"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Hud 40

Nihayet emrimiz geldi ve tandır kaynadı. Dedik: “Yükle ona her türden ikişer çift ve aileni, hakkında söz geçmiş olan hariç, ve iman edenleri.” Onunla birlikte ancak az sayıda kişi iman etmişti.

Diyanet Vakfı
Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuha dedik ki: «(Canlı çeşitlerinin) her birinden birer çift ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!» Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.

Kurtubi Tefsiri
Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca dedik ki: “Her birinden çifter çifter ve -aleyhinde söz geçmiş olanlar hariç- aile efradını ve îman edenleri (geminin) İçine yükle. Zaten onunla birlikte ancak çok az kimse îman etmişti.

“Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca…” âyetindeki

“tandır (tennûr)” hakkında yedi ayrı görüş vardır:

1- Bundan kasıt yeryüzüdür. Çünkü Araplar yeryüzüne de “tennûr” derler Bu görüş İbn Abbâs, İkrime, ez-Zührî ve İbn Uyeyne’ye aittir. Şöyle ki: Hazret-i Nûh’a; Sen suyu yeryüzünde gördün mü beraberindekilerle birlikte gemiye bin, denilmişti.

2- Bu içinde ekmek pişirilen tandırdır ve bu taştan yapılmış idi. Bu tandır Hazret-i Havva’ya aitti, sonunda Hazret-i Nûh’a kalmıştı. Ona: Suyun tandırdan kaynayıp coştuğunu görecek olursan sen ve arkadaşların gemiye bin, denilmişti. Allah da suyu tandırdan kaynatmış ve Hazret-i Nûh’un hanımı durumu öğrenib: Ey Nûh! Tandırın suyu kaynadı, deyince o da: Rabbimin va’di hak olarak geldi, demişti. el-Hasen’in görüşü bu olduğu gibi, Mücahid de bu görüşledir. Atiyye bu görüşü İbn Abbâs’tan nakletmiştir.

3- Tandırdan kasıt suyun gemide toplandığı bir yerdir. Bu da el-Hasen’den nakledilmiş bir görüştür.

4- Bundan kasıt tan yerinin ağarması ve sabahın aydınlığının çıkmasıdır. Bu da Arapların; “Tan, aydınlattı” ifadesinden alınmıştır. Bu açıklamayı Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh) yapmıştır.

5- Bundan kasıt Küfe mescididir. Bunu da Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh) ifade etmiştir. Mücahid de böyle demiştir. Mücâhid der ki: Tandırın bir tarafı Kûfe’de idi, yine Mücahid der ki: Hazret-i Nûh gemiyi Küfe mescidinin iç tarafında yaptı. Tandır da, Kinde’ye bitişik tarafın içinin sağ cihetinde idi. Suyun tandırdan kaynayıp coşması da Hazret-i Nûh için bir alâmet, kavminin de helâk edileceğine bir delil idi. Şair Umeyye de der ki:

“Ve derken tandırları kaynadı ve su ile coştu,

Dağların üstüne çıkıncaya kadar yükseldi.”

6- Tandırdan kasıt, yeryüzünün yüksek yerleri ve tümseklikleridir. Bu da Katâde’nin görüşüdür.

7- Tandır, el-Cezire’deki Aynu Verde diye bilinen pınardır. Bu görüşü de İkrime rivâyet etmiştir. Mukâtil de der ki: Bu tandır Hazret-i Âdem’in tandırı idi. Şam taraflarında “Aynu Verde” denilen bir yerde idi. Yine İbn Abbâs der ki: Âdem’in tandırı Hindistan’da idi. en-Nehhâs der ki: Bütün bu görüşler birbirleriyle çelişmemektedir, çünkü şanı yüce Allah bize suyun hem gökten, hem de yerden geldiğini haber vererek şöyle buyurmaktadır:

“Biz de sağanak sağanak suyla göğün kapılarını açtık, yerden de kaynaklar fışkırttık…” (el-Kamer, 54/11-12) Bütün bu görüşlerin ortak noktası bunun tufanın alâmeti oluşudur. Feveran ise galeyan (kaynayıp, coşmak) demektir.

“Tennûr” aslında Arapça olmayan bir isimdir. Araplar bunu Arapçalaştırmalardır. Binası; veznidir, çünkü bunun aslıdır, Arapçada ise “râ”dan önce “nûn”un geldiği kelime yoktur.

“Tandır kaynayınca” tabiri azâbın yaklaştığının temsilî ifadesidir. Bu da Arapların Savaşın kızışması esnasında: “Tandır ısındı, kızdı” demelerine benzer. Çünkü kelimesi “tandır” demektir. Yine bir kavmin giriştiği Savaş kızışacak olursa; “O kavmin tenceresi taştı” anlamındaki tabir kullanılır. Nitekim şair de şöyle demiştir:

“Siz tencerenizi içi bomboş bıraktınız,

Onların tencereleri ise kızmış ve taşmaktadır.”

