Bu yüzden üzerlerine uğursuz günlerde şiddetli bir rüzgâr gönderdik. Dünya hayatında rezil azabı tattıralım diye. Elbette ahiret azabı daha rezildir. Onlara yardım edilmez.
Diyanet Vakfı
Bundan dolayı biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o uğursuz günlerde soğuk bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı elbette daha çok rüsvay edicidir. Onlara yardım da edilmez.
Kurtubi Tefsiri
Bu yüzden Biz de dünya hayatında kendilerine horluk azabını tattıralım diye üzerlerine uğursuz günlerde ıslıklı bir rüzgar gönderdik. Ahiret azâbı ise elbet daha horlayıcıdır. Onlara yardım da olunmaz.
“Bu yüzden Biz de… kendilerine… ıslıklı bir rüzgar gönderdik.” Bu âyet onların üzerine gönderilen “yıldırım”ın mahiyetini tefsir etmektedir. Yani onların üzerine gönderdiğimiz rüzgar, hem son derece soğuk idi, hem de şiddetle esen ve çok ses çıkartan bir rüzgar idi. Denildiğine göre:
“: Islıklı” lâfzının aslı: Çok soğuk yaptı” olup bu da soğuk anlamındaki: ‘den gelmektedir. Ortadaki “re” harfinin yerine faul fiili (yani kelimenin birinci harfini) koydular. Bu da onların: Üstüste yığdılar, döktüler” fiilinin aslının; olması; Elbise kurudu” aslının: olmasına benzer.
Ebû Ubeyde dedi ki: “: Şiddetlice esen (fırtına)” demektir. İkrime ile Said b. Cübeyr de son derece soğuk anlamına geldiğini söylemişlerdir. Kutrub da el-Hutay’a’nın şu beyitini zikretmektedir:
“Oldukça soğuk rüzgar esti mi yemek yedirenler,
Diyet ödemeleri istendiği vakit insanlara (diyetleri) yüklenerek taşıyanlar.”
Mücahid, etkisi derinin gözeneklerinden içeriye doğru işleyen şiddetli rüzgar, diye açıklamıştır. Ma’mer de, Katade’den soğuk (rüzgar) dediğini rivâyet etmektedir. Atâ da böyle demiştir. Çünkü bu lâfız Arapçada den alınmıştır, bu da soğuk demektir. Şairin şu beyitinde olduğu gibi:
“Onun (atımın) eğere yakın yelesinin tüyleri kadınların örükleri gibidir,
Rüzgarlı ve soğuk bir gündeki dağınık örükleri gibi.”
es-Süddî: Çok yüksek sesli demektir, diye açıklamıştır. Mesela: Kalem (yazarken) cızırtı çıkardı, kapı ses çıkardı, çıkarır, ses çıkarmak” ifadeleri de buradan gelmektedir. Ayrıca, kalitesi anlaşılmak istenen bir dirhem mihenke vurulduğunda ses çıkaracak olursa, onun için: “Ses veren dirhem” denilir.
İbnu’s-Sikkit dedi ki: soğuk demek olan: ‘den gelmesi mümkün olduğu gibi, kapının ses çıkarması demek olan: ‘den gelmesi ve sayha, çığlık anlamına gelen; ‘den de gelmesi mümkündür. Yüce Allah’ın:
“Bunun üzerine hanımı feryad ile yönelip…” (ez-Zariyat, 51/29) âyetinde de bu anlamda kullanılmıştır. Ayrıca “Sarsar” Irak’ta bir ırmağın da adıdır.
“Uğursuz günlerde” onlar için uğurlu olmayan günlerde, anlamındadır. Bu açıklamayı Mücahid ve Katade yapmıştır. Bu günler şevvalin son günlerinden çarşambadan bir dahaki çarşambaya kadar devam etmişti. Yüce Allah’ın:
“O rüzgarı onlara yedi gece ve sekiz gün peşpeşe musallat kıldı” (el-Hakka, 69/7) âyeti bunu anlatmaktadır. İbn Abbâs dedi ki: Azâb edilen herbir kavim mutlaka çarşamba günü azâb edilmiştir.
