Karısı ayakta duruyordu, güldü. Biz de ona İshak’ı, İshak’ın ardından da Yakup’u müjdeledik.
Diyanet Vakfı
O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshakı, İshakın ardından da Yakubu müjdeledik.
Kurtubi Tefsiri
Eşi de ayaktaydı, güldü. Biz de ona İshak’ı ve İshak’ın ardından Ya’kûb’u müjdeledik.
“Eşi de ayaktaydı” anlamındaki âyet, mübtedâ ve haberdir. Yani melekleri görebileceği bir şekilde ayakta bulunuyordu. Perde arkasında olduğu da söylenmişti. Bir diğer görüşe göre Hazret-i İbrahim oturmakta iken, meleklere hizmet ediyordu. Muhammed b. İshak ayakta namaz kılıyordu, diye açıklamıştır. Abdullah b. Mes’ûd’un kıraatinde ise; “Kendisi oturuyorken eşi de ayaktaydı” şeklindedir.
9- Eşinin Gülmesi:
Yüce Allah’ın:
“Güldü” âyeti ile ilgili olarak Mücahid ve İkrime; müjdenin tahakkuku için ay halinden kesilmiş iken, ay hali oldu diye, açıklamışlardır Dilbilginleri ise bunun, bu anlama geldiği konusuyla ilgili olarak şu beyiti naklederler:
“Ben zevceme temiz iken yaklaşırım,
Ay hali olduğu gün(ler)de ise ondan uzak kalırım.”
Bir başka şair de şöyle demektedir:
“Düz karalar üzerinde tavşanların ay hali (kanı),
Düşmanla karşılaşma günü karından çıkan kana benzer.”
Araplar tavşan ay hali olduğu vakit;” Tavşan ay hali oldu” derler. İbn Abbâs (radıyallahü anh)dan ve İkrime’den bu ifadenin, Arapların meyvenin olgunlaşmadan önceki kabuğunun çatlaması halini ifade etmek üzere kullanılan; tabirlerinden alındığını söyledikleri rivâyet edilmiştir. Bazı dilciler ise Arapçada bu kökün ay hali olmak anlamına geldiğini kabul etmezler.
Cumhûr ise der ki: Burada bildiğimiz “gülmek” kastedilmektedir. Ancak bunun mahiyeti hakkında farklı görüşler vardır. Bunun hayret ve şaşkınlık ifade eden gülmek olduğu söylenmiştir. Şair Ebû Zueyb der ki:
“Öyle bir karışım getirdi ki insanlar onun benzerini görmemişlerdir,
O hayret edilecek bir şeydir; şu kadar var ki arıların yaptığıdır o.”
Mukâtil de der ki: Hazret-i İbrahim, misafirlerine hizmet ederken ve ihtişamıyla ortada iken üç kişiden korkması ve titremesine gülmüştü, çünkü Hazret-i İbrahim tek başına yüz kişiye bedel kabul ediliyordu.
Yine (Mukâtil ) der ki: Sözlükte bu kelimenin ay hali anlamına gelmesi uygun değildir. Ebû Ubeyd ve el-Ferrâ’ da bu anlamı kabul etmezler. el-Ferrâ’ der ki: Ben bu kelimenin bu anlamını güvenilir birisinden işitmiş değilim. Bu olsa olsa bir kinaye olabilir.
Rivâyet edildiğine göre melekler buzağıyı elleriyle sıvazlamışlar, bunun üzerine de yerinden kalkıp annesinin yanına varmış. İşte Hazret-i İbrahim’in hanımı Sara bunu görünce gülmüş, melekler de ona Hazret-i İshak müjdesini vermişlerdi.
Yine anlatıldığına göre Hazret-i İbrahim misafirlerine ikramda bulunmak istediğinde Hazret-i Sara’yı da onlara hizmet etmek üzere ayakta tutardı. İşte yüce Allah’ın:
“Eşi de ayaktaydı” yani onlara hizmet etmek maksadıyla ayakta gider gelirdi, âyeti bunu anlatmaktadır. Şöyle de açıklanmaktadır: Hanımı Hazret-i İbrahim’in korkusu dolayısıyla ayakta duruyordu. Meleklerin; “korkma!” demelerinden ötürü de güvenlik altında olması sebebiyle sevincinden güldü.
el-Ferrâ’ ise der ki: Bu ifadede bir takdim ve te’hir vardır. Âyetin anlamı şudur: Biz ona İshak’ı müjdeledik, o da bundan dolayı güldü. Yani yaşlanmış iken doğacak çocuğundan ötürü sevinerek güldü, demektir. Bunların hangisinin doğru olduğunu en iyi bilen Allah’tır.
