitirdim; bununla Resûlullah’ı, Müminlerin Emîri’ni, Fâtıma’yı, Hasan’ı ve Hüseyin’i kastediyordu.

12- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o Ebû Eyyûb’dan, o da İbrahim el-Kerhî’den rivayet etmiştir.

İbrahim el-Kerhî şöyle dedi: Ebû Abdullah bize bir dua öğretti ve cuma günü onunla dua etmemizi emrederek şöyle buyurdu: “Allah’ım! İhtiyacımla bilerek Sana yöneldim ve bugün fakirliğimi ve yoksulluğumu Sana indirdim; bugün mağfiretine olan ümidim amelime olan ümidimden daha büyüktür, mağfiretin ve rahmetin de günahlarımdan daha geniştir; gücünün her ihtiyacı karşılamaya yetmesi, bunu yapmanın Sana kolay olması ve benim Sana muhtaç bulunmam sebebiyle bana ait bütün ihtiyaçları yerine getirmeyi üzerine al, çünkü ben hiçbir hayra yalnızca Senden başka bir yerden ulaşmadım ve benden hiçbir kötülüğü Senden başkası uzaklaştırmadı; ahiretim ve dünyam için Senden başkasını ummuyorum, fakirlik günümde, insanların beni çukurumda yalnız bırakacağı ve ey Rabbim, yoksulluğumla yalnızca Sana geleceğim günde de Senden başkasını ummuyorum.”

13- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Hüseyin b. Atıyye’den, o da Zeyd es-Sâiğ’den rivayet etmiştir.

Zeyd es-Sâiğ şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Bizim için Allah’a dua et.” dedim. Şöyle dua etti: “Allah’ım! Onlara doğru sözlülük, emaneti yerine getirme ve namazları koruma nasip et; Allah’ım, Senin kulların içinde bunu kendileri için yapmana en layık olanlar onlardır, Allah’ım, bunu onlar için gerçekleştir.”

14- Ashabımızdan bir grup Sehl b. Ziyâd’dan; Ali b. İbrahim de babasından, her ikisi İbn Mahbûb’dan, o Ebû Hamza’dan, o da Ali b. Hüseyin’den rivayet etmiştir.

Ali b. Hüseyin şöyle buyurdu: Müminlerin Emîri şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Sana tevekkül etmeyi, işlerimi Sana bırakmayı, takdirine razı olmayı ve emrine teslim olmayı bana ihsan et ki geciktirdiğini çabuklaştırmayı, çabuklaştırdığını da geciktirmeyi istemeyeyim, ey âlemlerin Rabbi.”

15- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Muhammed b. Sinân’dan, o Süheym’den, o da İbn Ebû Ya‘fûr’dan rivayet etmiştir.

İbn Ebû Ya‘fûr şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın ellerini göğe kaldırmış hâlde şöyle dediğini işittim: “Rabbim! Beni hiçbir zaman göz açıp kapayıncaya kadar, bundan daha az veya daha çok bir süre nefsime bırakma.” Daha bu sözü bitirir bitirmez gözyaşları sakalının iki yanından akmaya başladı, sonra bana dönerek şöyle buyurdu: “Ey İbn Ebû Ya‘fûr! Allah, Yûnus b. Mettâ’yı göz açıp kapayıncaya kadardan daha az bir süre nefsine bıraktı ve o günah meydana geldi.” Ben, “Allah seni düzeltsin, bu onu küfre mi götürdü?” dedim. Buyurdu ki: “Hayır, fakat bu hâl üzere ölmek helâktir.”

16- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den mürsel olarak rivayet etmiştir.

Cebrâil, Peygamber’e gelerek şöyle dedi: “Rabbin sana şöyle buyuruyor: Bir gün ve gece Bana gerçek anlamda kulluk etmek istersen ellerini Bana kaldır ve şöyle de: Allah’ım! Devamlılığın sürdükçe süren ebedî bir hamd Sanadır, ilminin ötesinde sonu bulunmayan bir hamd Sanadır, dilemenin ötesinde süresi bulunmayan bir hamd Sanadır, söyleyenin karşılığının yalnızca Senin rızan olduğu bir hamd Sanadır. Allah’ım! Bütün hamd Sana, bütün ihsan Sana, bütün övünç Sana, bütün güzellik Sana, bütün nur Sana, bütün izzet Sana, bütün ceberut Sana, bütün azamet Sana, bütün dünya Sana, bütün ahiret Sana, gecenin ve gündüzün tamamı Sana, bütün yaratılmışlar Sana aittir; bütün hayır Senin elindedir ve açık-gizli bütün işler Sana döner. Allah’ım! Sonsuza kadar hamd Sanadır; Sen imtihanı güzel, övgüsü yüce, nimeti bol, hükmü adil, ihsanı çok ve bağışları güzel olansın; yerde bulunanların da gökte bulunanların da ilâhısın. Allah’ım! Yedi sağlam gökte hamd Sana, döşenmiş yerde hamd Sana, kulların gücü kadar hamd Sana, ülkelerin genişliği kadar hamd Sana, kazıklar gibi dağlarda hamd Sana, ‘örtüp bürüdüğü zaman gece’de hamd Sana (Leyl 1), ‘açılıp aydınlandığı zaman gündüz’de hamd Sana (Leyl 2), ilkinde de sonrasında da hamd Sana, tekrarlanan yedi ayette ve yüce Kur’an’da hamd Sana. Allah her türlü eksiklikten uzaktır ve hamd O’nadır; ‘kıyamet günü yeryüzünün tamamı O’nun avucundadır, gökler de O’nun sağ eliyle dürülmüştür; O, onların ortak koştuklarından uzaktır ve yücedir.’ (Zümer 67). Allah her türlü eksiklikten uzaktır ve hamd O’nadır; ‘O’nun zatı dışında her şey yok olacaktır.’ (Kasas 88). Rabbimiz, Sen her türlü eksiklikten uzaksın, yücesin, bereketlisin ve mukaddessin; her şeyi kudretinle yarattın, her şeye izzetinle boyun eğdirdin, yüceliğinle her şeyin üzerine yükseldin, gücünle her şeye galip geldin, her şeyi hikmetin ve ilminle benzersiz şekilde var ettin, elçileri kitaplarınla gönderdin, salihleri izninle doğru yola ilettin, müminleri yardımınla destekledin ve yaratılmışları hükümranlığınla boyun eğdirdin. Senden başka ilâh yoktur, Sen teksin ve ortağın yoktur; Senden başkasına kulluk etmeyiz, yalnızca Senden isteriz ve yalnızca Sana yöneliriz; şikâyetimizin makamı, arzumuzun son noktası, ilâhımız ve hükümdarımız Sensin.”

17- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o da Muâviye b. Ammâr’dan rivayet etmiştir.

Muâviye b. Ammâr şöyle dedi: Ebû Abdullah kendiliğinden bana şöyle buyurdu: “Ey Muâviye! Bir adamın Müminlerin Emîri’ne gelip duasının cevabının gecikmesinden şikâyet ettiğini, onun da adama, ‘Çabuk kabul edilen duadan neredesin?’ dediğini bilmiyor musun?” Adam, “O dua nedir?” diye sorunca şöyle buyurdu: “Şöyle de: Allah’ım! Yüce, en yüce, celâl ve kerem sahibi, saklı ve gizli, hak nur ve apaçık delil olan büyük ismin hakkı için Senden istiyorum; o, nurla birlikte nur, nurdan bir nur, nur içinde nur, nur üstüne nur (Nûr 35), bütün nurların üzerinde bir nurdur; her karanlık onunla aydınlanır, her şiddet, her azgın şeytan ve her inatçı zorba onunla kırılır, onun karşısında hiçbir yer karar kılamaz ve hiçbir gök ayakta duramaz, onunla her korkan güven bulur, her büyücünün büyüsü, her saldırganın saldırısı ve her hasetçinin hasedi onunla boşa çıkar, onun azametinden kara ve deniz yarılır, melek onu söylediğinde gemi onunla yükselir ve dalgaların ona karşı bir yolu olmaz; o Senin en büyük, en yüce, en celâlli ismin ve kendisiyle kendini isimlendirdiğin, onunla Arşına istivâ ettiğin en büyük nurundur. Muhammed ve Ehl-i beytiyle Sana yöneliyorum, Senin ve onların hakkı için Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eylemeni ve benim için şöyle şöyle yapmanı diliyorum.”

18- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, o babasından, o Halef b. Hammâd’dan, o da Amr b. Ebü’l-Mikdâm’dan rivayet etmiştir.

Amr b. Ebü’l-Mikdâm şöyle dedi: Ebû Abdullah dünya ve ahiret iyiliklerini toplayan şu duayı bana yazdırdı ve şöyle buyurdu: “Allah’a hamd ve sena ettikten sonra şöyle dersin: Allah’ım! Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, Halîm ve Kerîm olan Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, Azîz ve Hakîm olan Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, Vâhid ve Kahhâr olan Sensin (Ra‘d 16); Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, Melik ve Cebbâr olan Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, Rahîm ve Gaffâr olan Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, tuzağı ve gücü çetin olansın (Ra‘d 13); Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, büyük ve yüce olansın (Ra‘d 9); Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, Semî‘ ve Basîr olan Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, koruyan ve gücü yeten Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, Gafûr ve Şekûr olan Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, Hamîd ve Mecîd olan Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, Gafûr ve Vedûd olan Sensin (Burûc 14); Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, çok şefkatli ve çok ihsan eden Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, Halîm ve hesap gören Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, cömert ve şerefli Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, bir ve tek Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, görünmeyen ve şahit olan Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, zâhir ve bâtın olan Sensin; Sen Allah’sın, Senden başka ilâh yoktur, her şeyi bilensin. Nurun tamamlandı ve doğru yola ilettin, elini açtın ve verdin; Rabbimiz, Senin yüzün yüzlerin en keremlisi, yönün yönlerin en hayırlısı, bağışın bağışların en üstünü ve en hoşudur; Sana itaat edilir, ey Rabbimiz, Sen şükürle karşılık verirsin, Sana isyan edilir, ey Rabbimiz, dilediğini bağışlarsın; darda kalana cevap verir, kötülüğü giderir, tövbeyi kabul eder ve günahlardan vazgeçersin. Senin nimetlerinin karşılığı verilemez, nimetlerin sayılamaz ve hiçbir söyleyenin sözü Senin övgüne erişemez. Allah’ım! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle, onların kurtuluşunu, ferahlığını, rahatını ve sevincini çabuklaştır; onların kurtuluşunun tadını bana tattır ve cinlerden ve insanlardan olan düşmanlarını helâk et. ‘Rabbimiz! Bize dünyada iyilik, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru.’ (Bakara 201). Bizi ‘kendilerine korku olmayan ve üzülmeyecek olanlardan’ eyle; beni ‘sabreden ve Rablerine tevekkül edenlerden’ eyle (Ankebût 59), ‘dünya hayatında da ahirette de sağlam sözle beni sabit kıl’ (İbrahim 27), hayatımda, ölümümde, huzurunda duruşumda, yeniden dirilişimde, hesabımda, mizanda ve kıyamet gününün dehşetlerinde bana bereket ver, beni sıratta esenliğe çıkar, onun üzerinden geçir, bana faydalı ilim, gerçek yakin, takva, iyilik, sakınma, Senden korku ve beni Sana yakınlaştırıp Senden uzaklaştırmayacak bir ürperti nasip et; beni sev, bana buğzetme, beni dost edin, beni yardımsız bırakma, dünya ve ahiret hayırlarının bildiğim ve bilmediğim tamamını bana ver, bildiğim ve bilmediğim bütün kötülüklerden beni bütünüyle koru.”

19- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, o babasından, o Fudâle b. Eyyûb’dan, o da Muâviye b. Ammâr’dan rivayet etmiştir.

Muâviye b. Ammâr şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Bana özel bir dua öğretmez misin?” dedim. “Elbette.” buyurdu ve şöyle dedi: “Şöyle de: Ey bir olan, ey şeref sahibi, ey tek olan, ey Samed, ey ‘doğurmayan, doğurulmayan ve hiçbir dengi bulunmayan’ (İhlâs 3-4), ey Azîz, ey Kerîm, ey çok şefkatli, ey çok ihsan eden, ey duaları işiten, ey kendisinden istenenlerin en cömerdi ve verenlerin en hayırlısı, ey Allah, ey Allah, ey Allah!” Ben, “‘Nûh Bize seslenmişti; Biz ne güzel cevap vereniz.’ (Sâffât 75) desem mi?” diye sordum. Ebû Abdullah şöyle buyurdu: Resûlullah şöyle derdi: “Evet, Sen ne güzel cevap verensin, ne güzel kendisine dua edilen ve ne güzel kendisinden istenensin; yüzünün nuru, izzetin, kudretin, ceberutun, hükümranlığın, sağlam zırhın, koruyup bir araya getirmen ve bütün dayanakların hakkı için, Muhammed’in hakkı ve Muhammed’den sonraki vasilerin hakkı için Senden Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eylemeni ve benim için şöyle şöyle yapmanı diliyorum.”

20- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid, ashabından birinden, o Hüseyin b. Umâre’den, o Hüseyin b. Ebû Saîd el-Mekârî ve Cehm b. Ebû Cehme’den, onlar da Küfe halkından künyesiyle tanınan Ebû Cafer adlı bir adamdan rivayet etmişlerdir.

Bu adam şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Bana okuyacağım bir dua öğret.” dedim. Buyurdu ki: “Evet, şöyle de: Ey her hayır için kendisinden ümit ettiğim, her sürçmede gazabından emin olduğum, az amel karşılığında çok veren, kendisinden isteyene şefkati ve rahmetiyle veren, kendisinden istemeyene ve kendisini tanımayana da veren! Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eyle, bu isteğim sebebiyle bana dünya hayırlarının tamamını ve ahiret hayırlarının tamamını ver; çünkü bana verdiklerinden hiçbir şey eksilmez, ey Kerîm, geniş lütfundan bana daha da artır.”

21- Aynı ravi, rivayeti Ebû Cafer’e ulaştırarak nakletmiştir.

Ebû Cafer, kardeşi Abdullah b. Ali’ye şu duayı öğretmiştir: “Allah’ım! Senin hakkındaki hüsnüzannımı yükselt, hiçbir düşmanı ve hasetçiyi bana karşı ümitlendirme, ayakta, otururken, uyanık ve uyurken beni koru; Allah’ım, beni bağışla, bana merhamet et, beni en doğru yoluna ilet, beni cehennemin sıcaklığından koru, borcu ve günahı üzerimden kaldır ve beni âlemlerin en hayırlı seçkinlerinden eyle.”

22- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Hüseyin b. Saîd’den, o Osman b. Îsâ ve Hârûn b. Hârice’den rivayet etmiştir.

Hârûn b. Hârice şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın şöyle dediğini işittim: “Gücümün yetmediği ve sabredemeyeceğim şeylerden dolayı bana merhamet et.”

23- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Hüseyin b. Saîd’den, o Nadr b. Süveyd’den, o İbn Sinân’dan, o Hafs’tan, o da Muhammed b. Müslim’den rivayet etmiştir.

Muhammed b. Müslim şöyle dedi: Ona, “Bana bir dua öğret.” dedim. Bana, “Israr duasından neredesin?” dedi. “Israr duası nedir?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Allah’ım! Yedi göğün ve aralarındakilerin Rabbi, büyük Arş’ın Rabbi, Cebrâil’in, Mîkâil’in ve İsrâfil’in Rabbi, yüce Kur’an’ın Rabbi ve peygamberlerin sonuncusu Muhammed’in Rabbi! Göğün kendisiyle ayakta durduğu, yerin kendisiyle ayakta durduğu, topluluğu kendisiyle ayırdığın, dağınık olanları kendisiyle bir araya getirdiğin, canlılara kendisiyle rızık verdiğin, kumların sayısını, dağların ağırlığını ve denizlerin ölçüsünü kendisiyle hesapladığın şey hakkı için Senden istiyorum.” Sonra Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât getirir, ihtiyacını ister ve talepte ısrar edersin.

24- Ali b. İbrahim, babasından, o Hasan b. Ali’den, o Kerrâm’dan, o da İbn Ebû Ya‘fûr’dan rivayet etmiştir.

İbn Ebû Ya‘fûr, Ebû Abdullah’ın şöyle dua ettiğini nakletmiştir: “Allah’ım! Kalbimi Sana sevgi, Senden korku, Seni tasdik ve Sana iman, Senden ürperti ve Sana özlemle doldur, ey celâl ve ikram sahibi! Allah’ım, Sana kavuşmayı bana sevdir ve Sana kavuşmamda benim için rahmetin ve bereketin en hayırlısını kıl; beni salihlere kat (Yûsuf 101), beni kötülerle birlikte geciktirme, geçmiş salihlere kat, kalan salihlerle birlikte kıl, beni salihlerin yoluna götür, salihlere nefislerine karşı yardım ettiğin şeyle nefsime karşı bana yardım et ve beni kurtardığın bir kötülüğe geri döndürme, ey âlemlerin Rabbi. Sana kavuşuncaya kadar sürecek, beni üzerinde yaşatacağın, üzerinde öldüreceğin ve beni dirilttiğinde üzerinde dirilteceğin bir iman diliyorum; kalbimi riyadan, gösterişten ve dinindeki şüpheden arındır. Allah’ım! Dininde bana yardım, ibadetinde kuvvet, yaratılmışların hakkında anlayış ve rahmetinden iki pay ver, yüzümü nurunla ağart, arzumun Senin katındakilere yönelmesini sağla ve beni yolunda, Senin dinin ve Resûlünün dini üzere vefat ettir. Allah’ım! Tembellikten, yaşlılıktan, korkaklıktan, cimrilikten, gafletten, katılıktan, gevşeklikten ve düşkünlükten Sana sığınırım; ey Rabbim, doymayan nefisten, huşu duymayan kalpten, işitilmeyen duadan ve fayda vermeyen namazdan Sana sığınırım; kendimi, ailemi ve soyumu kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım. Allah’ım! Beni Senden hiç kimse koruyamaz ve Senden başka sığınak bulamam; beni yardımsız bırakma, helâke atma ve azapla hedef alma; dininde sebat, kitabını tasdik ve Resûlüne uymayı Senden isterim. Allah’ım! Beni rahmetinle an, günahımla anma, benden kabul et ve lütfundan bana artır, çünkü ben Sana yöneliyorum. Allah’ım! Konuşmamın ve oturuşumun sevabını benden razı olman kıl, amelimi ve duamı yalnızca Sana has kıl, rahmetinle sevabımı cennet kıl, Senden istediğim bütün şeyleri benim için bir araya getir ve lütfundan bana artır, çünkü ben Sana yöneliyorum. Allah’ım! Yıldızlar battı, gözler uyudu, Sen ise Hayy ve Kayyûm’sun; sakin gece, burçlara sahip gök, döşenmiş yer, derin deniz ve ‘birbiri üzerine karanlıklar’ (Nûr 40) Senden hiçbir şeyi gizleyemez; yaratılmışlarından dilediğine geceleri rahmet ulaştırırsın, ‘gözlerin hain bakışını ve göğüslerin gizlediğini bilirsin.’ (Mü’min 19). Senin kendi hakkında şahitlik ettiğin, meleklerinin ve ilim sahiplerinin de şahitlik ettiği şeye şahitlik ederim: Senden başka ilâh yoktur, Sen Azîz ve Hakîm’sin (Âl-i İmrân 18); Senin kendin için şahitlik ettiğin, meleklerinin ve ilim sahiplerinin de şahitlik ettiği şeye şahitlik etmeyenlerin yerine benim şahitliğimi yaz. Allah’ım! Sen Selâm’sın ve selâmet Sendendir; ey celâl ve ikram sahibi, boynumu ateşten azat etmeni Senden diliyorum.”

25- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Mahbûb’dan, o Muhammed b. Yahyâ el-Has‘amî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Ebû Zer, Resûlullah’ın yanına geldiğinde Cebrâil onun yanında Dihye el-Kelbî suretindeydi ve Resûlullah onunla baş başa konuşuyordu; Ebû Zer onları görünce yanlarından uzaklaştı ve konuşmalarını kesmedi. Cebrâil, ‘Ey Muhammed! Bu Ebû Zer’dir; yanımızdan geçti fakat bize selâm vermedi, selâm verseydi ona karşılık verirdik. Ey Muhammed! Onun gök ehli arasında bilinen bir duası vardır, ben göğe yükseldiğim zaman ona bunu sor.’ dedi. Cebrâil yükseldikten sonra Ebû Zer Peygamber’in yanına geldi ve Resûlullah ona, ‘Ey Ebû Zer! Yanımızdan geçerken bize selâm vermene ne engel oldu?’ diye sordu. Ebû Zer, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Yanındaki kişinin Dihye el-Kelbî olduğunu ve bazı işlerin için onunla baş başa kaldığını zannettim.’ dedi. Resûlullah, ‘O Cebrâil’di ey Ebû Zer; selâm verseydin sana karşılık vereceğini söyledi.’ buyurdu. Ebû Zer onun Cebrâil olduğunu öğrenince selâm vermediği için Allah’ın dilediği kadar pişman oldu. Resûlullah ona, ‘Okuduğun bu dua nedir? Cebrâil, gökte bilinen bir duan olduğunu bana haber verdi.’ dedi. Ebû Zer, ‘Evet ey Allah’ın Resûlü, şöyle derim: Allah’ım! Senden güvenlik, Sana iman, peygamberini tasdik, bütün belalardan afiyet, afiyete şükür ve kötü insanlara muhtaç olmamayı diliyorum.’ dedi.”

26- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Mahbûb’dan, o Hişâm b. Sâlim’den, o da Ebû Hamza’dan rivayet etmiştir.

Ebû Hamza şöyle dedi: Bu duayı Ebû Cafer Muhammed b. Ali’den aldım; Ebû Cafer onu “Câmi‘ dua” diye adlandırırdı: “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Allah’tan başka ilâh olmadığına, O’nun tek ve ortaksız olduğuna şahitlik ederim; Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim. Allah’a, bütün elçilerine ve bütün elçilere indirdiği her şeye iman ettim; Allah’ın vaadinin hak, O’na kavuşmanın hak olduğuna iman ettim; Allah doğru söylemiş, elçiler tebliğ etmişlerdir; âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Allah’ı tesbih eden her şey kadar ve Allah’ın tesbih edilmesini sevdiği şekilde Allah her türlü eksiklikten uzaktır; Allah’a hamd eden her şey kadar ve Allah’ın hamd edilmesini sevdiği şekilde Allah’a hamdolsun; Allah’ın birliğini ilan eden her şey kadar ve Allah’ın birliğinin ilan edilmesini sevdiği şekilde Allah’tan başka ilâh yoktur; Allah’ı yücelten her şey kadar ve Allah’ın yüceltilmesini sevdiği şekilde Allah en büyüktür. Allah’ım! Hayrın anahtarlarını, sonlarını, eksiksiz olanlarını, faydalarını ve bereketlerini, ilmimin ulaştığı ve hafızamın saymaya yetmediği her şeyi Senden diliyorum. Allah’ım! Onu tanıma yollarını bana açıkla, kapılarını bana aç, rahmetinin bereketleriyle beni ört, dininden sapmaktan beni koruyacak bir korunma lütfet, kalbimi şüpheden temizle, dünya ve geçici geçim kaygımı kalbimi ahiretimin sonraki sevabından alıkoyacak şekilde meşgul etme, kabul etmeyeceğin cehaletten korunmakla kalbimi meşgul et, dilimi her hayra boyun eğdir, kalbimi riyadan temizle ve riyanın organlarımda dolaşmasına izin verme, amelimi yalnızca Sana has kıl. Allah’ım! Açık ve gizli bütün kötülüklerden, her türlü çirkinlikten, bunlardan gafletle işlenenlerden, kovulmuş şeytanın benim için istediği her şeyden ve inatçı hükümdarın benim için dilediği, ilminle kuşattığın ve benden uzaklaştırmaya gücünün yettiği her şeyden Sana sığınırım. Allah’ım! Cinlerin ve insanların gece baskınlarından, kasırgalarından, felaketlerinden, tuzaklarından, günahkâr cin ve insanların bulunduğu yerlerden, dinimden kaydırılıp ahiretimin bozulmasından, bunlardan geçimime bir zarar gelmesinden veya güç yetiremeyeceğim ve sabredemeyeceğim bir belanın onlardan bana ulaşmasından Sana sığınırım; ey ilâhım, beni bunlara katlanmakla imtihan etme ki bu beni Seni anmaktan alıkoymasın ve ibadetinden meşgul etmesin; bütün bunlardan koruyan, engelleyen, uzaklaştıran ve muhafaza eden Sensin. Allah’ım! Beni hayatta bıraktığın sürece geçimimde rahatlık istiyorum; onunla Sana itaate güç bulayım, rızana ulaşayım ve yarın gerçek hayat yurduna varayım; beni azdıracak bir rızık verme ve beni sıkıntıya düşürüp bedbaht edeceğim bir fakirlikle imtihan etme; ahiretimde bana bol pay, dünyamda geniş, hoş ve kolay bir geçim ver, dünyayı benim için zindan, ondan ayrılmayı da bana üzüntü yapma, onun fitnesinden beni koru, dünyadaki amelimi kabul edilmiş ve çabamı teşekkür edilmiş kıl. Allah’ım! Bana kötülük dileyene aynı kötülükle karşılık ver, bana tuzak kurana Sen tuzak kur, bana kaygısını yükleyen kimsenin kaygısını benden uzaklaştır, bana hile yapanın hilesini boz; çünkü Sen hile yapanlara en iyi karşılık verensin; kâfir zalimlerin, azgınların ve hasetçilerin gözlerini benden çevir. Allah’ım! Katından bana sekînet indir, sağlam zırhını bana giydir, koruyucu örtünle beni muhafaza et, faydalı afiyetinle beni kuşat, sözümü ve amelimi doğru kıl, çocuklarımda, ailemde ve malımda bana bereket ver. Allah’ım! Önceden yaptığım, sonra yaptığım, gafletle işlediğim, kasten yaptığım, ihmalkâr davrandığım, açıkça yaptığım ve gizlediğim her şeyi bağışla, ey merhametlilerin en merhametlisi.”

27- Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, o Safvân b. Yahyâ’dan, o Alâ b. Rezîn’den, o Muhammed b. Müslim’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Şöyle de: Allah’ım! Rızkımı genişlet, ömrümü uzat, günahımı bağışla, beni dinine kendileriyle yardım ettiğin kimselerden eyle ve benim yerime başkasını getirme.”

28- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Muhammed b. Sinân’dan, o Ya‘kûb b. Şuayb’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle dua ederdi: “Ey az amele teşekkür eden, çok günahtan vazgeçen, Gafûr ve Rahîm olan! Lezzeti sona ermiş fakat sorumluluğu kalmış günahlarımı bağışla.”

29- Aynı ravi zinciriyle Ya‘kûb b. Şuayb’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdullah’ın dualarından biri şöyleydi: “Ey Nur, ey Kuddûs, ey öncekilerin ilki ve sonrakilerin sonu, ey Rahmân, ey Rahîm! Nimetleri değiştiren günahlarımı bağışla, cezaları indiren günahlarımı bağışla, koruyucu perdeleri yırtan günahlarımı bağışla, belaları indiren günahlarımı bağışla, düşmanları üstün kılan günahlarımı bağışla, yok oluşu çabuklaştıran günahlarımı bağışla, ümidi kesen günahlarımı bağışla, havayı karartan günahlarımı bağışla, örtüyü açan günahlarımı bağışla, duayı geri çeviren günahlarımı bağışla ve göğün yağmurunu engelleyen günahlarımı bağışla.”

30- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Sinân’dan, o Ya‘kûb b. Şuayb’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle dua ederdi: “Ey sıkıntımda hazırlığım, zorluğumda arkadaşım, nimetimde velim ve arzumda imdadım!” Ardından şöyle buyurdu: Müminlerin Emîri’nin dualarından biri şuydu: “Allah’ım! İzleri yazdın, haberleri bildin, sırlara vakıf oldun ve bizimle kalpler arasına girdin; bu sebeple sır Senin katında açıktır ve kalpler Sana bütünüyle açılmıştır; bir şeyi dilediğinde Senin emrin yalnızca ona ‘Ol!’ demendir, o da olur (Yâsîn 82). Rahmetinle itaatine emret de organlarımın her birine girsin ve Sana kavuşuncaya kadar benden ayrılmasın; rahmetinle günahına emret de organlarımın her birinden çıksın ve Sana kavuşuncaya kadar bana yaklaşmasın. Bana dünyadan rızık ver fakat beni ona karşı zahit kıl; dünyayı benden uzaklaştırıp kalbimde ona karşı arzu bırakma, ey Rahmân.”

31- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Mahbûb’dan, o Alâ b. Rezîn’den, o da Abdurrahman b. Seyâbe’den rivayet etmiştir.

Abdurrahman b. Seyâbe şöyle dedi: Ebû Abdullah bana şu duayı verdi: “Hamdın velisi, ona layık olan, hamdın son mercii ve mahalli olan Allah’a hamdolsun; O’nu birleyen ihlâsa ermiş, O’na kulluk eden doğru yolu bulmuş, O’na itaat eden kurtulmuş ve O’na sığınan güven bulmuştur. Allah’ım! Ey cömertlik, şeref, güzel övgü ve hamd sahibi! Sana boynunu eğen, burnunu Senin için yere sürten, yüzünü toprağa koyan, nefsini Sana boyun eğdiren, korkundan gözyaşları akan, yaşları tekrar tekrar dökülen, günahlarını Sana itiraf eden, hatası Senin katında kendisini rezil eden, suçu Senin katında onu çirkinleştiren, bu sebeple gücü zayıflayan, çaresi azalan, aldatma yolları kesilen, bütün batılları yok olan, günahları onu huzurunda zilletle durmaya, Sana boyun eğmeye ve Sana yalvarmaya mecbur bırakan kimsenin isteyişiyle Senden istiyorum. Allah’ım! Onun makamındaki bir kimse gibi Sana yöneliyor, onun yönelişiyle yöneliyor, onun yalvarışı gibi Sana yalvarıyor ve onun en şiddetli niyazı gibi Sana niyaz ediyorum. Allah’ım! Sözümün aczine, duruşumun ve oturuşumun zilletine, boynumla Sana boyun eğişime merhamet et. Allah’ım! Sapıklıktan hidayet, körlükten basiret ve azgınlıktan doğruluk diliyorum; bollukta en çok hamdi, musibette en güzel sabrı, şükür yerinde en üstün şükrü, şüphelerde teslimiyeti, itaatinde kuvveti, günahına karşı zayıflığı, Senden Sana kaçmayı ve razı olman için Sana yaklaşmayı Senden diliyorum; yaratılmışlarını öfkelendirse bile benden razı olacağın her şeyi araştırmayı, yalnızca Senin rızanı isteyerek yapmayı Senden diliyorum. Rabbim! Bana merhamet etmezsen kimi umut edeyim, beni uzaklaştırırsan kim bana döner, bana azap edersen kimin affı bana fayda verir, beni mahrum edersen kimin bağışlarını umayım, beni hor kılarsan onuruma kim sahip olabilir, beni ikram edersen kimin horlaması bana zarar verir? Rabbim! Fiilim ne kötü, amelim ne çirkin, kalbim ne katı, emelim ne uzun, ecelim ne kısa ve beni yaratana karşı gelmekte ne cüretkârım. Rabbim! Bana yaptığın imtihan ne güzel ve üzerimdeki nimetin ne açıktır; nimetlerin üzerimde çoğaldı, onları sayamıyorum, bana verdiğin nimetlere karşı şükrüm azaldı, nimetlerle şımardım, cezalara maruz kaldım, zikrinden gaflet ettim, bilgiden sonra cehalete daldım, adaletten zulme geçtim, iyilikten günaha aştım ve korku ile üzüntüden kaçışa yöneldim; günahlarımın çokluğu içinde iyiliklerim ne küçük ve ne azdır, yaratılışımın küçüklüğüne ve dayanağımın zayıflığına rağmen günahlarım ne çok ve ne büyüktür. Rabbim! Ecelimin kısalığına rağmen emelim ne uzun, emelimin uzaklığı karşısında ecelim ne kısa, gizlim ve açığım ne çirkindir. Rabbim! Delil getirsem hiçbir delilim yok, mazeret dilesem hiçbir mazeretim yok, bana yardım etmezsen nimet verildiğim ve imtihan edildiğim zaman şükretmeye gücüm yok. Rabbim! Yarın terazim, Sen onu ağırlaştırmazsan ne hafif, dilim Sen onu sağlamlaştırmazsan ne çok sürçer, yüzüm Sen onu ağartmazsan ne karadır. Rabbim! Geçmiş günahlarım karşısında ne yapabilirim, onlar dayanaklarımı çökertti; dünya şehvetlerini nasıl isteyebilir ve dünyadaki mahrumiyetim için ağlayabilirim de Sana isyanım ve kusurum için ağlayıp pişmanlığımı artırmayabilirim? Rabbim! Dünyanın çağrıları beni çağırdı, hemen cevap verdim ve ona isteyerek dayandım; ahiretin çağrıları beni çağırdığında ise ağır davrandım, dünya çağrılarına, onun sönük döküntülerine, yok olan kırıntılarına ve kaybolan serabına koştuğum gibi onlara cevap vermekte ve yönelmekte ağır kaldım. Rabbim! Beni korkuttun, teşvik ettin, bana kulluğumla delil getirdin ve rızkıma kefil oldun, fakat korkundan emin davrandım, teşvikine karşı ağır kaldım, kefaletine güvenmedim ve deliline aldırmadım. Allah’ım! Bu dünyada Senden emin oluşumu korkuya, ağır davranışımı özleme, deliline karşı ihmalkârlığımı Senden ürpertiye dönüştür ve ardından bana ayırdığın rızka beni razı et, ey Kerîm, ey Kerîm! Büyük ismin hakkı için öfke zamanında rızanı, sıkıntıda ferahlığı, karanlıkta nuru ve fitnenin birbirine benzemesi anında basireti Senden diliyorum. Rabbim! Günahlarıma karşı siperimi sağlam, cennetlerde derecelerimi yüksek, bütün amellerimi kabul edilmiş ve iyiliklerimi kat kat artırılmış ve temiz kıl; açık ve gizli bütün fitnelerden, yüksek ve aşırı yiyecek ve içecek arzusundan, bildiğim ve bilmediğim bütün kötülüklerden Sana sığınırım; ilmin karşılığında cehaleti, hilmin karşılığında kabalığı, adaletin karşılığında zulmü, iyiliğin karşılığında kopukluğu, sabrın karşılığında feryadı, hidayetin karşılığında sapıklığı ve imanın karşılığında küfrü satın almaktan Sana sığınırım.”

İbn Mahbûb, Cemîl b. Sâlih’ten bunun bir benzerini de nakletmiş ve bunun Ali b. Hüseyin’in duası olduğunu söylemiş, sonuna da “Âmin, ey âlemlerin Rabbi” sözünü eklemiştir.

32- İbn Mahbûb şöyle dedi: Nûh Ebü’l-Yakzân bize Ebû Abdullah’tan rivayet etti.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Şu duayla dua et: Allah’ım! Senden yalnızca rızanla elde edilebilecek rahmetini, bütün günahlarından çıkmayı, Seni razı eden her şeye girmeyi, her tehlikeden kurtuluşu ve benden kasten meydana gelen, hata ile ayağımın kaydığı veya şeytanın vesveseleriyle zihnime gelen her büyük günahtan çıkış yolu diliyorum; rızanın sınırlarında beni durduracak ve nefsimin, helâlinin sınırını aşması için görüşümü kaydırdığı her şehveti benden ayıracak bir korku Senden diliyorum. Allah’ım! Bildiğin şeylerin en güzelini yapmayı, bildiğin bütün kötülükleri terk etmeyi, bilmeden veya bilerek hata ettiğim hususlarda korunmayı Senden diliyorum; rızıkta genişlik, yeterli olanla yetinmede zühd, her şüpheden apaçık bir çıkış yolu, her delilde doğruluk, bütün durumlarda doğruluk, üzerime düşen ve lehime olan hususlarda insanlara karşı nefsimden adaletli davranmak, öfke ve rıza hâllerinin tamamında hakkı vermek için boyun eğmek, sözümde ve fiilimde az veya çok her türlü saldırganlığı terk etmek, bütün işlerde nimetinin tamamlanması ve Sen razı oluncaya ve razı olduktan sonra da sana şükretmek diliyorum; kolay olan bütün işlerle hayır bulunan her konuda hayırlısını Senden diliyorum, zor olanıyla değil, ey Kerîm, ey Kerîm, ey Kerîm! Afiyet ve ferahlık bulunan işin kapısını bana aç, onun kapısını aç ve çıkış yolunu kolaylaştır; yaratılmışlarından bana karşı güç verdiğin kimsenin işitmesini, görmesini, dilini ve elini benden uzaklaştır, onu sağından, solundan, arkasından ve önünden tut ve bana kötülükle ulaşmasını engelle; komşuluğun aziz, yüzünün övgüsü yücedir ve Senden başka ilâh yoktur; Sen Rabbimsin, ben de kulunum. Allah’ım! Her sıkıntıda ümidim, her şiddette güvencim ve başıma gelen her işte dayanağım ve hazırlığım Sensin; kalbin karşısında zayıfladığı, çarenin azaldığı, düşmanın sevindiği ve işlerin çıkmaza girdiği nice sıkıntıyı Sana indirdim, Senden başkasından yüz çevirerek onu Sana şikâyet ettim, Sen de onu giderdin ve bana yeterli oldun; her nimetin sahibi, her ihtiyacın karşılayıcısı ve her arzunun son noktası Sensin, çokça hamd Sana, üstün ihsan da Sanadır.”

33- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Mansûr b. Yûnus’tan, o Ebû Basîr’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Şöyle de: Allah’ım! Tövbe edenlerin sözünü ve amelini, peygamberlerin nurunu ve doğruluğunu, mücahitlerin kurtuluşunu ve sevabını, seçilmişlerin şükrünü ve samimiyetini, zikredenlerin amelini ve yakinini, âlimlerin imanını ve anlayışını, huşu sahiplerinin ibadetini ve tevazusunu, fakihlerin hükmünü ve yaşayışını, takva sahiplerinin korkusunu ve yönelişini, müminlerin tasdikini ve tevekkülünü, iyilik yapanların ümidini ve iyiliğini Senden diliyorum. Allah’ım! Şükredenlerin sevabını, Sana yakın olanların makamını ve peygamberlerle beraberliği Senden diliyorum. Allah’ım! Senin için amel edenlerin korkusunu, Senden korkanların amelini, Sana ibadet edenlerin huşusunu, Sana tevekkül edenlerin yakinini ve Sana iman edenlerin tevekkülünü Senden diliyorum. Allah’ım! İhtiyacımı kimse Sana öğretmeden bilirsin, onu karşılamaya zorlanmadan gücün yeter; hiçbir isteyen Seni usandıramaz, hiçbir bağış Sende eksiklik meydana getirmez ve hiçbir söyleyenin sözü Senin övgüne ulaşamaz; Sen kendini nasıl nitelendiriyorsan öylesin ve bizim söylediklerimizin de üstündesin. Allah’ım! Bana yakın bir ferahlık, büyük bir mükâfat ve güzel bir örtü ver. Allah’ım! Nefsime zulmetmeme ve ona karşı aşırı gitmeme rağmen Sana hiçbir zıt, benzer, eş ve çocuk edinmediğimi bilirsin. Ey isteklerin kendisini şaşırtmadığı, hiçbir işin başka bir işten, hiçbir işitmenin diğer bir işitmeden, hiçbir görmenin başka bir görmeden alıkoymadığı ve ısrar edenlerin ısrarından usanmadığı! Bu saatte umduğum ve ummadığım yerden sıkıntımı gidermeni Senden diliyorum; çünkü ‘Sen çürümüş kemikleri diriltirsin’ (Yâsîn 78-79) ve ‘Senin her şeye gücün yeter.’ Ey kendisine şükrüm az olduğu hâlde beni mahrum bırakmayan, hatam büyük olduğu hâlde beni rezil etmeyen, beni günahlar üzerinde gördüğü hâlde yüzüme vurmayan, beni yaratılma gayem için yarattığı hâlde yaratılma gayemden başka işler yapan biri hâline gelen kuluna karşı merhametli olan! Sen ne güzel Mevlâsın ey efendim, ben ise ne kötü bir kulum; beni buldun, Sen ne güzel arayansın ey Rabbim, ben ise ne kötü aranılanım; ben Senin kulun, erkek kulunun ve kadın kulunun oğluyum, huzurundayım, hakkımda dilediğini yaparsın. Allah’ım! Sesler sustu, hareketler durdu, her sevgili sevgilisiyle baş başa kaldı, ben de Seninle baş başa kaldım; sevdiğim Sensin, bu gece Seninle baş başa kalışımı ateşten azat olmama vesile kıl. Ey hiçbir âlimin üstünde kendisini kuşatacak bir niteliğin bulunmadığı, hiçbir yaratılmışın O’ndan başka sığınacağı bir koruyucunun olmadığı, her şeyden önce ilk olan ve her şeyden sonra son olan, kendisi için bir asıl ve unsur bulunmayan, sonu için yok oluş olmayan, nitelendirilenlerin en mükemmeli, verenlerin en cömerdi, kendisine hangi dille dua edilirse onu anlayan, affı kadim, yakalaması şiddetli ve hükümranlığı dosdoğru olan! Musa ile kendisiyle doğrudan konuştuğun ismin hakkı için Senden istiyorum: Ey Allah, ey Rahmân, ey Rahîm, Senden başka ilâh yoktur; Allah’ım, Sen Samed’sin, Muhammed’e ve Âl-i Muhammed’e salât eylemeni ve rahmetinle beni cennete koymanı Senden diliyorum.”

34- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Ahmed’den, o Muhammed b. Velîd’den, o da Yûnus’tan rivayet etmiştir.

Yûnus şöyle dedi: Rızâ’ya, “Bana kısa bir dua öğret.” dedim. Buyurdu ki: “Şöyle de: Ey beni kendisine yönlendiren ve kalbimi kendisini tasdik etmekle boyun eğdiren! Senden güvenlik ve iman diliyorum.”

35- Ali b. Ebû Hamza, ashabından birinden, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Bir adam Müminlerin Emîri’ne gelerek şöyle dedi: “Ey Müminlerin Emîri! Miras aldığım bir malım vardı, ondan Allah’a itaat yolunda bir dirhem bile harcamadım, sonra onunla başka bir mal kazandım ve ondan da Allah’a itaat yolunda bir dirhem harcamadım; bana geçmişte kaybettiğimin yerini dolduracak ve yaptıklarımı bağışlatacak bir dua veya yapacağım bir amel öğret.” Müminlerin Emîri, “Söyle.” buyurdu. Adam, “Ey Müminlerin Emîri, ne söyleyeyim?” diye sorunca şöyle buyurdu: “Benim söylediğim gibi söyle: Ey her karanlıkta nurum, her yalnızlıkta dostum, her sıkıntıda ümidim, her şiddette güvencim ve sapıklıkta rehberim! Rehberlerin rehberliği kesildiğinde Sen benim rehberimsin; çünkü Senin rehberliğin kesilmez ve Senin doğru yola ilettiğin kimse sapmaz. Bana nimet verdin ve onu tamamladın, rızık verdin ve çoğalttın, beni besledin ve beslenmemi güzel yaptın, hiçbir amelim sebebiyle hak etmediğim hâlde keremin ve cömertliğinle kendiliğinden bana verdin ve bolca ihsan ettin; sonra kereminle günahlarına karşı güç buldum, verdiğin rızıkla gazabını çekecek işlere güç buldum ve ömrümü sevmediğin şeylerde tükettim; Sana karşı cüretim, beni yasakladığın şeylere girişim ve bana haram kıldıklarına dalışım, yine de lütfunla bana dönmene engel olmadı; Senin bana karşı hilmin ve tekrar tekrar lütufla yönelmen de benim yeniden günahlarına dönmeme engel olmadı; Sen lütufla tekrar tekrar dönensin, ben ise günaha tekrar tekrar dönenim. Ey günahın kendisine itiraf edildiği kimselerin en keremlisi ve zilletle boyun eğilenlerin en azizi! Keremin sebebiyle günahımı itiraf ettim, izzetin karşısında zilletle boyun eğdim; keremin ve günahımı itirafım, izzetin ve zilletle boyun eğişim karşısında bana ne yapacaksın? Bana Senin şanına yaraşanı yap, benim layık olduğum şeyi bana yapma.”

 

 

7- Kur’an’ın Fazileti — Kitâbü Fadli’l-Kur’ân (124)

 

Kur’ân’ın Fazileti

1- Ali b. Muhammed, Ali b. Abbas’tan, o Hüseyin b. Abdurrahman’dan, o Süfyân el-Harîrî’den, o babasından, o Sa’d el-Haffâf’tan, o da Ebû Ca’fer’den rivayet etmiştir:

Ebû Ca’fer şöyle buyurdu: “Ey Sa’d! Kur’ân’ı öğrenin. Çünkü Kur’ân kıyamet günü yaratılmışların şimdiye kadar gördükleri en güzel surette gelecektir. İnsanlar yüz yirmi bin saf hâlinde bulunacaklardır; bunların seksen bin safı Muhammed ümmeti, kırk bin safı ise diğer ümmetler olacaktır. Kur’ân önce Müslümanların safına insan suretinde gelir ve onlara selâm verir. Onlar ona bakıp: ‘Lâ ilâhe illallâh, el-Halîm el-Kerîm! Bu adam Müslümanlardandır; onu siması ve vasıflarıyla tanıyoruz. Ancak o, Kur’ân konusunda bizden çok daha gayretliydi. İşte bu yüzden kendisine bizim verilmediğimiz güzellik, ihtişam ve nur verilmiştir.’ derler. Sonra onları geçerek şehitlerin safına gelir. Şehitler ona bakar ve: ‘Lâ ilâhe illallâh, er-Rabb er-Rahîm! Bu adam şehitlerdendir; onu siması ve vasıflarıyla tanıyoruz. Ancak bu deniz şehitlerindendir. Bu yüzden kendisine bizim verilmediğimiz güzellik ve fazilet verilmiştir.’ derler. Ardından deniz şehitlerinin safına, deniz şehidi suretinde gelir. Deniz şehitleri onu görünce hayretleri daha da artar ve: ‘Bu deniz şehitlerindendir; onu simasıyla tanıyoruz. Ancak şehit olduğu ada bizim şehit olduğumuz adadan daha korkunç olmalı ki kendisine bize verilmeyen güzellik, nur ve ihtişam verilmiştir.’ derler. Sonra peygamberler ve resullerin safına, gönderilmiş bir peygamber suretinde gelir. Peygamberler ve resuller onu görünce büyük hayrete düşer ve: ‘Lâ ilâhe illallâh, el-Halîm el-Kerîm! Bu gönderilmiş bir peygamberdir; onu siması ve vasıflarıyla tanıyoruz. Fakat kendisine pek büyük bir fazilet verilmiştir.’ derler. Bunun üzerine toplanıp Resûlullah’a gelir ve: ‘Ey Muhammed! Bu kimdir?’ diye sorarlar. Resûlullah: ‘Onu tanımıyor musunuz?’ buyurur. Onlar: ‘Hayır, onu tanımıyoruz. Allah’ın gazabına uğrayanlardan değildir.’ derler. Resûlullah da: ‘Bu, Allah’ın kulları üzerindeki hüccetidir.’ buyurur. Sonra Kur’ân onları da geçerek mukarreb meleklerin safına, yakın bir meleğin suretinde gelir. Melekler onu görünce gördükleri üstünlük karşısında büyük hayrete düşer ve: ‘Rabbimiz yücedir ve mukaddestir! Bu kul meleklerdendir; onu siması ve vasıflarıyla tanıyoruz. Fakat Allah katında en yakın meleklerden daha yüksek bir makama sahipmiş ki kendisine bizim giydirilmeyen nur ve güzellik giydirilmiştir.’ derler. Ardından ilerleyerek Azamet sahibi Rabbin huzuruna varır ve Arş’ın altında secdeye kapanır. Bunun üzerine Allah şöyle buyurur: ‘Ey yeryüzündeki hüccetim ve doğru konuşan kelâmım! Başını kaldır, iste ki sana verilsin; şefaat et ki şefaatin kabul edilsin.’ Bunun üzerine başını kaldırır. Allah Teâlâ: ‘Kullarımı nasıl buldun?’ diye sorar. Kur’ân: ‘Ey Rabbim! Onlardan kimi beni korudu, bana sahip çıktı ve benden hiçbir şeyi zayi etmedi. Kimisi de beni zayi etti, hakkımı hafife aldı ve beni yalanladı. Oysa ben Senin bütün yaratıkların üzerindeki hüccetindim.’ der. Bunun üzerine Allah Teâlâ: ‘İzzetime, celâlime ve makamımın yüceliğine yemin olsun ki bugün senin hatırın için en güzel mükâfatı vereceğim ve yine senin hatırın için en acı azapla cezalandıracağım.’ buyurur.

Sonra Kur’ân başka bir surete bürünür. Ben: ‘Ey Ebû Ca’fer! Hangi surete döner?’ diye sordum. Buyurdu ki: ‘Rengi solmuş, benzi değişmiş bir adam suretine bürünür. Mahşer ehli onu görür. Bizim Şiamızdan olan, dünyada Kur’ân’ı tanıyan ve onunla muhaliflere karşı delil getiren kişinin yanına gelir, karşısında durur ve: “Beni tanıyor musun?” der. O kişi bakar ve: “Hayır, seni tanımıyorum ey Allah’ın kulu.” der. Bunun üzerine Kur’ân ilk yaratıldığı surete döner ve tekrar: “Şimdi beni tanıyor musun?” der. O da: “Evet.” der. Kur’ân şöyle der: “Ben, senin gecelerini uykusuz bırakan, hayatını meşakkatli hâle getiren, benim yüzümden eziyet işittiğin ve sözle taşlandığın Kur’ân’ım. Bil ki her tüccar ticaretinin karşılığını almıştır; bugün ise ben senin arkandayım.” Sonra onu Azamet sahibi Rabbin huzuruna götürür ve: “Ey Rabbim! Bu Senin kulundur. Sen onu en iyi bilensin. Benim uğrumda zahmet çekti, bana devam etti, benim yüzümden düşmanlık gördü, benim için sevdi ve benim için buğzetti.” der. Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Kulumu cennetime koyun, ona cennet elbiselerinden bir elbise giydirin ve başına bir taç takın.” buyurur. Bunlar yapıldıktan sonra Kur’ân’a: “Dostun için yapılanlardan razı oldun mu?” denilir. Kur’ân: “Ey Rabbim! Ben bunu onun için az görüyorum; ona bütün hayırların fazlasını da ver.” der. Allah Teâlâ buyurur ki: “İzzetime, celâlime, yüceliğime ve makamımın üstünlüğüne yemin olsun ki bugün ona ve onun durumunda olanlara bunlara ilâveten beş şey daha vereceğim: Onlar yaşlanmayacak gençler olacaklar; hastalanmayacak sağlıklılar olacaklar; fakirleşmeyecek zenginler olacaklar; üzülmeyecek sevinçliler olacaklar ve ölmeyecek diriler olacaklardır.” Sonra şu âyeti okudu: “Orada ilk ölümden başka ölümü tatmazlar.” (Duhân 56)

Sa’d dedi ki: ‘Canım sana feda olsun ey Ebû Ca’fer! Kur’ân konuşur mu?’ Bunun üzerine tebessüm etti ve şöyle buyurdu: ‘Allah Şiamızın zayıflarına rahmet etsin; onlar teslimiyet ehlidir.’ Sonra buyurdu ki: ‘Evet ey Sa’d! Namaz da konuşur; onun da bir sureti ve yaratılışı vardır; emreder ve yasaklar.’ Sa’d dedi ki: ‘Bunun üzerine benzin attı ve: “Ben bunu insanlar arasında söyleyemem.” dedim.’ Ebû Ca’fer buyurdu ki: ‘İnsanlar bizim Şiamızdan başkası mıdır? Namazı tanımayan kimse bizim hakkımızı inkâr etmiş olur.’ Sonra buyurdu: ‘Ey Sa’d! Sana Kur’ân’ın konuşmasını işittireyim.’ Sa’d dedi ki: ‘Evet, Allah seni hayırla mükâfatlandırsın.’ Bunun üzerine şu âyeti okudu: “Şüphesiz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak ise daha büyüktür.” (Ankebût 45) Sonra buyurdu: ‘Yasaklamak bir konuşmadır; fuhuş ve münker ise birtakım kimselerdir. Allah’ın zikri ise biziz ve en büyük olan da biziz.’

Kur’an’ı Taşıyanların Fazileti Babı

1- Ali b. İbrahim, babasından, o Hasan b. Ebü’l-Hüseyin el-Fârisî’den, o Süleyman b. Ca‘fer el-Ca‘ferî’den, o Sekûnî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Kur’an ehli, peygamberler ve resuller dışında insanlar arasında en yüksek derecededir. Bu sebeple Kur’an ehlinin haklarını küçümsemeyin; çünkü onların Aziz ve Cebbâr olan Allah katında yüksek bir makamı vardır.”

2- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed ve Sehl b. Ziyâd’dan, onların her ikisi İbn Mahbûb’dan, o Cemîl b. Sâlih’ten, o Fudayl b. Yesâr’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Kur’an’ı ezberleyen ve onunla amel eden kimse, değerli ve itaatkâr elçilerle birliktedir.”

3- Aynı ravi zinciriyle Ebû Abdullah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdullah, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Kur’an’ı öğrenin; çünkü Kur’an kıyamet günü sahibinin yanına, benzi solgun güzel bir genç suretinde gelir ve ona şöyle der: ‘Geceni uykusuz bırakan, sıcak gündüzlerini susuz geçirmene sebep olan, ağzının suyunu kurutan ve gözyaşlarını akıtan benim. Sen nereye gidersen ben de seninle birlikte giderim. Her tüccar ticaretinin arkasından gider; bugün ise ben, bütün tüccarların ticaretlerinin ötesinde senin için bulunacağım. Yakında sana Allah tarafından bir ikram gelecektir, müjdelen.’ Ardından bir taç getirilip başına konulur, güvence sağ eline, cennetlerde ebedî kalış sol eline verilir ve kendisine iki elbise giydirilir. Sonra ona, ‘Oku ve yüksel.’ denilir; okuduğu her ayetle bir derece yükselir. Anne ve babası mümin iseler onlara da iki elbise giydirilir, ardından kendilerine, ‘Bu, ona Kur’an’ı öğretmeniz sebebiyledir.’ denilir.”

4- İbn Mahbûb, Mâlik b. Atıyye’den, o Minhâl el-Kassâb’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Kur’an’ı genç ve mümin olduğu hâlde okuyan kimsenin etine ve kanına Kur’an karışır, Allah onu değerli ve itaatkâr elçilerle birlikte kılar ve Kur’an kıyamet günü onun önünde kendisini savunan bir koruyucu olur. Kur’an şöyle der: ‘Ey Rabbim! Benimle amel eden bu kulum dışında herkes amelinin karşılığını aldı; ona ikramlarının en üstününü ulaştır.’ Bunun üzerine Aziz ve Cebbâr olan Allah ona cennet elbiselerinden iki elbise giydirir ve başına ikram tacı konulur. Ardından Kur’an’a, ‘Onun hakkında seni razı ettik mi?’ denilir. Kur’an, ‘Ey Rabbim! Ben onun için bundan daha üstün olanı arzuluyordum.’ der. Bunun üzerine güvence sağ eline, ebedîlik sol eline verilir, sonra cennete girer ve kendisine, ‘Oku ve bir derece yüksel.’ denilir. Ardından Kur’an’a, ‘Onu arzuladığın yere ulaştırdık ve seni razı ettik mi?’ denilir. O da, ‘Evet.’ der.” Ebû Abdullah devamla şöyle buyurdu: “Kur’an’ı çokça okuyan, ezberinin güçlüğü sebebiyle onu zahmetle koruyup devam ettiren kimseye Allah bu sevabı iki kat verir.”

5- Ebû Ali el-Eş‘arî, Hasan b. Ali b. Abdullah’tan; Humeyd b. Ziyâd da Haşşâb’dan, onların her ikisi Hasan b. Ali b. Yûsuf’tan, o Muâz b. Sâbit’ten, o Amr b. Cümey‘den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Gizlide ve açıkta huşu göstermeye insanların en layık olanı Kur’an’ı taşıyan kimsedir. Gizlide ve açıkta namaz kılmaya ve oruç tutmaya insanların en layık olanı da Kur’an’ı taşıyan kimsedir.” Sonra yüksek sesle şöyle seslendi: “Ey Kur’an’ı taşıyan! Kur’an sebebiyle tevazu göster ki Allah seni yükseltsin; onunla büyüklük taslama ki Allah seni alçaltmasın. Ey Kur’an’ı taşıyan! Onunla Allah için süslen ki Allah da seni onunla süslesin; insanlara gösteriş yapmak için onunla süslenme ki Allah seni onunla çirkinleştirmesin. Kur’an’ı baştan sona okuyan kimse, sanki peygamberlik iki yanı arasına yerleştirilmiş gibidir; ancak kendisine vahyedilmez. Kur’an’ı kendisinde toplayan kimse, kendisine karşı cahilce davrananlarla birlikte cahillik etmez, kendisine öfkelenenlere öfkeyle karşılık vermez ve hiddetlenenlerle birlikte hiddetlenmez; aksine Kur’an’a saygısından dolayı affeder, bağışlar, görmezden gelir ve yumuşak davranır. Kendisine Kur’an verilen bir kimse, insanlardan herhangi birine kendisine verilenden daha üstün bir şey verildiğini zannederse Allah’ın küçülttüğünü büyütmüş, Allah’ın büyüttüğünü de küçültmüş olur.”

6- Ebû Ali el-Eş‘arî, Hasan b. Ali b. Abdullah’tan, o Ubeys b. Hişâm’dan rivayet etmiş, Ubeys şöyle demiştir: Sâlih el-Kammât bize Ebân b. Tağlib’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “İnsanlar dört gruptur.” Ben, “Sana feda olayım, bunlar kimlerdir?” diye sordum. Buyurdu ki: “Kendisine iman verilmiş fakat Kur’an verilmemiş kişi; kendisine Kur’an verilmiş fakat iman verilmemiş kişi; kendisine hem Kur’an hem iman verilmiş kişi ve kendisine ne Kur’an ne de iman verilmiş kişi.” Ben, “Sana feda olayım, onların durumlarını bana açıkla.” dedim. Buyurdu ki: “Kendisine iman verilmiş fakat Kur’an verilmemiş kimsenin misali hurma gibidir; tadı tatlıdır fakat kokusu yoktur. Kendisine Kur’an verilmiş fakat iman verilmemiş kimsenin misali mersin gibidir; kokusu güzeldir fakat tadı acıdır. Kendisine hem Kur’an hem iman verilmiş kimsenin misali turunç gibidir; hem kokusu hem tadı güzeldir. Kendisine ne iman ne de Kur’an verilmiş kimsenin misali ise Ebû Cehil karpuzu gibidir; tadı acıdır ve kokusu da yoktur.”

7- Ali b. İbrahim, babasından; Ali b. Muhammed el-Kâsânî de Kāsım b. Muhammed’den, onların her ikisi Süleyman b. Dâvûd’dan, o Süfyân b. Uyeyne’den, o da Zührî’den rivayet etmiştir.

Zührî şöyle dedi: Ali b. Hüseyin’e, “Amellerin hangisi daha üstündür?” diye sordum. “Konaklayan ve göçen.” buyurdu. Ben, “Konaklayan ve göçen nedir?” diye sordum. Buyurdu ki: “Kur’an’a başlayıp onu bitirmektir; her başına geldiğinde sonuna doğru yolculuğa çıkar.” Ardından Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktardı: “Allah’ın kendisine Kur’an verdiği bir kimse, başka birine kendisine verilenden daha üstün bir şey verildiğini düşünürse büyük olanı küçültmüş ve küçük olanı büyütmüş olur.”

8- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Muhammed b. Îsâ’dan, o Süleyman b. Rüşeyd’den, o babasından, o da Muâviye b. Ammâr’dan rivayet etmiştir.

Muâviye b. Ammâr şöyle dedi: Ebû Abdullah bana şöyle buyurdu: “Kur’an’ı okuyan kimse zengindir; bundan sonra onun için fakirlik yoktur. Aksi takdirde hiçbir şey onu zengin kılamaz.”

9- Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, o İbn Ebû Necrân’dan, o Ebû Cemîle’den, o Câbir’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Ey Kur’an okuyucuları topluluğu! Allah’ın kitabından size yüklediği sorumluluk konusunda Allah’tan korkun; çünkü ben de sorgulanacağım, siz de sorgulanacaksınız. Ben risaleti tebliğ edip etmediğim konusunda sorgulanacağım; siz ise Allah’ın kitabından ve benim sünnetimden size yüklenen sorumluluklar hakkında sorgulanacaksınız.”

10- Ali b. İbrahim, babasından, o Kāsım b. Muhammed’den, o Süleyman b. Dâvûd el-Minkarî’den, o da Hafs’tan rivayet etmiştir.

Hafs şöyle dedi: Musa b. Ca‘fer’in bir adama, “Dünyada kalmayı sever misin?” diye sorduğunu işittim. Adam, “Evet.” dedi. Musa b. Ca‘fer, “Niçin?” diye sorunca adam, “‘De ki: O Allah tektir’ suresini okumak için.” dedi. Musa b. Ca‘fer bir süre sustu, sonra bana şöyle buyurdu: “Ey Hafs! Dostlarımızdan ve Şiamızdan olup Kur’an’ı güzel okuyamadan ölen kimseye, Allah onun derecesini yükseltsin diye kabirde Kur’an öğretilir; çünkü cennetin dereceleri Kur’an ayetlerinin sayısı kadardır. Ona, ‘Oku ve yüksel.’ denilir; o da okur ve yükselir.” Hafs şöyle dedi: Nefsinden Musa b. Ca‘fer kadar çok korkan ve aynı zamanda onun kadar ümitli olan başka birini görmedim. Kur’an okuyuşu hüzünlüydü; okuduğunda sanki bir insanla konuşuyormuş gibi okurdu.

11- Ali b. İbrahim, babasından, o Nevfelî’den, o Sekûnî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Kur’an’ı taşıyanlar cennet ehlinin önderleri, ibadette gayret gösterenler cennet ehlinin komutanları, resuller ise cennet ehlinin efendileridir.”

 

Kur’an’ı Güçlükle Öğrenen Kimse Babı

1- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed ve Sehl b. Ziyâd’dan, onların her ikisi İbn Mahbûb’dan, o Cemîl b. Sâlih’ten, o Fudayl b. Yesâr’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Fudayl b. Yesâr şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Kur’an üzerinde çalışan, onu güçlükle ve ezberleme kabiliyetinin azlığına rağmen ezberleyen kimse için iki mükâfat vardır.”

2- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Mansûr b. Yûnus’tan, o da Sabbâh b. Seyâbe’den rivayet etmiştir.

Sabbâh b. Seyâbe şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Kur’an kendisine güç gelen kimse için iki mükâfat vardır; Kur’an kendisine kolaylaştırılan kimse ise öncekilerle birliktedir.”

3- Ali b. İbrahim, babasından, o Ahmed b. Muhammed’den, o Süleym el-Ferrâ’dan, o adı zikredilmeyen bir adamdan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Buyurdu ki: “Müminin Kur’an’ı öğrenmeden veya onu öğrenme hâlinde bulunmadan ölmemesi gerekir.”

Kur’an’ı Ezberleyip Sonra Unutan Kimse Babı

1- Ashabımızdan bir grup Ahmed b. Muhammed’den; Ebû Ali el-Eş‘arî de Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, onların tamamı İbn Faddâl’dan, o Ebû İshak Sa‘lebe b. Meymûn’dan, o da Ya‘kûb el-Ahmer’den rivayet etmiştir.

Ya‘kûb el-Ahmer şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Sana feda olayım, ben Kur’an’ı okumuştum fakat ezberimden kaçıp gitti; Allah’a onu bana yeniden öğretmesi için dua et.” dedim. Bunun üzerine sanki bu sözden ürperdi ve: “Allah onu sana da hepimize de öğretsin.” dedi. Biz yaklaşık on kişiydik. Sonra şöyle buyurdu: “Bir sure bir kimsenin yanında bulunur; onu okumuştur, sonra terk etmiştir. O sure kıyamet günü en güzel surette onun yanına gelir ve ona selâm verir. Adam, ‘Sen kimsin?’ diye sorar. Sure, ‘Ben falan falan sureyim; bana sımsıkı tutunup benimle amel etseydin seni şu dereceye çıkarırdım.’ der. Bu sebeple Kur’an’a sarılın.” Sonra şöyle buyurdu: “İnsanlardan kimi Kur’an’ı ‘Falan kimse Kur’an okuyucusudur.’ denilmesi için okur, kimi onunla dünyalık elde etmek için okur; bunda hiçbir hayır yoktur. Kimi de Kur’an’ı namazında, gecesinde ve gündüzünde kendisinden faydalanmak için okur.”

2- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Ebü’l-Mağrâ’dan, o da Ebû Basîr’den rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kur’an’dan bir sureyi unutan kimseye o sure, güzel bir surette ve cennette yüksek bir derece hâlinde gösterilir. Onu görünce, ‘Sen nesin, ne kadar güzelsin, keşke benim olsaydın.’ der. Sure ona, ‘Beni tanımıyor musun? Ben falan falan sureyim. Beni unutmasaydın seni bu dereceye yükseltirdim.’ der.”

3- İbn Ebû Umeyr, İbrahim b. Abdülhamîd’den, o da Ya‘kûb el-Ahmer’den rivayet etmiştir.

Ya‘kûb el-Ahmer şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Benim çok borcum var; ayrıca başıma öyle şeyler geldi ki Kur’an ezberimden kaçıp gitmeye başladı.” dedim. Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kur’an’a sarılın, Kur’an’a sarılın! Kur’an’dan bir ayet veya bir sure kıyamet günü gelir ve cennette bin derece yükselir, sonra şöyle der: ‘Beni ezberinde tutsaydın seni buraya kadar yükseltirdim.’”

4- Humeyd b. Ziyâd, Hasan b. Muhammed b. Semâa’dan; ashabımızdan bir grup da Ahmed b. Muhammed’den, onların tamamı Muhassin b. Ahmed’den, o Ebân b. Osman’dan, o da İbn Ebû Ya‘fûr’dan rivayet etmiştir.

İbn Ebû Ya‘fûr şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Bir kimse bir sureyi bilip sonra onu unutur veya terk eder ve cennete girerse, o sure en güzel surette yukarıdan ona görünür ve: ‘Beni tanıyor musun?’ der. Adam, ‘Hayır.’ der. Sure, ‘Ben falan falan sureyim; benimle amel etmedin ve beni terk ettin. Allah’a yemin olsun ki benimle amel etseydin seni şu dereceye ulaştırırdım.’ der ve eliyle üstündeki bir dereceyi işaret eder.”

5- Ebû Ali el-Eş‘arî, Hasan b. Ali b. Abdullah’tan, o Abbas b. Âmir’den, o Haccâc el-Haşşâb’dan, o da Ebû Kehmes Heysem b. Ubeyd’den rivayet etmiştir.

Ebû Kehmes şöyle dedi: Ebû Abdullah’a Kur’an’ı okuyup sonra unutan bir kimseyi sordum ve üç defa, “Bundan dolayı ona bir günah var mıdır?” diye tekrarladım. Buyurdu ki: “Hayır.”

6- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Muhammed b. Hâlid ve Hüseyin b. Saîd’den, onların her ikisi Nadr b. Süveyd’den, o Yahyâ el-Halebî’den, o Abdullah b. Müskân’dan, o da Ya‘kûb el-Ahmer’den rivayet etmiştir.

Ya‘kûb el-Ahmer şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Sana feda olayım, başıma birtakım kaygılar ve sıkıntılar geldi; hayır adına sahip olduğum şeylerden bir kısmı elimden kaçıp gitti, hatta Kur’an’dan da bir kısmı ezberimden çıktı.” dedim. Kur’an’dan söz ettiğim anda ürperdi, sonra şöyle buyurdu: “Bir kimse Kur’an’dan bir sureyi unutur; o sure kıyamet günü bazı derecelerden bir derecenin üzerinden ona görünür ve: ‘Selâm senin üzerine olsun.’ der. Adam, ‘Senin de üzerine selâm olsun, sen kimsin?’ diye sorar. Sure, ‘Ben falan falan sureyim; beni zayi ettin ve terk ettin. Bana sımsıkı tutunsaydın seni şu dereceye ulaştırırdım.’ der.” Sonra parmağıyla işaret etti ve şöyle buyurdu: “Kur’an’a sarılın ve onu öğrenin. İnsanlardan kimi Kur’an’ı ‘Falan kimse Kur’an okuyucusudur.’ denilmesi için öğrenir; kimi güzel ses elde etmek için öğrenir ve kendisine ‘Falan kimsenin sesi güzeldir.’ denilmesini ister; bunda hiçbir hayır yoktur. Kimi de Kur’an’ı öğrenir, gece ve gündüz onunla ibadet eder; bunu kimin bildiğine veya bilmediğine aldırmaz.”

 

Kur’an’ı Okuma Babı

1- Ali, babasından, o Hammâd’dan, o Harîz’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kur’an, Allah’ın yaratılmışlarına verdiği ahittir; bu sebeple Müslüman kişinin bu ahde bakması ve ondan her gün elli ayet okuması gerekir.”

2- Ali b. İbrahim, babasından; Ali b. Muhammed de Kāsım b. Muhammed’den, onların her ikisi Süleyman b. Dâvûd’dan, o Hafs b. Gıyâs’tan, o da Zührî’den rivayet etmiştir.

Zührî şöyle dedi: Ali b. Hüseyin’in şöyle buyurduğunu işittim: “Kur’an ayetleri hazinelerdir; bir hazineyi her açtığında onun içinde ne bulunduğuna bakman gerekir.”

İçinde Kur’an Okunan Evler Babı

1- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o Fudayl b. Osman’dan, o Leys b. Ebû Süleym’den mürsel olarak rivayet etmiştir.

Peygamber şöyle buyurdu: “Evlerinizi Kur’an okuyarak aydınlatın ve onları kabirlere çevirmeyin; Yahudiler ve Hristiyanlar kiliselerde ve mabetlerde namaz kılıp evlerini ibadetten boş bırakarak böyle yaptılar. Bir evde Kur’an okuması çoğaldığında onun hayrı çoğalır, ailesinin geçimi genişler ve o ev, gökteki yıldızların yeryüzü halkına ışık verdiği gibi gök ehline ışık verir.”

2- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Muhammed b. Hâlid ve Hüseyin b. Saîd’den, onların her ikisi Nadr b. Süveyd’den, o Yahyâ b. İmrân el-Halebî’den, o Âl-i Sâm’ın azatlısı Abdüla‘lâ’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Bir evde Müslüman bir kimse Kur’an okuduğunda gök ehli o evi, dünya halkının gökteki parlak yıldızı gördüğü gibi görür.”

3- Muhammed, Ahmed’den; ashabımızdan bir grup da Sehl b. Ziyâd’dan, onların tamamı Ca‘fer b. Muhammed b. Ubeydullah’tan, o İbnü’l-Kaddâh’tan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah, Müminlerin Emîri’nin şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “İçinde Kur’an okunan ve Aziz ve Yüce Allah’ın anıldığı evin bereketi çoğalır, melekler orada hazır bulunur, şeytanlar oradan uzaklaşır ve o ev, yıldızların yeryüzü halkına ışık verdiği gibi gök ehline ışık verir. İçinde Kur’an okunmayan ve Aziz ve Yüce Allah’ın anılmadığı evin ise bereketi azalır, melekler oradan uzaklaşır ve şeytanlar orada hazır bulunur.”

Kur’an Okumanın Sevabı Babı

1- Ashabımızdan bir grup Ahmed b. Muhammed ve Sehl b. Ziyâd’dan; Ali b. İbrahim de babasından, onların tamamı İbn Mahbûb’dan, o Abdullah b. Sinân’dan, o Muâz b. Müslim’den, o Abdullah b. Süleyman’dan, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer şöyle buyurdu: “Kur’an’ı namazında ayakta okuyana Allah her harf karşılığında yüz iyilik yazar; onu namazında oturarak okuyana her harf karşılığında elli iyilik yazar; onu namaz dışında okuyana ise her harf karşılığında on iyilik yazar.”

İbn Mahbûb şöyle dedi: “Ben de bu rivayeti Muâz’dan, İbn Sinân’ın rivayetine benzer biçimde işittim.”

2- İbn Mahbûb, Cemîl b. Sâlih’ten, o Fudayl b. Yesâr’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Sizden çarşısında işiyle meşgul olan bir tüccarı, evine döndüğünde Kur’an’dan bir sure okumadan uyumaktan alıkoyan nedir? Okuduğu her ayetin karşılığında ona on iyilik yazılır ve on kötülüğü silinir.”

3- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Ali b. Hakem veya bir başkasından, o Seyf b. Amîre’den, o adı zikredilmeyen bir adamdan, o Câbir’den, o Müsâfir’den, o Beşîr b. Gālib el-Esedî’den, o da Hüseyin b. Ali’den rivayet etmiştir.

Hüseyin b. Ali şöyle buyurdu: “Allah’ın kitabından bir ayeti namazında ayakta okuyan kimseye her harf karşılığında yüz iyilik yazılır; onu namaz dışında okursa Allah ona her harf karşılığında on iyilik yazar; Kur’an’ı dinlerse Allah ona her harf karşılığında bir iyilik yazar; Kur’an’ı gece tamamıyla okursa melekler sabaha kadar ona salât eder, gündüz tamamıyla okursa koruyucu melekler akşama kadar ona salât eder, onun kabul edilmiş bir duası olur ve bu onun için gökle yer arasındaki her şeyden daha hayırlıdır.” Ben, “Bu, Kur’an’ı okuyabilen kimse içindir; okuyamayan kimse ne yapacaktır?” dedim. Buyurdu ki: “Ey Esedoğullarının kardeşi! Allah cömert, şerefli ve kerem sahibidir; kişi Kur’an’dan bildiği kadarını okuduğunda Allah ona bu sevabı verir.”

4- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o Nadr b. Süveyd’den, o Hâlid b. Mâd el-Kalânisî’den, o Ebû Hamza es-Sümâlî’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer şöyle buyurdu: “Kur’an’ı Mekke’de bir cuma gününden diğer cuma gününe kadar veya bundan daha kısa ya da daha uzun bir sürede tamamlayan ve onu bir cuma günü bitiren kimseye, dünyada gerçekleşen ilk cuma gününden dünyadaki son cuma gününe kadar verilecek sevap ve iyilikler yazılır. Kur’an’ı diğer günlerden birinde tamamlaması durumunda da böyledir.”

5- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Muhammed b. Hâlid ve Hüseyin b. Saîd’den, onların her ikisi Nadr b. Süveyd’den, o Yahyâ el-Halebî’den, o Muhammed b. Mervân’dan, o Sa‘d b. Tarîf’ten, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Bir gecede on ayet okuyan kimse gafillerden yazılmaz; elli ayet okuyan kimse Allah’ı zikredenlerden yazılır; yüz ayet okuyan kimse itaat edenlerden yazılır; iki yüz ayet okuyan kimse huşu sahiplerinden yazılır; üç yüz ayet okuyan kimse kurtuluşa erenlerden yazılır; beş yüz ayet okuyan kimse ibadette gayret gösterenlerden yazılır; bin ayet okuyan kimseye saf altından bir kantar yazılır. Bir kantar on beş bin miskal altındır; bir miskal yirmi dört kırattır; bunların en küçüğü Uhud Dağı kadar, en büyüğü ise gökle yer arasındaki mesafe kadardır.”

6- Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan; Muhammed b. Yahyâ da Ahmed b. Muhammed’den, onların tamamı Ali b. Hadîd’den, o Mansûr’dan, o Muhammed b. Beşîr’den, o da Ali b. Hüseyin’den rivayet etmiştir. Bu hadis Ebû Abdullah’tan da rivayet edilmiştir.

Ali b. Hüseyin şöyle buyurdu: “Allah’ın kitabından bir harfi, kendisi okumaksızın dinleyen kimseye Allah bir iyilik yazar, bir kötülüğünü siler ve onun derecesini bir derece yükseltir; Kur’an’a bakarak ses çıkarmadan bir harf okuyan kimseye Allah her harf karşılığında bir iyilik yazar, bir kötülüğünü siler ve onu bir derece yükseltir; Kur’an’dan açıkça bir harf öğrenen kimseye Allah on iyilik yazar, on kötülüğünü siler ve onu on derece yükseltir.” Sonra şöyle buyurdu: “Her ayet karşılığında demiyorum; bilakis bâ, tâ veya bunlara benzer her harf karşılığında bunlar verilir. Namazında otururken açıkça bir harf okuyan kimseye Allah o harf karşılığında elli iyilik yazar, elli kötülüğünü siler ve onu elli derece yükseltir; namazında ayaktayken bir harf okuyan kimseye Allah her harf karşılığında yüz iyilik yazar, yüz kötülüğünü siler ve onu yüz derece yükseltir; Kur’an’ı tamamlayan kimsenin ise ister geciktirilmiş ister hemen verilmiş olsun kabul edilen bir duası vardır.” Ben, “Sana feda olayım, Kur’an’ın tamamını mı bitirmesi gerekir?” diye sordum. Buyurdu ki: “Tamamını bitirmesi gerekir.”

7- Mansûr, Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle dedi: Babamın, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktardığını işittim: “Kur’an’ı tamamlama, bildiğin yere kadardır.”

 

Kur’an’ı Mushaftan Okuma Babı

1- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed’den, o Ya‘kûb b. Yezîd’den, o da merfû olarak Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kur’an’ı mushaftan okuyan kimsenin gözlerinden faydalanması sürdürülür ve anne babası kâfir olsalar bile onların azabı hafifletilir.”

2- Ahmed b. Muhammed, Ali b. Hüseyin b. Hasan ed-Darîr’den, o Hammâd b. Îsâ’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Evde bir mushaf bulunması benim hoşuma gider; Aziz ve Yüce Allah onun sayesinde şeytanları uzaklaştırır.”

3- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o İbn Faddâl’dan, o adını zikrettiği bir kimseden, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Üç şey Aziz ve Yüce Allah’a şikâyette bulunur: Halkının içinde namaz kılmadığı harap bir mescit, cahiller arasında bulunan bir âlim ve asılı hâlde bırakılmış, üzerine toz çökmüş ve içinden okunmayan bir mushaf.”

4- Ali b. Muhammed, İbn Cümhûr’dan, o Muhammed b. Ömer b. Mes‘ade’den, o Hasan b. Râşid’den, o dedesinden, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kur’an’ı mushaftan okumak, anne ve babanın azabını, kâfir olsalar bile hafifletir.”

5- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o Yahyâ b. Mübârek’ten, o Abdullah b. Cebele’den, o Muâviye b. Vehb’den, o İshak b. Ammâr’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

İshak b. Ammâr şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Sana feda olayım, ben Kur’an’ı ezbere biliyorum; onu ezberden okumam mı daha faziletlidir, yoksa mushafa bakarak okumam mı?” diye sordum. Bana şöyle buyurdu: “Hayır, onu oku ve mushafa da bak; bu daha faziletlidir. Mushafa bakmanın ibadet olduğunu bilmiyor musun?”

Kur’an’ı Güzel Sesle Tertîl Üzere Okuma Babı

1- Ali b. İbrahim, babasından, o Ali b. Ma‘bed’den, o Vâsıl b. Süleyman’dan, o da Abdullah b. Süleyman’dan rivayet etmiştir.

Abdullah b. Süleyman şöyle dedi: Ebû Abdullah’a Aziz ve Yüce Allah’ın, “Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.” sözünü sordum. (Müzzemmil 4) Ebû Abdullah, Müminlerin Emîri’nin şöyle buyurduğunu aktardı: “Onu açık ve anlaşılır biçimde oku; şiiri hızla okur gibi hızla okuma, kumu saçar gibi kelimelerini saçma; fakat onunla katılaşmış kalplerinizi sarsın ve hiçbirinizin bütün gayreti surenin sonuna ulaşmak olmasın.”

2- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o adını zikrettiği bir kimseden, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kur’an hüzünle indirilmiştir; bu sebeple onu hüzünlü bir edayla okuyun.”

3- Ali b. Muhammed, İbrahim el-Ahmer’den, o Abdullah b. Hammâd’dan, o Abdullah b. Sinân’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Kur’an’ı Arapların nağmeleri ve sesleriyle okuyun; fâsıkların ve büyük günah sahiplerinin nağmelerinden sakının. Benden sonra Kur’an’ı şarkı, ağıt ve ruhbanların okuyuşu gibi nağmeli biçimde okuyacak topluluklar gelecektir. Okudukları boğazlarından öteye geçmeyecektir. Onların kalpleri de hâllerini beğenenlerin kalpleri de ters çevrilmiştir.”

4- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o Muhammed b. Hasan b. Şemmûn’dan rivayet etmiş, Muhammed b. Hasan şöyle demiştir: Ali b. Muhammed en-Nevfelî bana Ebü’l-Hasan’dan rivayet etti.

Nevfelî şöyle dedi: Onun yanında sesten söz ettim. Şöyle buyurdu: “Ali b. Hüseyin Kur’an okurdu; bazen yanından geçen kimse sesinin güzelliğinden bayılırdı. İmam sesinin güzelliğinden bir kısmını tam olarak ortaya koysaydı insanlar buna dayanamazlardı.” Ben, “Resûlullah insanlara namaz kıldırmıyor ve Kur’an okurken sesini yükseltmiyor muydu?” diye sordum. Buyurdu ki: “Resûlullah arkasındaki insanlara ancak güçlerinin yetebileceği kadarını işittirirdi.”

5- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Süleym el-Ferrâ’dan, o kendisine haber veren bir kimseden, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kur’an’ı doğru Arapça telaffuzuyla okuyun; çünkü o Arapçadır.”

