Et hakkında iki görüş gelmiştir:
Ete ait, davarlar, vahşi hayvanlar, kuşlar ve su hayvanları olmak üzere dört hayvan cinsi vardır. Bu, İmam Malik’in mezhebidir. Ancak o davarlarla vahşi hayvanları aynı cins olarak saymıştır ve bu halde ona göre hayvanların cinsi üç tanedir. O, bu görüşüne gerekçe olarak, bu hayvanların etleri hakkında, kendisinden istifade edilen ve kasdın etleri yenilenler olduğunu göstermiştir; bu şekilde de cinslere ayrılmıştır. Bu görüş, gerçekten zayıftır; çünkü bu hayvanların birtakım cinslere ayrılmış olması, bunların sadece dört sınıfa münhasır olduğunu gerektirmez. Zira bu, nadir de değildir ki üzerine kıyas edelim.
Farklı asıllara göre bu etlerin cinslere ayrılmış olmasıdır. Bu ise Ebu Hanife ve bir görüşüne göre de İmam Şafii’ye aittir. Bu görüş, daha doğrudur; çünkü asıllarına tabi olan fer’i kısımlar, cins cins olduğundan, birtakım cinslere ayrılmış sayılır. Un ve ekmekler gibi.
Et de iç yağlar da birer cinstir. Ciğer, Dalak bir sınıf, Kalp bir sınıf ve Beyin de bir sınıftır. Her sınıfı, diğer sınıf ile fazla olarak satmak caizdir. Bu, Ebu Hanife ve İmam Şafii’nin kavlidir. Çünkü bunlar birer cins sayıldıklarından, altın ve gümüşte olduğu gibi fazla olarak satılmaları caiz olur.
el-Kadı (İyaz) ise; Etin iç yağa karşılık satılması caiz değildir, demiştir. Bunu, İmam Malik de kerih görür ancak misli misline olursa başka.
Süt hakkında ise iki tane görüş gelmiştir: Birincisi, Et konusunda zikredildiği üzere süt tek bir cinstir, İkincisi de Et gibi farklı bir asla göre birtakım cinslerden sayılır. Bu görüş, İmam Şafii’nin mezhebine aittir. Sütün cinsinden başkasıyla fazla olarak ve peşin olarak da istediği gibi ve bunun yanında keyll olarak da misli misline cinsiyle satışı caizdir. Bunların sütten yahut ekşimiş sütten olması arasında veyahut da birisinin sütten diğerinin de ekşimiş sütten olması arasında bir fark yoktur. Çünkü özelliğin değişmesi satışın cevazını engellemez, iyi ve adi mal olması gibi. Bunlardan birisi su ile ya da başkasıyla şaibeli olursa, o takdirde onun halis süte karşılık satılması caiz olmaz; cinsiyle şaibeli olması da öyledir. Çünkü bu durumda onunla -bir maslahat dışı- cinsiyle beraber olmuş olur.
Mezhebimizin zahirine göre kaymağın ve yağın, yoğurda karşılık olarak satışı, misli misline ve fazla olarak caizdir. Çünkü ikisi de birer cinstir ve bir asla bağlı iki şeydir; tıpkı et ve iç yağı gibi. Tereyağ’ın yoğurda karşılık satışını caiz görenlerden birisi de Sevri, İmam Şafii ve İshak’tır. Zira içerisinde sütün yer aldığı tereyağı az da olsa kasdedilen değildir. Bunun yanında, normal yağın yoğurda karşılık satılması ise cevaz noktasında daha evla sayılır; çünkü yoğurttaki yağ oranı halidir (yok denecek kadar azdır), buna göre tereyağının, normal yağa karşılık satışı caiz değildir. Çünkü tereyağın içerisinde oldukça az süt bulunur, ama normal yağın içerisinde bulunmayışıyla, misli misline satışı hali olarak kabul edilir. Nitekim tereyağından elde edildiği için bununla satışın yerine getirilmesi caiz de olmaz; tıpkı zeytinyağına karşılık, zeytin satmak gibidir. Bu, Şafii mezhebinin görüşüdür.
Tereyağı, sade yağ ve yoğurttan herhangi bir şeyin -peynir, ağız sütü vs. gibi- süte ait türevlerinden bir şeye mukabil olarak satılması caiz değildir. Çünkü bu türevler, diğerlerinden çıkarılmış şeyler değildir, hükmü de içerisinde tereyağının yer aldığı süt hükmü gibi sayılır; dolayısıyla da -bu türevlere ait sütün satışı gibi- satılmaları caiz olmaz.