“Dedik ki: Herbirinden çifter çifter… içine yükle.” Bununla erkek ve dişi kastedilmektedir. Böylelikle tufandan sonra neslin devamı sağlanmış oldu. Hafs “herbirinden çifter çifter” âyetindeki; “(…….); Her” kelimesini tenvinli olarak okumuştur. Yani herbir şeyden çifter çifter taşı demektir. Her iki kıraatin de ifade ettiği anlam birdir: Bu da herbir şey ile birlikte mutlaka kendisine muhtaç olacağı diğer bir şeyi de birlikte almayı ihtiva eder. Arapça da eğer birşey diğeri olmaksızın olmuyor ise bu türdeki her iki şey hakkında “bu ikisi çifttir” denilir. Yine Araplar bu çiftlerin herbinsine de (çift anlanftnı da veren): “zevç” ismini verirler. Bir kimsenin iki tane ayakkabısı varsa, onun iki çift (iki tek) ayakkabısı var, denilir. Aynı şekilde onun yanında iki çift (biri erkek, biri dişi) güvercin var ve üzerinde iki çift bağ var (sağlı sollu bağ var) denilir. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır:

“Ve o erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti yaratmıştır.” (en-Necm, 53/45) Kadın için; o erkeğin zevci (kelime olarak çifti yani eşi) denildiği gibi, erkek hakkında da; o kadının zevcidir, denilir. Bazen iki şeye de “ikisi bir çifttir” denildiği de olur. Kimi zaman “iki çift (zevcân)” ifadesi iki tür, iki sınıf anlamında da kullanılır ve herbir türe de çift (zevç) denilebilir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Ve her çeşit (zevç) güzel bitkiden bitirir.” (el-Hac, 22/5) Bu da her çeşit ve her türden anlamındadır. Şair el-A’şâ da der ki:

“Ebû Kudâme’nin giyindiği her çift (tür) ipek de

Onunla birlikte ona hediye edilmiştir.”

Burada tür ve çeşit kastetmektedir.

“Herbirinden çifter çifter” anlamındaki âyet da

“yükle” anlamındaki fiil ile nasb mahallindedir. “İki” anlamındaki kelime de te’kid için gelmiştir.

” …Ve -aleyhinde söz geçmiş olanlar hariç- aile efradını” da taşı. Buradaki;…anlar, istisna olarak nasb mahallindedir.

“Aleyhinde söz geçmek” ise helâk edileceğine dair hüküm verilmiş olmak demektir. Bunlar da oğlu Kenan ile hanımı Vâile’dirler, ikisi de kâfir idiler.

“Ve îman edenleri” ed-Dahhâk ile İbn Cüreyc derler ki: Yani bana îman edenleri yahut seni tasdik eden kimseleri taşı demektir. Buna göre burada da;

“…enler,” de;

“… yükle” fiili ile nasb mahallindedir.

“Zaten onunla birlikte ancak çok az kimse îman etmişti.” İbn Abbâs (radıyallahü anh) der ki: Hazret-i Nûh’un kavminden seksen kişi îman etmişti, Bunların Üç tanesi oğlu idi: Sânı, Hânı ve Yâfes. Bunlarla birlikte üç de gelini îman etmişti. Bunlar gemiden çıktıklarında bugün Musul taraflarında “Karyetu’s-Semaîn” (seksen kişinin kasabası) diye bilinen bir kasaba inşa ettiler. Haberde nakledildiğine göre gemide seksen kişi vardı. Bunlar arasında Hazret-i Nûh ile boğularak cezalandırılandan başka bir hanımı, üç oğlu ve bunların zevceleri de vardı. Katâde, el-Hakem b. Uyeyne, İbn Cüreyc ve Muhammed b. Ka’b’ın görüşü de budur. Hâm gemide iken hanımına yaklaştı. Bunun üzerine Hazret-i Nûh da yüce Allah’a nutfesini değişikliğe uğratması için dua etti, böylelikle siyahiler ondan doğmuş oldu. Atâ dedi ki: Nûh (aleyhisselâm), Hâm’a: Çocuklarının saçlan kulaklarından aşağıya inmesin, nerede olurlarsa Sâm ve Yâfes’in çocuklarına köle olsunlar, diye beddua etti.

el-A’meş: (Gemidekiler) yedi kişi idiler. Nûh, üç oğlu ve üç gelini, diyerek, Nûh’un hanımını saymamıştır.

İbn İshâk dedi ki: Hanımları hariç on kişi idiler. Nûh, oğulları Sâm, Hâm ve Yâfes ile ona îman etmiş altı kişi ile bunların hepsinin hanımları.

Çok az” lâfzı, “îman etmişti” fiiliyle ref edilmiştir, Müstesnâ olarak nasbi câiz değildir. Çünkü ondan önce ifade lamam olmamaktadır. Ancak ile edatlarının birlikte kullanılmasının faydası şudur: Eğer: Onunla şu şu îman etti, denilecek olursa, başkaları da îman etmiş olabilir. Bu iki edat zikredilerek istisna yapılacak olursa, istisna edatından sonra anılanların îman ettikleri, başkalarının Îman etmedikleri anlaşılmış olur.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hud-39/,https://kutsalayet.de/hud-41/