6- Ali b. İbrahim, babasından, o Ali b. Ma‘bed’den, o Abdullah b. Kāsım’dan, o Abdullah b. Sinân’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Aziz ve Yüce Allah, Musa b. İmrân’a şöyle vahyetti: ‘Benim huzurumda durduğunda zelil ve muhtaç bir kimsenin duruşuyla dur; Tevrat’ı okuduğunda ise onu bana hüzünlü bir sesle işittir.’”

7- Aynı ravi zinciriyle Ali b. Ma‘bed’den, o Abdullah b. Kāsım’dan, o Abdullah b. Sinân’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdullah, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Ümmetime üç şeyden daha az verilmiş değildir: Güzellik, güzel ses ve güçlü hafıza.”

8- Ali b. İbrahim, babasından, o Ali b. Ma‘bed’den, o Yûnus’tan, o Abdullah b. Müskân’dan, o Ebû Basîr’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah, Peygamber’in şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Güzelliklerin en güzellerinden biri güzel saç ve güzel sesin hoş nağmesidir.”

9- Ali b. İbrahim, Ali b. Ma‘bed’den, o Abdullah b. Kāsım’dan, o Abdullah b. Sinân’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah, Peygamber’in şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Her şeyin bir süsü vardır; Kur’an’ın süsü de güzel sestir.”

10- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o Musa b. Ömer es-Saykal’dan, o Muhammed b. Îsâ’dan, o Sekûnî’den, o Ali b. İsmail el-Mîsemî’den, o adı zikredilmeyen bir adamdan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Aziz ve Yüce Allah güzel sesli olmayan hiçbir peygamber göndermemiştir.”

11- Sehl b. Ziyâd, Haccâl’dan, o Ali b. Ukbe’den, o adı zikredilmeyen bir adamdan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Ali b. Hüseyin, Kur’an okuma bakımından insanların en güzel seslisiydi. Su taşıyanlar onun evinin önünden geçerken durur ve okuyuşunu dinlerlerdi. Ebû Cafer de insanların en güzel seslilerindendi.”

12- Humeyd b. Ziyâd, Hasan b. Muhammed el-Esedî’den, o Ahmed b. Hasan el-Mîsemî’den, o Ebân b. Osman’dan, o da Muhammed b. Fudayl’den rivayet etmiştir.

Muhammed b. Fudayl şöyle dedi: Ebû Abdullah, “De ki: O Allah tektir.” suresinin tek nefeste okunmasını hoş karşılamazdı.

13- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Mahbûb’dan, o Ali b. Ebû Hamza’dan, o da Ebû Basîr’den rivayet etmiştir.

Ebû Basîr şöyle dedi: Ebû Cafer’e, “Kur’an okurken sesimi yükselttiğimde şeytan bana gelip, ‘Bununla yalnızca ailene ve insanlara gösteriş yapıyorsun.’ diyor.” dedim. Buyurdu ki: “Ey Ebû Muhammed! Ne çok yüksek ne de çok alçak, ikisinin arasında bir okuyuşla oku; ailene işittir ve Kur’an okurken sesini nağmeli biçimde güzelleştir. Çünkü Aziz ve Yüce Allah, güzel sesin Kur’an’la nağmeli biçimde kullanılmasını sever.”

 

Kur’an Okunurken Baygınlık Gösteren Kimse Babı

1- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o Ya‘kûb b. İshak ed-Dabbî’den, o Ebû İmrân el-Ermenî’den, o Abdullah b. Hakem’den, o Câbir’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Câbir şöyle dedi: Ebû Cafer’e, “Bazı kimseler Kur’an’dan bir şey zikrettiklerinde veya kendilerine Kur’an’dan bir şey anlatıldığında içlerinden biri bayılıyor; hatta elleri veya ayakları kesilse bunu hissetmeyecek durumda olduğu görülüyor.” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Allah’ı tenzih ederim! Bu şeytandandır. Onlar böyle nitelendirilmemiştir. Asıl olan yumuşaklık, kalp inceliği, gözyaşı ve korkudur.”

Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Hassân’dan, o Ebû İmrân el-Ermenî’den, o Abdullah b. Hakem’den, o Câbir’den, o da Ebû Cafer’den bunun benzerini rivayet etmiştir.

Kur’an’ın Ne Kadar Sürede Okunup Tamamlanacağı Babı

1- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd’dan, o Hüseyin b. Muhtâr’dan, o da Muhammed b. Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Muhammed b. Abdullah şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Kur’an’ı bir gecede okuyayım mı?” diye sordum. Buyurdu ki: “Onu bir aydan daha kısa sürede okuman hoşuma gitmez.”

2- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o arkadaşlarından birinden, o da Ali b. Ebû Hamza’dan rivayet etmiştir.

Ali b. Ebû Hamza şöyle dedi: Ebû Abdullah’ın huzuruna girdim. Ebû Basîr ona, “Sana feda olayım, Ramazan ayında Kur’an’ı bir gecede okuyayım mı?” diye sordu. Buyurdu ki: “Hayır.” Ebû Basîr, “İki gecede mi?” dedi. Buyurdu ki: “Hayır.” “Üç gecede mi?” deyince eliyle işaret ederek, “İşte böyle.” buyurdu. Sonra şöyle dedi: “Ey Ebû Muhammed! Ramazan ayının, diğer hiçbir aya benzemeyen bir hakkı ve saygınlığı vardır. Muhammed’in ashabından biri Kur’an’ı bir ayda veya daha kısa bir sürede okurdu. Kur’an süratle ve anlaşılmayacak biçimde okunmaz; aksine tane tane okunur. Cennetin zikredildiği bir ayete geldiğinde orada dur ve Aziz ve Yüce Allah’tan cenneti iste; cehennemin zikredildiği bir ayete geldiğinde de orada dur ve cehennemden Allah’a sığın.”

3- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o Ali b. Nu‘mân’dan, o Ya‘kûb b. Şuayb’dan, o Hüseyin b. Hâlid’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Hüseyin b. Hâlid şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Kur’an’ı ne kadar sürede okuyayım?” diye sordum. Buyurdu ki: “Onu beş günde oku, yedi günde oku. Benim yanımda on dört bölüme ayrılmış bir mushaf vardır.”

4- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, o Yahyâ b. İbrahim b. Ebü’l-Bilâd’dan, o babasından, o Ali b. Muğîre’den, o da Ebü’l-Hasan’dan rivayet etmiştir.

Ali b. Muğîre şöyle dedi: Ebü’l-Hasan’a, “Babam senin dedene Kur’an’ı her gece tamamlamayı sormuş, deden de ona, ‘Her gece mi?’ demiş. Babam, ‘Ramazan ayında.’ deyince deden, ‘Ramazan ayında mı?’ demiş. Babam da, ‘Evet, gücüm yettiğince.’ demiş. Bunun üzerine babam Ramazan ayında Kur’an’ı kırk defa tamamlamaya başladı. Babamdan sonra ben de onu tamamladım; boş vaktime, meşguliyetime, isteğime ve isteksizliğime göre bazen artırdım, bazen azalttım. Ramazan Bayramı günü geldiğinde bir hatmi Resûlullah’a, bir hatmi Ali’ye, bir hatmi Fâtıma’ya, sonra da imamlara bağışladım ve sana ulaşınca sana da bir hatim ayırdım. Bu hâle başladığımdan beri bunu yapıyorum. Bunun karşılığında bana ne vardır?” diye sordum. Buyurdu ki: “Bunun karşılığında kıyamet günü onlarla birlikte olursun.” Ben, “Allah büyüktür! Bunun karşılığında gerçekten bu mu vardır?” dedim. Üç defa, “Evet.” buyurdu.

5- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o da Ali b. Ebû Hamza’dan rivayet etmiştir.

Ali b. Ebû Hamza şöyle dedi: Ben hazır bulunurken Ebû Basîr, Ebû Abdullah’a, “Sana feda olayım, Kur’an’ı bir gecede okuyayım mı?” diye sordu. Buyurdu ki: “Hayır.” “İki gecede mi?” dedi. Buyurdu ki: “Hayır.” Bu şekilde altı geceye kadar çıktı. Bunun üzerine eliyle işaret ederek, “İşte böyle.” buyurdu. Sonra şöyle dedi: “Ey Ebû Muhammed! Sizden önce Muhammed’in ashabından olan kimseler Kur’an’ı bir ayda veya daha kısa sürede okurlardı. Kur’an çok hızlı okunmaz; aksine tane tane okunur. Cehennemin zikredildiği bir ayete geldiğinde orada durur ve cehennemden Allah’a sığınırsın.” Ebû Basîr, “Ramazan ayında Kur’an’ı bir gecede okuyayım mı?” diye sordu. Buyurdu ki: “Hayır.” “İki gecede mi?” dedi. Buyurdu ki: “Hayır.” “Üç gecede mi?” deyince eliyle işaret ederek, “İşte böyle.” buyurdu ve ardından şöyle dedi: “Evet, Ramazan ayı diğer hiçbir aya benzemez; onun bir hakkı ve saygınlığı vardır. Gücün yettiğince namazı çoğalt.”

Kur’an’ın İndirildiği Biçimde Yükseltilmesi Babı

1- Ali b. İbrahim, babasından, o Nevfelî’den, o Sekûnî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah, Peygamber’in şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Ümmetimden Arap olmayan bir kimse Kur’an’ı yabancı aksanıyla okur; melekler ise onu doğru Arapça olarak yükseltirler.”

2- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o Muhammed b. Süleyman’dan, o arkadaşlarından birinden, o da Ebü’l-Hasan’dan rivayet etmiştir.

Ravi şöyle dedi: Ebü’l-Hasan’a, “Sana feda olayım, Kur’an’daki bazı ayetleri bizde bulunduğu biçimden farklı işitiyoruz ve sizden bize ulaştığı gibi okumayı da güzel beceremiyoruz; bundan dolayı günaha girer miyiz?” diye sordum. Buyurdu ki: “Hayır. Öğrendiğiniz gibi okuyun; yakında size öğretecek biri gelecektir.”

Kur’an’ın Fazileti Babı

1- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Bedr’den, o Muhammed b. Mervân’dan, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer şöyle buyurdu: “Kim ‘De ki: O Allah tektir.’ suresini bir defa okursa kendisine bereket verilir; iki defa okursa kendisine ve ailesine bereket verilir; üç defa okursa kendisine, ailesine ve komşularına bereket verilir; on iki defa okursa Allah onun için cennette on iki köşk yapar ve koruyucu melekler, ‘Bizi falan kardeşimizin köşklerine götürün de onlara bakalım.’ derler. Onu yüz defa okuyan kimsenin, kan ve mal hakları hariç, yirmi beş yıllık günahları bağışlanır; dört yüz defa okuyan kimseye, atları öldürülmüş ve kanları dökülmüş dört yüz şehidin sevabı verilir; onu bir gün ve gecede bin defa okuyan kimse, cennetteki yerini görmeden veya ona gösterilmeden ölmez.”

2- Humeyd b. Ziyâd, Hüseyin b. Muhammed’den, o Ahmed b. Hasan el-Mîsemî’den, o Ya‘kûb b. Şuayb’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Aziz ve Yüce Allah bu ayetlere yeryüzüne inmelerini emrettiğinde onlar arşa tutundular ve, ‘Ey Rabbimiz! Bizi nereye indiriyorsun? Günah ve hata sahiplerinin yanına mı?’ dediler. Aziz ve Yüce Allah onlara şöyle vahyetti: ‘İnin! İzzetime ve celâlime yemin olsun ki Muhammed ailesinden ve onların Şiasından herhangi biri, kendisine farz kıldığım yazılı namazların ardından her gün sizi okursa, her gün ona gizli nazarımla yetmiş defa bakarım; her bakışımda onun yetmiş ihtiyacını gideririm ve üzerinde günahlar bulunsa da onu kabul ederim.’ Bu ayetler Fâtiha suresi, ‘Allah, kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de…’ ayeti, Âyetü’l-Kürsî ve mülk ayetidir.”

3- Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Hassân’dan, o İsmail b. Mihrân’dan, o Hasan b. Ali b. Ebû Hamza’dan, o Muhammed b. Sükeyn’den, o Amr b. Şimr’den, o da Câbir’den rivayet etmiştir.

Câbir şöyle dedi: Ebû Cafer’in şöyle buyurduğunu işittim: “Uyumadan önce Müsebbihât surelerinin tamamını okuyan kimse Kaim’e ulaşmadan ölmez; ölürse Muhammed Peygamber’in yakınlığında olur.”

4- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o Ali b. Nu‘mân’dan, o Abdullah b. Talha’dan, o da Ca‘fer’den rivayet etmiştir.

Ca‘fer, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Yatağına girdiğinde ‘De ki: O Allah tektir.’ suresini yüz defa okuyan kimsenin elli yıllık günahını Allah bağışlar.”

5- Humeyd b. Ziyâd, Haşşâb’dan, o İbn Bekkāh’tan, o Muâz’dan, o Amr b. Cümey‘den, o da merfû olarak Ali b. Hüseyin’den rivayet etmiştir.

Ali b. Hüseyin, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Bakara suresinin başından dört ayet, Âyetü’l-Kürsî, ondan sonraki iki ayet ve surenin sonundan üç ayet okuyan kimse, ne kendisinde ne malında hoşlanmadığı bir şey görür; şeytan ona yaklaşmaz ve Kur’an’ı unutmaz.”

6- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o İbn Mahbûb’dan, o Seyf b. Amîre’den, o adı zikredilmeyen bir adamdan, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer şöyle buyurdu: “‘Biz onu Kadir Gecesi’nde indirdik.’ suresini sesini yükselterek okuyan kimse, Allah yolunda kılıcını çekmiş kimse gibidir; onu gizlice okuyan kimse, Allah yolunda kanına bulanmış kimse gibidir; onu on defa okuyan kimsenin yaklaşık bin günahı bağışlanır.”

7- Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, o Safvân b. Yahyâ’dan, o Ya‘kûb b. Şuayb’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle dedi: Babam şöyle buyururdu: “‘De ki: O Allah tektir.’ suresi Kur’an’ın üçte biri, ‘De ki: Ey kâfirler!’ suresi ise Kur’an’ın dörtte biridir.”

8- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed’den, o Hasan b. Ali’den, o Hasan b. Cehm’den, o İbrahim b. Mihzem’den, o da Ebü’l-Hasan’ın şöyle buyurduğunu işiten bir adamdan rivayet etmiştir.

Ebü’l-Hasan şöyle buyurdu: “Yatacağı zaman Âyetü’l-Kürsî’yi okuyan kimse Allah’ın izniyle felçten korkmaz; onu her farz namazın ardından okuyan kimseye zehirli hiçbir canlı zarar vermez.” Ayrıca şöyle buyurdu: “Bir zorbanın karşısına çıkmadan önce ‘De ki: O Allah tektir.’ suresini önünden, arkasından, sağından ve solundan okuyarak kendisiyle o zorba arasına koyan kimseyi Aziz ve Yüce Allah ondan korur, o zorbanın hayrını ona nasip eder ve şerrini ondan uzaklaştırır.” Yine şöyle buyurdu: “Bir şeyden korktuğunda Kur’an’dan dilediğin yerden yüz ayet oku, ardından üç defa, ‘Allah’ım, benden belâyı kaldır.’ de.”

9- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Hasan b. Ali’den, o İshak b. Ammâr’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Bir gecede namazda yüz ayet okuyan kimseye Aziz ve Yüce Allah bir gecelik kunut ibadeti yazar; namaz dışında iki yüz ayet okuyan kimseyle Kur’an kıyamet günü davalaşmaz; bir gün ve gecede, gündüz ve gece namazlarında beş yüz ayet okuyan kimseye Aziz ve Yüce Allah Levh-i Mahfûz’da bir kantar iyilik yazar. Bir kantar bin iki yüz ukiyyedir ve her ukiyye Uhud Dağı’ndan daha büyüktür.”

10- Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Hassân’dan, o İsmail b. Mihrân’dan, o Hasan b. Ali b. Ebû Hamza’dan, o Mansûr b. Hâzim’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Bir gün geçiren, o gün beş vakit namaz kıldığı hâlde bu namazlarda ‘De ki: O Allah tektir.’ suresini okumayan kimseye, ‘Ey Allah’ın kulu, sen namaz kılanlardan değilsin.’ denilir.”

11- Aynı ravi zinciriyle Hasan b. Seyf b. Amîre’den, o Ebû Bekir el-Hadramî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, farz namazın ardından ‘De ki: O Allah tektir.’ suresini okumayı terk etmesin; çünkü onu okuyan kimse için Allah dünya ve ahiret hayrını bir araya getirir, kendisini, anne babasını ve onların dünyaya getirdiklerini bağışlar.”

12- Muhammed b. Hassân, Hasan b. Ali b. Ebû Hamza’dan merfû olarak rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “En‘âm suresi tek parça hâlinde indirildi; yetmiş bin melek onu Muhammed’e indirilinceye kadar uğurladı. Bu sebeple ona saygı gösterin ve onu yüceltin; çünkü Aziz ve Yüce Allah’ın adı onda yetmiş yerde geçmektedir. İnsanlar onu okumanın faziletini bilselerdi onu terk etmezlerdi.”

13- Ali b. İbrahim, babasından, o Nevfelî’den, o Sekûnî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Peygamber Sa‘d b. Muâz’ın cenaze namazını kıldı ve ardından, ‘Aralarında Cebrâil’in de bulunduğu yetmiş bin melek onun cenazesine katıldı ve ona salât etti.’ dedi. Ben Cebrâil’e, ‘Ey Cebrâil! Sizin ona salât etmenizi neyle hak etti?’ diye sordum. Cebrâil, ‘Ayakta, otururken, binek üzerinde, yürürken, giderken ve gelirken “De ki: O Allah tektir.” suresini okumasıyla.’ dedi.”

14- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o Ca‘fer b. Muhammed b. Beşîr’den, o Ubeydullah b. Dihkān’dan, o Dürüst’ten, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Uyurken ‘Çokluk yarışı sizi oyaladı.’ suresini okuyan kimse kabir fitnesinden korunur.”

15- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Muhammed b. İsmail b. Bezî‘den, o Abdullah b. Fadl en-Nevfelî’den merfû olarak rivayet etmiştir.

Şöyle denilmiştir: “Fâtiha suresi bir ağrı üzerine yetmiş defa okunur da o ağrı dinmez değildir.”

16- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Muâviye b. Ammâr’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Fâtiha suresi bir ölünün üzerine yetmiş defa okunsa ve ardından ruhu kendisine geri dönse bu şaşılacak bir şey olmazdı.”

17- Ali b. İbrahim, Ahmed b. Bekir’den, o Sâlih’ten, o Süleyman el-Ca‘ferî’den, o da Ebü’l-Hasan’dan rivayet etmiştir.

Süleyman el-Ca‘ferî şöyle dedi: Ebü’l-Hasan’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Çocukluk çağındaki bir kimse her gece Felak ve Nâs surelerinin her birini üçer defa, İhlâs suresini de yüz defa, buna gücü yetmezse elli defa okumaya devam ederse Aziz ve Yüce Allah ondan çocuklarda görülen her türlü geçici rahatsızlığı, susuzluk hastalığını, mide bozukluğunu ve kanın taşkınlığını uzaklaştırır. Bu uygulamaya devam ettiği sürece yaşlılığa erişinceye kadar korunur; kendisi buna devam eder veya onun için buna devam edilirse Aziz ve Yüce Allah canını alıncaya kadar korunmuş olur.”

18- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Hüseyin b. Ahmed el-Minkarî’den rivayet etmiştir.

Hüseyin b. Ahmed el-Minkarî şöyle dedi: Ebû İbrahim’in şöyle buyurduğunu işittim: “Doğudan batıya kadar Kur’an’dan bir ayetin kendisine yeterli olmasını isteyen kimse, kesin bir inançla isterse o ayet ona yeter.”

19- Hüseyin b. Muhammed, Ahmed b. İshak’tan; Ali b. İbrahim de babasından, onların her ikisi Bekir b. Muhammed el-Ezdî’den, o adı zikredilmeyen bir adamdan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah korunma duası hakkında şöyle buyurdu: “Yeni bir testi alır, içine su koyarsın; sonra onun üzerine ‘Biz onu Kadir Gecesi’nde indirdik.’ suresini otuz defa okursun. Ardından onu asar, içinden içer ve onun suyuyla abdest alırsın. İçine yeniden su ilave edilir; Allah’ın izniyle etkisi devam eder.”

20- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o İdris el-Hârisî’den, o Muhammed b. Sinân’dan, o da Mufaddal b. Ömer’den rivayet etmiştir.

Mufaddal b. Ömer şöyle dedi: Ebû Abdullah bana şöyle buyurdu: “Ey Mufaddal! Bütün insanlardan ‘Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla’ sözü ve ‘De ki: O Allah tektir.’ suresiyle korun. Onu sağından, solundan, önünden, arkandan, üstünden ve altından oku. Zalim bir hükümdarın huzuruna girdiğinde ona baktığın anda bunu üç defa oku ve sol elinin parmaklarını düğümle; huzurundan çıkıncaya kadar elini o hâlde tut.”

21- Muhammed b. Yahyâ, Abdullah b. Ca‘fer’den, o Seyyârî’den, o Muhammed b. Bekir’den, o Ebü’l-Cârûd’dan, o Esbağ b. Nübâte’den, o da Müminlerin Emîri’nden rivayet etmiştir.

Müminlerin Emîri şöyle buyurdu: “Muhammed’i hak ile gönderen ve onun Ehl-i beytini yücelten Allah’a yemin olsun ki yangından, boğulmaktan, hırsızlıktan, hayvanın sahibinden kaçmasından, kaybolan bir şeyden veya kaçmış bir köleden korunmak için aradığınız hiçbir şey yoktur ki Kur’an’da bulunmasın. Bunlardan birini isteyen bana onu sorsun.” Bunun üzerine bir adam ayağa kalkarak, “Ey Müminlerin Emîri! Beni yangından ve boğulmaktan koruyacak şeyi bana haber ver.” dedi. Buyurdu ki: “‘Kitabı indiren Allah’tır ve O, salihleri koruyup gözetir.’ ayetini ve ‘Onlar Allah’ı hakkıyla takdir edemediler.’ ayetinden ‘O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.’ ifadesine kadar oku. Bunları okuyan kimse yangından ve boğulmaktan emin olur.” Bir adam bu ayetleri okudu; komşularının evlerinde yangın çıktı ve onun evi bu evlerin ortasında olduğu hâlde kendisine hiçbir şey olmadı. Sonra başka bir adam ayağa kalkarak, “Ey Müminlerin Emîri! Hayvanım bana karşı azgınlaştı ve ondan korkuyorum.” dedi. Buyurdu ki: “Sağ kulağına, ‘Göklerde ve yerde bulunan herkes ister istemez O’na teslim olmuştur ve O’na döndürüleceklerdir.’ ayetini oku.” Adam bunu okuyunca hayvanı ona boyun eğdi. Bir başkası ayağa kalkarak, “Ey Müminlerin Emîri! Yaşadığım yerde yırtıcı hayvanlar çoktur; evime gelirler ve bir av almadan geçip gitmezler.” dedi. Buyurdu ki: “‘Andolsun, size kendinizden öyle bir elçi gelmiştir ki sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size çok düşkündür, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir. Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter; O’ndan başka ilâh yoktur, yalnız O’na tevekkül ettim ve O büyük arşın Rabbidir.’ ayetlerini oku.” Adam bunları okuyunca yırtıcı hayvanlar ondan uzak durdu. Bir başkası ayağa kalkarak, “Ey Müminlerin Emîri! Karnımda sarı su birikmiştir; bunun bir şifası var mıdır?” dedi. Buyurdu ki: “Evet, hem de dirhem ve dinar harcamadan. Âyetü’l-Kürsî’yi karnının üzerine yaz, sonra onu yıkayıp suyunu iç ve onu karnında bir ilaç olarak tut; Aziz ve Yüce Allah’ın izniyle iyileşirsin.” Adam bunu yaptı ve Allah’ın izniyle iyileşti. Sonra başka biri ayağa kalkarak, “Ey Müminlerin Emîri! Kaybolan şey hakkında bana bilgi ver.” dedi. Buyurdu ki: “İki rekât namazda Yâsîn suresini oku ve, ‘Ey kaybolanı doğru yola ulaştıran! Kaybolanımı bana geri ver.’ de.” Adam bunu yaptı ve Aziz ve Yüce Allah kaybolanını ona geri verdi. Sonra başka biri ayağa kalkarak, “Ey Müminlerin Emîri! Kaçmış köle hakkında bana bilgi ver.” dedi. Buyurdu ki: “‘Yahut onların hâli, engin bir denizdeki karanlıklar gibidir; onu bir dalga kaplar, onun üstünde başka bir dalga…’ ayetinden, ‘Allah kime nur vermemişse onun için hiçbir nur yoktur.’ ifadesine kadar oku.” Adam bunu okuyunca kaçan kişi ona geri döndü. Sonra başka biri ayağa kalkarak, “Ey Müminlerin Emîri! Hırsızlık hakkında bana bilgi ver; geceleri sürekli bir şeylerim çalınıyor.” dedi. Buyurdu ki: “Yatağına girdiğinde, ‘De ki: İster Allah diye dua edin, ister Rahmân diye dua edin…’ ayetinden ‘O’nu gereği gibi yücelt.’ ifadesine kadar oku.”

Müminlerin Emîri ardından şöyle buyurdu: “Issız bir yerde geceleyen kimse, ‘Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah’tır…’ ayetinden ‘Âlemlerin Rabbi Allah’ın şanı ne yücedir.’ ifadesine kadar okursa melekler onu korur ve şeytanlar ondan uzaklaşır.” Bir adam yola çıktı, harap bir köye ulaştı ve orada geceledi; fakat bu ayeti okumadı. Şeytan onun üzerine geldi ve burnundan yakaladı. Şeytanın arkadaşı ona, “Ona biraz mühlet ver.” dedi. Adam uyandı ve ayeti okudu. Bunun üzerine şeytan arkadaşına, “Allah burnunu yere sürtsün! Şimdi sabaha kadar onu sen koru.” dedi. Sabah olunca adam Müminlerin Emîri’ne döndü, olanları anlattı ve, “Senin sözünde şifa ve doğruluk gördüm.” dedi. Güneş doğduktan sonra oradan ayrıldığında yerde toplanmış şeytan kıllarının izlerini gördü.

22- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Muhammed b. Sinân’dan, o da Seleme b. Muhriz’den rivayet etmiştir.

Seleme b. Muhriz şöyle dedi: Ebû Cafer’in şöyle buyurduğunu işittim: “Fâtiha suresinin iyileştirmediği kimseyi hiçbir şey iyileştiremez.”

23- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o İsmail b. Mihrân’dan, o Safvân b. Yahyâ’dan, o Abdullah b. Sinân’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Yatağına girdiğinde ‘De ki: Ey kâfirler!’ ve ‘De ki: O Allah tektir.’ surelerini okuyan kimse için Aziz ve Yüce Allah şirkten uzak olduğuna dair bir beraat yazar.”

24- Ali b. İbrahim, babasından, o Ali b. Ma‘bed’den, o babasından, o adını zikrettiği bir kimseden, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “‘Yer şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığında…’ suresini okumaktan usanmayın; çünkü nafile namazlarında bu sureyi okumaya devam eden kimseyi Aziz ve Yüce Allah hiçbir zaman depremle cezalandırmaz, deprem sebebiyle, yıldırım çarpmasıyla veya dünya afetlerinden herhangi biriyle ölmez. Öldüğü zaman Rabbinin katından değerli bir melek onun yanına iner, başucuna oturur ve, ‘Ey ölüm meleği! Allah’ın dostuna yumuşak davran; çünkü o beni ve bu surenin okunmasını çokça anardı.’ der. Sure de ölüm meleğine aynı şeyi söyler. Ölüm meleği, ‘Rabbim bana onu dinlememi ve ona itaat etmemi, kendisi bana emredinceye kadar ruhunu çıkarmamamı emretti. Bana emrettiğinde ruhunu çıkaracağım.’ der. Ölüm meleği ruhunu almasına izin verinceye kadar onun yanında kalır. Perde onun için kaldırıldığında cennetteki makamlarını görür ve ölüm meleği ruhunu mümkün olan en yumuşak biçimde çıkarır. Ardından yetmiş bin melek onun ruhunu cennete kadar uğurlar ve onu cennete ulaştırmak için birbirleriyle yarışırlar.”

 

Nevâdir Babı

1- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, o İsmail b. Mihrân’dan, o Ubeys b. Hişâm’dan, o da adını zikrettiği bir kimseden, o Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer şöyle buyurdu: “Kur’an okuyanlar üç kısımdır: Bir kimse Kur’an’ı okur, onu bir kazanç vesilesi edinir, onunla hükümdarlardan menfaat sağlar ve onun sayesinde insanlara karşı üstünlük taslar. Bir kimse Kur’an’ı okur, harflerini ezberler fakat hükümlerini zayi eder; onu okunması gereken bir metin gibi okur. Allah, Kur’an’ı taşıyanlardan bunların sayısını çoğaltmasın. Bir kimse de Kur’an’ı okur, Kur’an’ın ilacını kalbinin hastalığına uygular; onunla gecesini uykusuz geçirir, gündüzünü susuz bırakır, onunla mescitlerinde ibadet eder ve onun sebebiyle yatağından uzak durur. Aziz ve Cebbar olan Allah belayı işte bunlar sayesinde uzaklaştırır, düşmanlara karşı üstünlüğü işte bunlar sayesinde verir ve gökten yağmuru işte bunlar sayesinde indirir. Allah’a yemin olsun ki Kur’an okuyanlar arasında bunlar kırmızı kükürtten daha değerlidir.”

2- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan; Ali b. İbrahim de babasından, onların tamamı İbn Mahbûb’dan, o Ebû Hamza’dan, o Ebû Yahyâ’dan, o da Esbağ b. Nübâte’den rivayet etmiştir.

Esbağ b. Nübâte şöyle dedi: Müminlerin Emîri’nin şöyle buyurduğunu işittim: “Kur’an üç kısım olarak indirildi. Üçte biri bizim ve düşmanlarımız hakkındadır; üçte biri sünnetler ve örneklerdir; üçte biri ise farzlar ve hükümlerdir.”

3- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed’den, o Haccâl’den, o Ali b. Ukbe’den, o Dâvûd b. Ferkad’dan, o da adını zikrettiği bir kimseden, o Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kur’an dört bölüm olarak indirildi: Dörtte biri helâl, dörtte biri haram, dörtte biri sünnetler ve hükümler, dörtte biri ise sizden öncekilerin haberleri, sizden sonrakilerin haberleri ve aranızda hüküm verilecek meselelerdir.”

4- Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, o Safvân’dan, o İshak b. Ammâr’dan, o Ebû Basîr’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer şöyle buyurdu: “Kur’an dört bölüm olarak indirildi: Dörtte biri bizim hakkımızda, dörtte biri düşmanlarımız hakkında, dörtte biri sünnetler ve örnekler, dörtte biri de farzlar ve hükümlerdir.”

5- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed ve Sehl b. Ziyâd’dan, o Mansûr b. Abbas’tan, o Muhammed b. Hasan es-Serî’den, o amcası Ali b. Serî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Resûlullah’a ilk indirilen vahiy, ‘Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Yaratan Rabbinin adıyla oku.’ ayetleri; son indirilen ise ‘Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde…’ suresidir.”

6- Ali b. İbrahim, babasından; Muhammed b. Kāsım da Muhammed b. Süleyman’dan, o Dâvûd’dan, o Hafs b. Gıyâs’tan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Hafs b. Gıyâs şöyle dedi: Ebû Abdullah’a Aziz ve Yüce Allah’ın, “Ramazan ayı, Kur’an’ın indirildiği aydır.” (Bakara 185) ayetini sordum. Oysa Kur’an ilk vahiyden son vahye kadar yirmi yıllık bir süre içinde inmişti. Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kur’an Ramazan ayında bir defada Beytü’l-Ma‘mûr’a indirildi; daha sonra yirmi yıl boyunca parça parça indirildi.” Ardından Peygamber’in şöyle buyurduğunu aktardı: “İbrahim’in sahifeleri Ramazan ayının ilk gecesinde indirildi. Tevrat Ramazan’ın altıncı gecesinde, İncil on üçüncü gecesinde, Zebur on sekizinci gecesinde ve Kur’an Ramazan ayının yirmi üçüncü gecesinde indirildi.”

7- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o Muhammed b. Îsâ’dan, o adamlarından birinden, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kur’an ile fal tutmayın.”

8- Ali b. İbrahim, babasından, o Safvân’dan, o İbn Müskân’dan, o da Muhammed el-Verrâk’tan rivayet etmiştir.

Muhammed el-Verrâk şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, ayet sonları ve onluk bölümleri altınla işaretlenmiş, sonunda da altınla yazılmış bir sure bulunan bir mushaf gösterdim. Ona gösterdiğim mushafın hiçbir tarafını ayıplamadı; yalnız Kur’an’ın altınla yazılmasını beğenmedi ve şöyle buyurdu: “Kur’an’ın ilk yazıldığı gibi yalnız siyah mürekkeple yazılmasını uygun görüyorum.”

9- Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed’den, o Muhammed b. Îsâ’dan, o Yâsîn ed-Darîr’den, o Harîz’den, o Zürâre’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer şöyle buyurdu: “Ramazan ayının ikinci üçte birlik kısmında mushafı alır, açar ve önüne koyarsın. Sonra şöyle dersin: ‘Allah’ım! İndirdiğin kitabın hakkı için, içindekilerin hakkı için, onda bulunan en büyük ve en yüce ismin hakkı için, güzel isimlerinin hakkı için, korkulan ve umulan her şeyin hakkı için senden beni ateşten azat ettiklerinden kılmanı diliyorum.’ Sonra da dilediğin ihtiyacın için dua edersin.”

10- Ebû Ali el-Eş‘arî, Muhammed b. Sâlim’den, o Ahmed b. Nadr’dan, o Amr b. Şimr’den, o Câbir’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer şöyle buyurdu: “Her şeyin bir baharı vardır; Kur’an’ın baharı da Ramazan ayıdır.”

11- Ali b. İbrahim, babasından, İbn Sinân’dan veya onun zikrettiği başka bir raviden rivayet etmiştir.

Ravi şöyle dedi: Ebû Abdullah’a Kur’an ile Furkân’ın iki ayrı şey mi yoksa tek şey mi olduğunu sordum. Buyurdu ki: “Kur’an kitabın tamamıdır; Furkân ise uygulanması zorunlu olan muhkem kısmıdır.”

12- Hüseyin b. Muhammed, Ali b. Muhammed’den, o Veşşâ’dan, o Cemîl b. Derrâc’dan, o Muhammed b. Müslim’den, o Zürâre’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer şöyle buyurdu: “Kur’an birdir; tek bir kaynaktan indirilmiştir. Ancak ihtilaf raviler tarafından meydana gelir.”

13- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Ömer b. Üzeyne’den, o Fudayl b. Yesâr’dan rivayet etmiştir.

Fudayl b. Yesâr şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “İnsanlar Kur’an’ın yedi harf üzere indirildiğini söylüyorlar.” dedim. Buyurdu ki: “Allah’ın düşmanları yalan söylemiştir. O, tek olan Allah katından tek bir harf üzere indirilmiştir.”

14- Muhammed b. Yahyâ, Abdullah b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o Abdullah b. Bükeyr’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kur’an, ‘Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit.’ tarzında indirildi.”

Başka bir rivayette Ebû Abdullah şöyle buyurmuştur: “Bunun anlamı şudur: Aziz ve Yüce Allah’ın Peygamber’ini azarladığı ifadelerde asıl kastedilen, Kur’an’da daha önce sözü geçen başka kimselerdir. Nitekim Allah’ın, ‘Seni sağlamlaştırmamış olsaydık, neredeyse onlara biraz meyledecektin.’ sözü de böyledir. (İsrâ 74) Bununla başkası kastedilmiştir.”

15- Ashabımızdan bir grup, Sehl b. Ziyâd’dan, o Ali b. Hakem’den, o Abdullah b. Cündeb’den, o da Süfyân b. Simt’tan rivayet etmiştir.

Süfyân b. Simt şöyle dedi: Ebû Abdullah’a Kur’an’ın indiriliş biçimi hakkında sordum. Buyurdu ki: “Size öğretildiği gibi okuyun.”

16- Ali b. Muhammed, arkadaşlarından birinden, o da Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr’dan rivayet etmiştir.

Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr şöyle dedi: Ebü’l-Hasan bana bir mushaf verdi ve, “Ona bakma.” dedi. Ben ise onu açtım ve “İnkâr edenler…” suresini okudum. Orada Kureyş’ten yetmiş kişinin adını, kendi adları ve babalarının adlarıyla birlikte buldum. Ardından Ebü’l-Hasan bana haber göndererek, “Mushafı bana gönder.” dedi.

17- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Hüseyin b. Saîd’den, o Nadr b. Süveyd’den, o Kāsım b. Süleyman’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah, babasının şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Bir kimse Kur’an’ın bir kısmını diğer kısmıyla çarpıştırıp birbirine karşı kullanırsa kâfir olur.”

18- Muhammed b. Yahyâ, Hüseyin b. Nadr’dan, o Kāsım b. Süleyman’dan, o Ebû Meryem el-Ensârî’den, o Câbir’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Câbir şöyle dedi: Ebû Cafer’in şöyle buyurduğunu işittim: “Bir mushaf denize düştü. Onu bulduklarında içindeki yazıların tamamı silinmiş, yalnızca şu ayet kalmıştı: ‘Dikkat edin, bütün işler Allah’a döner.’” (Şûrâ 53)

19- Hüseyin b. Muhammed, Muallâ b. Muhammed’den, o Veşşâ’dan, o Ebân’dan, o da Meymûn el-Kaddâh’tan rivayet etmiştir.

Meymûn el-Kaddâh şöyle dedi: Ebû Cafer bana, “Oku.” dedi. Ben, “Nereden okuyayım?” diye sordum. “Dokuzuncu sureden.” buyurdu. Ben onu aramaya başladım. Bunun üzerine, “Yûnus suresinden oku.” dedi. Ben, “Güzel davrananlara daha güzeli ve bir de fazlası vardır; onların yüzlerini ne bir karanlık ne de bir zillet kaplar.” ayetini okudum. (Yûnus 26) Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Resûlullah, ‘Kur’an okuduğum hâlde nasıl olur da saçlarım ağarmaz, buna şaşarım.’ buyurmuştur.”

20- Ali b. Muhammed, Sâlih b. Ebû Hammâd’dan, o Haccâl’den, o adını zikrettiği bir kimseden, o da iki imamdan birinden rivayet etmiştir.

Ravi şöyle dedi: Aziz ve Yüce Allah’ın, “Apaçık Arapça bir dille.” sözünü sordum. (Şuarâ 195) Buyurdu ki: “O, dilleri açıklar; fakat diller onu tam olarak açıklayamaz.”

21- Ahmed b. Muhammed b. Ahmed, Muhammed b. Ahmed en-Nehdî’den, o Muhammed b. Velîd’den, o Ebân’dan, o Âmir b. Abdullah b. Cüzâa’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Kehf suresinin sonunu okuyan hiçbir kul yoktur ki uyanmak istediği saatte uyanmasın.”

22- Ebû Ali el-Eş‘arî ve başkaları, Hasan b. Ali el-Kûfî’den, o Osman b. Îsâ’dan, o da Saîd b. Yesâr’dan rivayet etmiştir.

Saîd b. Yesâr şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “Azatlı kölen Süleym, Kur’an’dan yalnız Yâsîn suresini bildiğini, gece namazına kalktığında bildiği Kur’an kısmını okuyup bitirdiğini söylüyor. Okuduğu kısmı tekrar okuyabilir mi?” diye sordum. Buyurdu ki: “Evet, bunda sakınca yoktur.”

23- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o Abdurrahman b. Ebû Hâşim’den, o da Sâlim b. Seleme’den rivayet etmiştir.

Sâlim b. Seleme şöyle dedi: Ben dinlerken bir adam Ebû Abdullah’ın huzurunda Kur’an’dan, insanların okuduğundan farklı bazı harflerle okudu. Ebû Abdullah ona şöyle buyurdu: “Bu okuyuşu bırak; Kaim ortaya çıkıncaya kadar insanların okuduğu gibi oku. Kaim ortaya çıktığında Aziz ve Yüce Allah’ın kitabını gerçek şekliyle okuyacak ve Ali’nin yazdığı mushafı çıkaracaktır.” Ardından şöyle buyurdu: “Ali o mushafı yazıp tamamladığında insanlara getirdi ve onlara, ‘Bu, Aziz ve Yüce Allah’ın Muhammed’e indirdiği şekliyle Allah’ın kitabıdır. Ben onu iki levha arasından toplayıp bir araya getirdim.’ dedi. Onlar ise, ‘Bizim yanımızda Kur’an’ın tamamını içeren bir mushaf vardır; buna ihtiyacımız yoktur.’ dediler. Bunun üzerine Ali, ‘Allah’a yemin olsun ki bugünden sonra onu bir daha asla görmeyeceksiniz. Onu bir araya getirdiğim zaman okuyasınız diye size haber vermek benim görevimdi.’ dedi.”

