"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Hastalıklar dört kısımdır

Birincisi: Göz ağrısı, diş ağrısı ve basit baş ağrısı gibi korkutucu olmayan hastalıklar. Bu kişilerin durumu, sağlıklı kişinin hükmü gibidir. Çünkü genelde bu gibi hastalıkların ölüm ile sonuçlandığından korkulmaz.
İkincisi: Cüzzam, taun ve nihayetinde kişiyi felce götürüp uzun süren hastalıklar. Bunlar, kişiyi yatağa düşürüyorsa, korkutucu hastalıktan sayılırlar. Yatağa düşürmez de gelip gidici halde iseler, o zaman sahibinin bağışları tüm malından verilir. Bunu, Evzfü, Sevri, İmam Malik, Ebu Hanife ile ashabı ve Ebu Sevr söylemiştir. Bir anlamda uzun süren bu tür hastalıklara yakalanmış kişinin bağışları, malının sulbünden (sermayesinden) verilir. Bu ise Şafii mezhebinin görüşüdür. Çünkü bunda onun hemen öleceğinden korkulmaz; zira iyileşmezse de bu haliyle kötürüm gibi kabul edilir.
el-Muvaffak ise şöyle demiştir: Bize göre bu kimse, telef olmasından korkulup yatağa bağlı kalan hasta sayılır. Bu yönüyle sürekli sıtmaya tutulmuş kimseye benzemektedir. Kötürüme gelirsek, yatağa bağlı olursa eğer, meselemizdeki aynı hükme o da dahil edilir.
Üçüncüsü: Ölüm hali (sekeratı) yakınlaşmış bulunanlar ki, bu durumda bakılır; Akıl melekesi gitmiş, kesilmiş yahut beti benzi atmış olursa, bu kimsenin artık ne sözü ve ne de bağışı hakkında konuşulamaz. Ama aklı sabit, beti benzi atmamış olur yahut sadece hastalığı şiddetlenmiş bir halde bulunuyor ise aklının değişmemiş olması halinde, ondan sadır olacak olan tasarrufları ve bağışlan geçerlidir. Bu takdirde bağışı üçte birinden verilir.
Dördüncüsü: Ölümü kesin olarak yakınlaşmış olmamakla beraber, akciğer zan iltihabı ve sürekli burun kanaması gibi korkutucu bir hastalığın baş göstermesi ve bu sebepten dolayı endişe edilmesi. Bu gibi hastalıklar, korkutucudur. Bu gibi hastalıklar baş gösterdiğinde, bu konunun uzmanları olan tabiplere müracaat edilir. Bu noktada Müslüman olan güvenilir iki erişkin tabibin görüşü makbul olanıdır. Çünkü bu, varisin hakkına taalluk eder ve bağış verenler hakkında makbul olan da ancak böylesidir. Bu ve benzeri konularda icra edilip verilen atiyye ve bağışlar geçerlilik arz eder.
Hamile kadın da altı ay süresi geçince onun da vereceği atiyyesi üçte birlik miktardan gerçekleşir. Bu, İmam Malik’in kavlidir. Bunun gerekçesi şudur: Altı ay süresi çocuğu doğurması mümkün vakit dilimidir ve bu da telef olma sebeplerinden sayılmaktadır.
İshak: Kadın (hamileliği sebebiyle) ağırlaşacak olursa, atiyyesinden ancak üçte birini vermesi caiz olur, sınırı da yoktur, demiştir. Bunu ise İbn Munzir, İmam Ahmed’den aktarmıştır.
Ebu’l-Hattab der ki: Hamilenin atiyyesi/bağışı, doğum sancılarına zarar vermemiş olduğu müddetçe sermayesinden ödenir. Eğer buna zarar verecek olursa bu takdirde atiyyesi üçte birlik miktardan ödenir. Bunu, Evzfü, Sevri ve İbn Munzir söylemiştir. Bu, aynı zamanda Şafii mezhebinin kuvvetli görüşüdür. Çünkü doğum sancılarından evvel kadının ölmesinden endişe edilmez.
el-Hasen ve Zührl ise; Hamilenin atiyyesi, sağlıklı bir insanın atiyyesi gibidir, demişlerdir. Bu, aynı zamanda İmam Şafii’nin ikinci görüşüdür. Çünkü genellikle hamilenin sağlıklı olduğu ortadadır.
el-Muvaffak şöyle demiştir: İnşallah doğru olan; hamile kadının doğum sancısının baş göstermesidir ki, o takdirde bu korkutucu olur; çünkü bu telef olması endişesini ortaya koyan şiddetli bir ağrıdır. Bu yönüyle korkutucu olan diğer hastalıklara benzemektedir. Ama doğum sancılarından önceki haline gelirsek, bunda bir ağrı baş göstermez. Bu dönemde ağrı ihtimalinin olması genele terstir. Dolayısıyla olmayan bir şeyi, uzak bir ihtimal yerine koyarak hüküm verilmez. Mesela (hastaya) sağlıklı hükmü verilemez.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hastalik-halinde-atiyye-vermenin-hukmu/,https://kutsalayet.de/zikredilenlerden-baska-olarak-korku-su-gelen-bes-yerde-de-soz-konusu-olur-ve-hastalik-gibi-degerlendirilir/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız