Emrimiz geldiğinde, Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri korkunç bir ses yakaladı. Öyle ki yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.
Diyanet Vakfı
Emrimiz gelince, Şuaybı ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; zulmedenleri ise korkunç bir gürültü yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Kurtubi Tefsiri
Emrimiz gelince, Şuayb’ı ve beraberindeki mü’minleri nezdimizden bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç ses yakalayiverdi de yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.
“Emrimiz gelince…” Denildiğine göre Hazret-i Cebrâîl öyle bir çığlık bastı ki, derhal ruhları cesetlerinden çıkıverdi.
“Şuayb’ı ve beraberindeki mü’minleri nezdimizden bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç ses” yani Cebrâîl’in çığlığı
“yakalayıverdi.” Buradaki
“yakalayıverdi” anlamındaki; fiilinin müennes gelmesi,
“sayha: korkunç ses, çığlık” lâfzının müennes olmasından dolayıdır. Hazret-i Salih kıssasında ise:
“O zulmedenleri ise o korkunç ses yakaladı” (Hûd, 11/67.) âyetinde ise fiil; “Çığlık basmak, feryad etmek” anlamına göre müzekker gelmiştir.
İbn Abbâs der ki: Yüce Allah, Hazret-i Salih ile Hazret-i’Şuayb kavimleri dışında iki ayrı ümmeti aynı azâb ile helâk etmiş değildir. Allah bu iki kavmi de çığlık ile helâk etmiştir. Şu kadar var ki Salih kavmini çığlık alt taraflarından, Şuayb kavmim ise çığlık üst taraflarından yakalamıştır “de yurtlarında diz üstü çöküp, kaldılar.”