24- Ali b. İbrahim, babasından, o Safvân’dan, o da Saîd b. Abdullah el-A‘rec’den rivayet etmiştir.

Saîd b. Abdullah el-A‘rec şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, Kur’an’ı okuyup sonra unutan, ardından tekrar okuyup yine unutan kimsenin bundan dolayı günaha girip girmeyeceğini sordum. Buyurdu ki: “Hayır.”

25- Ali, babasından, o Nadr b. Süveyd’den, o Kāsım b. Süleyman’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah, babasının şöyle buyurduğunu aktarmıştır: “Bir kimse Kur’an’ın bir kısmını diğer kısmıyla çarpıştırıp birbirine karşı kullanırsa kâfir olur.”

26- Ashabımızdan bir grup Sehl b. Ziyâd’dan; Muhammed b. Yahyâ da Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, onların tamamı İbn Mahbûb’dan, o Cemîl’den, o Sedîr’den, o da Ebû Cafer’den rivayet etmiştir.

Ebû Cafer şöyle buyurdu: “Mülk suresi koruyucudur; kabir azabından korur. Tevrat’ta da Mülk suresi olarak yazılıdır. Onu gecesinde okuyan kimse çokça ve güzel bir amel işlemiş olur ve gafillerden yazılmaz. Ben onu yatsı namazından sonra oturduğum hâlde nafile namazımda okurum. Babam da onu gündüzünde ve gecesinde okurdu. Onu okuyan kimseye, kabre girdikten sonra Nekîr ve Münker ayakları tarafından geldiklerinde ayakları onlara, ‘Benim tarafımdan ona ulaşmanız için bir yol yoktur; çünkü bu kul her gün ve gece üzerimde durarak Mülk suresini okurdu.’ der. Karnı tarafından geldiklerinde karnı onlara, ‘Benim tarafımdan ona ulaşmanız için bir yol yoktur; çünkü bu kul Mülk suresini içimde barındırdı.’ der. Dili tarafından geldiklerinde de dili onlara, ‘Benim tarafımdan ona ulaşmanız için bir yol yoktur; çünkü bu kul her gün ve gece benimle Mülk suresini okurdu.’ der.”

27- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o da Abdullah b. Ferkad ve Muallâ b. Huneys’ten rivayet etmiştir.

Abdullah b. Ferkad ile Muallâ b. Huneys şöyle dediler: Biz Ebû Abdullah’ın yanında bulunuyorduk; Rebîatü’r-Re’y de bizimle birlikteydi. Kur’an’ın faziletinden söz ettik. Bunun üzerine Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “İbn Mes‘ûd bizim okuyuşumuza göre okumuyorsa sapıktır.” Rebîa, “Sapık mıdır?” diye sordu. Buyurdu ki: “Evet, sapıktır.” Ardından şöyle dedi: “Biz ise Übey’in okuyuşuna göre okuruz.”

28- Ali b. Hakem, Hişâm b. Sâlim’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Cebrâil’in Muhammed’e getirdiği Kur’an on yedi bin ayettir.”

 

8- Sosyal İlişkiler ve Ahlâk — Kitâbü’l-İşre (464)

Geçim ve Toplumsal İlişkiler Kitabı

Birlikte Yaşamanın Gerektirdiği Haklar Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Ali b. Hadîd’den, Mürâzim’den rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: “Sizlere mescitlerde namaza devam etmeyi, insanlarla iyi komşuluk kurmayı, şahitliği dosdoğru yerine getirmeyi ve cenazelere katılmayı tavsiye ederim. Çünkü insanların içinde yaşamak zorundasınız; hiçbir kimse hayatı boyunca insanlardan müstağni olamaz ve insanların da mutlaka birbirlerine ihtiyaçları vardır.”

2- Muhammed b. İsmail’den, Fazl b. Şâzân’dan ve Ebû Ali el-Eş’arî’den, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, her ikisinden de Safvân b. Yahyâ’dan, Muâviye b. Vehb’den rivayet edilmiştir.

Muâviye b. Vehb şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, “Bizim kendi aramızda, kavmimizle aramızda ve birlikte yaşadığımız diğer insanlarla ilişkilerimizde nasıl davranmamız gerekir?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Onlara emanetleri eksiksiz teslim edersiniz, lehlerine de aleyhlerine de doğru şahitlik yaparsınız, hastalarını ziyaret eder ve cenazelerine katılırsınız.”

3- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Hüseyin b. Saîd ve Muhammed b. Hâlid’den, her ikisinden de Kâsım b. Muhammed’den, Habîb el-Haş’amî’den rivayet edilmiştir.

Habîb el-Haş’amî şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Sizlere takvayı, haramlardan sakınmayı ve ibadette gayret göstermeyi tavsiye ederim; cenazelere katılın, hastaları ziyaret edin, kavminizle birlikte mescitlerinize devam edin, kendiniz için sevdiğinizi insanlar için de sevin. Sizden biriniz, komşusunun kendi üzerindeki hakkını bilip de kendisinin komşusunun hakkını bilmemesinden utanmaz mı?”

4- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Ali b. Hakem’den, Muâviye b. Vehb’den rivayet edilmiştir.

Muâviye b. Vehb şöyle dedi: Ona, “Bizim kendi aramızda, kavmimizle aramızda ve bizim inancımızı benimsemeyen diğer insanlarla ilişkilerimizde nasıl davranmamız gerekir?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Kendilerine uyduğunuz imamlarınıza bakın ve onların yaptığını siz de yapın. Allah’a yemin olsun ki onlar hastalarını ziyaret eder, cenazelerine katılır, lehlerine de aleyhlerine de doğru şahitlik yapar ve emanetleri sahiplerine eksiksiz teslim ederler.”

5- Ebû Ali el-Eş’arî’den, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan ve Muhammed b. İsmail’den, Fazl b. Şâzân’dan, her ikisinden de Safvân b. Yahyâ’dan, Ebû Üsâme Zeyd eş-Şahhâm’dan rivayet edilmiştir.

Ebû Üsâme Zeyd eş-Şahhâm şöyle dedi: Ebû Abdillah bana şöyle buyurdu: “Bana itaat ettiğini ve sözümü benimsediğini gördüğün kimselere benden selam söyle ve onlara şu vasiyetimi ulaştır: Size aziz ve celil olan Allah’a karşı takvalı olmanızı, dininiz konusunda haramlardan sakınmanızı, Allah için gayret göstermenizi, doğru sözlü olmanızı, emaneti yerine getirmenizi, secdeleri uzun tutmanızı ve güzel komşuluk yapmanızı tavsiye ediyorum; çünkü Muhammed bununla gönderildi. Size emanet bırakan kimse iyi olsun kötü olsun emanetini mutlaka kendisine geri verin. Çünkü Resûlullah ipliğin ve iğnenin bile sahibine iade edilmesini emrederdi. Akrabalarınızla bağlarınızı koparmayın, onların cenazelerine katılın, hastalarını ziyaret edin ve haklarını yerine getirin. Çünkü sizden biri dininde takvalı olur, doğru konuşur, emaneti yerine getirir ve insanlarla güzel ahlak üzere yaşarsa, ‘Bu Caferîdir.’ denilir; bu da beni sevindirir ve bana mutluluk verir, ayrıca ‘İşte Cafer’in terbiyesi budur.’ denilir. Fakat bunun aksini yaparsa, onun sıkıntısı ve ayıbı bana nispet edilir ve ‘İşte Cafer’in terbiyesi budur.’ denilir. Allah’a yemin olsun ki babam bana şöyle anlattı: Ali’nin taraftarlarından bir kimse bir kabile içinde bulunduğunda o kabilenin süsü olurdu; emanetleri en iyi koruyanı, hakları en güzel yerine getireni ve en doğru sözlüsü o olurdu. Vasiyetler ve emanetler ona teslim edilirdi. Kabile halkına onun hakkında sorulduğunda, ‘Falan kimse gibisi var mı? O emanetleri en iyi yerine getirendir ve aramızda en doğru sözlü olanıdır.’ derlerdi.”

Güzel Geçinme Bölümü

1- Ali b. İbrahim’den, babasından, Hammâd’dan, Harîz’den, Muhammed b. Müslim’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle dedi: “Kiminle birlikte bulunuyorsan, gücün yettiği ölçüde ona karşı veren el olmaya çalış.”

2- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, İsmail b. Mihrân’dan, Muhammed b. Hafs’tan, Ebû Rebî’ eş-Şâmî’den rivayet edilmiştir.

Ebû Rebî’ eş-Şâmî şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın huzuruna girdim. Ev, Horasanlılar, Şamlılar ve çeşitli beldelerden gelen insanlarla dolup taşıyordu. Oturacak bir yer bulamadım. Ebû Abdillah yaslanmış vaziyette oturduktan sonra şöyle buyurdu: “Ey Muhammed Âilesi’nin Şiîleri! Bilin ki öfkelendiğinde nefsine hâkim olamayan, arkadaşlık ettiği kimseyle güzel arkadaşlık yapamayan, ilişki kurduğu kimselerle güzel ahlak üzere geçinemeyen, yol arkadaşlığı yaptığı kimselerle iyi geçinemeyen, komşuluk ettiği kimselere güzel komşuluk yapamayan ve birlikte yiyip içtiği kimselerle güzel ilişkiler kuramayan bizden değildir. Ey Muhammed Âilesi’nin Şiîleri! Gücünüz yettiği kadar Allah’tan sakının. Güç ve kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır.”

3- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, onun ismini zikretmediği bir raviden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah, yüce Allah’ın, “Biz seni iyilik yapanlardan görüyoruz.” (Yûsuf 36) sözü hakkında şöyle buyurdu: “O, oturma meclisini geniş tutar, ihtiyaç sahibine borç bulmaya çalışır ve zayıf kimselere yardım ederdi.”

4- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Muhammed b. Sinân’dan, Alâ b. Fudayl’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Ebû Ca’fer şöyle derdi: “Arkadaşlarınıza değer verin, onlara saygı gösterin. Birbirinizin üzerine saldırmayın, birbirinize zarar vermeyin, birbirinizi kıskanmayın. Cimrilikten sakının. Allah’ın ihlâslı ve salih kulları olun.”

5- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Haccâl’den, Dâvûd b. Ebû Yezîd’den, Sa’lebe’den, Ali b. Ukbe’den, onların rivayet ettiği ravilerden birinden, iki imamdan birinden rivayet edilmiştir.

Şöyle buyurdu: “İnsanlardan uzak durup içine kapanmak, düşmanlık kazanmanın sebebidir.”

Dost Edinilmesi ve Arkadaşlık Kurulması Gereken Kimseler Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Hüseyin b. Hasan’dan, Muhammed b. Sinân’dan, Ammâr b. Mûsâ’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu: “Akıllı kimseyle arkadaşlık etmekten çekinme; cömertliğini beğenmesen bile onun aklından faydalan ve kötü ahlakından sakın. Cömert kimseyle arkadaşlığı da bırakma; aklından faydalanamasan bile kendi aklını kullanarak onun cömertliğinden yararlan. Alçak karakterli ve ahmak kimseden ise olabildiğince uzak dur.”

2- Ondan, Abdurrahman b. Ebû Necrân’dan, Muhammed b. Salt’tan, Ebân’dan, Ebü’l-Udeys’ten rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle dedi: “Ey Sâlih! Seni ağlatan fakat sana samimiyetle öğüt veren kimsenin peşinden git; seni güldüren fakat sana karşı hilekâr davranan kimsenin peşinden gitme. Hepiniz Allah’ın huzuruna varacaksınız; işte o zaman gerçeği anlayacaksınız.”

3- Ondan, Muhammed b. Ali’den, Mûsâ b. Yesâr el-Kattân’dan, Mes’ûdî’den, Ebû Dâvûd’dan, Sâbit b. Ebû Sahre’den, Ebû Za’lâ’dan rivayet edilmiştir.

Ebû Za’lâ şöyle dedi: Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu: Resûlullah şöyle buyurdu: “Kiminle konuşup arkadaşlık ettiğinize dikkat edin. Çünkü ölüm vakti gelen herkese arkadaşları gösterilir; eğer onlar iyi kimselerse iyi kimseler olarak, kötü kimselerse kötü kimseler olarak gösterilir. Hiç kimse yoktur ki ölüm anında ben ona görünmüş olmayayım.”

4- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Halebî ravilerden bazılarından, Abdullah b. Müskân’dan, Cebel halkından ismi belirtilmeyen bir adamdan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Eski ve denenmiş dostlara bağlı kal. Sonradan ortaya çıkmış kimselerden sakın. Çünkü onların ne ahde bağlılığı, ne güvenilirliği, ne zimmeti ne de verdikleri söz vardır. En çok güvendiğin kimseye karşı bile tedbirli ol.”

5- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, onun Ebû Abdillah’a ulaştırdığı rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Kardeşlerimin bana en sevgilisi, kusurlarımı bana hediye edendir.”

6- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Muhammed b. Hasan’dan, Ubeydullah ed-Dehkân’dan, Ahmed b. Âiz’den, Ubeydullah el-Halebî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Gerçek dostluk ancak belirli sınırlarla olur. Bu sınırların tamamını veya bir kısmını kendisinde taşıyan kimseyi dost olarak kabul et; bunlardan hiçbirini taşımayan kimseyi ise dostluktan bir pay sahibi sayma. Bunların birincisi, onun gizli hali ile açık halinin sana karşı aynı olmasıdır. İkincisi, senin güzelliğini kendi güzelliği, senin kusurunu da kendi kusuru olarak görmesidir. Üçüncüsü, makam veya mal sahibi olması sebebiyle sana karşı tavrının değişmemesidir. Dördüncüsü, gücü yettiği hâlde senden hiçbir şeyi esirgememesidir. Beşincisi ise bütün bu özellikleri içinde toplayan şu vasıftır: Başına musibetler geldiğinde seni yalnız bırakmamasıdır.”

Hoş Görülmeyen Kimselerle Oturup Kalkma ve Yol Arkadaşlığı Yapma Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Amr b. Osman’dan, Muhammed b. Sâlim el-Kindî’den, onun kendisine rivayet eden raviden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Emîru’l-Mü’minîn minbere çıktığında şöyle derdi: “Müslümanın üç kişiyle dostluk kurmaktan kaçınması gerekir: Hayâsız günahkâr, ahmak ve yalancı. Hayâsız günahkâr sana kendi yaptıklarını süslü gösterir, senin de kendisi gibi olmanı ister, dinin ve ahiretin konusunda sana hiçbir fayda sağlamaz; ona yakınlık kaba davranış ve katı kalplilik doğurur, onun yanına girip çıkman senin için bir utanç olur. Ahmağa gelince, sana hiçbir hayırlı görüş göstermez, bütün gücünü harcasa bile kötülüğü senden uzaklaştırması umulmaz; çoğu zaman sana fayda vermek isterken zarar verir. Bu sebeple onun ölümü hayatından, susması konuşmasından ve senden uzak olması sana yakın olmasından daha hayırlıdır. Yalancıya gelince, onunla birlikte hayat sana huzur vermez; senin sözünü başkalarına, başkalarının sözünü de sana taşır, bir sözü bitirmeden onun yerine hemen benzer başka bir yalan uydurur, öyle ki doğruyu söylese bile kendisine inanılmaz, insanlar arasında düşmanlık yayar ve kalplerde kin filizlendirir. O hâlde aziz ve celil olan Allah’tan sakının ve kendinize dikkat edin.”

2- Abdüla’lâ’nın Ebû Abdillah’tan rivayetinde şöyledir:

Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu: “Müslüman bir kimsenin günahkârla dostluk kurması uygun değildir. Çünkü o, işlediği günahı ona güzel gösterir, onun da kendisi gibi olmasını ister, ne dünya işinde ne de ahiret işinde ona yardım eder; onun yanına girip çıkması kişi için bir ayıp ve utanç olur.”

3- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Osman b. Îsâ’dan, Muhammed b. Yusuf’tan, Müyessir’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Müslüman bir kimsenin günahkârla, ahmakla ve yalancıyla dostluk kurması uygun değildir.”

4- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ali b. Esbât’tan, onun bazı arkadaşlarından, Ebü’l-Hasan’dan rivayet edilmiştir.

Ebü’l-Hasan şöyle buyurdu: Îsâ b. Meryem şöyle dedi: “Kötü kimsenin arkadaşlığı bulaşıcıdır, kötü dost insanı helâke sürükler. Öyleyse kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat et.”

5- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed ve Muhammed b. Hüseyin’den, Muhammed b. Sinân’dan, Ammâr b. Mûsâ’dan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Ey Ammâr! Eğer nimetin senin üzerinde kalıcı olmasını, kişiliğinin olgunlaşmasını ve geçiminin düzgün olmasını istiyorsan, işlerinde köleleri ve aşağı karakterli kimseleri ortak etme. Çünkü onlara güvenirsen sana ihanet ederler, sana bir şey anlatırlarsa yalan söylerler, başına bir musibet geldiğinde seni yüzüstü bırakırlar ve sana söz verirlerse sözlerinde durmazlar.”

6- Ammâr b. Mûsâ şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim:

“Salih kimselerin salihleri sevmesi salihler için sevaptır. Günahkârların salihleri sevmesi salihler için bir fazilettir. Günahkârların salihlere buğzetmesi salihler için bir süstür. Salihlerin günahkârlara buğzetmesi ise günahkârlar için bir rezilliktir.”

7- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd ve Ali b. İbrahim’den, babasından, her ikisinden de Amr b. Osman’dan, Muhammed b. Uzâfir’den, onların bazı arkadaşlarından, Muhammed b. Müslim ve Ebû Hamza’dan, Ebû Abdillah’tan, babasından rivayet edilmiştir.

Babası şöyle dedi: Babam Ali b. Hüseyin bana şöyle dedi: “Ey oğlum! Beş kişiye dikkat et; onlarla arkadaşlık etme, onlarla konuşma ve onlarla aynı yolda yolculuk yapma.” Ben, “Babacığım, onlar kimlerdir, bana bildir.” dedim. Şöyle buyurdu: “Yalancıyla arkadaşlık etmekten sakın. Çünkü o serap gibidir; uzağı sana yakın, yakını ise sana uzak gösterir. Günahkârla arkadaşlık etmekten sakın. Çünkü seni bir lokma yemeğe, hatta daha azına satar. Cimriyle arkadaşlık etmekten sakın. Çünkü malına en çok ihtiyaç duyduğun anda seni yüzüstü bırakır. Ahmakla arkadaşlık etmekten sakın. Çünkü sana fayda vermek isterken zarar verir. Akrabalık bağını koparan kimseyle arkadaşlık etmekten de sakın. Çünkü ben onu Allah’ın kitabında üç yerde lanetlenmiş olarak buldum.” Ardından şu ayetleri okudu: “Eğer iş başına gelecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve akrabalık bağlarını koparacak mısınız? İşte onlar Allah’ın lanet ettiği, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.” (Muhammed 22-23), “Onlar Allah’a verdikleri sözü kesin olarak kabul ettikten sonra bozar, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları koparır ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. İşte lanet onlaradır ve yurdun kötüsü de onlar içindir.” (Ra’d 25), “Onlar Allah’ın ahdini kesin olarak kabul ettikten sonra bozar, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları koparır ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara 27)

8- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Mûsâ b. Kâsım’dan rivayet edilmiştir.

Mûsâ b. Kâsım şöyle dedi: Muhâribî’nin, Ebû Abdillah’tan, onun da babalarından rivayet ettiğini işittim. Resûlullah şöyle buyurdu: “Üç sınıf insanla oturup kalkmak kalbi öldürür: Aşağı karakterli kimselerle oturmak, kadınlarla boş sohbetlere dalmak ve zenginlerle oturup kalkmak.”

9- Ali b. İbrahim’den, babasından, onun bazı arkadaşlarından, İbrahim b. Ebü’l-Bilâd’dan, onun zikrettiği raviden rivayet edilmiştir.

Lokman oğluna şöyle dedi: “Ey oğlum! İnsanlara aşırı yaklaşma ki değerin düşmesin; onlardan çok uzak da durma ki hor görülmeyesin. Her canlı kendi benzerini sever; Âdemoğlu da kendisi gibi olanı sever. Elbiseni ancak ona ihtiyaç duyanın yanında yay. Kurt ile koç arasında dostluk olmadığı gibi iyi kimse ile günahkâr arasında da dostluk olmaz. Zifte yaklaşan kimseye ondan mutlaka bir şey bulaşır; günahkârla birlikte olan kimse de onun yollarından bir şeyler öğrenir. Tartışmayı seven kimse sövülür. Kötü yerlere girip çıkan kimse hakkında kötü zan beslenir. Kötü arkadaşla birlikte olan kimse kurtulamaz. Diline hâkim olamayan ise sonunda pişman olur.”

10- Ebû Ali el-Eş’arî’den, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, İbn Ebû Necrân’dan, Ömer b. Yezîd’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bid’at ehliyle arkadaşlık etmeyin ve onlarla oturup kalkmayın. Yoksa insanlar sizi de onlardan biri sayarlar.” Resûlullah şöyle buyurdu: “Kişi dostunun ve yakın arkadaşının dini üzeredir.”

11- Ebû Ali el-Eş’arî’den, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, Haccâl’den, Ali b. Yakub el-Hâşimî’den, Hârûn b. Müslim’den, Ubeyd b. Zürâre’den rivayet edilmiştir.

Ubeyd b. Zürâre şöyle dedi: Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Ahmakla dost olmaktan sakın. Çünkü ondan en çok güven içinde olduğunu düşündüğün anda, sana kötülüğün en yakın olduğu anda bulunursun.”

İnsanlara Kendini Sevdirme ve Onlarla Dostça İlişki Kurma Bölümü

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den ve Ali b. İbrahim’den, babasından, hepsinden İbn Mahbûb’dan, Hişâm b. Sâlim’den, Ebû Basîr’den, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle dedi: Benî Temîm kabilesinden bir bedevî Peygamber’e gelerek, “Bana öğüt ver.” dedi. Peygamber’in ona verdiği öğütlerden biri şuydu: “İnsanlara kendini sevdir ki onlar da seni sevsinler.”

2- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Osman b. Îsâ’dan, Semâa’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “İnsanlarla güzel ve ölçülü geçinmek, aklın üçte biridir.”

3- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Üç şey kişinin Müslüman kardeşine duyduğu sevgiyi arındırır: Onunla karşılaştığında kendisini güler yüzle karşılaması, yanına oturduğunda mecliste ona yer açması ve ona en sevdiği adıyla hitap etmesi.”

4- Aynı isnatla rivayet edilmiştir.

Resûlullah şöyle buyurdu: “İnsanlara sevgi göstermek ve onlarla dostça geçinmek, aklın yarısıdır.”

5- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ali b. Hassân’dan, Mûsâ b. Bekir’den, Ebü’l-Hasan’dan rivayet edilmiştir.

Ebü’l-Hasan şöyle buyurdu: “İnsanlara sevgi göstermek ve onlarla dostça geçinmek, aklın yarısıdır.”

6- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Muhammed b. Sinân’dan, Huzeyfe b. Mansûr’dan rivayet edilmiştir.

Huzeyfe b. Mansûr şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Elini insanlara zarar vermekten çeken kimse, onlardan yalnızca bir eli çekmiş olur; fakat onlar da ondan birçok eli çekerler.”

7- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, onun bazı arkadaşlarından, Sâlih b. Ukbe’den, Süleyman b. Ziyâd et-Temîmî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Hasan b. Ali şöyle buyurdu: “Yakın kimse, soyu uzak olsa bile sevginin yakınlaştırdığı kimsedir; uzak kimse ise soyu yakın olsa bile sevginin uzaklaştırdığı kimsedir. Hiçbir şey bir şeye, elin bedene yakın olduğu kadar yakın değildir; buna rağmen el suç işler ve bağlanırsa kesilir, kesildiğinde de kanaması dağlanarak durdurulur.”

Kişinin Kardeşine Onu Sevdiğini Bildirmesi Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, babasından, Muhammed b. Ömer b. Üzeyne’den, babasından, Nasr b. Kâbûs’tan rivayet edilmiştir.

Nasr b. Kâbûs şöyle dedi: Ebû Abdillah bana şöyle buyurdu: “Kardeşlerinden birini sevdiğin zaman bunu ona bildir. Çünkü İbrahim, ‘Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.’ demiş, Allah, ‘Yoksa inanmadın mı?’ buyurmuş, İbrahim de, ‘Hayır, inandım; fakat kalbimin yatışması için görmek istiyorum.’ demişti.” (Bakara 260)

2- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den ve Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, hepsinden Ali b. Hakem’den, Hişâm b. Sâlim’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir kişiyi sevdiğin zaman bunu ona bildir. Çünkü bu, aranızdaki sevginin daha sağlam ve kalıcı olmasını sağlar.”

Selamlaşma Bölümü

1- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Selam vermek gönüllü bir davranış, selamı almak ise farzdır.”

2- Aynı isnatla rivayet edilmiştir.

Şöyle buyurdu: “Selam vermeden önce konuşmaya başlayan kimseye cevap vermeyin.” Yine şöyle buyurdu: “Konuşmadan önce selam vermekle başlayın; kim selam vermeden önce konuşmaya başlarsa ona cevap vermeyin.”

3- Aynı isnatla rivayet edilmiştir.

Resûlullah şöyle buyurdu: “Allah’a ve Resûlü’ne insanların en yakını, selam vermeye önce başlayan kimsedir.”

4- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Abdurrahman b. Ebû Necrân’dan, Âsım b. Humeyd’den, Muhammed b. Müslim’den, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle dedi: Selmân şöyle derdi: “Allah’ın selamını aranızda yayın. Çünkü Allah’ın selamı zalimlere erişmez.”

5- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, İbn Faddâl’dan, Sa’lebe b. Meymûn’dan, Muhammed b. Kays’tan, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle buyurdu: “Aziz ve celil olan Allah, selamın yayılmasını sever.”

6- Ahmed b. Muhammed’den, İbn Faddâl’dan, Muâviye b. Vehb’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: Asıl cimri, selam vermekte cimrilik eden kimsedir.”

7- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ca’fer b. Muhammed el-Eş’arî’den, İbn Kaddâh’tan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Sizden biri selam verdiği zaman selamını işitilecek şekilde versin; sonra da, ‘Selam verdim ama bana cevap vermediler.’ demesin. Çünkü belki de selam vermiş fakat onlara işittirememiştir. Sizden biri selamı aldığı zaman da cevabını işitilecek şekilde versin ki selam veren kimse, ‘Selam verdim ama bana cevap vermediler.’ demesin.” Ardından şöyle buyurdu: Ali şöyle derdi: “Öfkelenmeyin ve başkalarını da öfkelendirmeyin; selamı aranızda yayın, güzel sözler söyleyin ve insanlar uyurken geceleyin namaz kılın ki esenlik içinde cennete giresiniz.” Sonra onlara aziz ve celil olan Allah’ın, “Selâm’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir.” sözünü okudu. (Haşr 23)

8- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, İbn Mahbûb’dan, Abdullah b. Sinân’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Selam vermeye önce başlayan kimse, Allah’a ve Resûlü’ne daha yakındır.”

9- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Ali b. Hakem’den, Ebân’dan, Hasan b. Münzir’den rivayet edilmiştir.

Hasan b. Münzir şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Kim, ‘Selamün aleyküm.’ derse ona on iyilik yazılır; kim, ‘Selamün aleyküm ve rahmetullah.’ derse ona yirmi iyilik yazılır; kim de, ‘Selamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.’ derse ona otuz iyilik yazılır.”

10- Ali b. İbrahim’den, babasından, Sâlih b. Sindî’den, Ca’fer b. Beşîr’den, Mansûr b. Hâzim’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Üç kimseye, tek kişi olsalar bile çoğul ifadeyle cevap verilir: Bir kişi aksırdığında yanında başka kimse bulunmasa bile ona, ‘Allah size merhamet etsin.’ denilir; bir kişi başka bir kişiye selam verirken, ‘Selamün aleyküm.’ der; bir kişi başka bir kişi için dua ederken, tek kişi olmasına rağmen, ‘Allah size afiyet versin.’ der. Çünkü onunla birlikte başkaları da vardır.”

11- Muhammed b. Yahyâ’dan, Muhammed b. Hüseyin’den, onun isnadı yükselterek yaptığı rivayette aktarılmıştır.

Ebû Abdillah şöyle derdi: “Üç kişiye selam verilmez: Cenazeyle birlikte yürüyen kimseye, cuma namazına gitmekte olan kimseye ve hamamın içinde bulunan kimseye.”

12- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Osman b. Îsâ’dan, Hârûn b. Hârice’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Karşılaştığın kimseye selam vermen tevazudandır.”

13- Ahmed b. Muhammed’den, İbn Mahbûb’dan, Cemîl’den, Ebû Ubeyde el-Hazzâ’dan, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle dedi: Emîru’l-Mü’minîn Ali bir topluluğun yanından geçti ve onlara selam verdi. Onlar da, “Allah’ın selamı, rahmeti, bereketleri, bağışlaması ve hoşnutluğu senin üzerine olsun.” dediler. Bunun üzerine Emîru’l-Mü’minîn onlara şöyle buyurdu: “Bizim hakkımızda, meleklerin atamız İbrahim’e söylediklerini aşmayın. Çünkü onlar yalnızca, ‘Allah’ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinize olsun ey ev halkı!’ demişlerdi.” (Hûd 73)

14- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, İbn Mahbûb’dan, Ali b. Riâb’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Yerleşik kimseye verilen selam ve karşılamanın tamamlayıcısı el sıkışmak, yolculuktan gelen kimseye verilen selam ve karşılamanın tamamlayıcısı ise kucaklaşmaktır.”

15- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu: “Bir kimsenin yalnızca, ‘Allah sana hayat versin.’ deyip susması hoş görülmez; bunun ardından selam da vermelidir.”

Selama Önce Kimin Başlaması Gerektiği Bölümü

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Hüseyin b. Saîd’den, Nadr b. Süveyd’den, Kâsım b. Süleyman’dan, Cerrâh el-Medâinî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Küçük büyüğe, yürüyüp geçen oturana ve sayıca az olanlar sayıca çok olanlara selam verir.”

2- Ali b. İbrahim’den, Sâlih b. Sindî’den, Ca’fer b. Beşîr’den, Anbese b. Mus’ab’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Sayıca az olanlar sayıca çok olanlara selam vermeye başlar; binekli olan yürüyene, katıra binenler eşeğe binenlere, ata binenler de katıra binenlere önce selam verir.”

3- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ali b. Esbât’tan, İbn Bükeyr’den, onun bazı arkadaşlarından, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Şöyle buyurduğunu işittim: “Binekli olan yürüyene, yürüyen oturana selam verir. Bir topluluk başka bir toplulukla karşılaştığında sayıca az olanlar sayıca çok olanlara selam verir. Bir kişi bir toplulukla karşılaştığında ise o tek kişi topluluğa selam verir.”

4- Sehl b. Ziyâd’dan, Ca’fer b. Muhammed el-Eş’arî’den, İbn Kaddâh’tan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Binekli olan yürüyene, ayakta duran oturana selam verir.”

5- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Ömer b. Abdülazîz’den, Cemîl’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir topluluk bir mecliste bulunurken başka bir topluluk sonradan gelip içeri girerse, en son giren kimsenin içeri girdiğinde onlara selam vermesi gerekir.”

Topluluktan Bir Kişinin Selam Vermesinin Hepsine Yetmesi ve Bir Kişinin Selamı Almasının Hepsi Adına Yeterli Olması Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ali b. Esbât’tan, İbn Bükeyr’den, onun bazı arkadaşlarından, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir topluluk başka bir topluluğun yanından geçtiğinde içlerinden bir kişinin selam vermesi hepsi için yeterlidir. Bir topluluğa selam verildiğinde de içlerinden bir kişinin karşılık vermesi hepsi için yeterlidir.”

2- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, İbn Mahbûb’dan, Abdurrahman b. Haccâc’dan rivayet edilmiştir.

Abdurrahman b. Haccâc şöyle dedi: “Topluluktan bir kişi selam verdiğinde bu, hepsi adına yeterli olur.”

3- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Muhammed b. Yahyâ’dan, Gıyâs b. İbrahim’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Topluluktan bir kişi selam verdiğinde bu, hepsi adına yeterli olur; bir kişi selamı aldığında da bu, hepsi adına yeterli olur.”

Kadınlara Selam Verme Bölümü

1- Ali b. İbrahim’den, babasından, Hammâd b. Îsâ’dan, Rib’î b. Abdullah’tan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Resûlullah kadınlara selam verir, onlar da onun selamına karşılık verirlerdi. Emîru’l-Mü’minîn de kadınlara selam verirdi; ancak genç kadınlara selam vermeyi hoş görmez ve, ‘Sesinin hoşuma gitmesinden ve elde etmeyi umduğum sevaptan daha fazla bir şeyin kalbime girmesinden korkarım.’ derdi.”

Diğer Din Mensuplarına Selam Verme Bölümü

1- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, İbn Üzeyne’den, Zürâre’den, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle dedi: Bir Yahudi, Âişe’nin de yanında bulunduğu sırada Resûlullah’ın huzuruna girdi ve, “Ölüm üzerinize olsun.” dedi. Resûlullah da, “Sizin üzerinize olsun.” diye karşılık verdi. Ardından başka bir Yahudi içeri girdi ve aynı sözü söyledi; Resûlullah ona da önceki kişiye verdiği cevabı verdi. Sonra bir başkası daha içeri girdi ve aynı sözü söyledi; Resûlullah ona da önceki iki kişiye verdiği cevabı verdi. Bunun üzerine Âişe öfkelendi ve, “Ölüm, gazap ve lanet sizin üzerinize olsun ey Yahudi topluluğu, ey maymunların ve domuzların kardeşleri!” dedi. Resûlullah ona şöyle buyurdu: “Ey Âişe! Çirkin söz şekle bürünmüş olsaydı mutlaka kötü bir şekle sahip olurdu. Yumuşaklık hangi şeyde bulunursa onu güzelleştirir, hangi şeyden kaldırılırsa onu çirkinleştirir.” Âişe, “Ey Allah’ın Resûlü! Onların, ‘Ölüm üzerinize olsun.’ dediklerini duymadın mı?” dedi. Resûlullah şöyle buyurdu: “Evet, duydum. Fakat benim onlara verdiğim cevabı da duymadın mı? Ben, ‘Sizin üzerinize olsun.’ dedim. Bir Müslüman size selam verdiğinde, ‘Selam sizin üzerinize olsun.’ deyin; bir kâfir size selam verdiğinde ise, ‘Senin üzerine olsun.’ deyin.”

2- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Muhammed b. Yahyâ’dan, Gıyâs b. İbrahim’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu: “Ehl-i kitaba selam vermeye önce siz başlamayın. Onlar size selam verdiklerinde, ‘Sizin üzerinize olsun.’ deyin.”

3- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Osman b. Îsâ’dan, Semâa’dan rivayet edilmiştir.

Semâa şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, bir Yahudi, Hristiyan veya müşrik oturmakta olan bir kişiye selam verdiğinde onlara nasıl karşılık verilmesi gerektiğini sordum. Şöyle buyurdu: “Sizin üzerinize olsun, der.”

4- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, İbn Faddâl’dan, İbn Bükeyr’den, Büreyd b. Muâviye’den, Muhammed b. Müslim’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir Yahudi, Hristiyan veya müşrik sana selam verdiğinde, ‘Senin üzerine olsun.’ de.”

5- Ebû Ali el-Eş’arî’den, Muhammed b. Sâlim’den, Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr’dan, Amr b. Şimr’den, Câbir’den, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle dedi: Ebû Cehil b. Hişâm, yanında Kureyş’ten bir toplulukla birlikte Ebû Tâlib’in yanına geldi. Ona, “Kardeşinin oğlu bize ve ilahlarımıza eziyet etti. Onu çağır ve ilahlarımız hakkında konuşmaktan vazgeçmesini emret; biz de onun ilahı hakkında konuşmaktan vazgeçelim.” dediler. Bunun üzerine Ebû Tâlib, Resûlullah’a haber gönderip onu çağırdı. Peygamber içeri girdiğinde evde müşriklerden başka kimse görmedi ve, “Hidayete uyanlara selam olsun.” dedi, ardından oturdu. Ebû Tâlib ona onların ne için geldiklerini anlattı. Resûlullah şöyle buyurdu: “Onlar için bundan daha hayırlı olan, kendisi sayesinde Araplara hâkim olacakları ve onların boyunlarına hükmedecekleri bir söz yok mudur?” Ebû Cehil, “Evet, o söz nedir?” dedi. Resûlullah, “Lâ ilâhe illallah deyin.” buyurdu. Bunun üzerine parmaklarını kulaklarına tıkadılar, kaçarak çıktılar ve, “Biz bunu son dinde işitmedik; bu ancak uydurulmuş bir şeydir.” dediler. Bunun üzerine yüce Allah onların bu sözleri hakkında, “Sâd. Öğüt dolu Kur’an’a yemin olsun…” ayetinden, “Bu ancak uydurulmuş bir şeydir.” sözüne kadar olan ayetleri indirdi. (Sâd 1-7)

6- Muhammed b. Yahyâ’dan, Abdullah b. Muhammed’den, Ali b. Hakem’den, Ebân b. Osman’dan, Zürâre’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Yahudiye ve Hristiyana karşılık verirken, ‘Selam.’ dersin.”

7- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Abdurrahman b. Haccâc’dan rivayet edilmiştir.

Abdurrahman b. Haccâc şöyle dedi: Ebü’l-Hasan Mûsâ’ya, “Bir hekime ihtiyaç duysam ve o da Hristiyan olsa, ona selam verebilir ve onun için dua edebilir miyim?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Evet; çünkü senin duan ona fayda sağlamaz.”

8- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, İbn Mahbûb’dan, Abdurrahman b. Haccâc’dan rivayet edilmiştir.

Abdurrahman b. Haccâc şöyle dedi: Ebü’l-Hasan Mûsâ’ya, “Hristiyan bir doktora ihtiyaç duysam, ona selam vermem ve onun için dua etmem konusunda ne dersin?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Evet; çünkü senin duan ona fayda sağlamaz.”

9- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Muhammed b. Îsâ b. Ubeyd’den, Muhammed b. Arafe’den, Ebü’l-Hasan er-Rızâ’dan rivayet edilmiştir.

Ebü’l-Hasan er-Rızâ şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, “Yahudi ve Hristiyan için nasıl dua edeyim?” diye soruldu. Şöyle buyurdu: “Ona, ‘Allah dünyada sana bereket versin.’ dersin.”

10- Humeyd b. Ziyâd’dan, Hasan b. Muhammed’den, Vuheyb b. Hafs’tan, Ebû Basîr’den, iki imamdan birinden rivayet edilmiştir.

Müslümanın Yahudi veya Hristiyanla el sıkışması hakkında şöyle buyurdu: “Elbisenin üzerinden el sıkışır. Eğer o çıplak eliyle seninle el sıkışırsa elini yıka.”

11- Ebû Ali el-Eş’arî’den, Hasan b. Ali el-Kûfî’den, Abbâs b. Âmir’den, Ali b. Ma’mer’den, Hâlid el-Kalânisî’den rivayet edilmiştir.

Hâlid el-Kalânisî şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, “Bir zimmîyle karşılaşıyorum ve benimle el sıkışıyor.” dedim. Şöyle buyurdu: “Elini toprağa ve duvara sür.” Ben, “Nâsıbî olursa ne yapayım?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Elini yıka.”

12- Ebû Ali el-Eş’arî’den, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, Safvân’dan, Alâ b. Rezîn’den, Muhammed b. Müslim’den, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Mecûsî bir adamla el sıkışan kişi hakkında şöyle buyurdu: “Elini yıkar, fakat yeniden abdest almaz.”

Zimmîlerle Yazışma Bölümü

1- Ahmed b. Muhammed el-Kûfî’den, Ali b. Hasan b. Ali’den, Ali b. Esbât’tan, amcası Yakub b. Sâlim’den, Ebû Basîr’den rivayet edilmiştir.

Ebû Basîr şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, Mecûsî, Yahudi veya Hristiyan bir kimseye işi düşen yahut kendi bölgesinin ileri gelenlerinden bir görevliye veya dihkan denilen nüfuzlu bir kimseye büyük bir ihtiyacı için mektup yazan kişinin, ihtiyacının karşılanması amacıyla mektubunda önce o gayrimüslimin adını yazıp ona selam verip veremeyeceği soruldu. Şöyle buyurdu: “Onun adını kendi adından önce yazmana gelince, bunu yapma; fakat mektubunda ona selam verebilirsin. Çünkü Resûlullah da Kisrâ’ya ve Kayser’e mektup yazardı.”

2- Ali b. İbrahim’den, babasından, İsmail b. Merrâr’dan, Yûnus’tan, Abdullah b. Sinân’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah’a, Mecûsîlerin ileri gelen görevlilerinden birine mektup yazan ve mektupta onun adını kendi adından önce yazan kişi hakkında soruldu. Şöyle buyurdu: “Bir yarar elde etmek amacıyla bunu yapmasında sakınca yoktur.”

Kusurları Görmezden Gelme Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Abdullah b. Muhammed el-Haccâl’den, Sa’lebe b. Meymûn’dan, onun ismini zikrettiği raviden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah’ın yanında, kendilerine konuştuğu bir topluluk bulunuyordu. Onlardan biri başka bir adamdan söz ederek onu kötüledi ve hakkında şikâyette bulundu. Bunun üzerine Ebû Abdillah ona şöyle buyurdu: “Kardeşinin bütün yönleriyle kusursuz olmasını nereden bulacaksın? İnsanlardan hangisi bütünüyle arınmış ve kusursuzdur?”

2- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Ali b. Hakem ve Muhammed b. Sinân’dan, Ali b. Ebû Hamza’dan, Ebû Basîr’den rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “İnsanların kusurlarını araştırma; yoksa dostsuz kalırsın.”

Nadir Rivayetler Bölümü

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Muhammed b. Sinân’dan, Alâ b. Fudayl ve Hammâd b. Osman’dan rivayet edilmiştir.

Şöyle dediler: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Kalbine bak; eğer arkadaşına karşı içinde bir yabancılık hisseder ve onu yadırgarsan, ikinizden biri yeni bir yanlış yapmış demektir.”

2- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, İsmail b. Mihrân’dan, Hasan b. Yûsuf’tan, Zekeriyyâ b. Muhammed’den, Sâlih b. Hakem’den rivayet edilmiştir.

Sâlih b. Hakem şöyle dedi: Bir adamın Ebû Abdillah’a soru sorduğunu işittim. Adam, “Bir kişi bana, ‘Seni seviyorum.’ diyor; onun beni sevdiğini nasıl anlayabilirim?” dedi. Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Kendi kalbini sınayıp yokla; eğer sen onu seviyorsan o da seni seviyordur.”

3- Ebû Bekir el-Habbâl’den, Muhammed b. Îsâ el-Kattân el-Medâinî’den rivayet edilmiştir.

Muhammed b. Îsâ şöyle dedi: Babamın şöyle dediğini işittim: Mes’ade b. Yesa’ bize rivayet ederek şöyle dedi: Ebû Abdillah Ca’fer b. Muhammed’e, “Allah’a yemin ederim ki seni seviyorum.” dedim. Başını öne eğdi, sonra kaldırarak şöyle buyurdu: “Doğru söyledin ey Ebû Bişr. Benim kalbimde sana karşı ne kadar sevgi bulunduğunu kendi kalbine sor; çünkü benim kalbim de senin kalbinde bana karşı ne kadar sevgi bulunduğunu bana bildirdi.”

4- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ali b. Esbât’tan, Hasan b. Cehm’den rivayet edilmiştir.

Hasan b. Cehm şöyle dedi: Ebü’l-Hasan’a, “Dualarında beni unutma.” dedim. Bana, “Benim seni unuttuğumu mu düşünüyorsun?” diye sordu. Bunun üzerine kendi kendime düşündüm ve, “O, Şiîleri için dua ediyor; ben de onun Şiîlerindenim.” dedim. Sonra, “Hayır, beni unutmadığını biliyorum.” dedim. Bana, “Bunu nasıl bildin?” diye sordu. Ben, “Şiîlerindenim ve sen onlar için dua ediyorsun.” dedim. Bana, “Bunun dışında başka bir şeyden de anladın mı?” diye sordu. “Hayır.” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Benim yanımda nasıl bir yerin bulunduğunu bilmek istediğinde, benim senin yanında nasıl bir yerim olduğuna bak.”

5- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nadr b. Süveyd’den, Kâsım b. Süleyman’dan, Cerrâh el-Medâinî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Kalbine bak; eğer arkadaşına karşı içinde bir yabancılık hisseder ve onu yadırgarsan, ikinizden birinin yeni bir yanlış yaptığını bil.”

Aksırma ve Aksırana Dua Etme Bölümü

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Hüseyin b. Saîd’den, Nadr b. Süveyd’den, Kâsım b. Süleyman’dan, Cerrâh el-Medâinî’den rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Müslümanın Müslüman kardeşi üzerindeki haklarından biri, onunla karşılaştığında selam vermesi, hastalandığında ziyaret etmesi, yanında bulunmadığında onun iyiliğini istemesi, aksırdığında ona dua etmesidir. Aksıran kişi, ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; O’nun ortağı yoktur.’ der; yanındaki de ona, ‘Allah sana merhamet etsin.’ der. Aksıran kişi buna karşılık, ‘Allah sizi doğru yola iletsin ve hâlinizi düzeltsin.’ der. Yine kendisini davet ettiğinde davetine icabet eder ve öldüğünde cenazesinin ardından gider.”

2- Ali b. İbrahim’den, babasından, Hârûn b. Müslim’den, Mes’ade b. Sadaka’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Bir kimse aksırdığında, bir adanın arkasında bulunsa bile ona dua edin.” Başka bir rivayette ise, “Denizin ötesinde bulunsa bile.” şeklindedir.

3- Hüseyin b. Muhammed’den, Muallâ b. Muhammed’den, Hasan b. Ali’den, Müsenna’dan, İshak b. Yezîd, Muammer b. Ebû Ziyâd ve İbn Riâb’dan rivayet edilmiştir.

Şöyle dediler: Ebû Abdillah’ın yanında oturuyorduk. Bir adam aksırdı fakat topluluktan hiç kimse ona karşılık vermedi. Bunun üzerine Ebû Abdillah söze başlayarak şöyle buyurdu: “Sübhanallah! Neden ona dua etmediniz? Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarından biri, hastalandığında onu ziyaret etmesi, kendisini davet ettiğinde davetine icabet etmesi, öldüğünde cenazesinde hazır bulunması ve aksırdığında ona dua etmesidir.”

4- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Safvân b. Yahyâ’dan rivayet edilmiştir.

Safvân b. Yahyâ şöyle dedi: Rızâ’nın yanında bulunuyordum. Aksırınca ona, “Allah sana salât etsin.” dedim. Sonra tekrar aksırdı ve yine, “Allah sana salât etsin.” dedim. Ardından bir kez daha aksırdı ve yine aynı sözü söyledim. Sonra kendisine, “Sana kurban olayım, senin gibi biri aksırdığında ona da birbirimize söylediğimiz gibi, ‘Allah sana merhamet etsin.’ mi demeliyiz, yoksa söylediğimiz şekilde mi söylemeliyiz?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Evet. Sen, ‘Allah Muhammed’e ve Muhammed’in Âline salât etsin.’ demiyor musun?” Ben, “Evet.” dedim. Şöyle buyurdu: “O hâlde, ‘Allah Muhammed’e ve Muhammed’in Âline merhamet etsin.’ demez misin?” Ben, “Evet.” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Allah ona zaten salât etmiş ve merhamet etmiştir. Bizim ona salât etmemiz ise bizim için bir rahmet ve Allah’a yakınlık vesilesidir.”

5- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr’dan rivayet edilmiştir.

Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr şöyle dedi: Rızâ’nın şöyle buyurduğunu işittim: “Esnemek şeytandandır, aksırmak ise aziz ve celil olan Allah’tandır.”

6- Ali b. Muhammed’den, Sâlih b. Ebû Hammâd’dan rivayet edilmiştir.

Sâlih b. Ebû Hammâd şöyle dedi: Âlim’e aksırmanın sebebini ve aksırdıktan sonra Allah’a hamdetmenin hikmetini sordum. Şöyle buyurdu: “Allah’ın, kulunun bedeninin sağlıklı ve organlarının sağlam olması hususunda ona verdiği nimetler vardır; fakat kul bazen bunlar sebebiyle aziz ve celil olan Allah’ı anmayı unutur. Kul bunu unuttuğunda Allah, rüzgâra bedeninde dolaşmasını ve sonra burnundan çıkmasını emreder. Bunun üzerine kul Allah’a hamdeder ve bu hamdi, daha önce unuttuğu nimetlere karşı bir şükür olur.”

7- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, İbn Faddâl’dan, Ca’fer b. Yûnus’tan, Dâvûd b. Husayn’dan rivayet edilmiştir.

Dâvûd b. Husayn şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın yanında bulunuyorduk. Evde on dört kişi saydım. Ebû Abdillah aksırdı fakat topluluktan hiç kimse bir şey söylemedi. Bunun üzerine Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Neden dua etmiyorsunuz, neden dua etmiyorsunuz? Müminin mümin üzerindeki haklarından biri, hastalandığında onu ziyaret etmesi, öldüğünde cenazesinde hazır bulunması, aksırdığında ona dua etmesi ve kendisini davet ettiğinde davetine icabet etmesidir.”

8- Ebû Ali el-Eş’arî’den, Muhammed b. Sâlim’den, Ahmed b. Nadr’dan, Amr b. Şimr’den, Câbir’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle buyurdu: “Aksırmak ne güzel bir şeydir; bedene fayda verir ve aziz ve celil olan Allah’ı hatırlatır.” Ben, “Bizim yanımızda, Resûlullah’ın aksırmada bir payı bulunmadığını söyleyen bir topluluk var.” dedim. Şöyle buyurdu: “Eğer yalan söylüyorlarsa Muhammed’in şefaati onlara ulaşmasın.”

9- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, onun bazı arkadaşlarından rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer’in yanında bir adam aksırdı ve, “Allah’a hamdolsun.” dedi. Ebû Ca’fer ona dua etmedi ve, “Bizim hakkımızı eksik bıraktın.” buyurdu. Ardından şöyle dedi: “Sizden biri aksırdığında, ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun ve Allah Muhammed’e ve onun Ehl-i beytine salât etsin.’ desin.” Adam bunu söyleyince Ebû Ca’fer ona dua etti.

10- Ali’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, İsmail el-Basrî’den, Fudayl b. Yesâr’dan rivayet edilmiştir.

Fudayl b. Yesâr şöyle dedi: Ebû Ca’fer’e, “İnsanlar üç yerde Muhammed’e ve onun Âline salât getirilmesini hoş görmüyorlar: Aksırırken, hayvan keserken ve cinsel ilişki sırasında.” dedim. Ebû Ca’fer şöyle buyurdu: “Onlara ne oluyor, yazıklar olsun! Münafıklık ettiler; Allah onlara lanet etsin.”

11- Ali’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Sa’d b. Ebû Halef’ten rivayet edilmiştir.

Sa’d b. Ebû Halef şöyle dedi: Ebû Ca’fer aksırdığında kendisine, “Allah sana merhamet etsin.” denilirse, “Allah sizi bağışlasın ve size merhamet etsin.” derdi. Yanında biri aksırdığında ise ona, “Aziz ve celil olan Allah sana merhamet etsin.” derdi.

12- Ali’den, babasından, Nevfelî veya başka bir raviden, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Henüz bulûğ çağına ulaşmamış bir çocuk Peygamber’in yanında aksırdı ve, “Allah’a hamdolsun.” dedi. Peygamber ona, “Allah sana bereket versin.” buyurdu.

13- Muhammed b. Yahyâ’dan, Abdullah b. Muhammed’den, Ali b. Hakem’den, Ebân b. Osman’dan, Muhammed b. Müslim’den, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle buyurdu: “Bir kimse aksırdığında, ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; O’nun ortağı yoktur.’ desin. Bir kimse aksırana dua ettiğinde, ‘Allah sana merhamet etsin.’ desin. Aksıran da buna karşılık, ‘Allah seni ve bizi bağışlasın.’ desin. Çünkü Resûlullah’a, içinde Allah’ın adı geçen bir ayet veya söz hakkında sorulmuş, o da, ‘İçinde Allah’ın zikredildiği her şey güzeldir.’ buyurmuştur.”

14- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Muhammed b. Sinân’dan, Hüseyin b. Nuaym’dan, Misma’ b. Abdülmelik’ten rivayet edilmiştir.

Misma’ b. Abdülmelik şöyle dedi: Ebû Abdillah aksırdı ve, “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” dedi. Sonra parmağını burnunun üzerine koyarak, “Burnum, zelil ve boyun eğmiş olarak Allah için yere sürtülsün.” dedi.

15- Ebû Ali el-Eş’arî’den, Muhammed b. Sâlim’den, Ahmed b. Nadr’dan, Muhammed b. Mervân’dan, onun ulaştırdığı bir rivayetle nakledilmiştir.

Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu: “Aksırdığında, ‘Her hâlükârda âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.’ diyen kimse kulaklarında ve azı dişlerinde ağrı hissetmez.”

16- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed veya başka bir raviden, İbn Faddâl’dan, onun bazı arkadaşlarından, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah, azı dişi ve kulak ağrısı hakkında şöyle buyurdu: “Bir kimsenin aksırdığını işittiğinizde ondan önce Allah’a hamdedin.”

17- Ali b. İbrahim’den, babasından, Sâlih b. Sindî’den, Ca’fer b. Beşîr’den, Osman’dan, Ebû Üsâme’den rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir aksırma sesi işiten, aziz ve celil olan Allah’a hamdeden ve Peygamber’e ve onun Ehl-i beytine salât getiren kimse gözlerinden ve azı dişinden şikâyet etmez.” Ardından şöyle buyurdu: “Aksırmayı işitirsen, seninle aksıran kişi arasında deniz bulunsa bile bunu söyle.”

18- Ebû Ali el-Eş’arî’den, onun bazı arkadaşlarından, İbn Ebû Necrân’dan, bizim bazı arkadaşlarımızdan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah’ın yanında Hristiyan bir adam aksırdı. Topluluktakiler ona, “Allah seni hidayete erdirsin.” dediler. Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Ona, ‘Allah sana merhamet etsin.’ deyin.” Onlar, “O Hristiyandır.” dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Allah ona merhamet etmedikçe onu hidayete erdirmez.”

19- Ali b. İbrahim’den, Hârûn b. Müslim’den, Mes’ade b. Sadaka’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Müslüman bir kimse aksırır da kendisinde bulunan bir rahatsızlık sebebiyle susarsa, melekler onun yerine, ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.’ derler. Eğer kendisi, ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.’ derse melekler ona, ‘Allah seni bağışlasın.’ derler.” Resûlullah ayrıca şöyle buyurdu: “Hastanın aksırması, iyileşme belirtisi ve beden için bir rahatlıktır.”

20- Muhammed b. Yahyâ’dan, Muhammed b. Mûsâ’dan, Yakub b. Yezîd’den, Osman b. Îsâ’dan, Abdüssamed b. Beşîr’den, Huzeyfe b. Mansûr’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Aksırmak üç defayı aşmadığı sürece bütün bedene fayda verir. Üç defayı aşarsa bu, hastalık ve rahatsızlıktır.”

21- Ahmed b. Muhammed el-Kûfî’den, Ali b. Hasan’dan, Ali b. Esbât’tan, amcası Yakub b. Sâlim’den, Ebû Bekir el-Hadramî’den rivayet edilmiştir.

Ebû Bekir el-Hadramî şöyle dedi: Ebû Abdillah’a aziz ve celil olan Allah’ın, “Şüphesiz seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.” (Lokmân 19) sözü hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Çirkin bir şekilde aksırmaktır.”

22- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Kâsım b. Yahyâ’dan, dedesi Hasan b. Râşid’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir kimse aksırdıktan sonra elini burnunun kemik kısmına koyar ve, ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Allah’a, layık olduğu şekilde çokça hamdolsun. Allah, Peygamber Muhammed’e ve onun Âline salât ve selam etsin.’ derse sol burun deliğinden çekirgeden küçük, sinekten büyük bir kuş çıkar; Arş’ın altına kadar gider ve kıyamet gününe dek onun için Allah’tan bağışlanma diler.”

23- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, onun bazı arkadaşlarından, onların da Ehl-i sünnet’ten bir adamdan rivayet ettiği nakledilmiştir.

Adam şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın meclisinde bulunurdum. Allah’a yemin ederim ki onun meclislerinden daha değerli bir meclis görmedim. Bir gün bana, “Aksırık nereden çıkar?” diye sordu. Ben, “Burundan.” dedim. Bana, “Hataya isabet ettin.” buyurdu. Ben, “Sana kurban olayım, nereden çıkar?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Meni bütün bedenden çıktığı hâlde çıkış yeri idrar kanalı olduğu gibi, aksırık da bütün bedenden çıkar.” Ardından şöyle buyurdu: “İnsan aksırdığında bütün organlarının sarsıldığını görmüyor musun? Aksıran kimse yedi gün boyunca ölümden emin olur.”

24- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Bir söz anlatılırken aksırılması, o sözün doğruluğuna işarettir.”

25- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Bir kimse bir söz anlatırken başka biri aksırırsa, bu, o sözün doğru olduğuna şahitlik eder.”

26- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ca’fer b. Muhammed el-Eş’arî’den, İbn Kaddâh’tan, İbn Ebû Umeyr’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Bir söz anlatılırken aksırılması, o sözün doğruluğuna işarettir.”

27- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Muhassin b. Ahmed’den, Ebân b. Osman’dan, Zürâre’den, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle buyurdu: “Bir kimse üç defa aksırırsa ona dua et; bundan sonra onu bırak.”

 

Müslüman Yaşlıya Saygı Göstermenin Gerekliliği Bölümü

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den ve Ali b. İbrahim’den, babasından, hepsinden İbn Mahbûb’dan, Abdullah b. Sinân’dan rivayet edilmiştir.

Abdullah b. Sinân şöyle dedi: Ebû Abdillah bana şöyle buyurdu: “Aziz ve celil olan Allah’a saygı göstermenin bir gereği de ileri yaştaki kimseye saygı göstermektir.”

2- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Yaşından dolayı büyüğün üstünlüğünü bilip ona saygı gösteren kimseyi Allah, kıyamet gününün korkusundan emin kılar.”

3- Aynı isnatla rivayet edilmiştir.

Resûlullah şöyle buyurdu: “İslam’da saçı ağarmış bir kimseye saygı göstereni aziz ve celil olan Allah, kıyamet gününün korkusundan emin kılar.”

4- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Muhammed b. Ali’den, Muhammed b. Fudayl’dan, İshak b. Ammâr’dan rivayet edilmiştir.

İshak b. Ammâr şöyle dedi: Ebü’l-Hattâb’ın Ebû Abdillah’tan şöyle rivayet ettiğini işittim: “Üç kişinin hakkını, münafıklığıyla tanınmış bir münafıktan başkası bilmezlikten gelmez: İslam’da saçı ağarmış kimse, Kur’an’ı taşıyan kimse ve adaletli imam.”

5- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, babasından, Ebû Nehşel’den, Abdullah b. Sinân’dan rivayet edilmiştir.

Abdullah b. Sinân şöyle dedi: Ebû Abdillah bana şöyle buyurdu: “Aziz ve celil olan Allah’a saygı göstermenin bir gereği de saçı ağarmış mümine saygı göstermektir. Bir mümine ikram eden kimse, Allah’ın ikramıyla işe başlamış olur. Saçı ağarmış bir mümini küçümseyen kimseye ise Allah, ölümünden önce kendisini küçümseyecek birini gönderir.”

6- Hüseyin b. Muhammed’den, Ahmed b. İshak’tan, Sa’dân b. Müslim’den, Ebû Basîr ve başkalarından, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Aziz ve celil olan Allah’a saygı göstermenin bir gereği de saçı ağarmış Müslümana saygı göstermektir.”

Saygın Kimseye İkram Etme Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ca’fer b. Muhammed el-Eş’arî’den, Abdullah b. Kaddâh’tan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: İki adam Emîru’l-Mü’minîn’in huzuruna girdi. Emîru’l-Mü’minîn her birine birer minder attı. Onlardan biri mindere oturdu, diğeri ise oturmayı reddetti. Bunun üzerine Emîru’l-Mü’minîn ona, “Üzerine otur; çünkü ikramı ancak eşek reddeder.” buyurdu. Ardından şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Bir kavmin saygın kişisi size geldiğinde ona ikram edin.”

2- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Bir kavmin saygın kişisi size geldiğinde ona ikram edin.”

3- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Ebû Abdillah’tan, Muhammed b. Îsâ’dan, Abdullah el-Alevî’den, babasından, dedesinden rivayet edilmiştir.

Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu: Adî b. Hâtim Peygamber’in yanına geldiğinde, Peygamber onu evine aldı. Evde yalnızca hurma liflerinden örülmüş bir yaygı ve deriden yapılmış bir minder vardı. Resûlullah o minderi Adî b. Hâtim için yere serdi.

Eve Giren Kimsenin Hakkı Bölümü

1- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Eve giren kimsenin ev halkı üzerindeki haklarından biri, içeri girdiğinde ve dışarı çıktığında onunla bir süre yürümeleridir.” Yine Resûlullah şöyle buyurdu: “Sizden biri Müslüman kardeşinin evine girdiğinde, oradan çıkıncaya kadar ev sahibinin üzerinde emirdir.”

Meclislerin Emanet Oluşu Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd ve Ahmed b. Muhammed’den, her ikisinden İbn Mahbûb’dan, Abdullah b. Sinân’dan, İbn Ebû Avf’tan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Meclislerde konuşulanlar emanettir.”

2- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Hammâd b. Osman’dan, Zürâre’den, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Meclislerde konuşulanlar emanettir.”

3- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Osman b. Îsâ’dan, onun zikrettiği raviden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Meclislerde konuşulanlar emanettir. Bir kimsenin, sahibi tarafından gizli tutulmasını istediği bir sözü onun izni olmadan başkasına anlatması helal değildir; ancak konuşulan kimsenin güvenilir biri olması veya onun hayırla anılması bunun dışındadır.”

Gizlice Konuşma Bölümü

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Hasan b. Mahbûb’dan, Mâlik b. Atıyye’den, Ebû Basîr’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir topluluk üç kişiden oluşuyorsa, içlerinden ikisi üçüncüyü dışarıda bırakarak kendi aralarında gizlice konuşmasın. Çünkü bu, onu üzer ve ona eziyet verir.”

2- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed Ebû Abdillah’tan, Muhammed b. Ali’den, Yûnus b. Yakub’dan, birinci Ebü’l-Hasan’dan rivayet edilmiştir.

Birinci Ebü’l-Hasan şöyle buyurdu: “Bir evde üç kişi bulunuyorsa, içlerinden ikisi üçüncü kişiyi dışarıda bırakarak gizlice konuşmasın. Çünkü bu, onu kederlendirir.”

3- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Konuşmakta olan Müslüman kardeşinin sözünü kesen kimse, sanki onun yüzünü tırmalamış gibidir.”

Oturma Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Nevfelî’den, Abdülazîm b. Abdullah b. Hasan el-Alevî’den, onun ulaştırdığı bir rivayetle nakledilmiştir.

Peygamber üç şekilde otururdu: Birincisi, bacaklarını dikerek elleriyle onları kavrar ve elini koluna bağlardı; ikincisi, dizlerinin üzerine çökerdi; üçüncüsü ise bir bacağını büker, diğerini onun üzerine uzatırdı. Peygamber’in hiçbir zaman bağdaş kurarak oturduğu görülmemiştir.

2- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, onun zikrettiği raviden, Ebû Hamza es-Sümâlî’den rivayet edilmiştir.

Ebû Hamza es-Sümâlî şöyle dedi: Ali b. Hüseyin’i otururken bir ayağını uyluğunun üzerine koymuş hâlde gördüm. Ona, “İnsanlar bu şekilde oturmayı hoş görmüyor ve bunun Rabbin oturuşu olduğunu söylüyorlar.” dedim. Şöyle buyurdu: “Ben yalnızca yorulduğum için böyle oturdum. Rab ise yorulmaz; O’nu ne uyuklama ne de uyku tutar.”

3- Ali’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Muhammed b. Merâzim’den, Ebû Süleyman ez-Zâhid’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Meclisin başköşesinden daha aşağı bir yere oturmaya razı olan kimse ayağa kalkıncaya kadar aziz ve celil olan Allah ve melekleri ona salât etmeye devam eder.”

4- Ali b. İbrahim’den, babasından, onun bazı arkadaşlarından, Talha b. Zeyd’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Resûlullah çoğunlukla kıbleye dönük olarak otururdu.”

5- Ebû Abdillah el-Eş’arî’den, Muallâ b. Muhammed’den, Veşşâ’dan, Hammâd b. Osman’dan rivayet edilmiştir.

Hammâd b. Osman şöyle dedi: Ebû Abdillah, sağ ayağını sol uyluğunun üzerine koyarak oturdu. Bir adam ona, “Sana kurban olayım, bu hoş görülmeyen bir oturuş şeklidir.” dedi. Şöyle buyurdu: “Hayır, bu yalnızca Yahudilerin söylediği bir sözdür. Onlar, aziz ve celil olan Allah gökleri ve yeri yaratmayı tamamlayıp Arş’a istivâ edince dinlenmek için bu şekilde oturdu, dediler. Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah, ‘Allah, O’ndan başka ilah yoktur; diridir, kayyumdur; O’nu ne uyuklama ne de uyku tutar.’ ayetini indirdi.” (Bakara 255) Ebû Abdillah aynı şekilde oturmaya devam etti.

6- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, babasından, Abdullah b. Mugîre’den, onun zikrettiği raviden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Resûlullah bir eve girdiğinde, içeri giriş yerine en yakın olan yere otururdu.”

7- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Muhammed b. Yahyâ’dan, Talha b. Zeyd’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu: “Müslümanların pazarı, mescitleri gibidir. Bir yere ilk gelen kimse geceye kadar o yere daha çok hak sahibidir.” Ayrıca Emîru’l-Mü’minîn pazar dükkânlarından kira almazdı.

8- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Yaz mevsiminde birlikte oturanlardan her iki kişi arasında, sıcak sebebiyle birbirlerine sıkıntı vermemeleri için bir kol kemiği uzunluğu kadar mesafe bulunması gerekir.”

9- Ali’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Hammâd b. Osman’dan rivayet edilmiştir.

Hammâd b. Osman şöyle dedi: Ebû Abdillah’ı evinde, kapısının yanında, Kâbe’ye dönük olarak otururken gördüm.

Yaslanma ve Dizleri Toplayarak Oturma Bölümü

1- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Mescitte yaslanmak Arapların ruhbanlığıdır. Müminin oturduğu yer mescidi, inzivaya çekildiği yer ise evidir.”

2- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Mescitte dizleri karna çekerek oturmak, Arapların duvarıdır.”

3- Muhammed b. İsmail’den, Fadl b. Şâzân’dan ve Ali b. İbrahim’den, babasından, hepsinden İbn Ebû Umeyr’den, İbrahim b. Abdülhamîd’den, Ebü’l-Hasan’dan rivayet edilmiştir.

Ebü’l-Hasan şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Dizleri karna çekerek oturmak, Arapların duvarıdır.”

4- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Osman b. Îsâ’dan, Semâa’dan rivayet edilmiştir.

Semâa şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, tek bir elbiseyle dizlerini karnına çekerek oturan kimse hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Avret yerini örtüyorsa sakınca yoktur.”

5- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Muhammed b. Ali’den, Ali b. Esbât’tan, bizim bazı arkadaşlarımızdan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir kimsenin Kâbe’nin karşısında dizlerini karnına çekerek oturması caiz değildir.”

Şakalaşma ve Gülme Bölümü

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Muammer b. Hallâd’dan rivayet edilmiştir.

Muammer b. Hallâd şöyle dedi: Ebü’l-Hasan’a, “Sana kurban olayım, bir kimse bir toplulukla birlikte bulunuyor ve aralarında şakalaşıp gülüştükleri konuşmalar geçiyor; bunun hükmü nedir?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “İçinde kötü bir şey bulunmadığı sürece sakınca yoktur.” Ben onun bununla çirkin sözü kastettiğini düşündüm. Ardından şöyle buyurdu: “Bir bedevî Resûlullah’a gelir ve ona bir hediye getirir, sonra daha bulunduğu yerde, ‘Hediyemizin karşılığını bize ver.’ derdi. Resûlullah da buna gülerdi. Resûlullah üzüldüğünde, ‘O bedevî ne yaptı? Keşke bize gelseydi.’ derdi.”

2- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Şerîf b. Sâbık’tan, Fadl b. Ebû Kurre’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Her müminde mutlaka bir şakalaşma özelliği vardır.” Ben, “Şakalaşma nedir?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Mizahtır.”

3- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Muhammed b. Ali’den, Yahyâ b. Sellâm’dan, Yûsuf b. Yakub’dan, Sâlih b. Ukbe’den, Yûnus eş-Şeybânî’den rivayet edilmiştir.

Yûnus eş-Şeybânî şöyle dedi: Ebû Abdillah bana, “Birbirinizle şakalaşmanız nasıldır?” diye sordu. Ben, “Az olur.” dedim. Şöyle buyurdu: “Böyle yapmayın. Çünkü şakalaşmak güzel ahlaktandır ve bununla kardeşini sevindirirsin. Resûlullah da bir kişiyi sevindirmek amacıyla onunla şakalaşırdı.”

4- Sâlih b. Ukbe’den, Abdullah b. Muhammed el-Cu’fî’den rivayet edilmiştir.

Abdullah b. Muhammed el-Cu’fî şöyle dedi: Ebû Ca’fer’in şöyle buyurduğunu işittim: “Aziz ve celil olan Allah, bir topluluk içinde çirkin sözlere başvurmadan şakalaşan kimseyi sever.”

5- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ali b. Esbât’tan, Hasan b. Küleyb’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Müminin gülmesi tebessümdür.”

6- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Mansûr’dan, Harîz’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Çok gülmek kalbi öldürür.” Yine şöyle buyurdu: “Çok gülmek, suyun tuzu eritmesi gibi dini eritir.”

7- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Şaşılacak bir şey olmadan gülmek cehalettendir.” Yine şöyle derdi: “Utanç verici işler yapmışken sakın dişlerini göstererek gülme. Kötü işler yapan kimse, geceleyin başına gelecek felaketten emin olamaz.”

8- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Hafs b. Bahtürî’den rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Şakalaşmaktan sakının. Çünkü şakalaşmak yüzün suyunu giderir.”

9- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, kendisine rivayet eden raviden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir kimseyi sevdiğin zaman onunla şakalaşma ve onunla tartışma.”

10- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Hammâd’dan, Halebî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Kahkaha şeytandandır.”

11- Humeyd b. Ziyâd’dan, Hasan b. Muhammed el-Kindî’den, Ahmed b. Hasan el-Meysemî’den, Anbese el-Âbid’den rivayet edilmiştir.

Anbese el-Âbid şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Çok gülmek yüzün suyunu giderir.”

12- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ca’fer b. Muhammed el-Eş’arî’den, İbn Kaddâh’tan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu: “Şakalaşmaktan sakının. Çünkü o, kalpteki kini harekete geçirir, düşmanlık doğurur ve küçük çaplı sövüşmedir.”

13- Muhammed b. Yahyâ’dan, Abdullah b. Muhammed’den, Ali b. Hakem’den, Ebân b. Osman’dan, Hâlid b. Tahmân’dan, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle buyurdu: “Kahkahayla güldüğünde, bitirince, ‘Allah’ım, bana gazap etme.’ de.”

14- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Haccâl’den, Dâvûd b. Ferkad, Ali b. Ukbe ve Sa’lebe’den, onların Ebû Abdillah ve Ebû Ca’fer’e yahut ikisinden birine ulaştırdıkları rivayet edilmiştir.

Şöyle buyurdu: “Çok şakalaşmak yüzün suyunu giderir; çok gülmek ise imanı bütünüyle dışarı atar.”

15- Humeyd b. Ziyâd’dan, Hasan b. Muhammed’den, Ahmed b. Hasan el-Meysemî’den, Anbese el-Âbid’den rivayet edilmiştir.

Anbese el-Âbid şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Şakalaşmak küçük çaplı sövüşmedir.”

16- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Osman b. Îsâ’dan, İbn Müskân’dan, Muhammed b. Mervân’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Şakalaşmaktan sakının. Çünkü o, yüzün suyunu ve kişinin heybetini giderir.”

17- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Berkî’den, Ebü’l-Abbâs’tan, Ammâr b. Mervân’dan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Tartışma ki saygınlığın gitmesin; şakalaşma ki insanlar sana karşı cüretkâr olmasın.”

18- Ali b. İbrahim’den, babasından, Sâlih b. Sindî’den, Ca’fer b. Beşîr’den, Ammâr b. Mervân’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Şakalaşma ki insanlar sana karşı cüretkâr olmasın.”

19- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, İbn Mahbûb’dan, Sa’d b. Ebû Halef’ten, Ebü’l-Hasan’dan rivayet edilmiştir.

Ebü’l-Hasan, çocuklarından birine verdiği öğütte şöyle buyurdu; yahut, “Babam çocuklarından birine şöyle buyurdu.” dedi: “Şakalaşmaktan sakın. Çünkü o, imanının nurunu giderir ve kişiliğinin değerini düşürür.”

20- Ahmed b. Muhammed’den, İbn Faddâl’dan, Hasan b. Cehm’den, İbrahim b. Mihzem’den, onun zikrettiği raviden, birinci Ebü’l-Hasan’dan rivayet edilmiştir.

Birinci Ebü’l-Hasan şöyle buyurdu: “Yahyâ b. Zekeriyyâ ağlar fakat gülmezdi. Îsâ b. Meryem ise hem güler hem ağlardı. Îsâ’nın yaptığı, Yahyâ’nın yaptığından daha faziletlidir.”

Komşuluk Hakkı Bölümü

1- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den; Muhammed b. Yahyâ’dan, Hüseyin b. İshak’tan, Ali b. Mehziyâr’dan, Ali b. Faddâl’dan, Fudâle b. Eyyûb’dan, hepsinden Muâviye b. Ammâr’dan, Amr b. İkrime’den rivayet edilmiştir.

Amr b. İkrime şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın huzuruna girdim ve ona, “Bana eziyet eden bir komşum var.” dedim. Bana, “Ona merhamet et.” buyurdu. Ben, “Allah ona merhamet etmesin.” dedim. Bunun üzerine yüzünü benden çevirdi. Ben de onu bu şekilde bırakmayı hoş görmeyerek, “Bana şöyle şöyle yapıyor, bana eziyet ediyor.” dedim. Bana, “Onunla açıkça karşı karşıya gelirsen ondan hakkını alabilir misin?” diye sordu. Ben, “Evet, hatta ona üstün gelirim.” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Bu adam, Allah’ın lütfundan insanlara verdiği şeyleri kıskanan kimselerdendir. Bir kimsenin üzerinde bir nimet gördüğünde, eğer ailesi varsa sıkıntısını onların üzerine yöneltir; ailesi yoksa hizmetçisine yöneltir; hizmetçisi de yoksa gecesini uykusuz geçirir, gündüzünü öfke içinde geçirir. Resûlullah’a ensardan bir adam gelerek, ‘Ben falan oğullarının mahallesinde bir ev satın aldım. Bana en yakın komşum, hayrını ummadığım ve şerrinden de emin olmadığım bir kimsedir.’ dedi. Bunun üzerine Resûlullah, Ali’ye, Selmân’a, Ebû Zer’e ve adını unuttuğum, sanırım Mikdâd olan bir başkasına, mescitte en yüksek sesleriyle, ‘Komşusunun kötülüklerinden emin olmadığı kimsenin imanı yoktur.’ diye ilan etmelerini emretti. Onlar bunu üç kez ilan ettiler. Sonra eliyle önünden, arkasından, sağından ve solundan kırkar eve işaret etti.”

2- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Muhammed b. Yahyâ’dan, Talha b. Zeyd’den, Ebû Abdillah’tan, babasından rivayet edilmiştir.

Şöyle buyurdu: Ali’nin kitabında şunu okudum: Resûlullah, muhacirler, ensar ve Yesrib halkından onlara katılanlar arasında şu hükmü yazmıştı: “Komşu, zarar vermediği ve günah işlemediği sürece kişinin kendisi gibidir. Komşunun komşu üzerindeki dokunulmazlığı, annesinin dokunulmazlığı gibidir.” Rivayet kısaltılmıştır.

3- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, İsmail b. Mihrân’dan, İbrahim b. Ebû Recâ’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Komşularla güzel geçinmek rızkı artırır.”

4- Bir grup hocamızdan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ali b. Esbât’tan, amcası Yakub b. Sâlim’den, İshak b. Ammâr’dan, Kâhilî’den rivayet edilmiştir.

Kâhilî şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Bünyamin de Yakub’un elinden gidince Yakub, ‘Rabbim! Bana merhamet etmeyecek misin? Gözlerimi aldın, iki oğlumu da benden aldın.’ diye seslendi. Bunun üzerine yüce ve mübarek Allah ona şöyle vahyetti: ‘Onları öldürmüş olsaydım bile, seni yeniden onlarla bir araya getirmek için ikisini de senin adına diriltirdim. Fakat kestiğin, kızarttığın ve yediğin koyunu hatırlıyor musun? Falan ve falan kişi senin yanında oruçluydu da onlara o koyundan hiçbir şey vermemiştin.'”

5- Başka bir rivayette şöyle denilmiştir:

“Yakub bundan sonra her sabah evinden bir fersah uzaklığa kadar duyuracak şekilde tellalına, ‘Dikkat! Kim öğle yemeği yemek isterse Yakub’a gelsin.’ diye seslenmesini emrederdi. Akşam olduğunda da, ‘Dikkat! Kim akşam yemeği yemek isterse Yakub’a gelsin.’ diye seslenirdi.”

6- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, İshak b. Abdülazîz’den, Zürâre’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Fâtıma bazı sıkıntılarını Resûlullah’a şikâyet etmek üzere geldi. Resûlullah ona küçük bir yazı parçası verdi ve, ‘Bunun içindekini öğren.’ buyurdu. Yazıda şöyle yazıyordu: ‘Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun.'”

7- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, babasından, Sa’dân’dan, Ebû Mes’ûd’dan rivayet edilmiştir.

Ebû Mes’ûd şöyle dedi: Ebû Abdillah bana şöyle buyurdu: “Komşularla güzel geçinmek ömrü uzatır ve beldeleri mamur hâle getirir.”

8- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Nehîkî’den, İbrahim b. Abdülhamîd’den, Hakem el-Hayyât’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Komşularla güzel geçinmek beldeleri mamur eder ve ömürleri uzatır.”

9- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, onun bazı arkadaşlarından, Sâlih b. Hamza’dan, Hasan b. Abdullah’tan, salih kuldan rivayet edilmiştir.

Şöyle buyurdu: “İyi komşuluk yalnızca eziyet etmekten geri durmak değildir; iyi komşuluk, komşunun eziyetine sabretmendir.”

10- Ebû Ali el-Eş’arî’den, Hasan b. Ali el-Kûfî’den, Ubeys b. Hişâm’dan, Muâviye b. Ammâr’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Komşularla güzel geçinmek beldeleri mamur eder ve ömürleri uzatır.”

11- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed Ebû Abdillah’tan, İsmail b. Mihrân’dan, Muhammed b. Hafs’tan, Ebü’r-Rebî’ eş-Şâmî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah, ev insanlarla doluyken şöyle buyurdu: “Şunu bilin ki komşusuyla güzel geçinmeyen kimse bizden değildir.”

12- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Muhammed b. Ali’den, Muhammed b. Fudayl’dan, Ebû Hamza’dan rivayet edilmiştir.

Ebû Hamza şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Mümin, komşusunun kötülüklerinden emin olduğu kimsedir.” Ben, “Onun kötülükleri nelerdir?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Zulmetmesi ve haksız yere kaba davranmasıdır.”

13- Ebû Ali el-Eş’arî’den, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, Muhammed b. İsmail’den, Hanân b. Sedîr’den, babasından, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle buyurdu: “Bir adam Peygamber’e gelerek komşusunun kendisine eziyet etmesinden şikâyet etti. Resûlullah ona, ‘Sabret.’ buyurdu. Adam ikinci kez geldiğinde Peygamber yine, ‘Sabret.’ buyurdu. Üçüncü kez gelip komşusunu şikâyet edince Peygamber şikâyet eden adama şöyle buyurdu: ‘İnsanların cuma namazına gitmek üzere yola çıktıkları vakit eşyanı dışarı çıkarıp yolun üzerine koy; cumaya gidenler bunu görsünler. Sana sorduklarında durumu onlara anlat.’ Adam bunu yaptı. Bunun üzerine kendisine eziyet eden komşusu yanına gelerek, ‘Eşyanı geri götür. Bir daha bunu yapmayacağıma dair Allah adına sana söz veriyorum.’ dedi.”

14- Ebû Ali el-Eş’arî’den, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, Muhammed b. İsmail’den, Abdullah b. Osman’dan, Ebü’l-Hasan el-Becelî’den, Ubeydullah el-Vassâfî’den, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Kendisi tok yatıp komşusu aç olan kimse bana iman etmiş değildir.” Ardından şöyle buyurdu: “İçlerinde aç bir kimse bulunduğu hâlde geceleyen hiçbir köy halkına Allah kıyamet günü rahmet nazarıyla bakmaz.”

15- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, İbn Faddâl’dan, Ebû Cemîle’den, Sa’d b. Tarîf’ten, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle buyurdu: “İnsanın belini kıran büyük felaketlerden biri kötü komşudur; bir iyilik görürse onu gizler, bir kötülük görürse onu yayar.”

16- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Muhammed b. Ali’den, Muhammed b. Fudayl’dan, İshak b. Ammâr’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Yerleşik olarak kalınan yerdeki kötü komşudan Allah’a sığınırım; gözleri seni gözetler, kalbi seni takip eder, seni hayır içinde görürse üzülür, kötülük içinde görürse sevinir.”

