"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Fussilet 53

Onlara ayetlerimizi ufuklarda ve kendi nefislerinde göstereceğiz ki, onun hak olduğu onlara açıkça belli olsun. Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi?

Diyanet Vakfı
İnsanlara ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki onun (Kuranın) gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması, yetmez mi?

Kurtubi Tefsiri
Onun gerçeğin ta kendisi olduğu kendilerine apaçık belli oluncaya kadar âyetlerimizi onlara hem âfâkta, hem kendi nefislerinde göstereceğiz. Rabbinin herşeyi görüp gözetici olması sana yetmez mi?

“Onun gerçeğin ta kendisi olduğu kendilerine apaçık belli oluncaya kadar âyetlerimizi” vahdaniyet ve kudretimizin birliğini

“onlara hem âfâkta”

geçmiş ümmetlerin kaldıkları yerlerin harabe oluşunda,

“hem kendi nefislerinde” belalarla, hastalıklarla

“göstereceğiz.”

İbn Zeyd dedi ki:

“Hem âfâkta” semadaki varlık ve birliğimizin belgelerinde

“hem kendi nefislerinde” dünyada cereyan eden olaylarda demektir. Mücahid dedi ki:

“Hem âfâkta” çevredeki toprakların fethedilmesinde…

Yüce Allah Rasûlüne ve ondan sonraki Raşid halifeler ile dünyanın dört bir yerinde ve genel olarak doğuda ve batıda dininin yardımcılarına özellikle de batı tarafında daha önceki yeryüzünde bulunan halifelerden hiçbir kimseye benzeri görülmedik şekilde fetihler kolaylaştırılmıştır. Aynı şekilde zorbalara ve kisralara karşı zaferler kazanmışlar, onların az sayıdaki toplulukları öbürlerinin bir çoğuna galib gelmiş, bu ümmetin zayıfları zorba ve kisraların güçlülerine egemen kılınmıştır. Onlar vasıtası ile alışılmadık ve olağanüstü birtakım olaylar gerçekleştirmiştir.

“Hem kendi nefislerinde” de Mekke’nin fethedilmesi demektir. Taberî’nin tercih ettiği açıklama da budur, el-Minhal b. Amr ve es-Süddî de böyle demişlerdir.

Katade ile ed-Dahhak ise şöyle demektedirler:

“Hem âfâkta” Allah’ın geçmiş ümmetlerin başına getirdiği olaylarda,

“hem kendi nefislerinde” Bedir gününde… demektir.

Atâ ile yine İbn Zeyd de şöyle demişlerdir:

“Hem âfâkta” göklerin ve yerin çeşitli yerlerinde, güneş, ay, yıldız, gece, gündüz, rüzgarlar, yağmurlar, gök gürültüsü, şimşekler, yıldırımlar, bitkiler, ağaçlar, dağlar, denizler ve daha başkalarında… demektir.

es-Sıhah’da

“afak” çevre ve etraftaki yerler demektir. Bunun tekili ‘ufk ve ufuk” …diye gelir, “usr ve usur” gibi. Hemze ile “fe” harfleri üstün olarak:

” Yerin ufuklarından (uzak yerlerinden) olan adam” demektir. Bunu en-Nasr nakletmiştir. Bazıları ise hemze ve “fe”nin ötreli olarak; diye söyleneceğini belirtmişlerdir. Kıyasa uygun olan şekil de budur. el-Cevherî’den başkaları da şöyle bir beyit zikretmektedir:

“Önünüzde semanın ufuklarını kapatmış bulunuyoruz,

Oranın iki ayı (güneşi ve ayı) ve doğan yıldızları bizimdir.”

“Hem kendi nefislerinde” ilâhi sanatın inceliklerini, hikmetinin harikuladeliklerini -küçük ve büyük abdestin çıkış yollarını- dahi göstereceğiz. Çünkü kişi belli bir yerden yer içer, fakat bunlar iki ayrı yerden çıkarlar. Yine yüce Allah’ın sanatının harikuladeliğini bir su damlasını andıran gözlerinde de göstereceğiz. O bunlarla sema ve arzda beşyüz yıllık bir mesafeyi görebilmektedir. Kendileri vasıtasıyla farklı sesleri birbirinden ayırdedebildiği kulaklarında ve buna benzer yüce Allah’ın insan yapısındaki harikulade diğer hikmetlerinde de göstereceğiz.

Bir başka görüşe göre

“hem kendi nefislerinde” onların nutfe iken diğer başka hallere geçişleri anlamındadır. Nitekim bunlara dair açıklamalar daha önceden el-Mu’minun Sûresi’nde (23/12-14. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Anlamın Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın kendilerine haber vermiş olduğu çeşitli fitneler ve gaybe dair haberleri göreceklerdir, şeklinde olduğu da söylenmiştir.

“Onun gerçeğin ta kendisi olduğu kendilerine apaçık belli oluncaya kadar…” âyeti ile ilgili dört açıklama vardır:

1- O Kur’ân-ı Kerîm’dir.

2- Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın kendilerine getirdiği ve kendisine davet ettiği İslâmdır.

3- Allah’ın kendilerine gösterdiği ve bu hususta yaptıkları hakkın kendisidir.

4- Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) gerçek rasûlün ta kendisidir.

“Rabbinin herşeyi görüp gözetici olması yetmez mi?” âyetindeki: ” Rabbinin” âyeti; “Yetme” fiilinin faili olarak ref mahallindedir ise “Rabbin” lâfzından bedeldir. Eğer mahalline bedel kabul edersek, ref konumundadır. Eğer lâfzından bedel kabul edersek, cer konumundadır. “Lam” harfinin hazfi takdiri ile nasb konumunda olması da mümkündür. Âyetin anlamı da şudur: Rabbinin tevhidine dair onlara gösterdiği delilleri onlara yetmez mi? Çünkü o “herşeyi görüp, gözetici”dir. Herşeyi görüp gözettiğine göre de herşeyin karşılığını verir.

Manası:

“Rabbinin” kâfirleri cezalandırmak hususunda

“herşeyi görüp gözetici olması yetmez mi?” anlamında olduğu da söylenmiştir. Bir başka açıklamaya göre âyetin anlamı şöyledir: Ey Muhammed!

“Rabbinin herşeyi” kâfirlerin amellerini

“görüp, gözetici olması” sana

“yetmez mi?”

Yine bir başka görüşe göre anlam şöyledir: Kur’ân-ı Kerîm’in Allah tarafından gelmiş olduğuna şahid olarak

“Rabbin… yetmez mi?”

Şöyle de açıklanmıştır: Rabbinin kulların işledikleri

“herşeyi görüp, gözetici olması sana yetmez mi?”

Görüp gözetici (şehid) de bilen anlamındadır. Yani bu lâfız hazır bulunmak demek olan şehadetten gelmektedir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/fussilet-52/,https://kutsalayet.de/fussilet-54/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız