Sakın Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden döneceğini sanma. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Fe-lâ (öyleyse sakın) tahsebenne (sanma) Allâhe (Allah’ı) muhlife (dönen) va‘dihî (vaadinden) rusulehû (peygamberlerine). İnne (şüphesiz) Allâhe (Allah) ‘azîzun (mutlak güçlüdür) zû (sahibidir) intikâmin (intikamın).
Mukatil Tefsiri
Sonra Yüce Allah Mekke kâfirlerini korkutarak şöyle buyurmuştur: Ey Muhammed, sakın Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden döneceğini sanma; yani Mekke kâfirlerine dünyada azabın indirilmesi konusunda peygamberlerine verdiği vaadi yerine getirmeyeceğini düşünme. Şüphesiz Allah mutlak güç ve üstünlük sahibidir; kendisine karşı gelinemez ve O, kendisine isyan edenlerden intikam sahibidir.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah, peygamberi Muhammed’e şöyle buyurmaktadır: Allah’ın peygamberlerine, onları yalanlayan, peygamberlerin Allah katından getirdiklerini inkâr eden kimseler hakkında verdiği sözden döneceğini sakın sanma. Yüce Allah bunu peygamberini sağlamlaştırmak, azmini kuvvetlendirmek ve kendisini yalanlayan, peygamberliğini inkâr eden, Allah katından getirdiği şeyleri reddeden kimselere gazabından indireceği azabın, daha önce kendi peygamberlerini yalanlayan, onların peygamberliklerini inkâr eden ve Allah katından getirdikleri şeyleri reddeden geçmiş ümmetlere indirdiği azabın benzeri olacağını kendisine bildirmek için söylemiştir.
Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir sözü, Allah’ın cezalandırmak istediği hiçbir kimsenin O’na karşı koyamayacağı, peşine düştüğü herkese gücünün yettiği ve hiç kimsenin O’ndan kaçarak kurtulamayacağı anlamındadır. İntikam sahibidir sözü ise Allah’ın peygamberlerini inkâr eden, onları yalanlayan, peygamberliklerini reddeden, Allah’a ortak koşan ve O’nun yanında başka bir ilah edinen kimselerden intikam alacağı anlamındadır.
Peygamberlerine verdiği sözden dönecek ifadesinde “dönecek” anlamındaki kelime, mastar olan “vaad” kelimesine izafe edilmiştir; çünkü bu mastar burada isim konumunda kullanılmıştır. “Peygamberlerine” kelimesi ise cümlenin anlamına göre mansup gelmiştir. Çünkü sözün anlamı aslında Allah’ı, peygamberlerine verdiği sözden dönen biri sanma şeklindedir. “Vaad” kelimesi her ne kadar “dönecek” kelimesine izafe edilmesi sebebiyle mecrur görünse de anlam bakımından meful konumundadır. Bunun sebebi, sözünden dönme fiilinin iki farklı mefule yönelmesidir; tıpkı Bir kimseye elbise giydirdim veya Onu bir eve soktum denilmesi gibi. Fiil bu şekilde iki ayrı mefule yöneldiğinde bunlardan hangisi önce getirilirse fiil anlamı taşıyan isim ona izafe edilerek mecrur yapılabilir, diğer meful ise mansup bırakılır. Bu sebeple Bir kimseyi eve sokan benim denilebildiği gibi Evin içine bir kimseyi sokan benim de denilebilir; önce ev getirildiğinde “sokan” kelimesi eve izafe edilir ve kişi mansup olur, kişi önce getirildiğinde ise “sokan” kelimesi kişiye izafe edilir ve ev mansup olur. Çünkü sokmak fiili her ikisine de mansup olarak etki eder.
Bunun Arap şiirindeki örneklerinden biri şu anlamdaki sözdür: Boğayı, başını gölgeye sokmuş hâlde görürsün; bedeninin geri kalanının tamamı ise güneşe açıktır. Burada sokan anlamındaki kelime gölgeye izafe edilmiş, baş kelimesi ise mansup bırakılmıştır; hâlbuki sözün asıl anlamı başını gölgeye sokmuş şeklindedir. Bir başka şiirde de şu anlamdaki ifade vardır: Bana hayırdan bir pay ver ki övgüm, bir kuş tüyüyle bir gün kayayı oymaya çalışan kimsenin işi gibi olmasın. Burada sözün asıl anlamı bir kayayı bir gün oyan şeklindedir. Yine bir başka şiirde şu anlamdaki ifade vardır: Süleymâ’nın nice amcaoğlu vardır ki atılgan ve çeviktir; uyku saatlerinde tembellerin azığını hazırlar. Burada asıl anlam tembellerin azığını uyku saatlerinde hazırlayan şeklindedir.
Ayetin Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden döneceğini sanma şeklindeki başka bir okunuşunun Arap dili bakımından neden uzak görüldüğünü ise daha önce En‘âm sûresinde Birçok müşriğe, ortakları çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdi ifadesi hakkında açıklamıştık; bu sebeple burada tekrar etmeye gerek yoktur.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…