Komşuluğun Sınırı Bölümü

1- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Muâviye b. Ammâr’dan, Amr b. İkrime’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Önünden, arkandan, sağından ve solundan kırkar ev komşudur.”

2- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Cemîl b. Derrâc’dan, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle buyurdu: “Komşuluğun sınırı her yönden kırk evdir; önünden, arkandan, sağından ve solundan.”

Güzel Arkadaşlık ve Yolculukta Arkadaşın Hakkı Bölümü

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Muhammed b. Sinân’dan, Ammâr b. Mervân’dan rivayet edilmiştir.

Ammâr b. Mervân şöyle dedi: Ebû Abdillah bana öğüt vererek şöyle buyurdu: “Sana Allah’tan sakınmanı, emaneti yerine getirmeni, doğru sözlü olmanı ve arkadaşlık ettiğin kimseyle güzel geçinmeni tavsiye ediyorum. Güç ve kuvvet yalnızca Allah iledir.”

2- Ali b. İbrahim’den, babasından, Hammâd’dan, Harîz’den, Muhammed b. Müslim’den, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer şöyle buyurdu: “Birlikte bulunduğun kimseye karşı, elinden gelirse veren ve üstün olan el senin elin olsun.”

3- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “İki kişi arkadaşlık ettiğinde, sevabı daha büyük ve aziz ve celil olan Allah’a daha sevimli olanı, arkadaşına daha yumuşak ve nazik davrananıdır.”

4- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Ebû Abdillah’tan, Yakub b. Yezîd’den, bizim arkadaşlarımızdan bir gruptan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Yolcunun hakkı, hastalandığında arkadaşlarının üç gün onun yanında kalmalarıdır.”

5- Ali b. İbrahim’den, Hârûn b. Müslim’den, Mes’ade b. Sadaka’dan, Ebû Abdillah’tan, babalarından rivayet edilmiştir.

Emîru’l-Mü’minîn zimmî bir adamla yol arkadaşlığı yaptı. Zimmî ona, “Ey Allah’ın kulu, nereye gidiyorsun?” diye sordu. Emîru’l-Mü’minîn, “Kûfe’ye gidiyorum.” dedi. Zimmînin yolu ayrıldığında Emîru’l-Mü’minîn de onunla birlikte aynı yöne saptı. Bunun üzerine zimmî, “Kûfe’ye gittiğini söylememiş miydin?” diye sordu. Emîru’l-Mü’minîn, “Evet.” dedi. Zimmî, “Ama sen yolunu bıraktın.” dedi. Emîru’l-Mü’minîn, “Biliyorum.” buyurdu. Zimmî, “Bunu bildiğin hâlde neden benimle birlikte saptın?” diye sordu. Emîru’l-Mü’minîn şöyle buyurdu: “Güzel arkadaşlığın tamamlayıcılarından biri, kişi arkadaşından ayrıldığında onu bir süre uğurlamasıdır. Peygamberimiz bize böyle emretti.” Zimmî, “O gerçekten böyle mi söyledi?” diye sordu. Emîru’l-Mü’minîn, “Evet.” dedi. Bunun üzerine zimmî, “Şüphesiz ona uyanlar ancak onun bu güzel davranışları sebebiyle uymuşlardır. Seni şahit tutuyorum ki ben senin dinin üzereyim.” dedi. Zimmî, Emîru’l-Mü’minîn ile birlikte geri döndü; onun kim olduğunu öğrenince Müslüman oldu.

Mektuplaşma Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed ve Sehl b. Ziyâd’dan, her ikisinden İbn Mahbûb’dan, onun zikrettiği raviden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Kardeşler arasındaki bağı sürdürmenin yerleşik hayattaki yolu birbirlerini ziyaret etmeleri, yolculuktaki yolu ise mektuplaşmalarıdır.”

2- İbn Mahbûb’dan, Abdullah b. Sinân’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Mektuba cevap vermek, selama karşılık vermenin zorunlu olması gibi zorunludur. Selam vermeye önce başlayan kimse Allah’a ve Resûlü’ne daha yakındır.”

Nadir Rivayetler Bölümü

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Veşşâ’dan, Cemîl b. Derrâc’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Resûlullah bakışlarını arkadaşları arasında paylaştırır, buna da şuna da eşit şekilde bakardı.” Yine şöyle buyurdu: “Resûlullah arkadaşlarının arasında hiçbir zaman ayaklarını uzatmazdı. Bir kimse onunla el sıkıştığında, o kişi elini bırakıncaya kadar Resûlullah elini onun elinden çekmezdi. İnsanlar bunu fark ettiklerinde, biri onunla el sıkıştığı zaman elini çekmek için kendi eliyle işaret eder ve elini onun elinden çıkarırdı.”

2- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Muammer b. Hallâd’dan, Ebü’l-Hasan’dan rivayet edilmiştir.

Ebü’l-Hasan şöyle buyurdu: “Bir kimse hazır bulunuyorsa ona künyesiyle hitap et; bulunmuyorsa adını söyle.”

3- Ali b. İbrahim’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Sizden biri Müslüman kardeşini sevdiğinde onun adını, babasının adını, kabilesinin ve aşiretinin adını sorsun. Çünkü bunları sormak onun zorunlu haklarından ve kardeşlikteki samimiyetin gereğidir. Aksi hâlde bu, ahmakça bir tanışıklıktır.”

4- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Yakub b. Yezîd’den, Ali b. Ca’fer’den, Abdülmelik b. Kudâme’den, babasından, Ali b. Hüseyin’den rivayet edilmiştir.

Ali b. Hüseyin şöyle buyurdu: Resûlullah bir gün yanında oturanlara, “Acizlik nedir, biliyor musunuz?” diye sordu. Onlar, “Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dediler. Resûlullah şöyle buyurdu: “Acizlik üçtür: Sizden birinin arkadaşı için yemek hazırlamakta acele etmesi, fakat arkadaşının sözünden dönüp gelmemesi; ikincisi, sizden birinin bir kimseyle arkadaşlık etmesi veya onunla oturup kalkması, onun kim olduğunu ve nereli olduğunu öğrenmek istemesi, fakat bunu öğrenmeden önce ondan ayrılması; üçüncüsü ise kadınlarla ilgili durumdur: Sizden biri eşine yaklaşır, kendi ihtiyacını giderir, fakat kadın ihtiyacını gideremez.” Bunun üzerine Abdullah b. Amr b. Âs, “Bu nasıl olur ey Allah’ın Resûlü?” diye sordu. Resûlullah şöyle buyurdu: “Kendini tutar ve her ikisi de ihtiyaçlarını giderinceye kadar bekler.” Başka bir rivayette Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Acizliğin en büyüğü, bir kimsenin başka bir kimseyle karşılaşması, onun tavrını beğenmesi fakat adını, soyunu ve bulunduğu yeri sormamasıdır.”

5- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Osman b. Îsâ’dan, Semâa’dan rivayet edilmiştir.

Semâa şöyle dedi: Ebü’l-Hasan Mûsâ’nın şöyle buyurduğunu işittim: “Seninle kardeşin arasındaki saygınlık ve çekinmeyi bütünüyle ortadan kaldırma; ondan bir miktar bırak. Çünkü onun tamamen ortadan kalkması hayânın da ortadan kalkmasıdır.”

6- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Ali b. İsmail’den, Abdullah b. Vâsıl’dan, Abdullah b. Sinân’dan rivayet edilmiştir.

Abdullah b. Sinân şöyle dedi: Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Kardeşine bütünüyle güvenme. Çünkü ölçüsüzce güvenmenin doğurduğu düşüşün telafisi olmaz.”

7- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Ömer b. Abdülazîz’den, Muallâ b. Huneys ve Osman b. Süleyman en-Nehhâs’tan, Mufaddal b. Ömer ve Yûnus b. Zabyân’dan rivayet edilmiştir.

Mufaddal b. Ömer ve Yûnus b. Zabyân şöyle dediler: Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Kardeşlerinizi iki özellik bakımından sınayın. Bu iki özellik onlarda varsa ne âlâ; yoksa onlardan uzaklaşın, yine uzaklaşın, yine uzaklaşın: Namazları vakitlerinde korumaları ve darlıkta da bollukta da kardeşlerine iyilik etmeleri.”

Bölüm

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Ömer b. Abdülazîz’den, Cemîl b. Derrâc’dan rivayet edilmiştir.

Cemîl b. Derrâc şöyle dedi: Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Ardından şiir gelecek olsa bile, ‘Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla’ ifadesini terk etme.”

2- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Muhammed b. Ali’den, Hasan b. Ali’den, Yûsuf b. Abdüsselâm’dan, Âl-i Ca’de’nin azatlısı Seyf b. Hârûn’dan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “‘Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla’ ifadesini yazının en güzel kısmıyla yaz. Sîn harfini yazmadan bâ harfini uzatma.”

3- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Ali b. Hakem’den, Hasan b. Serî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Mektubun içinde, ‘Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla, falan kimseye’ diye yazma. Ancak mektubun dış yüzüne, ‘Falan kimseye’ diye yazmanda sakınca yoktur.”

4- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Muhammed b. Ali’den, Nadr b. Şuayb’dan, Ebân b. Osman’dan, Hasan b. Serî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Mektubun içine, ‘Ebû Falan’a’ diye yazma; ‘Ebû Falan’a hitaben’ diye yaz. Mektubun başlığına ise, ‘Ebû Falan’a’ diye yaz.”

5- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Osman b. Îsâ’dan, Semâa’dan rivayet edilmiştir.

Semâa şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, bir kimsenin mektupta diğer kişinin adını kendi adından önce yazması hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Bunda sakınca yoktur. Bu, fazilettendir; kişi kardeşine ikram ederek onun adını önce yazar.”

6- Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, Ali b. Hakem’den, Ebân b. Ahmer’den, Hadîd b. Hakîm’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir kimsenin sayfada arkadaşının adını kendi adından önce yazmasında sakınca yoktur.”

7- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Merâzim b. Hakîm’den rivayet edilmiştir.

Merâzim b. Hakîm şöyle dedi: Ebû Abdillah bir ihtiyacı için mektup yazılmasını emretti. Mektup yazıldı ve kendisine sunuldu; fakat içinde istisna ifadesi, yani ‘Allah dilerse’ sözü yoktu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “İçinde istisna bulunmadığı hâlde bunun tamamlanmasını nasıl umdunuz? İçinde istisna bulunmayan her yere bakın ve oraya istisna ifadesini ekleyin.”

8- Ali b. İbrahim’den, Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr’dan, Ebü’l-Hasan er-Rızâ’dan rivayet edilmiştir.

Ebü’l-Hasan er-Rızâ mektubun mürekkebini kurutmak için üzerine toprak serper ve, “Bunda sakınca yoktur.” buyururdu.

9- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Ali b. Atıyye’den rivayet edilmiştir.

Ali b. Atıyye, Ebü’l-Hasan’a ait bazı mektupların mürekkebini kurutmak için üzerlerine toprak serpilmiş olduğunu gördü.

Üzerinde Yazı Bulunan Kâğıtların Yakılmasının Yasaklanması Bölümü

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Ali b. Hakem’den, Abdülmelik b. Utbe’den, Ebü’l-Hasan’dan rivayet edilmiştir.

Abdülmelik b. Utbe şöyle dedi: Birikmiş kâğıtlar hakkında ona sordum: İçlerinde Allah’ın zikrinden bir şey bulunduğu hâlde bunlar ateşle yakılabilir mi? Şöyle buyurdu: “Hayır; önce suyla yıkanmalıdır.”

2- Muhammed b. Yahyâ’dan, Veşşâ’dan, Abdullah b. Sinân’dan rivayet edilmiştir.

Abdullah b. Sinân şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Kâğıtları yakmayın; üzerlerindeki yazıları silin, sonra onları parçalayın.”

3- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Hammâd b. Osman’dan, Zürâre’den rivayet edilmiştir.

Zürâre şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, Allah’ın isimlerinden birini kişinin tükürüğüyle silmesi hakkında soruldu. Şöyle buyurdu: “Onu bulabildiğiniz en temiz şeyle silin.”

4- Ali’den, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Yüce Allah’ın kitabını ve O’nun zikrini bulabildiğiniz en temiz şeyle silin.” Allah’ın kitabının yakılmasını ve kalemlerle karalanarak silinmesini yasakladı.

5- Ali’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Muhammed b. İshak b. Ammâr’dan, Ebü’l-Hasan Mûsâ’dan rivayet edilmiştir.

Üzerinde aziz ve celil olan Allah’ın zikri bulunan yazılı yüzler hakkında şöyle buyurdu: “Onları yıka.”

 

 

 

9- Taharet — Kitâbü’t-Tahâre

Temizlik Kitabı

Suyun Temizleyici Oluşu Bölümü

1- Ebû Ca’fer Muhammed b. Yakub el-Küleynî şöyle dedi: Ali b. İbrahim b. Hâşim bana, babasından, Nevfelî’den, Sekûnî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet etti.

Ebû Abdillah şöyle dedi: Resûlullah şöyle buyurdu: “Su temizler; kendisi temizlenmez.”

2- Muhammed b. Yahyâ ve başkalarından, Muhammed b. Ahmed’den, Hasan b. Hüseyin el-Lü’lüî’den, onun isnadıyla rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Pis olduğu bilininceye kadar bütün sular temizdir.”

3- Muhammed b. Yahyâ’dan, Muhammed b. Hüseyin’den, Ebû Dâvûd el-Münşid’den, Ca’fer b. Muhammed’den, Yûnus’tan, Hammâd b. Osman’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Pis olduğu bilininceye kadar bütün sular temizdir.”

4- Ali b. İbrahim’den, Muhammed b. Îsâ’dan, Yûnus b. Abdurrahman’dan, Abdullah b. Sinân’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Abdullah b. Sinân şöyle dedi: Ona deniz suyunun temizleyici olup olmadığını sordum. Şöyle buyurdu: “Evet.”

5- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Osman b. Îsâ’dan, Ebû Bekir el-Hadramî’den rivayet edilmiştir.

Ebû Bekir el-Hadramî şöyle dedi: Ebû Abdillah’a deniz suyunun temizleyici olup olmadığını sordum. Şöyle buyurdu: “Evet.”

 

Hiçbir Şeyin Necis Yapmadığı Su Bölümü

1- Muhammed b. İsmail’den, Fadl b. Şâzân’dan, Safvân b. Yahyâ’dan; Ali b. İbrahim’den, babasından, Hammâd b. Îsâ’dan, hepsinden Muâviye b. Ammâr’dan rivayet edilmiştir.

Muâviye b. Ammâr şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Su bir kür miktarında olursa onu hiçbir şey necis yapmaz.”

2- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, Ali b. Hakem’den, Ebû Eyyûb el-Hazzâz’dan, Muhammed b. Müslim’den rivayet edilmiştir.

Muhammed b. Müslim şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, hayvanların içine bevlettiği, köpeklerin yaladığı ve cünüp kimsenin yıkandığı suyu sordum. Şöyle buyurdu: “Su bir kür miktarında olursa onu hiçbir şey necis yapmaz.”

3- Ali b. İbrahim’den, babasından; Muhammed b. İsmail’den, Fadl b. Şâzân’dan, her ikisinden Hammâd b. Îsâ’dan, Harîz’den, Zürâre’den rivayet edilmiştir.

Zürâre şöyle dedi: “Su bir râviyeden daha fazla olursa, içinde bir şey çürüyüp dağılmış olsun veya olmasın, ona hiçbir şey necaset vermez. Ancak suyun kokusuna galip gelen bir koku meydana gelirse müstesnadır.”

4- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, İbn Mahbûb’dan, Hasan b. Sâlih es-Sevrî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir kuyudaki su bir kür miktarında olursa onu hiçbir şey necis yapmaz.” Ben, “Kür ne kadardır?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Derinliği üç buçuk karış, genişliği de üç buçuk karış olan miktardır.”

5- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Osman b. Îsâ’dan, İbn Müskân’dan, Ebû Basîr’den rivayet edilmiştir.

Ebû Basîr şöyle dedi: Ebû Abdillah’a suyun kür miktarının ne kadar olduğunu sordum. Şöyle buyurdu: “Su, yeryüzünde derinliği üç buçuk karış, eni de üç buçuk karış, boyu da üç buçuk karış olduğunda bu, suyun kür miktarıdır.”

6- Ahmed b. İdrîs’ten, Muhammed b. Ahmed’den, Yakub b. Yezîd’den, İbn Ebû Umeyr’den, onun bazı arkadaşlarından, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir kür su bin iki yüz rıtıldır.”

7- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Berkî’den, İbn Sinân’dan, İsmail b. Câbir’den rivayet edilmiştir.

İsmail b. Câbir şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, hiçbir şeyin necis yapmadığı suyu sordum. Şöyle buyurdu: “Bir kürdür.” Ben, “Kür nedir?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Üç karışa üç karıştır.”

8- Ali b. İbrahim’den, babasından, Abdullah b. Mugîre’den, onun bazı arkadaşlarından, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Bir kür su, şu küpüm kadardır.” Eliyle Medine’de kullanılan küplerden birine işaret etti.

İçinde Az Su Bulunan Su, İçinde Leş Bulunan Su ve Eli Pis Olan Bir Kimsenin Suya Gelmesi Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Ali b. Hakem’den, Abdullah b. Yahyâ el-Kâhilî’den rivayet edilmiştir.

Abdullah b. Yahyâ el-Kâhilî şöyle dedi: Ebû Abdillah’ın şöyle buyurduğunu işittim: “Az miktarda su bulunan bir yere geldiğinde sağ tarafına, sol tarafına ve önüne su serp, ardından abdest al.”

2- Ali b. İbrahim’den, babasından, Abdullah b. Mugîre’den, İbn Müskân’dan rivayet edilmiştir.

İbn Müskân şöyle dedi: Muhammed b. Müyessir bana şöyle rivayet etti: Ebû Abdillah’a, cünüp bir kimsenin yol üzerinde az miktarda suya ulaşıp onunla yıkanmak istemesi, yanında su alabileceği bir kabın bulunmaması ve iki elinin de pis olması hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Elini suya sokar, abdest alır, ardından yıkanır. Bu, aziz ve celil olan Allah’ın, ‘O, din konusunda üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.’ sözünün kapsamındadır.” (Hac 78)

3- Ali b. İbrahim’den, babasından; Muhammed b. İsmail’den, Fadl b. Şâzân’dan, hepsinden Hammâd’dan, Harîz’den, kendisine haber veren kimseden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Su, leşin kokusuna galip geldiği sürece o sudan abdest al ve iç. Su değişir ve tadı da değişirse o sudan abdest alma ve içme.”

4- Ali b. İbrahim’den, Muhammed b. Îsâ b. Ubeyd’den, Yûnus b. Abdurrahman’dan, Abdullah b. Sinân’dan rivayet edilmiştir.

Abdullah b. Sinân şöyle dedi: Ben otururken bir adam Ebû Abdillah’a, yanına geldikleri ve içinde bir leş bulunan bir su birikintisi hakkında sordu. Şöyle buyurdu: “Su baskınsa ve onda leşin kokusu hissedilmiyorsa ondan abdest al.”

5- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Hüseyin b. Saîd’den, Kasım b. Muhammed’den, Ali b. Ebû Hamza’dan rivayet edilmiştir.

Ali b. Ebû Hamza şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, içinde leş bulunan durgun sudan abdest bozduktan sonra temizlenmek hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Suyun diğer tarafından abdest al; leşin bulunduğu taraftan abdest alma.”

6- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Hammâd’dan, Halebî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah, bekleyip kokusu ve tadı değişmiş su hakkında şöyle buyurdu: “Başka bir su bulamadığın sürece ondan abdest al; başka su bulursan ondan uzak dur.”

7- Ali b. Muhammed’den, Sehl’den, Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr’dan, Safvân el-Cemmâl’dan rivayet edilmiştir.

Safvân el-Cemmâl şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, Mekke ile Medine arasında bulunan, yırtıcı hayvanların uğradığı, köpeklerin yaladığı ve cünüp kimselerin yıkandığı su havuzlarından abdest alınıp alınamayacağını sordum. Bana, “Suyun miktarı ne kadardır?” diye sordu. Ben, “Baldırın yarısına veya dize kadar, bazen de daha azdır.” dedim. Şöyle buyurdu: “Abdest al.”

Kuyu ve İçine Düşen Şeyler Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Muhammed b. İsmail b. Bezî’den rivayet edilmiştir.

Muhammed b. İsmail b. Bezî şöyle dedi: Bir adama mektup yazarak, evde abdest almak için kullanılan bir kuyuya birkaç damla idrar veya kan damlaması yahut içine bir hayvan pisliği tanesi ve benzeri bir şey düşmesi hâlinde, namaz için o kuyudan abdest almanın helal olması amacıyla onu neyin temizleyeceğini Ebü’l-Hasan er-Rızâ’ya sormasını istedim. O da mektubumun üzerine kendi el yazısıyla şöyle yazdı: “Ondan birkaç kova su çekilir.”

2- Aynı isnatla şöyle buyurmuştur:

“Kuyu suyu geniş hükümlüdür; kendisi sebebiyle değişmedikçe hiçbir şey onu bozmaz.”

3- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Cemîl b. Derrâc’dan, Ebû Üsâme’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah, kuyuya fare, kedi, tavuk, kuş veya köpek düşmesi hakkında şöyle buyurdu: “Çürüyüp dağılmadığı veya suyun tadı değişmediği sürece beş kova su çekmen yeterlidir. Su değişirse koku gidinceye kadar ondan su çek.”

4- Muhammed b. Yahyâ, isnadını yükselterek Ebû Abdillah’tan rivayet etmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Suyu ancak akıcı kanı bulunan bir canlı bozar.”

5- Ahmed b. İdrîs’ten, Muhammed b. Sâlim’den, Ahmed b. Nadr’dan, Amr b. Şimr’den, Câbir’den, Ebû Ca’fer’den rivayet edilmiştir.

Ebû Ca’fer’e, bir kertenkelenin kuyuya düşmesi hakkında soruldu. Şöyle buyurdu: “Bunda bir şey yoktur; suyu kovayla hareket ettir.”

6- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Hüseyin b. Saîd’den, İbn Sinân’dan, İbn Müskân’dan, Ebû Basîr’den rivayet edilmiştir.

Ebû Basîr şöyle dedi: Ebû Abdillah’a kuyulara düşen şeyler hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Fare ve benzerleri için kuyudan yedi kova su çekilir; ancak su değişirse güzelleşinceye kadar su çekilir. Kuyuya bir köpek düşerse ve suyunun tamamını çekmeye gücün yeterse bunu yap. Akrep, böcek ve benzerleri gibi kanı bulunmayan herhangi bir şey kuyuya düşerse bunda sakınca yoktur.”

7- Ahmed b. İdrîs’ten, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, Safvân’dan, İbn Müskân’dan, Halebî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Kuyuya küçük bir şey düşüp içinde ölürse birkaç kova su çek. Kuyuya cünüp bir kimse girerse ondan yedi kova su çek. İçinde bir deve ölür veya içine şarap dökülürse kuyunun suyu çekilsin.”

8- Muhammed b. Yahyâ’dan, Amrakî b. Ali’den, Ali b. Ca’fer’den, kardeşi Ebü’l-Hasan’dan rivayet edilmiştir.

Ali b. Ca’fer şöyle dedi: Ona, bir adamın koyun kestiği, koyunun çırpınarak bir su kuyusuna düştüğü ve şah damarlarından kan fışkırdığı durumda bu kuyudan abdest alınıp alınamayacağını sordum. Şöyle buyurdu: “Ondan otuz ile kırk kova arasında su çekilir; ardından ondan abdest alınır ve bunda sakınca yoktur.” Ona, bir adamın tavuk veya güvercin kesmesi ve onun kuyuya düşmesi hâlinde kuyudan abdest almanın uygun olup olmadığını sordum. Şöyle buyurdu: “Ondan az sayıda kova su çekilir, ardından o kuyudan abdest alınır.” Yine ona, bir adamın kuyudan su çekerken burnunun kanaması ve kanın kuyuya akması durumunda o kuyudan abdest alınıp alınamayacağını sordum. Şöyle buyurdu: “Ondan az sayıda kova su çekilir.”

9- Ali b. İbrahim’den, babasından, Abdullah b. Mugîre’den, onun zikrettiği bir kimseden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ravi şöyle dedi: “Suyundan deri parçaları çıkan bir kuyu hakkında ne dersiniz?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Bunda bir şey yoktur; bazen kertenkele derisini atar.” Ardından, “Bir kova su çekmen yeterlidir.” buyurdu.

10- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, İbn Mahbûb’dan, İbn Riâb’dan, Zürâre’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Zürâre şöyle dedi: Ona, domuz kılından yapılmış ve kuyudan su çekmekte kullanılan bir iple çekilen sudan abdest alınıp alınamayacağını sordum. Şöyle buyurdu: “Bunda sakınca yoktur.”

11- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Hüseyin b. Saîd’den, Kasım b. Muhammed’den, Ali b. Ebû Hamza’dan rivayet edilmiştir.

Ali b. Ebû Hamza şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, insan dışkısının kuyuya düşmesi hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Ondan on kova su çekilir; dışkı eriyip dağılmışsa kırk veya elli kova su çekilir.”

12- Ali b. Muhammed’den, Sehl’den, Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr’dan, Abdülkerîm’den, Ebû Basîr’den rivayet edilmiştir.

Ebû Basîr şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, suyundan içilen, abdest alınan, elbiselerin yıkandığı ve hamur yoğrulan bir kuyuda sonradan bir ölünün bulunduğunun anlaşılması hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Bunda sakınca yoktur; o suyla yıkanmış elbise yeniden yıkanmaz ve o suyla alınan abdestle kılınmış namaz da tekrar edilmez.”

Lağım Çukurunun Yanında Bulunan Kuyu Bölümü

1- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Muhammed b. Sinân’dan, Hasan b. Ribât’tan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Hasan b. Ribât şöyle dedi: Ona, kuyunun üst tarafında bulunan lağım çukuru hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Lağım çukuru kuyunun üst tarafındaysa aralarında yedi arşın, kuyunun alt tarafındaysa her yönden beş arşın mesafe bulunmalıdır. Bu da yeterince fazla bir mesafedir.”

2- Ali b. İbrahim’den, babasından, Hammâd b. Îsâ’dan, Harîz’den, Zürâre, Muhammed b. Müslim ve Ebû Basîr’den rivayet edilmiştir.

Onlar şöyle dediler: Ona, “Abdest alınan bir kuyunun yakınından idrar akıyor; bu durum kuyuyu necis yapar mı?” diye sorduk. Şöyle buyurdu: “Kuyu vadinin üst tarafındaysa, idrar kuyunun altından vadide akıyorsa ve aralarında üç veya dört arşın kadar mesafe varsa bu durum kuyuyu necis yapmaz. Aralarındaki mesafe bundan daha azsa kuyuyu necis yapar. Kuyu vadinin alt tarafındaysa, su onun üzerinden geçiyorsa ve kuyu ile onun arasında dokuz arşın mesafe varsa kuyuyu necis yapmaz; bundan daha azsa o kuyudan abdest alınmaz.” Zürâre şöyle dedi: Ona, “İdrarın aktığı yer kuyunun hemen bitişiğindeyse ve idrar yeryüzünde durmuyorsa ne olur?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Yerde birikmediği sürece bunda sakınca yoktur. Ondan az bir miktar yerde kalsa bile toprağı delip kuyunun dibine ulaşamaz; dolayısıyla kuyuya bir zararı yoktur ve ondan abdest alınır. Bu hüküm ancak idrarın tamamının birikmesi durumundadır.”

3- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Muhammed b. İsmail’den, Ebû İsmail es-Serrâc Abdullah b. Osman’dan, Kudâme b. Ebû Yezîd el-Hammâr’dan, arkadaşlarımızdan birinden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ravi şöyle dedi: Ona, su kuyusu ile lağım çukuru arasında bulunması gereken en az mesafeyi sordum. Şöyle buyurdu: “Arazi yumuşaksa yedi arşın, dağlık ve sertse beş arşındır.” Ardından şöyle buyurdu: “Su kıble yönüne, sağ tarafa doğru akar; kıblenin sağından kıblenin soluna doğru akar; kıblenin solundan kıblenin sağına doğru akar; fakat kıble yönünden kıblenin arka tarafına doğru akmaz.”

4- Ahmed b. İdrîs’ten, Muhammed b. Ahmed’den, Abbâd b. Süleyman’dan, Sa’d b. Sa’d’dan, Muhammed b. Kasım’dan, Ebü’l-Hasan’dan rivayet edilmiştir.

Ebü’l-Hasan’a, kuyu ile helâ arasında beş arşın, daha az veya daha fazla mesafe bulunması hâlinde o kuyudan abdest alınıp alınamayacağı soruldu. Şöyle buyurdu: “Yakın veya uzak olması sebebiyle mekruh sayılmaz; su değişmediği sürece ondan abdest alınır ve gusledilir.”

Evcil Hayvanların, Yırtıcı Hayvanların ve Kuşların Artığıyla Abdest Alma Bölümü

1- Ali b. İbrahim’den, Muhammed b. Îsâ’dan, Yûnus’tan, Abdullah b. Sinân’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Eti yenen hayvanların içtiği sudan abdest almakta sakınca yoktur.”

2- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid ve Hüseyin b. Saîd’den, Kasım b. Muhammed’den, Ali b. Ebû Hamza’dan, Ebû Basîr’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Güvercinin, tavuğun ve diğer kuşların artığında sakınca yoktur.”

3- Ebû Dâvûd’dan, Hüseyin b. Saîd’den, kardeşi Hasan’dan, Zür’a’dan, Semâa’dan rivayet edilmiştir.

Semâa şöyle dedi: Ona, hayvanların artığının içilip ondan abdest alınıp alınamayacağını sordum. Şöyle buyurdu: “Deve, sığır ve koyunun artığında sakınca yoktur.”

4- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Ömer b. Üzeyne’den, Zürâre’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Ali’nin kitabında kedinin yırtıcı hayvanlardan olduğu yazılıdır; buna rağmen onun artığında sakınca yoktur. Bir kedinin yediği yemeği bırakmaktan Allah’tan hayâ ederim.”

5- Ahmed b. İdrîs ve Muhammed b. Yahyâ’dan, Muhammed b. Ahmed’den, Ahmed b. Hasan’dan, Amr b. Saîd’den, Musaddık b. Sadaka’dan, Ammâr b. Mûsâ’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah’a güvercinin içtiği su hakkında soruldu. Şöyle buyurdu: “Eti yenen her hayvanın artığından abdest al ve iç.” Doğan, şahin veya kartalın içtiği su hakkında da soruldu. Şöyle buyurdu: “Gagasındaki kanı görmediğin sürece bütün kuşların içtiği sudan abdest al. Gagasında kan görürsen o sudan abdest alma ve içme.”

6- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Osman b. Îsâ’dan, Semâa’dan rivayet edilmiştir.

Semâa şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, içinde ölmüş bir böcek bulunan testi hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Onu çıkar ve o sudan abdest al. Eğer içindeki akrepse suyu dök ve başka bir suyla abdest al.” Yanında su bulunan iki kap olan, bunlardan birine pislik düştüğü hâlde hangisine düştüğünü bilmeyen ve başka su bulamayan bir kimse hakkında da sordum. Şöyle buyurdu: “İki kabın suyunu da döker ve teyemmüm eder.”

7- Ahmed b. İdrîs’ten, Muhammed b. Ahmed’den, Eyyûb b. Nûh’tan, Veşşâ’dan, onun zikrettiği bir kimseden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah, eti yenmeyen her hayvanın artığını mekruh görürdü.

Hayızlı Kadının, Cünübün, Yahudinin, Hristiyanın ve Nâsıbînin Artığıyla Abdest Alma Bölümü

1- Muhammed b. Yahyâ’dan, Muhammed b. Hüseyin’den; Muhammed b. İsmail’den, Fadl b. Şâzân’dan, hepsinden Safvân b. Yahyâ’dan, Mansûr b. Hâzim’den, Anbese’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Hayızlı kadının artığından iç; fakat onunla abdest alma.”

2- Muhammed b. İsmail’den, Fadl b. Şâzân’dan, Safvân b. Yahyâ’dan, Îs b. Kasım’dan rivayet edilmiştir.

Îs b. Kasım şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, erkek ile kadının aynı kaptan gusledip gusledemeyeceğini sordum. Şöyle buyurdu: “Evet; ellerini kaba sokmadan önce üzerlerine su dökerler.” Yine ona hayızlı kadının artığını sordum. Şöyle buyurdu: “Onunla abdest alma. Güvenilir olduğu takdirde cünüp kadının artığıyla abdest alırsın; ancak ellerini kaba sokmadan önce yıkar. Resûlullah ile Âişe aynı kapta gusleder, ikisi birlikte yıkanırlardı.”

3- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Ali b. Hakem’den, Hüseyin b. Ebü’l-Alâ’dan rivayet edilmiştir.

Hüseyin b. Ebü’l-Alâ şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, hayızlı kadının artığından içilip içilemeyeceğini sordum. Şöyle buyurdu: “Evet; fakat onunla abdest alınmaz.”

4- Hüseyin b. Muhammed’den, Muallâ b. Muhammed’den, Veşşâ’dan, Hammâd b. Osman’dan, İbn Ebû Ya’fûr’dan rivayet edilmiştir.

İbn Ebû Ya’fûr şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, erkeğin kadından arta kalan suyla abdest alıp alamayacağını sordum. Şöyle buyurdu: “Kadın abdestin nasıl alınacağını biliyorsa alabilir; ancak hayızlı kadının artığıyla abdest alınmaz.”

5- Ali b. İbrahim’den, babasından, Abdullah b. Mugîre’den, Saîd el-A’rec’den rivayet edilmiştir.

Saîd el-A’rec şöyle dedi: Ebû Abdillah’a Yahudi ve Hristiyanın artığı hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Hayır.”

6- Ahmed b. İdrîs’ten, Muhammed b. Ahmed’den, Eyyûb b. Nûh’tan, Veşşâ’dan, onun zikrettiği bir kimseden, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah, zina çocuğunun, Yahudinin, Hristiyanın, müşrikin ve İslam’a aykırı olan herkesin artığını mekruh görürdü. Bunların içinde onun yanında en ağır olanı Nâsıbînin artığıydı.

Bir Kimsenin Elini Yıkamadan Önce Kaba Sokması ve Cünüplük, İdrar, Dışkı ve Uykudan Sonra Ellerin Yıkanma Sayısı Bölümü

1- Ali b. İbrahim’den, babasından, Abdullah b. Mugîre’den, Semâa’dan, Ebû Basîr’den, onlardan rivayet edilmiştir.

Şöyle buyurdular: “Elini yıkamadan önce kaba sokarsan bunda sakınca yoktur; ancak eline idrar pisliği veya cünüplükten kaynaklanan bir pislik bulaşmışsa başka. Elinde bunlardan bir şey bulunduğu hâlde elini kaba sokarsan o suyu dök.”

2- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Hüseyin b. Saîd’den, Muhammed b. Sinân’dan, İbn Müskân’dan, Ebû Basîr’den, Abdülkerîm b. Utbe’den rivayet edilmiştir.

Abdülkerîm b. Utbe şöyle dedi: Şeyhe, uykusundan uyanan ve idrar yapmamış bir kimsenin elini yıkamadan önce kaba sokup sokamayacağını sordum. Şöyle buyurdu: “Hayır; çünkü elinin nerede olduğunu bilmez. Önce elini yıkasın.”

3- Muhammed b. Yahyâ’dan, Muhammed b. İsmail’den, Ali b. Hakem’den, Şihâb b. Abdürabbih’ten, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah, cünüp bir kimsenin dalgınlıkla elini yıkamadan önce kaba daldırması hakkında, eline bir şey bulaşmamışsa bunda sakınca bulunmadığını buyurdu.

4- Muhammed b. Yahyâ’dan, Muhammed b. Hüseyin’den, Ali b. Hakem’den, Alâ b. Rezîn’den, Muhammed b. Müslim’den, o ikisinden birinden rivayet edilmiştir.

Muhammed b. Müslim şöyle dedi: Ona, idrar yapan fakat eline hiçbir şey değmeyen bir kimsenin elini suya daldırıp daldıramayacağını sordum. Şöyle buyurdu: “Evet; cünüp olsa bile.”

5- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Hammâd’dan, Halebî’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah’a, bir kimsenin elini kaba sokmadan önce üzerine kaç defa su dökmesi gerektiği soruldu. Şöyle buyurdu: “İdrar sebebiyle bir defa, dışkı sebebiyle iki defa, cünüplük sebebiyle üç defa.”

6- Ali b. Muhammed’den, Sehl’den, onun zikrettiği bir kimseden, Yûnus’tan, Bekkâr b. Ebû Bekir’den rivayet edilmiştir.

Bekkâr b. Ebû Bekir şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, bir kimsenin küpten su almakta kullandığı maşrapayı pis bir yere koyduktan sonra yeniden küpün içine sokması hakkında sordum. Şöyle buyurdu: “Üzerine üç avuç su döker, ardından maşrapayı ovar.”

Yağmur Suyunun İdrarla Karışması, Cünübün Yıkanma Suyundan Kaba Geri Dönen Su ve Bir Kimsenin Elbisesinin Taharetlendiği Suya Değmesi Bölümü

1- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, Hişâm b. Hakem’den, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah, biri idrar, diğeri yağmur suyu akıtan iki oluğun sularının birbirine karışıp bir kimsenin elbisesine değmesi hakkında, bunun ona zarar vermeyeceğini buyurdu.

2- Bir grup hocamızdan, Ahmed b. Muhammed’den, Heysem b. Ebû Mesrûk’tan, Hakem b. Miskîn’den, Muhammed b. Mervân’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah şöyle buyurdu: “Biri idrar oluğu, diğeri su oluğu olan iki oluk aksa, suları birbirine karışsa ve ardından o su sana değse bunda sakınca olmaz.”

3- Ahmed b. Muhammed’den, Ali b. Hakem’den, Kâhilî’den, bir adamdan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ravi şöyle dedi: “Yolda yürürken, insanların abdest aldığını bildiğim zamanlarda oluktan üzerime su akıyor.” dedim. Şöyle buyurdu: “Bunda sakınca yoktur; onun hakkında soru sorma.” Ben, “Üzerime yağmur suyu akıyor; onda değişiklik ve pislik izleri görüyorum, damlaları üzerime düşüyor ve ondan üzerime sıçrıyor. Ayrıca damında abdest alınan bir evden elbiselerimize su damlıyor.” dedim. Şöyle buyurdu: “Bunda sakınca yoktur; onu yıkama. Yağmur suyunun ulaştığı her şey temizlenmiştir.”

4- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Muhammed b. İsmail’den, arkadaşlarımızdan birinden, Ebü’l-Hasan’dan rivayet edilmiştir.

Ebü’l-Hasan, yağmur çamurunun üç gün boyunca elbiseye değmesinde sakınca olmadığını, ancak yağmurdan sonra bir şeyin onu necis yaptığı bilinirse bunun dışında olduğunu buyurdu. Üç günden sonra elbiseye değerse onu yıka; yol temizse yıkama.

5- Ali b. İbrahim’den, babasından, İbn Ebû Umeyr’den, İbn Üzeyne’den, Ahvel’den rivayet edilmiştir.

Ahvel şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, “Helâdan çıktıktan sonra suyla temizleniyorum ve elbisem, temizlendiğim o suya değiyor.” dedim. Şöyle buyurdu: “Bunda sakınca yoktur.”

6- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Muhammed b. İsmail’den, Ali b. Hakem’den, Şihâb b. Abdürabbih’ten, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah, cünüp bir kimsenin guslederken bedeninden kaba su damlaması ve yerden sıçrayan suyun kaba geri dönmesi hakkında şöyle buyurdu: “Bunların hiçbirinde sakınca yoktur.”

7- Muhammed b. İsmail’den, Fadl b. Şâzân’dan, Hammâd b. Îsâ’dan, Rib’î b. Abdullah’tan, Fudayl b. Yesâr’dan, Ebû Abdillah’tan rivayet edilmiştir.

Ebû Abdillah, cünüp bir kimsenin guslederken suyun kaba sıçraması hakkında şöyle buyurdu: “Bunda sakınca yoktur. O, din konusunda üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.” (Hac 78)

8- Hüseyin b. Muhammed’den, Muallâ b. Muhammed’den, Veşşâ’dan, Hammâd b. Osman’dan, Ömer b. Yezîd’den rivayet edilmiştir.

Ömer b. Yezîd şöyle dedi: Ebû Abdillah’a, “İdrar yapılan ve cünüplükten dolayı gusledilen bir yerde yıkanıyorum; yerden sıçrayan su kaba düşüyor.” dedim. Şöyle buyurdu: “Bunda sakınca yoktur.”

