Dedi: “Binin ona. Allah’ın adıyladır onun akışı ve duruşu. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Diyanet Vakfı
(Nuh) dedi ki: «Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allahın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.»
Kurtubi Tefsiri
Dedi ki: “Binin içerisine! Onun akması da, durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim günahları bağışlayandır, Rahîmdir.”
“Dedi ki; Binin içerisine” Bu, gemiye binmek için verilmiş bir emirdi. Bu emrin yüce Allah’tan verilmiş olma ihtimali olduğu gibi, Hazret-i Nûh’un kavmine verdiği emir olma ihtimali de vardır.
Binmek (rukûb) bir şeyin sırtına, üstüne çıkmak demektir. Mesela; ” Borç ona bindi (borca batü)” denilir.
Bu itadede hazf vardır, yani siz suya gömülen gemiye binin, demektir. Anlamın ona binin şeklinde olduğu ve” İçerisi…” lâfzının ise te’kid için geldiği de söylenmiştir. Yüce Allah’ın:
“Eğer rüya yorumunu biliyorsanız…” (Yusuf, 12/43) âyetinde olduğu gibi. (Burada “rüya” lâfzının başına gelen “lâm” harf-i cerrinin te’kid için geldiğini söylemek istiyor). Buradaki; “İçerisi” edatının faydası da şudur: Onlar geminin sırtında değil de içerisinde yer almakta emrolunmuşlardı.
İkrime der ki: Nûh (aleyhisselâm) gemiye Eeceb ayının onuncu günü bindi ve gemi Cûdî dağı üzerinde 10 Muharrem (Âşurâ) günü durdu. Böylelikle altı ay tamam olmaktadır. Katâde de bu görüştedir. Ayrıca o, işte o gün Âşurâ günüdür, dîye ilavede bulunur.
Hazret-i Nûh da beraberinde bulunanlara dedi ki: Aranızdan oruçlu bulunanlar, oruçlarını tamamlasınlar, oruçlu olmayanlar da bugün oruç tutsunlar.
Taberî ayrıca bu hususta Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)den naklen bir hadis zikretmektedir. Buna göre Nûh (aleyhisselâm) Receb ayının birinci günü gemiye bindi ve bütün ayı oruçla geçirdi. Gemi, Âşurâ gününe kadar suyun üzerinde akıp, durdu. İşte Âşurâ günü gemi Cûdî dağı üzerinde demir attı. Nûh (aleyhisselâm) ve beraberindekiler de o günü oruç tuttular. Yine Taberî, İbn İshak’tan, Hazret-i Nûh’un allı ay süreyle su üzerinde kaldığını ve Beytullah’ın yanından geçerek etrafında yedi (şavt) tavaf ettiğini ve yüce Allah’ın o sırada Beyt’i suyun üstüne çıkartmış olduğunu ve su altında kalmamış olduğunu, bundan sonra gemisinin Yemen’e kadar gittikten sonra Cûdî’ye geri dönüp, Cûdî üzerinde durduğunu ifade eden rivâyeti de zikretmektedir.
“Onun akması da, durması da Allah’ın adıyladır” âyetini Haremeyn ehli ile Basralılar her iki kelimenin de “mim” harflerini -istisna (şâz) teşkil edenler dışında- ötreli okumuşlardır ve bunun anlamı, onun akıtılması da, durdurulması da Allah’ın İsmi iledir, şeklindedir. Buna göre “akması ve durması” anlamındaki kelimeler mübledâ olarak ref mahallindedirler. Nasb mahallinde olmaları ve takdirin şu şekilde olması da caizdir: “Akacağı vakit Allah’ın İsmi ile (akar).” Bu durumda “vakit” kelimesi hazfedilmiş ve bunun yerine; “Akması” kelimesi getirilmiştir.
el-Ameş, Hamzâ ve el-Kisaî “mim” harfini ötreli olarak; “Onun akması Allah’ın adıyladır” şeklinde; “Durması” kelimesini ise “mim” harfini ötreli olarak okumuşlardır.
Yahya b. Îsa, el-A’meş’ten, o Yahya b. Vessab’dan; şeklinde her iki kelimenin de “mim” harfini üstün olarak okuduğunu rivâyet etmektedir ki; bu okuyuşa göre birincisi: Aktı, akar’dan mastar, diğeri İse; “Durdu, demirledi” kelimesinden mastar okumuştur.
Buna karşılık Mücahid, Süleyman b. Cundub, Âsım el-Cahderî ve Ebû Recâ el-Utaridî ise; “Onu akıtan ve durduran Allah’ın adıyla” şeklinde cer mahallinde “Allah” lâfzının sıfatı olarak okumuşlardır. Bununla birlikte bu isimlerin bir mübtedâ takdiri ile ref mahallinde, yani; “Onu akıtan da, durduran da O’dur” anlamında olması mümkündür. Hal olarak nasb olması da mümkündür.
ed-Dahhâk der ki: Nûh (aleyhisselâm) “akması Allah’ın İsmi iledir” dedi mi gemi akar giderdi. “Durması Allah İsmi iledir” dedi mi de dururdu.
Mervan b. Salim, Talha b. Ubeydullah b. Kerîz’den, o el-Huseyn b. Ali’den, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)den şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: “Ümmetimin gemiye binmeleri halindeki emânları:
“Rahmân ve Rahîm Allah’ın İsmi ile! Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edemediler. Halbuki kıyâmet gününde arz bütünü ile O’nun kabzasındadır. Gökler de O’nun sağ eli ile dürülmüş olacaktır. O şirk koştuklarından münezzehtir ve çok yücedir,” (ez-Zümer, 39/67);
“Onun akması da, durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim günahları bağışlayandır, Rahîm’dir” (sözlerini söylemeleri)dir. el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 132.
İşte bu âyet-i kerîme de herbir işin başında besmeleyi zikretmeye dair bir delildir. Nitekim biz bunu daha Önce Besmele ile ilgili yaptığımız açıklamalarda beyan etmiş bulunuyoruz. Yüce Allah’a hamdolsun.
“Şüphesiz Rabbim günahları bağışlayandır, Rahîm’dir.” Yani gemiye bi nenlerin günahlarım bağışlar, onlara çok merhametlidir.
İbn Abbâs’tan şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Hayvanların dışkıları ve pislikler çoğalınca yüce Allah Nûh (aleyhisselâm)a: Filin kuyruğuna bastır diye vahyetti. Ondan biri erkek, biri dişi bir çift domuz düştü ve bunlar da dışkılara yöneldiler. Nûh, kendi kendine: Şu domuzun kuyruğuna bastırsam dedi ve dediğini yaptı. Bu sefer ondan biri erkek, biri dişi bir çift fare çıktı. Bu fareler gemiye düşünce, gemiyi ve iplerini, eşyaları ve azıkları kemirmeye başladılar. Öyle ki geminin halatlarının kopacağından korktular. Şanı yüce Allah bu sefer Hazret-i Nûh’a: Arslanın alnını sıvazla, diye vahyetti. Hazret-i Nûh, alnını sıvazladıktan sonra bu sefer ordan iki kedi çıktı ve bunlar da fareleri yemeye koyuldular. Hazret-i Nûh, arslanı gemiye yüklediğinde: Rabbim ben buna nereden yiyecek bulacağım, demişti. Bu sefer yüce Allah: Ben onu meşgul edeceğim, diye buyurdu ve arslan hummaya tutuldu. O bakımdan arslan her zaman hummalı (yüksek ateşli)dir.
İbn Abbâs der ki: Hazret-i Nûh’un gemiye aldığı hayvanların ilki ördek, sonuncusu ise eşek’tir. İblis de eşeğin kuyruğuna yapıştı ve o sırada eşeğin ön ayakları geminin içinde, arka ayakları ise geminin dışıtıda idi. Eşek yerinde kıpırdanıp duruyor ve içeri giremiyordu. Hazret-i Nûh yüksek sesle ona, ne oluyor sana, girsene! diye bağırınca yine eşek yerinde debelenmeye başladı. Yine: Ne oluyor sana? girsene, beraberinde şeytan dahi olsa gir, dedi ve bu son sözleri ağzından kaçırmış oldu. Böylelikle eşek de girdi, beraberinde şeytan da girmiş oldu. Daha sonra Hazret-i Nûh) şeytan’in gemide şarkı söylediğini görünce ona, ey lanetli! Seni evime sokan ne oldu? deyince, Hazret-i Nûh’a: Sen bana izin verdin, diyerek durumu anlattı. Hazret-i Nûh da ona: Kalk ve buradan çık git, deyince, şeytan: Senin de beni gemide, seninle beraber taşımaktan başka yolun yok. İşte bu iddiaya göre iblis de gemide bulunuyor idi.
Nûh (aleyhisselâm) ile birlikte birisi güneşin yerine, diğeri de ayın yerine olmak üzere parıldayan iki boncuk vardı, İbn Abbâs der ki; Bunlardan birisi gündüzün aydınlığı gibi beyaz, diğeri ise gecenin karanlığı gibi siyahtı. O bu boncuklar vasıtasıyla namaz vakitlerini tesbit edebiliyordu. Akşam olduğunda siyah boncuğun siyahlığı, beyazınkini bastırırdı. Sabah olduğunda ise beyaz boncuğun aydınlığı, diğerinin siyahlığını bastırırdı ve bu da gece ile gündüzün saatleri miktarına göre oluyordu. Bu anlatılanların senet itibariyle güvenilir olduklarını söylemeye imkân olmadığı gibi âyetin anlaşılmasında olumlu herhangi bir payları da yoktur.