Bu âyetteki: ” Uğursuz” lâfzının soğuk günler anlamında geldiği de söylenmiştir. Bu açıklamayı en-Nekkaş nakletmiştir. Peşpeşe demek olduğu da söylenmiştir ki, bu da İbn Abbâs ve Atiyye’den rivâyet edilmiştir. ed-Dahhak ise çok şiddetli ve çetin diye açıklamıştır. Tozlu, dumanlı diye de açıklanmıştır. Bunu da İbn Îsa nakletmiştir. Recez vezninde şairin şu beyitinde de bu anlamdadır:
“Güneş doğmadan önce sabah çıkıp gitti avlanmak için,
Tozu dumanı az bir günde.”
ed-Dahhak ve başkaları ise şöyle demiştir: Allah üç yıl boyunca onlara yağmur yağdırmadı. Rüzgarlar ise yağmursuz olarak üzerlerine esip durdu. Onlardan bir kesim Mekke’ye orada kullar için yağmur istemek üzere çıktı. O dönemde insanlara bir belâ gelip çattığı vakit yahutta kıtlık olduğunda yüce Allah’tan bu sıkıntıdan kendilerini kurtarmasını isterlerdi. Müslümanlarıyla, kâfirleriyle bu isteklerini yüce Allah’tan Beyt-i Haramın yanında isterlerdi. Mekke’de hepsi de Mekke’yi tazim eden, oranın saygınlığını, Allah nezdindeki konumunu bilen, dinleri farklı çok çeşitli insanlar toplanır (ve dua ederlerdi).
Cabir b. Abdullah ile et-Teymî şöyle demişlerdir: Yüce Allah bir kavim hakkında hayır dileyecek olursa, onlara yağmur gönderir ve üzerlerine çokça rüzgar göndermez. Bir kavim hakkında da kötülük diledi mi onlardan yağmuru alıkoyar ve onlara çokça rüzgarı musallat eder.
Nafî, İbn Kesîr ve Ebû Amr
“uğursuz” anlamındaki kelimeyi: diye “ha” harfini sakin olarak ve mastar ile nitelendirilmiş olmak üzere: ‘in çoğulu gibi okumuştur. Diğerleri ise “ha” harfini esreli olarak “uğursuzluğu olan günler” anlamında okumuşlardır. “Ha” harfi sakin olarak: şeklinin mastar olduğunun delillerinden birisi de yüce Allah’ın:
“Uğursuz olan ve sürekli olan bir günde…” (el-Kamer, 54/19) âyetidir. Eğer bu sıfat olsaydı, “gün” ona izafe edilmezdi. Ebû Amr, kıraatinin lehine bunu delil gösterirdi. Ebû Hatim de bu kıraati tercih etmiştir. Ebû Ubeyd ise ikinci kıraati tercih etmiş ve şöyle demiştir: Ebû Amr’ın delili doğru değildir. Çünkü o “gün”ü “uğursuz” anlamındaki “en-nahs”e izafe etmiş ve sakin okumuştur. Eğer “gün” anlamındaki lâfzı tenvinli okuyup, (uğursuz anlamındaki nahs lâfzını) sıfat ve (“ha” harfini) sakin okuyarak: Uğursuz bir günde” demiş olsaydı lehine delil olurdu. Ancak bildiğimiz kadarıyla kimse böyle okumuş değildir.
el-Mehdevî de şöyle demektedir:
“Uğursuz” lâfzının ancak (ha harfi) sakin olarak kullanıldığı işitilmiştir. el-Cevherî de şöyle demektedir: Şanı yüce Allah’ın:
“Uğursuz bir günde” âyetinde sıfat olarak okunmuştur. Ancak izafe şekli daha çok ve daha güzeldir.
Belli bir şey uğursuz oldu” şeklinde (ha harfi) esreli okunur. Buna da: “Uğursuz” denilir. Şair de şöyle demektedir:
“Haber ver Cüzam’a ve Lahm’a ki onların kardeşleri olan
Tayy ve Behrâlılar yardımları uğursuz olan bir topluluktur.”
İşte bu anlamda olmak üzere: ” Uğursuz günler” denilmiştir.
“Bu yüzden Biz de dünya hayatında” o kısır rüzgar ile
“kendilerine horluk azabını tattıralım diye ıslıklı bir rüzgar gönderdik. Ahiret azâbı ise elbet daha horlayıcıdır.” Daha büyük ve daha çetindir.
“Onlara yardım da olunmaz.”