Hamam Suyu ve Güneşin Isıttığı Su

1- Bazı ashâbımızdan, İbn Cumhûr’dan, Muhammed b. Kāsım’dan, İbn Ebû Ya‘fûr’dan, Ebû Abdullah’tan rivayet edilmiştir. O şöyle buyurdu:

Hamamın yıkantı sularının toplandığı kuyudan gusletme. Çünkü orada zina çocuğunun yıkantı suyu bulunur ve o yedi nesil geçinceye kadar temiz olmaz. Orada Nâsıbî’nin yıkantı suyu da bulunur; o ise bunların daha kötüsüdür. Allah köpekten daha kötü hiçbir mahlûk yaratmamıştır ve Nâsıbî Allah katında köpekten daha aşağıdır. Ben, “Bana hamam suyu hakkında haber ver; cünüp, çocuk, Yahudi, Hristiyan ve Mecûsî o suda yıkanıyor.” dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Hamamın suyu nehir suyu gibidir; onun bir kısmı diğer kısmını temizler.”

2- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, Hüseyin b. Saîd’den, Safvân b. Yahyâ’dan, Mansûr b. Hâzim’den, Bekr b. Habîb’den, Ebû Ca‘fer’den rivayet etmiştir. O şöyle buyurdu:

Hamam suyunun, kendisini besleyen sürekli bir kaynağı bulunduğu takdirde kullanılmasında bir sakınca yoktur.

3- Hüseyin b. Muhammed’den, Abdullah b. Âmir’den, Ali b. Mehzeyâr’dan, Muhammed b. İsmâil’den, Hanân’dan rivayet edilmiştir. Hanân şöyle dedi:

Bir adamın Ebû Abdullah’a şöyle dediğini işittim: “Ben seher vaktinde hamama giriyorum; içeride cünüp olanlar ve başkaları da bulunuyor. Kalkıp yıkanıyorum, onlar yıkanmayı bitirdikten sonra sularından üzerime sıçrıyor.” Bunun üzerine şöyle buyurdu: “O su akıcı değil mi?” Ben, “Evet.” dedim. Bunun üzerine, “Bunda bir sakınca yoktur.” buyurdu.

4- Muhammed b. Yahyâ’dan, Ahmed b. Muhammed’den, Ebû Yahyâ el-Vâsıtî’den, ashâbımızdan bazılarından, Ebü’l-Hasen el-Mâzî’den rivayet edilmiştir. Şöyle buyurdu:

İnsanların yıkantı sularının toplandığı hamamdaki su birikintisinin elbiseye sıçraması hakkında kendisine soru soruldu. O da, “Bunda bir sakınca yoktur.” buyurdu.

5- Ali b. İbrahim’den, babasından, Hasan b. Ebü’l-Hüseyin el-Fârisî’den, Süleyman b. Ca‘fer’den, İsmâil b. Ebû Ziyâd’dan, Ebû Abdullah’tan rivayet edilmiştir. O, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu nakletti:

Güneşin ısıttığı su ile ne abdest alın, ne gusledin, ne de hamur yoğurun. Çünkü o, baras (alaca hastalığı) meydana getirir.

Büyük veya Küçük Abdest Bozmanın Mekruh Olduğu Yerler

1- Ali b. İbrahim, babasından, o Nevfeli’den, o Sekûnî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu söyledi:

Kişinin anlayışlı ve ölçülü oluşunun bir göstergesi de idrarını yapacağı uygun bir yer aramasıdır.

2- Ahmed b. İdris, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, o Safvân b. Yahyâ’dan, o Âsım b. Humeyd’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Bir adam Ali b. Hüseyin’e, “Yabancılar ihtiyaçlarını nerede gidermelidir?” diye sordu, o da, “Nehir kıyılarından, gelip geçilen yollardan, meyve veren ağaçların altından ve insanların lanet ettiği yerlerden sakınmalıdır.” dedi; kendisine, “İnsanların lanet ettiği yerler nerelerdir?” diye sorulunca, “Evlerin kapı önleridir.” diye cevap verdi.

3- Muhammed b. Yahyâ, kendi isnadıyla merfû olarak rivayet etti ve şöyle dedi:

Ebü’l-Hasan’a, “Büyük abdest bozmanın sınırı ve âdâbı nedir?” diye soruldu, o da, “Ne kıbleye dön ne de kıbleyi arkana al, ne rüzgâra karşı dön ne de rüzgârı arkana al.” dedi.

Başka bir hadiste de şöyle rivayet edilmiştir:

Güneşe ve aya karşı dönme.

4- Ali b. İbrahim, babasından, o Nevfeli’den, o Sekûnî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Peygamber, kişinin bir damın veya havada yüksek bulunan herhangi bir yerin üzerinden idrarını ileriye doğru püskürtmesini yasakladı.

5- Ali b. İbrahim bunu merfû olarak rivayet etti ve şöyle dedi:

Ebû Hanîfe, Ebû Abdullah’ın yanından çıktı; o sırada henüz çocuk yaşta olan Ebü’l-Hasan Mûsâ ayakta duruyordu, Ebû Hanîfe ona, “Ey çocuk, sizin şehrinizde bir yabancı ihtiyacını nerede gidermelidir?” diye sordu, o da, “Mescitlerin avlularından, nehir kıyılarından, meyvelerin düştüğü yerlerden ve yolcuların konakladığı yerlerden uzak durmalı, büyük veya küçük abdest bozarken kıbleye karşı dönmemeli, elbiseni kaldırıp bunların dışında dilediğin yerde ihtiyacını gidermelisin.” dedi.

6- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o Muhammed b. İsmâil’den, o Sâlih b. Ukbe’den, o İbrahim el-Kerhî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu söyledi:

Üç davranış vardır ki bunları yapan kimse lanetlenmiştir: Yolcuların gölgelendiği yerde büyük abdest bozan, insanların gelip faydalandığı suyu engelleyen ve kullanılan yolu kapatan kimse.

Tuvalete Girerken, Çıkarken ve İstinca Sırasında Söylenecek Sözler, Bunları Unutan Kimse ile Tuvalete Girerken ve Abdest Alırken Besmele Çekmek

1- Ali b. İbrahim, Muhammed b. Îsâ’dan, o Yûnus’tan, o da Muâviye b. Ammâr’dan rivayet etti; Muâviye b. Ammâr şöyle dedi:

Ebû Abdullah’ın şöyle dediğini işittim: Tuvalete girdiğin zaman, “Allah’ın adıyla; Allah’ım, pis, başkasını da pisleten, murdar, necis ve kovulmuş şeytandan sana sığınırım.” de; çıktığın zaman ise, “Allah’ın adıyla; beni pis ve başkasını da pisleten şeyden koruyan ve benden eziyeti gideren Allah’a hamdolsun.” de; abdest aldığın zaman da, “Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur; Allah’ım, beni çokça tövbe edenlerden ve temizlenenlerden eyle, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” de.

2- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Hüseyin b. Saîd’den, o İbn Ebû Umeyr’den, o ashâbımızdan bazılarından, onlar da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Abdest alırken Allah’ın adını anarsan bütün bedenin temizlenir, Allah’ın adını anmazsan bedeninden yalnızca suyun ulaştığı yer temizlenir.

3- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o da İbrahim b. Ebû Mahmûd’dan rivayet etti; İbrahim b. Ebû Mahmûd şöyle dedi:

Rızâ’nın şöyle dediğini işittim: İstinca yapılırken makatın dışarıdan görünen kısmı yıkanır, parmak ucu içeri sokulmaz.

4- Ahmed b. İdris, Muhammed b. Ahmed’den, o Ahmed b. Hasan b. Ali’den, o Amr b. Saîd’den, o Musaddık b. Sadaka’dan, o Ammâr es-Sâbâtî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ammâr es-Sâbâtî şöyle dedi:

Ona, “Bir adam istinca yapmak istediğinde önce makattan mı yoksa idrar yolundan mı başlamalıdır?” diye sordum, o da, “Önce makattan, sonra idrar yolundan başlamalıdır.” dedi.

5- Ali b. İbrahim, Muhammed b. Îsâ’dan, o Yûnus’tan, o ashâbımızdan bazılarından, onlar da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Resûlullah, kişinin sağ eliyle istinca yapmasını yasakladı.

6- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Ahmed’den, o Muhammed b. Îsâ’dan, o da Ali b. Hüseyin b. Abdirabbih’ten rivayet etti; Ali b. Hüseyin b. Abdirabbih şöyle dedi:

Ona, “Zümrüt taşından yapılmış bir yüzük taşı hakkında ne dersin?” diye sordum, o da, “Bunda bir sakınca yoktur; ancak kişi istinca yapmak istediği zaman onu çıkarsın.” dedi.

7- Ali b. İbrahim, babasından, o Nevfeli’den, o Sekûnî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Sağ elle istinca yapmak kabalık ve görgüsüzlüktendir.

Şöyle de rivayet edilmiştir:

Sol elde bir rahatsızlık bulunursa sağ elle istinca yapılabilir.

8- Ali b. İbrahim babasından ve Muhammed b. İsmâil de Fazl b. Şâzân’dan, her ikisi İbn Ebû Umeyr’den, o Cemîl’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

İdrarın akışı kesildiği zaman su dök.

9- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Muğîre’den, o da Ebü’l-Hasan’dan rivayet etti; İbn Muğîre şöyle dedi:

Ona, “İstincanın belirli bir sınırı var mıdır?” diye sordum, o da, “Oradaki necaset temizleninceye kadar devam edilir.” dedi; ben, “Oradaki necaset temizleniyor fakat kokusu kalıyor.” dedim, o da, “Kokuya itibar edilmez.” dedi.

10- Ali b. Muhammed, Sehl’den, o Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr’dan, o Abdülkerîm b. Amr’dan, o da Hasan b. Ziyâd’dan rivayet etti; Hasan b. Ziyâd şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, idrarını yaptıktan sonra uyluğuna veya dizine bir nokta kadar idrar bulaşan, ardından namaz kılan ve daha sonra onu yıkamadığını hatırlayan kimsenin durumu soruldu, o da, “Orayı yıkar ve namazını yeniden kılar.” dedi.

11- Muhammed b. Hasan, Sehl’den, o Mûsâ b. Kāsım’dan, o Amr b. Saîd’den, o Musaddık b. Sadaka’dan, o Ammâr’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ammâr şöyle dedi:

Ona, “Bir adam istinca yapmak istediğinde nasıl oturmalıdır?” diye sordum, o da, “Büyük abdest bozarken oturduğu gibi oturmalıdır.” dedi ve ardından, “Ona düşen yalnızca dışarıdan görünen kısmı yıkamaktır, iç kısmını yıkaması gerekmez.” buyurdu.

12- Ali b. İbrahim, Hârûn b. Müslim’den, o Mes‘ade b. Ziyâd’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah, Peygamber’in eşlerinden birine şöyle dediğini nakletti:

Mümin kadınlara, suyla istinca yapmalarını ve bunu iyice yapmalarını emret; çünkü bu, çevresini temizler ve basuru giderir.

13- Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan ve Ali b. İbrahim de babasından, onlar İbn Ebû Umeyr’den, o Cemîl b. Derrâc’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah, Allah’ın, “Şüphesiz Allah çokça tövbe edenleri sever ve temizlenenleri sever.” sözü hakkında şöyle dedi:

İnsanlar istinca yaparken pamuk ve taş kullanırlardı, daha sonra suyla temizlenme âdeti ortaya çıktı; bu güzel ve asil bir huydur, Resûlullah bunu emretti ve kendisi de uyguladı, Allah da kitabında, “Şüphesiz Allah çokça tövbe edenleri sever ve temizlenenleri sever.” ayetini indirdi (Bakara 222).

14- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o İbn Üzeyne’den, o da Zürâre’den rivayet etti; Zürâre şöyle dedi:

Bir gün abdest aldım fakat tenasül organımı yıkamadım, ardından namaz kıldım ve bu durumu Ebû Abdullah’a sordum, o da, “Tenasül organını yıka ve namazını yeniden kıl.” dedi.

15- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Hasan b. Ali b. Yaktîn’den, o kardeşi Hüseyin’den, o Ali b. Yaktîn’den, o da Ebü’l-Hasan’dan rivayet etti:

İdrarını yaptıktan sonra tenasül organını yıkamayı unutan, ardından namaz abdesti alan kimse hakkında şöyle dedi: Tenasül organını yıkar, namazını yeniden kılar fakat abdestini yeniden almaz.

16- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed’den, o İbn Faddâl’dan, o İbn Bükeyr’den, o ashâbımızdan bazılarından, onlar da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler:

İdrarını yaptıktan sonra tenasül organını yıkamayı unutup abdest alan ve namaz kılan kimse hakkında şöyle dedi: Tenasül organını yıkar, namazını yeniden kılar fakat abdestini yeniden almaz.

17- Ali b. İbrahim, Muhammed b. Îsâ’dan, o Yûnus’tan, o Zür‘a’dan, o da Semâa’dan rivayet etti; Semâa şöyle dedi:

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: Tuvalete girip ihtiyacını giderdiğin hâlde su dökmeden abdest alır, istinca yapmayı unutur ve bunu namazdan sonra hatırlarsan namazı yeniden kılman gerekir; fakat su döktüğün hâlde tenasül organını yıkamayı unutup namaz kılarsan, tenasül organını yıkaman, abdestini ve namazını yeniden yapman gerekir; çünkü idrar, dışkı gibi değildir.

 

İdrardan Sonra İstibrâ Yapmak, İdrarı Yıkamak ve Su Bulamayan Kimse

1- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd’dan, o Harîz’den, o da Muhammed b. Müslim’den rivayet etti; Muhammed b. Müslim şöyle dedi:

Ebû Ca‘fer’e, “Bir adam idrarını yaptı fakat yanında su yoktu.” dedim, o da, “Tenasül organının kök kısmından ucuna doğru üç defa sıkar, ardından ucunu silkeler; bundan sonra bir şey çıkarsa bu idrar değildir, fakat damarlardan gelen bir sıvıdır.” dedi.

2- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed ve Ebû Dâvûd’dan, onların her ikisi Hüseyin b. Saîd’den, o Safvân b. Yahyâ’dan, o Alâ’dan, o da İbn Ebû Ya‘fûr’dan rivayet ettiler; İbn Ebû Ya‘fûr şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, idrarını yaptıktan sonra abdest alıp namaza duran ve ardından bir ıslaklık fark eden adamı sordum, o da, “Yeniden abdest almaz; bu yalnızca damarlardan gelen bir sıvıdır.” dedi.

3- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Ahmed b. Eşyem’den, o da Safvân’dan rivayet etti; Safvân şöyle dedi:

Ben hazır bulunduğum sırada bir adam Rızâ’ya, “Makatımda bir yara var; abdest alıp istinca yapıyorum, fakat daha sonra makat bölgesinde nem ve sarı bir sıvı görüyorum, bu durumda abdesti yeniden almam gerekir mi?” diye sordu, Rızâ, “Orayı iyice temizledin mi?” dedi, adam, “Evet.” deyince, “Hayır, abdestini yeniden alma; ancak oraya su serp.” buyurdu.

Ahmed, Ebû Nasr’dan rivayet etti; Ebû Nasr şöyle dedi:

Bir adam Rızâ’ya, Safvân’ın rivayetindekine benzer bir soru sordu.

4- Ali b. İbrahim, babasından, o da Hanân b. Sedîr’den rivayet etti; Hanân b. Sedîr şöyle dedi:

Bir adamın Ebû Abdullah’a, “Bazen idrarımı yapıyorum fakat su bulamıyorum ve bu durum bana çok ağır geliyor.” diye sorduğunu işittim, o da, “İdrarını yapıp kurulandıktan sonra tenasül organını tükürüğünle meshet; daha sonra bir ıslaklık görürsen, ‘Bu, o tükürükten kaynaklanmıştır.’ de.” buyurdu.

5- Ali b. İbrahim, babasından, o Abdullah b. Muğîre’den, o da Mansûr b. Hâzim’den rivayet etti; Mansûr b. Hâzim şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Bir adamın sürekli idrarı geliyor ve onu tutamıyor.” dedim, o da bana, “Onu tutamıyorsa Allah onun mazeretini kabul etmeye daha layıktır; kendisine küçük bir torba bağlasın.” dedi.

6- Hüseyin b. Muhammed, Ahmed b. Muhammed’den, o Ahmed b. İshak’tan, o da Sa‘dân Abdurrahman’dan rivayet etti; Sa‘dân Abdurrahman şöyle dedi:

Ebü’l-Hasan’a, idrar yaparken zorluk çeken ve peş peşe ıslaklık gören hadım edilmiş bir kimse hakkında yazdım, o da, “Abdest alsın, ardından gündüz vakti yalnızca bir defa üzerine su serpsin.” diye cevap verdi.

7- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o da Hüseyin b. Ebü’l-Alâ’dan rivayet etti; Hüseyin b. Ebü’l-Alâ şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a bedene bulaşan idrarı sordum, o da, “Üzerine iki defa su dök.” dedi.

Şöyle de rivayet edilmiştir:

İdrar, penis başında veya başka bir yerde bulunuyorsa, onun miktarı kadar suyla yıkamak yeterlidir.

Şöyle de rivayet edilmiştir:

İdrar, ovmayı gerektiren bir kir değildir; o yalnızca bir sıvıdır.

8- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o İbn Faddâl’dan, o Gālib b. Osman’dan, o da Ravh b. Abdurrahîm’den rivayet etti; Ravh b. Abdurrahîm şöyle dedi:

Ebû Abdullah idrarını yaptı, ben de başında ayakta duruyordum ve yanımda bir su kabı, yahut onun ifadesiyle bir testi vardı; idrarın akışı kesilince eliyle bana doğru şöyle işaret etti, ben de suyu kendisine verdim ve o bulunduğu yerde temizlendi.

Abdest ve Gusül İçin Yeterli Su Miktarı ile Abdestte Sınırı Aşan Kimse

1- Ali b. İbrahim, Muhammed b. Îsâ’dan, o Yûnus’tan, o Alâ’dan, o Muhammed b. Müslim’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti; Ebû Ca‘fer şöyle dedi:

Sizden biri avucuna aldığı yağ ile bütün bedenini yağlayabiliyor; su ise bedene yayılma bakımından bundan daha geniş ve yeterlidir.

2- Ali b. İbrahim babasından ve Muhammed b. İsmâil de Fazl b. Şâzân’dan, onlar Hammâd’dan, o Harîz’den, o Zürâre ve Muhammed b. Müslim’den, onlar da Ebû Ca‘fer’den rivayet ettiler; Ebû Ca‘fer şöyle dedi:

Abdest, Allah’ın koyduğu sınırlardan biridir; Allah bununla kimin kendisine itaat ettiğini ve kimin karşı geldiğini ortaya çıkarır, mümini hiçbir şey necis kılmaz ve ona yağ sürer gibi az miktarda su yeterlidir.

3- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed ve Ebû Dâvûd’dan, onların her ikisi Hüseyin b. Saîd’den, o Fedâle’den, o da Dâvûd b. Ferkad’dan rivayet ettiler; Dâvûd b. Ferkad şöyle dedi:

Ebû Abdullah’ın şöyle dediğini işittim: Babam, “Abdestin bir sınırı vardır; kim bu sınırı aşarsa sevap kazanmaz.” derdi ve yine babam, “Bunu aşan kimse yalnızca gereksiz yere oyalanır.” derdi; bir adam ona, “Abdestin sınırı nedir?” diye sorunca, “Yüzünü ve ellerini yıkaman, başını ve ayaklarını meshetmendir.” dedi.

4- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Cemîl’den, o Zürâre’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti; Ebû Ca‘fer şöyle dedi:

Cünüp kimsenin bedeninden suyun ulaştığı yer, su az da olsa çok da olsa, onun guslü için yeterlidir.

5- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o Safvân’dan, o Alâ b. Rezîn’den, o Muhammed b. Müslim’den, o da iki imamdan birinden rivayet etti; Muhammed b. Müslim şöyle dedi:

Ona, “Cenabet guslü için ne kadar su yeterlidir?” diye sordum, o da, “Resûlullah, eşiyle birlikte toplam beş müdd suyla gusleder ve ikisi birlikte aynı kaptan yıkanırlardı.” dedi.

6- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o Yezîd b. İshak’tan, o Hârûn b. Hamza’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Gusül ve istinca için sağ elinin avucunu dolduracak kadar su sana yeterlidir.

7- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Hüseyin b. Saîd’den, o Fedâle b. Eyyûb’dan, o Cemîl’den, o Zürâre’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet ettiler; Ebû Ca‘fer abdest hakkında şöyle dedi:

Su derine temas ettiğinde bu sana yeterlidir.

8- Ali, babasından, o Nevfeli’den, o Sekûnî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Sekûnî şöyle dedi:

Ona, “Bir adam cünüp olur, suya bir defada tamamen dalar ve sonra çıkar; bu onun guslü için yeterli olur mu?” diye sordum, o da, “Evet.” dedi.

9- Ali b. Muhammed ve başkaları, Sehl b. Ziyâd’dan, o Muhammed b. Hasan b. Şemmûn’dan, o Hammâd b. Îsâ’dan, o Harîz’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Allah’ın, abdestteki israfı da abdestin sınırlarını aşmayı da yazan bir meleği vardır.

Misvak

1- Ali b. Muhammed, Sehl’den ve Ali b. İbrahim de babasından, onların her ikisi Ca‘fer b. Muhammed el-Eş‘arî’den, o Abdullah b. Meymûn el-Kaddâh’tan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Misvak kullanılarak kılınan iki rekât namaz, misvaksız kılınan yetmiş rekât namazdan daha faziletlidir; ardından Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu söyledi: Ümmetime güçlük vermeyecek olsaydım, onlara her namazla birlikte misvak kullanmalarını emrederdim.

2- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o İbn Mahbûb’dan, o Yûnus b. Ya‘kūb’dan, o Ebû Üsâme’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Misvak kullanmak, peygamberlerin sünnetlerindendir.

3- Ahmed b. Muhammed, İbn Mahbûb’dan, o Alâ’dan, o Muhammed b. Müslim’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti; Ebû Ca‘fer, Peygamber’in şöyle buyurduğunu söyledi:

Cebrâil bana misvak kullanmayı o kadar çok tavsiye etti ki diş etlerimi aşındıracağımdan yahut dişsiz kalacağımdan korktum.

4- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o İbn Bükeyr’den, o adını zikrettiği bir kimseden, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti; Ebû Ca‘fer misvak hakkında şöyle dedi:

Üç günde bir defa dahi olsa misvakı terk etme; yalnızca bir kez dişlerinin üzerinden geçirmen bile yeterlidir.

5- Ali, kendi isnadıyla rivayet etti ve şöyle dedi:

Misvak kullanmanın en alt derecesi, dişlerini parmağınla ovmandır.

6- Ahmed b. İdris, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, o Safvân’dan, o Muallâ Ebû Osman’dan, o da Muallâ b. Huneys’ten rivayet etti; Muallâ b. Huneys şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a abdest aldıktan sonra misvak kullanmayı sordum, o da, “Misvak, abdest almadan önce kullanılır.” dedi; ben, “Abdest alıncaya kadar misvak kullanmayı unutursa ne yapar?” diye sordum, o da, “Misvak kullanır, ardından ağzını üç defa çalkalar.” dedi.

Şöyle de rivayet edilmiştir:

Misvak kullanmanın sünnet olan vakti seher vaktidir.

7- Ali b. Muhammed b. Bündâr, İbrahim b. İshak el-Ahmer’den, o Abdullah b. Hammâd’dan, o da Ebû Bekir b. Ebû Semmâk’tan rivayet etti; Ebû Bekir b. Ebû Semmâk şöyle dedi:

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: Gece kalktığın zaman misvak kullan; çünkü melek sana gelir ve ağzını senin ağzının üzerine koyar, okuyup telaffuz ettiğin her harfi göğe çıkarır; bu sebeple ağzının kokusu güzel olsun.

 

Ağzı Çalkalamak ve Buruna Su Çekmek

1- Hüseyin b. Muhammed, Muallâ b. Muhammed’den, o Veşşâ’dan, o Hammâd b. Osman’dan, o Hakem b. Hakîm’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Hakem b. Hakîm şöyle dedi:

Ona, “Ağzı çalkalamak ve buruna su çekmek abdestten midir?” diye sordum, o da, “Hayır.” dedi.

2- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Şâzân b. Halîl’den, o Yûnus b. Abdurrahman’dan, o Hammâd’dan, o Ebû Basîr’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Basîr şöyle dedi:

Ona ağzı çalkalamayı ve buruna su çekmeyi sordum, o da, “Bunlar abdestten değildir; çünkü bunlar bedenin iç kısmındandır.” dedi.

3- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o Seyf b. Umeyre’den, o Ebû Bekir el-Hadramî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Ağzını çalkalaman ve burnuna su çekmen gerekmez; çünkü bunların ikisi de bedenin iç kısmındandır.

Abdestin Alınış Şekli

1- Ali b. İbrahim, Muhammed b. Îsâ’dan, o Yûnus b. Abdurrahman’dan, o Ebân ve Cemîl’den, onlar da Zürâre’den rivayet ettiler; Zürâre şöyle dedi:

Ebû Ca‘fer bize Resûlullah’ın abdestini tarif etti; bir kap istedi, avucuyla bir avuç su aldı ve onu yüzünün üzerine akıttı, ardından yüzünün iki tarafının tamamını eliyle meshetti, sonra sol elini yeniden kabın içine soktu, aldığı suyu sağ kolunun üzerine döktü ve kolunun bütün taraflarını eliyle sıvazladı, ardından sağ elini yeniden kabın içine soktu, aldığı suyu sol kolunun üzerine döktü ve sağ koluna yaptığı gibi ona da aynı şekilde yaptı, sonra elinde kalan ıslaklıkla başını ve ayaklarını meshetti ve bunları meshetmek için ellerini yeniden kabın içine sokmadı.

2- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o Dâvûd b. Nu‘mân’dan, o Ebû Eyyûb’dan, o Bükeyr b. A‘yen’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet ettiler; Ebû Ca‘fer şöyle dedi:

“Size Resûlullah’ın nasıl abdest aldığını anlatayım mı?” dedi, ardından sağ avucuyla bir avuç su aldı ve onunla yüzünü yıkadı, sonra sol eliyle bir avuç su aldı ve onunla sağ kolunu yıkadı, ardından sağ eliyle bir avuç su aldı ve onunla sol kolunu yıkadı, sonra iki elinde kalan ıslaklıkla başını ve ayaklarını meshetti.

3- Ali b. İbrahim, Muhammed b. Îsâ’dan, o Yûnus’tan, o Alâ b. Rezîn’den, o Muhammed b. Müslim’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti; Ebû Ca‘fer şöyle dedi:

Sizden biri avucuna aldığı yağla bütün bedenini yağlayabiliyor; su ise bundan daha geniş ve daha fazla yayılma özelliğine sahiptir, size Resûlullah’ın abdestini anlatayım mı? Ben, “Evet.” dedim, o da şöyle anlattı: Elini, önceden yıkamadan kabın içine soktu, bir avuç su aldı ve onu yüzüne döktü, ardından yüzünün iki tarafını eliyle sıvazlayarak yüzünün tamamını meshetti, sonra sağ eliyle başka bir avuç su aldı ve onu sol eline döktü, bununla sağ kolunu yıkadı, ardından başka bir avuç su aldı ve onunla sol kolunu yıkadı, sonra elinde kalan ıslaklıkla başını ve ayaklarını meshetti.

4- Ali babasından ve Muhammed b. İsmâil de Fazl b. Şâzân’dan, onların her ikisi Hammâd b. Îsâ’dan, o Harîz’den, o da Zürâre’den rivayet ettiler; Zürâre şöyle dedi:

Ebû Ca‘fer, “Size Resûlullah’ın abdestini anlatayım mı?” dedi, biz de, “Evet.” dedik; bunun üzerine içinde bir miktar su bulunan bir kap istedi, onu önüne koydu, ardından kollarını açtı, sağ avucunu suya daldırdı ve, “El temiz olduğu zaman böyle yapılır.” dedi, sonra avucunu suyla doldurdu, onu alnının üzerine koydu, “Allah’ın adıyla.” dedi ve suyu sakalının uçlarına doğru akıttı, ardından elini bir defa yüzünün ve alnının dış kısmının üzerinden geçirdi, sonra sol elini suya daldırdı, onu suyla doldurdu, suyu sağ dirseğinin üzerine koydu ve avucunu kolunun üzerinden geçirerek suyu parmak uçlarına kadar akıttı, sonra sağ eliyle bir avuç su aldı, onu sol dirseğinin üzerine koydu ve avucunu kolunun üzerinden geçirerek suyu parmak uçlarına kadar akıttı, ardından sol elinin ıslaklığı ve sağ elinde kalan ıslaklıkla başının ön kısmını ve ayaklarının üstünü meshetti; Ebû Ca‘fer sonra şöyle dedi: “Allah tektir ve teki sever; abdest için üç avuç su sana yeter, biri yüz için, ikisi kollar içindir, sağ elindeki ıslaklıkla başının ön kısmını meshedersin, sağ elinde kalan ıslaklıkla sağ ayağının üstünü ve sol elindeki ıslaklıkla sol ayağının üstünü meshedersin.” Zürâre şöyle dedi: Ebû Ca‘fer, bir adamın Emîrü’l-Müminîn’e Resûlullah’ın abdesti hakkında soru sorduğunu ve onun da buna benzer şekilde anlattığını söyledi.

5- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Ömer b. Üzeyne’den, o da Zürâre ve Bükeyr’den rivayet etti; Zürâre ve Bükeyr şöyle dediler:

Ebû Ca‘fer’e Resûlullah’ın abdestini sorduk, bunun üzerine içinde su bulunan bir leğen yahut küçük bir kap istedi, sağ elini suya daldırdı, onunla bir avuç su aldı ve yüzüne dökerek yüzünü yıkadı, sonra sol avucunu suya daldırdı, onunla bir avuç su aldı ve sağ kolunun üzerine dökerek kolunu dirsekten avuca doğru yıkadı, elini tekrar dirseğe doğru geri çevirmedi, ardından sağ avucunu suya daldırdı ve onunla aldığı suyu sol kolunun üzerine dirsekten aşağıya doğru döktü, sağ koluna yaptığı gibi sol koluna da aynı şeyi yaptı, sonra avuçlarında kalan ıslaklıkla başını ve ayaklarını meshetti ve bunlar için yeni su almadı, ardından, “Parmaklarını ayakkabı bağının altına sokmaz.” dedi, sonra şöyle buyurdu: “Allah şöyle buyuruyor: ‘Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın.’ (Mâide 6) Buna göre yüzünden hiçbir yeri yıkamadan bırakma hakkı yoktur; ellerin dirseklere kadar yıkanmasını da emretmiştir, bu sebeple ellerinden dirseklere kadar hiçbir yeri yıkamadan bırakma hakkı yoktur, çünkü Allah, ‘Yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın.’ buyurmaktadır, ardından, ‘Başlarınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin.’ buyurmuştur (Mâide 6); kişi başının bir kısmını yahut ayaklarının, topuklarla parmak uçları arasındaki bir kısmını meshederse bu ona yeter.” Biz, “Topuklar nerededir?” diye sorduk, o da ayak bileğinin eklem yerini göstererek, “Şuradadır; kaval kemiğinin üzerinde değildir.” dedi, biz, “Peki şu nedir?” dedik, o da, “Bu kaval kemiğindendir, topuk bunun aşağısındadır.” dedi; biz, “Allah seni ıslah etsin, yüz için bir avuç, kol için de bir avuç su yeter mi?” diye sorduk, o da, “Evet, iyice yıkarsan yeter; iki avuç su ise bütün bölgeyi tamamen kaplar.” dedi.

6- Muhammed b. Hasan ve başkaları, Sehl b. Ziyâd’dan, o İbn Mahbûb’dan, o İbn Ribât’tan, o da Yûnus b. Ammâr’dan rivayet ettiler; Yûnus b. Ammâr şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a namaz için alınan abdesti sordum, o da, “Her uzuv bir defa yıkanır.” dedi.

7- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed ve Ebû Dâvûd’dan, onların her ikisi Hüseyin b. Saîd’den, o Fedâle b. Eyyûb’dan, o Hammâd b. Osman’dan, o Ali b. Muğîre’den, o Meysere’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet ettiler; Ebû Ca‘fer şöyle dedi:

Abdestte her uzuv bir defa yıkanır ve topuğu ayağın üst kısmında tarif etti.

8- Hüseyin b. Muhammed, Abdullah b. Âmir’den, o Ali b. Mehzeyâr’dan, o Muhammed b. Yahyâ’dan, o da Hammâd b. Osman’dan rivayet etti; Hammâd b. Osman şöyle dedi:

Ebû Abdullah’ın yanında oturuyordum, su istedi, avucunu suyla doldurdu ve bu suyla yüzünün tamamını yıkadı, sonra avucunu yeniden suyla doldurdu ve bu suyla sağ kolunun tamamını yıkadı, ardından avucunu tekrar doldurdu ve bu suyla sol kolunun tamamını yıkadı, sonra başını ve ayaklarını meshetti ve, “Bu, abdestte bir bidat ortaya çıkarmayan kimsenin abdestidir.” dedi; bununla abdestte sınırı aşmayı kastediyordu.

9- Ali b. Muhammed ve Muhammed b. Hasan, Sehl b. Ziyâd’dan, Ali b. İbrahim babasından ve Muhammed b. Yahyâ da Ahmed b. Muhammed’den, onların tamamı Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr’dan, o da Abdülkerîm’den rivayet etti; Abdülkerîm şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a abdesti sordum, o da, “Ali’nin abdesti her uzvu yalnızca bir defa yıkamaktan ibaretti.” dedi.

Bu rivayet, abdestte her uzvun yalnızca bir defa yıkanmasının esas olduğunu göstermektedir; çünkü o, Allah’a itaat sayılan iki durumla karşılaştığında bunlardan ihtiyatlı olanı ve bedeni için daha ağır olanı tercih ederdi, onlardan, “Abdest iki defadır.” şeklinde gelen rivayet ise bir defayla yetinmeyip daha fazla yıkamak isteyen kimse içindir; bu sebeple iki defa denilmiş, ardından da, “Kim iki defadan fazlasını yaparsa sevap kazanmaz.” buyurulmuştur, bu abdestteki sınırın ulaşabileceği en son noktadır; kim bunu aşarsa günaha girer, abdesti de geçerli olmaz ve öğle namazını beş rekât kılan kimse gibi olur, eğer iki defaya izin verilmemiş olsaydı iki defanın hükmü üç defanın hükmü gibi olurdu.

Yanında yalnızca bir avuç kadar su bulunan ve namaz vakti giren bir adam hakkında şöyle rivayet edilmiştir:

Suyu üçe böler; üçte birini yüzüne, üçte birini sağ koluna, üçte birini sol koluna ayırır ve elinde kalan ıslaklıkla başını ve ayaklarını mesheder.

 

Yıkanması Gereken Yüzün ve Kolların Sınırı ile Bunların Nasıl Yıkanacağı

1- Ali b. İbrahim, babasından ve Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan, onların her ikisi Hammâd b. Îsâ’dan, o Harîz’den, o da Zürâre’den rivayet ettiler; Zürâre şöyle dedi:

Ona, “Allah’ın yıkanmasını emrettiği ve abdestte yıkanması gereken yüzün sınırını bana bildir.” dedim, o da şöyle dedi: “Allah’ın yıkanmasını emrettiği yüz, hiç kimsenin üzerine bir şey eklememesi ve ondan bir şeyi eksiltmemesi gereken bölgedir; kim buna bir şey eklerse sevap kazanmaz, kim ondan eksiltirse günaha girer. İşaret parmağı, orta parmak ve başparmağın, saçın başladığı yerden çeneye kadar çevrelediği bölüm ile bu iki parmağın yüz üzerinde dairesel biçimde ulaştığı kısım yüzdendir; bunun dışında kalan yerler yüzden değildir.” Ben, “Şakak yüzden değil midir?” diye sordum, o da, “Hayır.” dedi.

2- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed ve Muhammed b. Hüseyin’den, onlar Safvân’dan, o Alâ’dan, o Muhammed b. Müslim’den, o da iki imamdan birinden rivayet etti; Muhammed b. Müslim şöyle dedi:

Ona, abdest alan bir kişinin sakalının iç kısmına su ulaştırmasının gerekip gerekmediğini sordum, o da, “Hayır.” dedi.

3- Muhammed b. Yahyâ, Abdullah b. Muhammed b. Îsâ’dan, o babasından, o İbn Muğîre’den, o Sekûnî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu söyledi:

Abdest alırken suyu yüzünüze sertçe çarpmayın; aksine suyu yüzünüze yavaşça ve dağıtarak dökün.

4- Ali b. Muhammed, Sehl b. Ziyâd’dan, o da İsmâil b. Mihrân’dan rivayet etti; İsmâil b. Mihrân şöyle dedi:

Rızâ’ya yüzün sınırını sormak üzere bir mektup yazdım, o da, “Saçın başladığı yerden yüzün sonuna kadar olan bölgedir; alnın iki yanı da böyledir.” diye cevap verdi.

5- Muhammed b. Hasan ve başkaları, Sehl b. Ziyâd’dan, o Ali b. Hakem’den, o da Heysem b. Urve et-Temîmî’den rivayet ettiler; Heysem b. Urve et-Temîmî şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a Allah’ın, “Yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın.” sözü hakkında soru sordum ve elimin üst kısmından dirseğe doğru meshederek, “Böyle mi?” dedim, o da, “Ayetin uygulaması böyle değildir; onun anlamı, ‘Yüzlerinizi ve ellerinizi dirseklerden başlayarak yıkayın.’ şeklindedir.” dedi, ardından elini dirseğinden parmaklarına doğru geçirdi (Mâide 6).

6- Ali b. İbrahim, kardeşi İshak b. İbrahim’den, o Muhammed b. İsmâil b. Bezî‘den, o da Ebü’l-Hasan Rızâ’dan rivayet etti; Rızâ şöyle dedi:

Allah, namaz abdesti alırken kadınların kollarının iç tarafından, erkeklerin ise kollarının dış tarafından yıkamaya başlamalarını farz kılmıştır.

7- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Necrân’dan, o Âsım b. Humeyd’den, o Muhammed b. Müslim’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti; Muhammed b. Müslim şöyle dedi:

Ona eli ve ayağı kesilmiş kimseyi sordum, o da, “Kalan kısımlarını yıkar.” dedi.

8- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Rifâa’dan; Muhammed b. Yahyâ da Ahmed b. Muhammed’den, o Hasan b. Ali’den, o da Rifâa’dan rivayet etti; Rifâa şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a uzvu kesilmiş kimseyi sordum, o da, “Kesilen uzuvdan geriye kalan kısmı yıkar.” dedi.

9- Muhammed b. Yahyâ, Amrekî’den, o Ali b. Ca‘fer’den, o da kardeşi Mûsâ b. Ca‘fer’den rivayet etti; Ali b. Ca‘fer şöyle dedi:

Ona, “Bir adamın eli dirseğinden kesilmiştir; nasıl abdest alır?” diye sordum, o da, “Üst kolundan geriye kalan kısmı yıkar.” dedi.

10- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o İbn Faddâl’dan, o İbn Bükeyr’den, o da Zürâre’den rivayet etti; Zürâre şöyle dedi:

Ebû Ca‘fer’e, “Bazı insanlar kulakların iç kısmının yüzden, dış kısmının ise baştan olduğunu söylüyorlar.” dedim, o da, “Kulakların ne yıkanması ne de meshedilmesi gerekir.” dedi.

Başın ve Ayakların Meshedilmesi

1- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Şâzân b. Halîl en-Nîsâbûrî’den, o Ma‘mer b. Ömer’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet ettiler; Ebû Ca‘fer şöyle dedi:

Başın meshedilmesinde üç parmaklık bir alan yeterlidir; ayak için de aynı şekilde üç parmaklık bir alan yeterlidir.

2- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Ebû Eyyûb’dan, o Muhammed b. Müslim’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Kulaklar ne yüzden ne de baştandır. Meshetmekten söz edilince de, “Başının ön kısmını ve ayaklarını meshet; sağ taraftan başla.” dedi.

3- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Şâzân b. Halîl’den, o Yûnus’tan, o Hammâd’dan, o da Hüseyin’den rivayet etti; Hüseyin şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Bir adam sarıklı hâlde abdest alıyor ve soğuk sebebiyle sarığını çıkarmak ona ağır geliyor.” dedim, o da, “Parmağını sarığın altına soksun ve başını meshetsin.” dedi.