en-Nehhâs der ki: Bu konuda pek çok görüş vardır. Bunların en uygun olanı şudur: Melekler yemekten yemeyip Hazret-i İbrahim de onlardan çekinip korkunca, ona: Korkma dediler ve kendilerinin Allah’ın elçisi olduklarını haber verdiler. Hazret-i İbrahim de bunun üzerine sevindi, hanımı da onun sevindiğine sevinerek güldü. Şöyle de açıklanmıştır: Hanımı Hazret-i İbrahim’e: Ben bu kavme bir azâb ineceğini zannediyorum, demişti. O bakımdan Lût’u yanına al’ Elçiler hanımının dediği azâb ile gelince, buna sevinerek güldü. en-Nehhâs der ki: Bu açıklama eğer senedi sahih ise güzel bir açıklamadır.
“Gülmek” dişlerin açığa çıkmasıdır. Bununla birlikte yüze bir aydınlık gelmesi, parıldaması şeklinde de olabilir. Mesela; filan kişiyi gülerken gördüm, denirken yüzünü parıldar gördüm anlamındadır. Yine gülen bir bahçeye yolum uğradı, derken parlak ve alımlı bir bahçeye yolum uğradı, ance Allah bulutu gönderir ve gülmenin en güzel şekliyle güler” Müsned, V, 435 denilmektedir. Bu hadiste Hazret-i Peygamber bulutun şimşek dolayısıyla açılmasını “gülmek” diye ifade etmiştir ki bu, İstiare yollu bir ifadedir.
Mekke kurrasından Muhammed b. Ziyad el-A’rabî adındaki birisinin: “Güldü” âyetini “ha” harfi üstün olarak okuduğu rivâyet edilmiştir. el-Mehdevî ise derki: Bu fiilin “ha” harfinin üstün okunuşu bilinen bir şekil değildir. Fiilin mazi ve muzâri’ şeklinde gelirken, mastarı da; şeklinde dört türlü gelir. Bir gülüş demektir. Küseyyir’in şu mısraı da bu şekildedir:
“Onun bir defa gülüşüne mal ve servetler esir olur.”
Bu açıklamayı da el-Cevherî yapmıştır.
10- Hanımın Misafirlere Hizmet Etmesi:
Müslim, Sehl b. Sa’d’dan şöyle dediğini rivâyet eder: Ebû Üseyd es-Sâidî düğününde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ı davet etti. O gün hanımı gelin olduğu halde onlara hizmet etti. Sehl dedi ki: (Hanımımın) Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)a ne içecek ikram ettiğini biliyor musunuz? Geceden büyükçe bir kaba bir kaç hurmayı onun için ıslatmiştı. Yemeğini yedikten sonra ona bu ıslattığı hurmaların suyunu içmek üzere, ikram etti.” Buhârî, Nikâh 71, 77, 78, Eşribe 7, Eymân 21; Müslim, Eşribe 86; İbn Mâce, Nikâh 24; Müsned, III, 498. Bu hadisi Buhârî de rivâyet etmiş olup bu hadisin yer aldığı babın başlığı şöyledir: “Kadının düğünde erkeklere karşı (hizmet için) ayakta durması ve bizzat onlara hizmet etmesi, ” Buhârî, Nikâh 77.
İlim adamlarımız derler ki: Bu hadisten gelinin düğününde kocasına ve kocasının arkadaşlarına hizmet etmesinin câiz olduğu hükmü anlaşılmaktadır. Yine bu hadisten erkeğin hanımını salih olan kardeşlerinin önüne çıkartmasında ve onlara hizmet etmesinde bir mahzur olmadığı da anlaşılmaktadır. Bununla birlikte (hadiste geçen olayın) hicab (kadın ile erkekler arasında perde gerilmesini emreden) âyetinin inmesinden önce olma ihtimali de vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
11- Melek’lerin Yemekten Yememelerinin Hikmeti:
Taberi’nin naklettiğine göre İbrahim (aleyhisselâm) buzağıyı meleklerin önlerine sürünce, onlar: Biz bedelini ödemedikçe bir şey yemeyiz, dediler. Hazret-i İbrahim de onlara: Bunun bedeli başında Allah’ın ismini anmanız, sonunda da Allah’a hamdetmenizdir, dedi. Hazret-i Cebrâîl arkadaşlarına; Allah’ın bunu halil edinmesi gerçekten yerindedir, dedi.
İlim adamlarımız derler ki: Meleklerin yemeyiş sebepleri, meleklerin yemek yemeyen yaratıklar olmalarından dolayıdır. Bununla birlikte yüce Allah meleklere İnsan şekline bürunmelerini kolaylaştırdığı, onlara bir beden ve bir şekil verdiği gibi, yemek yemelerini de kolaylaştırabilirdi. Şu kadar var ki, ilim adamlarının görüşlerine göre yüce Allah melekleri insan suretinde gönderdi. Hazret-i İbrahim de onları ağırlamak için özel bir gayret harcadı. Nihayet onların yemek yemekten uzak durduklarını görünce korkuya kapıldı, bu sefer de ansızın ona (çocuğu olacağı) müjdesi geldi.
12- Yemeğe Besmele İle Başlamak, Hamd ile Bitirmek ve Hazret-i ibrahim İle İlgili İsrâiliyât’tan Bir Rivâyet:
İşte bu olay yemeğin başında Allah’ın ismini anmanın, sonunda da Allah’a hamdetmenin bizden önceki ümmetlerde de meşru olduğunun delilidir. İsrâiliyât’ta nakledildiğine göre İbrahim (aleyhisselâm) tek başına yemek yemezdi, yemeği hazır oldu mu kendisiyle birlikte yemek yiyecek birisini bulmak üzere birisine görev verirdi. Bir gün bir adam buldu, yemeğe onunla birlikte oturunca Hazret-i İbrahim ona, Allah’ın ismini an, dedi. Adam: Ben Allah’ı tanımıyorum deyince, Hazret-i İbrahim ona, yemeğimi bırak ve çık git, dedi. Adam çıkıp, gittikten sonra Hazret-i Cebrâîl inip ona şöyle dedi: Allah buyuruyor ki: Ömrü boyunca kâfir olmasına rağmen Allah o adama rızık veriyor, sen ise bir lokma yemesin diye cimrilik gösterdin. Hazret-i İbrahim elbisesini sürüyerek, korku içerisinde dışarıya çıktı ve: Ey adam dön dedi. Bu sefer adam, herhangi bir sebeb yokken beni niye geri çağırdığını bana söylemesen geri dönmeyeceğim, dedi. Bunun üzerine Hazret-i İbrahim ona durumu anlattı, adam da: Bu oldukça kerim bir Rabb’tır, o halde Îman ettim, dedi ve Hazret-i İbrahim’in evine girdi, Allah’ın ismini anarak mü’min olarak yemeğini yedi.
13- Hazret-i İshak Müjdesi:
“Biz de ona İshak’ı” Hazret-i İbrahim’in Hacer’den İsmail adındaki oğlu dünyaya gelince, Sara da oğlu olmasını temenni etti. Ancak yaşı ilerlemiş olduğundan dolayı ümidini kesmişti. Bu sefer ona peygamber olacak ve peygamber babası olacak bir çocuk müjdesini verdi. İşte bu, aynı zamanda onun hem oğlunu, hem de torununu göreceği müjdesi idi.
14- Hazret-i İshak’ın Oğlu Hazret-i Ya’kub:
“Ve İshak’ın ardından Ya’kub’u müjdeledik” âyetindeki
“Ya’kub” kelimesini Hamza ve Abdullah b. Âmir nasb ile diğerleri ise ref ile okumuşlardır. Ref ile okuyuş; onun İshak’ın ardından Ya’kub (adındaki torunu) dünyaya gelecektir, anlamındadır. Bununla birlikte; “…dan” da amel eden fiil ile merfû’ olması da mümkündür, anlamı; “Ve onun için İshak’ın ardından da Ya’kub(un) sabit oldu (olacağı müjdesi verildi).” Mübtedâ olarak merfû’ olması da mümkündür ve bu durumda hal mahallinde olur, yani ona İshak’ı ve onun da mukabili olarak Ya’kub’u müjdelediler, demektir. Nasb ile okunması ise “Biz ona İshak’ın ardından Ya’kub’u bağışladık” anlamındadır. el-Kisaî, el-Ahfeş ve Ebû Hatim; “Ya’kub” lâfzının; ” Ve Biz ona İshak’ın ardından Ya’kub’u da müjdeledik” şeklinde cer mahallinde olmasını da câiz kabul ederler. el-Ferrâ’ der ki: Harf-i cerri tekrarlamadan cer ile okunması câiz değildir.
Sîbeveyh der ki: Sen eğer: “Ben önceki gün Zeyd’e, dün de Amr’a uğradım,” şeklindeki bir kullanım oldukça çirkindir. Çünkü bu ifadede mecrur ile onu mecrura ortak eden “vav”ın arasını -câr ile mecrûrun arasını ayırdığı gibi- ayırmış oluyorsun. Çünkü câr ile mecrûr birbirinden ayrılmadığı gibi mecrur ile “vav” arasına da bir şey girmemelidir. (Burada ise “dün” anlamındaki kelime “vav” ile mecrûr arasına girmiş bulunmaktadır).