4- Ali b. İbrahim, babasından ve Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan, onların her ikisi Hammâd b. Îsâ’dan, o Harîz’den, o da Zürâre’den rivayet ettiler; Zürâre şöyle dedi:

Ebû Ca‘fer’e, “Başın ve ayakların yalnızca bir kısmının meshedilmesi gerektiğini nereden öğrendiğini ve bunu neye dayanarak söylediğini bana bildirir misin?” dedim, bunun üzerine güldü ve şöyle dedi: “Ey Zürâre, bunu Resûlullah söyledi ve Allah’ın kitabı da bu şekilde indirildi; çünkü Allah, ‘Yüzlerinizi yıkayın.’ buyurdu, böylece yüzün tamamının yıkanması gerektiğini anladık, ardından, ‘Ellerinizi dirseklere kadar yıkayın.’ buyurdu, sonra sözün arasını ayırarak, ‘Başlarınızı meshedin.’ dedi; ‘Başlarınızı’ sözündeki ‘bâ’ harfi sebebiyle başın yalnızca bir kısmının meshedilmesi gerektiğini anladık, ardından ayakları başa bağladı; tıpkı elleri yüze bağladığı gibi, ‘Ayaklarınızı da topuklara kadar meshedin.’ buyurdu, ayakları başa bağladığı için ayakların da yalnızca bir kısmının meshedileceğini anladık; daha sonra Resûlullah bunu insanlara açıkladı, fakat insanlar onu zayi ettiler. Ardından Allah, ‘Su bulamazsanız temiz bir toprağa yönelin ve ondan yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin.’ buyurdu; su bulunmadığı zaman abdesti kaldırıp onun yerine teyemmümü koyunca, yıkanması gereken yerlerin bir kısmını meshetmeyi sabit kıldı, çünkü ‘Yüzlerinizi’ buyurdu, ardından elleri de buna bağladı ve ‘Ondan’ dedi; yani o teyemmüm toprağından, çünkü toprağın tamamının yüze ulaşmayacağını biliyordu; zira toprağın bir kısmı avucun bir bölümüne yapışır, diğer bölümüne yapışmaz. Sonra, ‘Allah dinde üzerinize bir güçlük yüklemek istemez.’ buyurdu; güçlük, darlık demektir.” (Mâide 6)

5- Ali, babasından, o Hammâd’dan, o Harîz’den, o da Zürâre’den rivayet etti; Zürâre, Ebû Ca‘fer’in şöyle dediğini nakletti:

Kadının, başını meshederken başının ön kısmından üç parmaklık bir alanı meshetmesi yeterlidir; başörtüsünü çıkarması gerekmez.

6- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr’dan, o da Ebü’l-Hasan Rızâ’dan rivayet ettiler; Ahmed b. Muhammed b. Ebû Nasr şöyle dedi:

Ona, “Ayakların meshedilmesi nasıl olmalıdır?” diye sordum, bunun üzerine avucunu ayak parmaklarının üzerine koydu ve ayağın üst kısmından topuklara kadar meshetti; ben, “Sana feda olayım, bir adam iki parmağıyla şöyle meshetse yeterli olur mu?” diye sordum, o da, “Hayır, ancak avucuyla meshetmelidir.” dedi.

7- Ahmed b. İdris, Muhammed b. Ahmed’den, o Muhammed b. Îsâ’dan, o da Yûnus’tan rivayet etti; Yûnus şöyle dedi:

Ebü’l-Hasan’ı Minâ’da gören bir kimse bana şöyle haber verdi: O, ayaklarının üstünü bazen parmaklardan topuğa, bazen de topuktan parmaklara doğru mesheder ve, “Ayakların meshedilmesi hususunda genişlik vardır; dileyen ileriye doğru, dileyen geriye doğru mesheder, Allah’ın izniyle bu husus geniş bırakılmıştır.” derdi.

8- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd’dan, o Harîz’den, o da Zürâre’den rivayet etti; Zürâre şöyle dedi:

Şöyle buyurdu: “Abdest alırken ayakları meshetmek yerine yıkasan ve içinden bunun farz olduğunu düşünsen, bu abdest sayılmaz.” Ardından şöyle dedi: “Önce ayaklarını meshet; daha sonra onları yıkamak istersen yıkayabilirsin, fakat yıkadıktan sonra yeniden meshet ki son yaptığın işlem farz olan meshetme olsun.”

9- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o Hakem b. Miskîn’den, o da Muhammed b. Mervân’dan rivayet etti; Muhammed b. Mervân şöyle dedi:

Ebû Abdullah şöyle buyurdu: “Bir kimse altmış veya yetmiş yıl yaşar da Allah onun hiçbir namazını kabul etmez.” Ben, “Bu nasıl olur?” diye sordum, o da, “Çünkü Allah’ın meshedilmesini emrettiği yerleri yıkar.” dedi.

10- Muhammed b. Yahyâ, Ali b. İsmâil’den, o Ali b. Nu‘mân’dan, o Kāsım b. Muhammed’den, o da amcası Ca‘fer b. Süleyman’dan rivayet etti; Ca‘fer b. Süleyman şöyle dedi:

Ebü’l-Hasan Mûsâ’ya, “Sana feda olayım, bir adamın mesti yırtık olsa, elini yırtıktan içeri sokup ayağının üstünü meshetse bu ona yeterli olur mu?” diye sordum, o da, “Evet.” dedi.

11- Hüseyin b. Muhammed, Muallâ b. Muhammed’den, o Veşşâ’dan, o Ebân’dan, o Zürâre’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti; Ebû Ca‘fer şöyle dedi:

Ali abdest aldı; yüzünü ve kollarını yıkadı, ardından başını ve sandaletlerinin üstünü meshetti, elini bağların altına sokmadı.

12- Muhammed b. Yahyâ, merfû olarak Ebû Abdullah’tan rivayet etti:

Başına kına yakmış ve ardından abdest almak isteyen kimse hakkında şöyle buyurdu: “Su başının derisine ulaşmadıkça bu geçerli olmaz.”

 

Mest Üzerine Meshetmek

1- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Hüseyin b. Saîd’den, o Fedâle b. Eyyûb’dan, o Ebân’dan, o da İshak b. Ammâr’dan rivayet ettiler; İshak b. Ammâr şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Hasta kimse için mest üzerine meshetme konusunda bir ruhsat var mıdır?” diye sordum, o da, “Hayır.” dedi.

2- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd’dan, o Harîz’den, o da Zürâre’den rivayet etti; Zürâre şöyle dedi:

Ona, “Mestler üzerine meshetme konusunda takıyye yapılabilir mi?” diye sordum, o da, “Üç konuda hiç kimseye karşı takıyye yapmam: Sarhoş edici içki içmek, mestler üzerine meshetmek ve temettu haccı.” dedi. Zürâre şöyle dedi: Ancak, “Bu üç konuda hiç kimseye karşı takıyye yapmamanız size vaciptir.” demedi.

Sargılar, Çıbanlar ve Yaralar

1- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den ve Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan, onlar Safvân b. Yahyâ’dan, o da Abdurrahman b. Haccâc’dan rivayet ettiler; Abdurrahman b. Haccâc şöyle dedi:

Ebü’l-Hasan Rızâ’ya, üzerinde sargılar bulunan kırık kemikli yahut yaralı bir kimsenin abdestte, cenabet guslünde ve cuma guslünde ne yapması gerektiğini sordum, o da, “Sargı bulunmayan ve yıkamaya elverişli açık kısımlardan suyun ulaşabildiği yerleri yıkar; yıkamaya gücünün yetmediği diğer yerleri bırakır, sargıları çıkarmaz ve yarasıyla oynamaz.” dedi.

2- Ali b. İbrahim, Muhammed b. Îsâ’dan, o Yûnus’tan, o Abdullah b. Sinân’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Abdullah b. Sinân şöyle dedi:

Ona, “Yarası bulunan kimse ne yapmalıdır?” diye sordum, o da, “Yaranın çevresini yıkar.” dedi.

3- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Hammâd’dan, o Halebî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti:

Kendisine, kolunda yahut abdest uzuvlarından başka bir yerinde yara bulunan, bu yarayı bir bezle bağlayan, abdest alırken de bezin üzerini mesheden kimse soruldu, o da, “Su ona zarar veriyorsa bezin üzerini meshetsin; su zarar vermiyorsa bezi çıkarsın ve yarayı yıkasın.” dedi. Halebî şöyle dedi: Ona, “Yaranın yıkanması konusunda ne yapmalıyım?” diye sordum, o da, “Çevresini yıka.” dedi.

4- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o İbn Mahbûb’dan, o Ali b. Hasan b. Ribât’tan, o da Âl-i Sâm’ın azatlısı Abdüla‘lâ’dan rivayet ettiler; Abdüla‘lâ şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Ayağım takıldı ve tırnağım koptu, parmağımın üzerine safra kesesinden bir deri parçası koydum; abdest konusunda ne yapmalıyım?” dedim, o da, “Bu ve benzeri durumların hükmü Allah’ın kitabından anlaşılır: ‘O, dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi.’ Onun üzerini meshet.” dedi (Hac 78).

Abdestte Şüphe Etmek, Abdesti Unutmak veya Abdest Uzuvlarının Sırasını Değiştirmek

1- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Abbas b. Âmir’den, o Abdullah b. Bükeyr’den, o da babasından rivayet ettiler; babası şöyle dedi:

Ebû Abdullah bana şöyle dedi: “Abdestini bozan bir şey meydana geldiğinden kesin olarak emin olduğunda abdest al; abdestinin bozulduğundan kesin olarak emin olmadıkça asla yeniden abdest alma.”

2- Ali b. İbrahim, babasından ve Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan, onların her ikisi Hammâd b. Îsâ’dan, o Harîz’den, o Zürâre’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet ettiler; Ebû Ca‘fer şöyle dedi:

Abdest almakta olduğun sırada oturuyor ve kolunu yıkayıp yıkamadığını bilmiyorsan onu yeniden yıka; abdest hâlinde bulunduğun müddetçe, Allah’ın adını zikrettiği uzuvlardan yıkamadığından veya meshetmediğinden şüphe ettiğin her şeyi yeniden yap. Abdestten kalkıp onu tamamladığında ise artık başka bir hâle geçmiş olursun; namazda veya namaz dışında iken Allah’ın abdestte sana farz kıldığı uzuvlardan herhangi biri hakkında şüphe edersen sana bir şey gerekmez. Başını meshedip meshetmediğinden şüphe eder ve sakalında ıslaklık bulursan onunla başını ve ayaklarının üstünü meshet; ıslaklık bulamazsan sırf şüphe sebebiyle abdestini bozma ve namazına devam et. Abdestini tamamlamadığından kesin olarak emin olursan, kesin olarak terk ettiğin yerden itibaren dönüp abdestini tamamla.

Hammâd şöyle dedi: Harîz, Zürâre’nin şöyle dediğini nakletti:

Ona, “Bir adam cenabet guslünde kolunun veya bedeninin bir kısmını yıkamadan bırakırsa ne olur?” diye sordum, o da şöyle dedi: “Şüphe eder ve namazdayken üzerinde hâlâ ıslaklık bulunursa o ıslaklıkla o yeri mesheder; kesin olarak yıkamadığını biliyorsa geri döner ve üzerine yeniden su döker, yeter ki oradaki ıslaklık bütünüyle kaybolmamış olsun. Başka bir hâle geçtikten sonra içine şüphe düşerse namazına devam eder ve ona bir şey gerekmez. Yıkamadığı açıkça ortaya çıkarsa geri döner ve üzerine yeniden su döker. O yeri görür ve üzerinde ıslaklık bulunursa eliyle mesheder ve kesin olarak eksik bıraktığını bildiği için namazını yeniden kılar; yalnızca şüphe ediyorsa bu şüphesi sebebiyle ona bir şey gerekmez ve namazına devam eder.”

3- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Hammâd’dan, o Halebî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Namazdayken, abdestte üzerine farz kılınan şeylerden birini terk ettiğini hatırlarsan namazdan çık, abdestinden unuttuğun kısmı tamamla ve namazını yeniden kıl. Başını meshetmeyi unuttuğunda sakalındaki ıslaklıktan alıp onunla başının ön kısmını meshetmen yeterlidir.

4- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Hammâd’dan, o Halebî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Bir adam sağ kolunu yıkamayı unutur, sol kolunu yıkar, başını ve ayaklarını mesheder ve sonra bunu hatırlarsa sağ kolunu, ardından sol kolunu yıkar, sonra başını ve ayaklarını yeniden mesheder. Yalnızca sol kolunu yıkamayı unutmuşsa sol kolunu yıkar ve daha önce yaptığı diğer abdest işlemlerini tekrarlamaz. Ardından, “Abdestinin bölümlerini birbirinin peşi sıra yap.” dedi.

5- Ali, babasından ve Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan, onların her ikisi Hammâd’dan, o Harîz’den, o da Zürâre’den rivayet ettiler; Zürâre, Ebû Ca‘fer’in şöyle dediğini nakletti:

Abdestin bölümlerini, Allah’ın buyurduğu sıraya uygun biçimde birbirinin ardından yap; önce yüzle başla, ardından iki kolu yıka, sonra başı ve ayakları meshet. Sana emredilen sıraya aykırı olarak hiçbir uzvu diğerinden önce yapma. Kolu yüzden önce yıkadıysan yeniden yüzle başla ve kolu da yeniden yıka. Ayağı baştan önce meshettiysen önce başını meshet, ardından ayağı yeniden meshet. Allah’ın başladığı şeyle sen de başla.

6- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed ve Ebû Dâvûd’dan, onların her ikisi Hüseyin b. Saîd’den, o Fedâle b. Eyyûb’dan, o Hüseyin b. Osman’dan, o Semâa’dan, o Ebû Basîr’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Unutarak kolunu yüzünden önce yıkarsan yüzünü yeniden yıka, ardından iki kolunu yüzden sonra yıka. Sol kolundan sağ kolundan önce başladıysan sağ kolunu yeniden yıka, sonra sol kolunu yıka. Başını meshetmeyi ayaklarını yıkayıncaya kadar unuttuysan başını meshet, ardından ayaklarını yeniden yıka.

7- Aynı isnatla Ebû Abdullah’ın şöyle dediği rivayet edildi:

Abdestinin bir kısmını aldıktan sonra bir işin çıkar ve abdest uzuvların kuruyacak kadar beklersen abdestini yeniden al; çünkü abdest bölünemez.

8- Ali b. İbrahim, Sâlih b. Sindî’den, o Ca‘fer b. Beşîr’den, o Muhammed b. Ebû Hamza’dan, o da Muâviye b. Ammâr’dan rivayet etti; Muâviye b. Ammâr şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Bazen abdest alırken su tükeniyor, hizmetçiyi çağırıyorum fakat suyu getirmekte gecikiyor ve abdest uzuvlarım kuruyor.” dedim, o da, “Abdesti yeniden al.” dedi.

9- Hüseyin b. Muhammed, Muallâ b. Muhammed’den, o Hasan b. Ali el-Veşşâ’dan, o Hammâd b. Osman’dan, o da Hakem b. Hakîm’den rivayet etti; Hakem b. Hakîm şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, abdestte kolunu ve başını yıkamayı ve meshetmeyi unutan kimseyi sordum, o da, “Abdesti yeniden alır; çünkü abdestin bölümleri birbirinin peşi sıra yapılır.” dedi.

 

Abdesti Bozan ve Bozmayan Şeyler

1- Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan ve Ahmed b. İdris, Muhammed b. Abdülcebbâr’dan, onların tamamı Safvân b. Yahyâ’dan, o Sâlim Ebü’l-Fazl’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Abdesti, Allah’ın sana nimet olarak verdiği aşağıdaki iki çıkış yolundan çıkan şeylerden başkası bozmaz.

2- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Muhammed b. Sehl’den, o da Zekeriyyâ b. Âdem’den rivayet etti; Zekeriyyâ b. Âdem şöyle dedi:

Rızâ’ya, “Fistül abdesti bozar mı?” diye sordum, o da, “Abdesti yalnızca üç şey bozar: İdrar, dışkı ve yellenmek.” dedi.

3- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o da Muâviye b. Ammâr’dan rivayet etti; Muâviye b. Ammâr, Ebû Abdullah’ın şöyle dediğini nakletti:

Şeytan insanın makatına üfler ve ona kendisinden yel çıktığı vehmini verir; ancak işittiğin veya kokusunu aldığın bir yel dışında hiçbir şey abdesti bozmaz.

4- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Muhammed b. İsmâil’den, o Zarîf’ten, o Sa‘lebe b. Meymûn’dan, o Abdullah b. Yezîd’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Kabak çekirdeğine benzeyen kurtların ve küçük kurtçukların çıkması sebebiyle abdest gerekmez; bunlar bit gibidir.

5- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Hasan b. Ahî Fudayl’dan, o Fudayl’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti:

Kendisinden kabak çekirdeğine benzeyen bir şey çıkan adam hakkında, “Ona abdest gerekmez.” dedi.

Şöyle de rivayet edilmiştir:

Eğer çıkan şey dışkıya bulaşmışsa abdestini yeniden alır.

6- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd’dan, o Harîz’den, o da Zürâre’den rivayet etti; Zürâre şöyle dedi:

Ebû Ca‘fer’e ve Ebû Abdullah’a, “Abdesti ne bozar?” diye sordum, ikisi de şöyle dediler: “Aşağıdaki iki çıkış yolundan, yani makattan veya tenasül organından çıkan dışkı, idrar, meni veya yel ile aklı gideren uyku abdesti bozar. Sesleri işitmeye devam ettiğin uyku dışında her türlü uyku sakıncalıdır.”

7- Muhammed b. Yahyâ, Amrekî’den, o Ali b. Ca‘fer’den, o da kardeşi Mûsâ’dan rivayet etti; Ali b. Ca‘fer şöyle dedi:

Ona, “Bir adamın makatına ilaç yerleştirmesi, ilaç içerideyken namaz kılması uygun mudur ve bu durum abdesti bozar mı?” diye sordum, o da, “Abdesti bozmaz; fakat onu çıkarıncaya kadar namaz kılmaz.” dedi.

8- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o da Hüseyin b. Ebü’l-Alâ’dan rivayet ettiler; Hüseyin b. Ebü’l-Alâ şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Bir adam geğirdiğinde ağzından bir şey çıkarsa abdestini yeniden alır mı?” diye sordum, o da, “Hayır.” dedi.

9- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o İbn Üzeyne’den, o da Ebû Üsâme’den rivayet etti; Ebû Üsâme şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Kusmak abdesti bozar mı?” diye sordum, o da, “Hayır.” dedi.

10- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den ve Ebû Dâvûd, Hüseyin b. Saîd’den, o Fedâle’den, o Ebân’dan, o Ubeyd b. Zürâre’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Abdestli bir kimse kusarsa ağzını çalkalasın.

11- Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan, o Safvân b. Yahyâ’dan, o İbn Müskân’dan, o da Muhammed el-Halebî’den rivayet etti; Muhammed el-Halebî şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Abdestli bir adam tırnaklarını veya saçını kesse abdestini yeniden alır mı?” diye sordum, o da, “Hayır; fakat başını ve tırnaklarını suyla mesheder.” dedi. Ben, “Onlar bunun abdesti gerektirdiğini ileri sürüyorlar.” dedim, o da, “Sizinle tartışırlarsa siz onlarla tartışmayın ve ‘Sünnet böyledir.’ deyin.” dedi.

12- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Cemîl’den, o Zürâre’den, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti; Ebû Ca‘fer şöyle dedi:

Öpmek, cinsel organa dokunmak ve eşlerin birbirine bedenleriyle temas etmesi sebebiyle abdest gerekmez.

13- Muhammed b. Hasan, Sehl b. Ziyâd’dan, o Muhammed b. Sinân’dan, o İbn Müskân’dan, o Ebû Basîr’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Basîr şöyle dedi:

Ona burun kanamasını, hacamatı ve akan her türlü kanı sordum, o da, “Bunların hiçbiri sebebiyle abdest gerekmez; abdest yalnızca Allah’ın sana nimet olarak verdiği iki çıkış yolundan çıkan şeyler sebebiyle gerekir.” dedi.

14- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o da Muammer b. Hallâd’dan rivayet etti; Muammer b. Hallâd şöyle dedi:

Ebü’l-Hasan’a, “Bir rahatsızlığı sebebiyle uzanamayan, abdest almakta da çok zorlanan, yastıklara yaslanarak oturan ve bazen bu hâlde uyuklayan bir adamın hükmü nedir?” diye sordum, o da, “Abdest alır.” dedi. Ben, “Hastalığı sebebiyle abdest almak ona çok zor geliyor.” dedim, o da, “Sesleri işitemez hâle gelirse abdest alması gerekir.” dedi ve şöyle devam etti: “Öğle namazını geciktirir, ikindi namazıyla birlikte kılar ve ikisini birleştirir; akşam ve yatsı namazlarını da aynı şekilde birleştirir.”

15- Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan ve Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, onlar Safvân b. Yahyâ’dan, o da Abdurrahman b. Haccâc’dan rivayet ettiler; Abdurrahman b. Haccâc şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a bir veya iki defa uyuklamayı sordum, o da, “Bir veya iki defa uyuklamak nedir, bilmiyorum; Allah, ‘Bilakis insan kendi nefsine karşı basiret sahibidir.’ buyuruyor. Ali şöyle derdi: Ayakta veya otururken uykunun tadını hisseden kimsenin abdest alması gerekir.” dedi (Kıyâmet 14).

16- Ali b. Muhammed, İbn Cumhûr’dan, o adını zikrettiği birinden, o Ahmed b. Muhammed’den, o Sa‘d’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

İki kulak ve iki göz vardır; gözler uyur, kulaklar uyumazsa bu durum abdesti bozmaz, fakat gözlerle birlikte kulaklar da uyursa abdest bozulur.

17- Ahmed b. İdris ve Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Ahmed’den, o Ahmed b. Hasan’dan, o Amr b. Saîd’den, o Musaddık b. Sadaka’dan, o Ammâr es-Sâbâtî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler:

Kendi saçını dişleriyle kesen bir adamın namazdan önce saçını suyla meshetmesi gerekip gerekmediği soruldu, o da, “Bunda sakınca yoktur; suyla meshetme hükmü yalnızca demir aletle kesme durumundadır.” dedi.

Bir Kimsenin Dışkıya veya Başka Bir Pisliğe Basması

1- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o İbn Ebû Umeyr’den, o Cemîl b. Sâlih’ten, o Ahvel’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Temiz olmayan bir yere basan, ardından temiz bir yerde yürüyen kimse hakkında, “On beş arşın veya buna yakın bir mesafe yürümüşse bunda sakınca yoktur.” dedi.

2- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd’dan, o Harîz’den, o da Muhammed b. Müslim’den rivayet etti; Muhammed b. Müslim şöyle dedi:

Ebû Ca‘fer ile birlikteydim, kuru bir dışkının yanından geçerken üzerine bastı ve ondan elbisesine bulaştı; ben, “Sana feda olayım, dışkıya bastın ve elbisene bulaştı.” dedim, o da, “Kuru değil miydi?” diye sordu, ben, “Evet.” dedim, bunun üzerine, “Bunda sakınca yoktur; çünkü yerin bir kısmı diğer kısmını temizler.” dedi.

3- Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan, o Safvân’dan, o İshak b. Ammâr’dan, o da Muhammed el-Halebî’den rivayet etti; Muhammed el-Halebî şöyle dedi:

Bizimle mescit arasında pis bir sokağın bulunduğu bir yerde konakladık, ardından Ebû Abdullah’ın yanına girdim; bana, “Nerede konakladınız?” diye sordu, ben, “Falan kimsenin evinde konakladık.” dedim, o da, “Sizinle mescit arasında pis bir sokak var.” dedi; yahut biz ona, “Bizimle mescit arasında pis bir sokak var.” dedik, bunun üzerine, “Bunda sakınca yoktur; yerin bir kısmı diğer kısmını temizler.” dedi. Ben, “Peki yaş hayvan gübresine basarsam?” diye sordum, o da, “Bunun benzeri sana zarar vermez.” dedi.

4- Ali b. Muhammed, Sehl b. Ziyâd’dan, o Muhammed b. Sinân’dan, o İbn Müskân’dan, o Halebî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti:

Dışkıya veya idrara basan bir kimsenin abdestini yeniden alıp almayacağı soruldu, o da, “Hayır; fakat kendisine bulaşan yeri yıkar.” dedi.

Başka bir rivayette şöyle denilmiştir:

Eğer bulaşan şey kuruysa onu yıkamaz.

5- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Cemîl b. Derrâc’dan, o da Muallâ b. Huneys’ten rivayet etti; Muallâ b. Huneys şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Bir domuz sudan çıkıyor, yoldan geçerken üzerinden su akıyor ve ben de o yerden yalın ayak geçiyorum; bunun hükmü nedir?” diye sordum, o da, “Onun ardından kuru bir yer yok mu?” dedi, ben, “Evet.” dedim, bunun üzerine, “Bunda sakınca yoktur; yerin bir kısmı diğer kısmını temizler.” dedi.

Mezi ve Vedi

1- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd’dan, o Harîz’den, o Zürâre’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Namazdayken tenasül organından mezi veya vedi türünden bir sıvı akarsa onu yıkama, namazını kesme ve bu sebeple abdestini bozma; topuğuna kadar ulaşsa bile hüküm aynıdır, çünkü bu balgam gibidir. Abdest aldıktan sonra senden çıkan her şey damarlardan veya basurdan kaynaklanır ve dikkate alınacak bir şey değildir; bundan dolayı elbiseni yıkama, ancak ondan tiksinirsen yıkayabilirsin.

2- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o İbn Faddâl’dan, o İbn Bükeyr’den, o da Ömer b. Hanzala’dan rivayet etti; Ömer b. Hanzala şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a meziyi sordum, o da, “Mezi ile balgam arasında ne fark vardır? İkisi de aynıdır.” dedi.

3- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Ömer b. Üzeyne’den, o da Büreyd b. Muâviye’den rivayet etti; Büreyd b. Muâviye şöyle dedi:

İki imamdan birine meziyi sordum, o da, “Abdesti bozmaz; ondan dolayı ne elbise ne de beden yıkanır, çünkü o sümük ve tükürük gibidir.” dedi.

4- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd’dan, o Harîz’den, o da Muhammed b. Müslim’den rivayet etti; Muhammed b. Müslim şöyle dedi:

Ebû Ca‘fer’e, uyluğa kadar akan meziyi sordum, o da, “Namazını kesmez ve uyluğunu da yıkamaz; çünkü o meninin çıktığı yerden çıkmamıştır, yalnızca balgam gibidir.” dedi.

Gusül Çeşitleri

1- Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan, o Safvân b. Yahyâ ve İbn Ebû Umeyr’den, onlar Muâviye b. Ammâr’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Muâviye b. Ammâr şöyle dedi:

Onun şöyle dediğini işittim: Cenabetten dolayı, cuma günü, iki bayram günü, ihrama girerken, Mekke’ye ve Medine’ye girerken, Arefe günü, Beyt’i ziyaret edeceğin gün, Kâbe’ye girerken, Ramazan ayının on dokuzuncu, yirmi birinci ve yirmi üçüncü gecelerinde ve ölüyü yıkayan kimse için gusül vardır.

2- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Osman b. Îsâ’dan, o da Semâa’dan rivayet etti; Semâa şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a cuma guslünü sordum, o da şöyle dedi: “Yolculukta ve ikamet hâlinde vaciptir; ancak suyun azlığı sebebiyle yolculukta kadınlara ruhsat verilmiştir. Cenabet guslü vaciptir. Hayızlı kadın temizlendiğinde gusletmesi vaciptir. İstihâzalı kadının gusletmesi de vaciptir; pamuğu yerleştirdiğinde kan pamuğu aşarsa her iki namaz için bir gusül, sabah namazı için de ayrıca bir gusül alması gerekir. Kan pamuğu aşmazsa her gün bir defa gusleder ve her namaz için abdest alır. Lohusa kadının guslü vaciptir. Yeni doğan çocuğun yıkanması vaciptir. Ölünün yıkanması vaciptir. Ziyaret guslü vaciptir. Beyt’e girme guslü vaciptir. Yağmur duası guslü vaciptir. Ramazan ayının ilk gecesinde gusletmek müstehaptır. Yirmi birinci ve yirmi üçüncü gecelerin guslü sünnettir; bunları terk etme, çünkü Kadir Gecesi’nin bu gecelerden birinde olması umulur. Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı günlerinin guslü de terk edilmesini istemediğim bir sünnettir. İstihâre guslü müstehaptır. Ramazan ayının üç gecesinde, yani on dokuzuncu, yirmi birinci ve yirmi üçüncü gecelerinde gusletme ameli uygulanır.”

Birkaç Gusül Sebebi Bir Araya Geldiğinde Tek Guslün Yeterli Olması

1- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd b. Îsâ’dan, o Harîz’den, o da Zürâre’den rivayet etti; Zürâre şöyle dedi:

Fecrin doğuşundan sonra gusledersen bu gusül cenabet, cuma, Arefe, kurban kesme günü, tıraş olma, kurban kesme ve ziyaret gusüllerinin yerine geçer. Üzerinde birden fazla gusül hakkı bir araya gelirse tek bir gusül bunların hepsi için yeterlidir. Ardından şöyle dedi: “Kadın için de cenabet, ihram, cuma, hayızdan temizlenme ve bayram gusülleri bir araya geldiğinde tek gusül yeterlidir.”

2- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hadîd’den, o Cemîl b. Derrâc’dan, o ashâbımızdan birinden, o da iki imamdan birinden rivayet etti:

Cünüp kimse fecrin doğuşundan sonra guslederse bu gusül, o gün kendisine gerekli olan bütün gusüllerin yerine geçer.

Cuma Günü Guslün Gerekliliği

1- Ali b. İbrahim, babasından, o Abdullah b. Muğîre’den, o da Ebü’l-Hasan Rızâ’dan rivayet etti; Abdullah b. Muğîre şöyle dedi:

Ona cuma günü gusletmeyi sordum, o da, “Köle veya hür, her erkek ve kadına vaciptir.” dedi.

2- Ali b. Muhammed, Sehl b. Ziyâd’dan ve Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, onlar İbn Ebû Nasr’dan, o da Muhammed b. Abdullah’tan rivayet ettiler; Muhammed b. Abdullah şöyle dedi:

Rızâ’ya cuma günü guslünü sordum, o da, “Köle veya hür, her erkek ve kadına vaciptir.” dedi.

3- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o Safvân’dan, o Mansûr b. Hâzim’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Cuma günü gusül, ikamet hâlinde erkekler ve kadınlar, yolculukta ise erkekler içindir; yolculukta kadınlara gerekli değildir.

Başka bir rivayette şöyle denilmiştir:

Suyun azlığı sebebiyle yolculukta kadınlara ruhsat verilmiştir.

4- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Seyf’ten, o babası Seyf b. Umeyre’den, o da Hüseyin b. Hâlid’den rivayet ettiler; Hüseyin b. Hâlid şöyle dedi:

Ebü’l-Hasan el-Evvel’e, “Cuma günü guslü nasıl vacip oldu?” diye sordum, o da şöyle dedi: “Allah, farz namazı nafile namazla, farz orucu nafile oruçla ve farz abdesti cuma günü guslüyle tamamlamıştır; böylece bunlarda meydana gelen yanılma, kusur, unutma veya eksiklik tamamlanır.”

5- Ashâbımızdan bir topluluk, İbrahim b. İshak el-Ahmer’den, o Abdullah b. Hammâd el-Ensârî’den, o Sabbâh el-Müzenî’den, o Hâris b. Hasîre’den, o da Asbağ’dan rivayet ettiler; Asbağ şöyle dedi:

Emîrü’l-Müminîn bir adamı azarlamak istediğinde şöyle derdi: “Allah’a yemin olsun ki sen, cuma günü guslü terk eden kimseden daha acizsin.” Cuma günü gusleden kimse ise bir sonraki cumaya kadar temizlik hâlinde kalır.

6- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Hüseyin b. Mûsâ’dan, o da annesiyle Mûsâ’nın kızı Ümmü Ahmed’den rivayet etti; ikisi şöyle dediler:

Bağdat’a gitmek üzere çölde Ebü’l-Hasan ile birlikteydik. Perşembe günü bize, “Yarın cuma günü için bugün gusledin; çünkü yarın orada su az olacaktır.” dedi. Bunun üzerine cuma günü için perşembe günü guslettik.

7- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd’dan, o Harîz’den, o ashâbımızdan birinden, o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti; Ebû Ca‘fer şöyle dedi:

Yolculukta ve ikamet hâlinde cuma günü guslü mutlaka yapılmalıdır. Kim unutursa ertesi gün kaza etsin. Hasta kimse için bu konuda ruhsat bulunduğu da rivayet edilmiştir.

Guslün Yapılışı, Gusülden Önce ve Sonra Abdest, Temiz Olmayan Bir Yerde Gusletmek, Gusül Sırasında Söylenecek Sözler ve Gusül Esnasında Yüzüğün Yerini Değiştirmek

1- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den ve Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan, onların tamamı Safvân b. Yahyâ’dan, o Alâ b. Rezîn’den, o Muhammed b. Müslim’den, o da iki imamdan birinden rivayet etti; Muhammed b. Müslim şöyle dedi:

Ona cenabet guslünü sordum, o da şöyle dedi: “Önce iki elini yıkarsın, ardından tenasül organını yıkarsın, sonra başına üç defa su dökersin, ardından bedeninin geri kalanına iki defa su dökersin; suyun ulaştığı her yer temizlenmiş olur.”

2- Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan, o Hammâd b. Îsâ’dan, o Rib‘î b. Abdullah’tan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Cünüp kimse başına üç defa su döker; bundan daha azı ona yeterli olmaz.

3- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd b. Îsâ’dan, o Harîz’den, o da Zürâre’den rivayet etti; Zürâre şöyle dedi:

“Cünüp kimse nasıl gusleder?” diye sordum, o da şöyle dedi: “Eğer eline necaset bulaşmamışsa elini suya daldırır, ardından tenasül organından başlar ve üç avuç suyla onu iyice temizler, sonra başına üç avuç su döker, ardından sağ omzuna iki defa, sol omzuna da iki defa su döker; suyun ulaştığı yerler ona yeterlidir.”

4- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o da ashâbımızdan birinden rivayet etti; şöyle dedi:

Cuma guslünde şöyle dersin: “Allah’ım, dinimi yok eden ve amelimi boşa çıkaran her türlü afetten kalbimi temizle.”

Cenabet guslünde ise şöyle dersin: “Allah’ım, kalbimi temizle, amelimi arındır, çabamı kabul et ve katında bulunanı benim için daha hayırlı kıl.”

5- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o Hammâd’dan, o da Halebî’den rivayet etti; Halebî şöyle dedi:

Ebû Abdullah’ın şöyle dediğini işittim: “Cünüp kimse suya bir defa tamamen dalarsa bu, guslü için yeterlidir.”

6- Muhammed b. Yahyâ, Amrekî’den, o Ali b. Ca‘fer’den, o da kardeşi Mûsâ b. Ca‘fer’den rivayet etti; Ali b. Ca‘fer şöyle dedi:

Ona, “Bir kadının kolunda bilezik veya pazıbent bulunuyor ve suyun altına ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorsa abdest alırken veya guslederken ne yapmalıdır?” diye sordum, o da, “Suyun altına ulaşması için onu hareket ettirir veya çıkarır.” dedi. Dar bir yüzük hakkında da, “Abdest alırken suyun altına ulaşıp ulaşmadığını bilmiyorsa ne yapmalıdır?” diye sordum, o da, “Suyun altına girmediğini biliyorsa abdest alırken yüzüğü çıkarsın.” dedi.

7- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ ve Ebû Dâvûd’dan, onların tamamı Hüseyin b. Saîd’den, o Muhammed b. Ebû Hamza’dan, o bir adamdan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler:

Cünüp olan ve yağmur altında durup su bütün bedeninden akıncaya kadar bekleyen bir adam hakkında, “Bu onun guslü için yeterli olur mu?” diye soruldu, o da, “Evet.” dedi.

8- Ali b. İbrahim, babasından ve Muhammed b. İsmâil, Fazl b. Şâzân’dan, onların tamamı Hammâd b. Îsâ’dan, o İbrahim b. Ömer el-Yemânî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Ali, cünüp kimsenin sabahleyin başını yıkayıp bedeninin geri kalanını namaz vakti geldiğinde yıkamasında sakınca görmezdi.

9- Ali b. İbrahim, babasından, o Hammâd’dan, o Harîz’den, o Zürâre’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Cenabetten dolayı gusledip başını yıkamayan, daha sonra başını yıkamak isteyen kimsenin guslü yeniden yapmaktan başka çaresi yoktur.

10- Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o Hammâd’dan, o da Bekr b. Kerib’den rivayet etti; Bekr b. Kerib şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Cenabetten dolayı gusleden kimse gusülden sonra ayaklarını yıkamalı mıdır?” diye sordum, o da şöyle dedi: “Guslettiği yerde su gusülden sonra ayaklarının üzerinden akıyorsa ayaklarını ayrıca yıkamamasında sakınca yoktur. Fakat ayaklarının durgun su içinde kaldığı bir yerde guslediyorsa onları yıkasın.”

11- Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed’den, o Ebû Yahyâ el-Vâsıtî’den, o Hişâm b. Sâlim’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Hişâm b. Sâlim şöyle dedi:

Ona, “Sana feda olayım, idrar yapılan bir helâda, ayağımda Sind yapımı sandaletler varken guslediyorum.” dedim, o da, “Bedeninden akan su ayaklarının alt kısmına ulaşıyorsa ayaklarını ayrıca yıkama.” dedi.

12- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Şâzân b. Halîl’den, o Yûnus’tan, o Yahyâ b. Talha’dan, o babasından, o da Abdullah b. Süleyman’dan rivayet ettiler; Abdullah b. Süleyman şöyle dedi:

Ebû Abdullah’ın, “Gusülden sonra abdest almak bidattir.” dediğini işittim.

13- Muhammed b. Yahyâ ve başkaları, Muhammed b. Ahmed’den, o Ya‘kūb b. Yezîd’den, o İbn Ebû Umeyr’den, o bir adamdan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Cenabet guslü dışında her gusülden önce abdest vardır.

Şöyle de rivayet edilmiştir:

Cuma günü guslü dışında hiçbir gusülde abdest yoktur; cuma guslünden önce ise abdest vardır.

Şöyle de rivayet edilmiştir:

Hangi abdest gusülden daha temizleyicidir?

14- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Ali b. Hakem’den, o da Hüseyin b. Ebü’l-Alâ’dan rivayet ettiler; Hüseyin b. Ebü’l-Alâ şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a, “Guslederken yüzüğümü ne yapmalıyım?” diye sordum, o da, “Onu yerinden oynat.” dedi. Abdest hakkında ise, “Onu parmağında döndür.” dedi ve şöyle ekledi: “Bunu unutup namaza başlamış olursan sana namazı yeniden kılmanı emretmem.”

15- Ashâbımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed’den, o Hüseyin b. Saîd’den, o Fedâle’den, o Abdullah b. Sinân’dan, o da Ebû Abdullah’tan rivayet ettiler; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Babam cenabetten dolayı gusletti. Ona, “Sırtında suyun ulaşmadığı küçük bir yer kaldı.” denildi, o da, “Sussaydın sana ne olurdu?” dedi, ardından o yeri eliyle meshetti.

16- Ali b. İbrahim, babasından, o Abdullah b. Muğîre’den, o İbn Müskân’dan, o Muhammed el-Halebî’den, o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti; Ebû Abdullah şöyle dedi:

Kadın, cenabetten dolayı guslederken örülmüş saçını çözmez.

17- Ali b. İbrahim, babasından, o İbn Ebû Umeyr’den, o da Cemîl’den rivayet etti; Cemîl şöyle dedi:

Ebû Abdullah’a kadınların saçları ve yaptıkları saç örgüleri hakkında sordum, o da şöyle dedi: “Bu saç tarama ve biçim verme şekli eskiden yoktu; kadınlar saçlarını yalnızca bir araya toplarlardı.” Ardından dört bölge tarif etti ve sonra, “Guslederken bu yerleri iyice yıkasınlar.” dedi.

https://lib.eshia.ir/11005/3/46
بَابُ مَا يُوجِبُ الْغُسْلَ عَلَى الرَّجُلِ وَ الْمَرْأَةِ

10- Hayız — Kitâbü’l-Hayz
11- Cenazeler — Kitâbü’l-Cenâiz
12- Namaz — Kitâbü’s-Salât
13- Zekât — Kitâbü’z-Zekât
14- Oruç — Kitâbü’s-Sıyâm
15- Hac — Kitâbü’l-Hacc
16- Cihad — Kitâbü’l-Cihâd
17- Geçim ve Ticaret — Kitâbü’l-Meîşe
18- Nikâh — Kitâbü’n-Nikâh
19- Akîka — Kitâbü’l-Akîka
20- Boşanma — Kitâbü’t-Talâk
21- Köle Azadı — Kitâbü’l-Itk ve’t-Tedbîr ve’l-Mükâtebe
22- Avcılık — Kitâbü’s-Sayd
23- Kesim ve Boğazlama — Kitâbü’z-Zebâih
24- Yiyecekler — Kitâbü’l-Et’ime
25- İçecekler — Kitâbü’l-Eşribe
26- Giyim, Süslenme ve Mürüvvet — Kitâbü’z-Zeyn ve’t-Tecemmül ve’l-Mürûe
27- Evcil Hayvanlar — Kitâbü’d-Devâcin
28- Vasiyetler — Kitâbü’l-Vesâyâ
29- Miras — Kitâbü’l-Mevârîs
30- Hudûd ve Cezalar — Kitâbü’l-Hudûd
31- Diyetler — Kitâbü’d-Diyât
32- Şahitlikler — Kitâbü’ş-Şehâdât
33- Yargılama ve Hükümler — Kitâbü’l-Kadâ
34- Yeminler, Adaklar ve Kefaretler — Kitâbü’l-Eymân ve’n-Nüzûr ve’l-Keffârât

35- Çeşitli Konular (Ravza) — Ravdatü’l-Kâfî

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız