"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Enam 44

Kendilerine hatırlatılan şeyleri unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenlerle sevince kapıldıkları sırada onları ansızın yakaladık; birdenbire bütün ümitlerini yitirmiş halde kalakaldılar.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Felemma nesu (kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında) ma zukkiru bihi (kendisiyle öğüt verildikleri şeyi) fetahna aleyhim (onlara açtık) ebvabe kulli şey’in (her şeyin kapılarını) hatta iza ferihu (nihayet sevindiklerinde) bima utu (kendilerine verilen şeylerle) ehaznahum bagteten (onları ansızın yakaladık) fe iza hum mublisun (bir de baktın ki ümitsizliğe düşmüşler)

Mukatil Tefsiri
Kendilerine hatırlatılan şeyi unutunca sözü, kendilerine emredilen ve öğüt verilen şeyleri terk ettikleri zaman demektir; burada daha önce gelip geçmiş ümmetler ve peygamberlerin kendilerini çağırdığı şeyleri reddedip onları yalanlayan topluluklar kastedilmektedir. Bunun üzerine üzerlerine her şeyin kapılarını açtık, yani kendilerine daha önce inmiş olan sıkıntının ardından her türlü hayrın çeşitlerini üzerlerine gönderdik; bunun benzeri A‘râf suresinde de bulunmaktadır. Nihayet kendilerine verilen çeşitli hayırlardan dolayı sevindiklerinde ve içinde bulundukları durum hoşlarına gittiğinde onları ansızın yakaladık, yani kendilerini en güçlü ve en rahat hissettikleri sırada birdenbire azapla yakaladık. Birdenbire bütün ümitlerini yitirdiler sözü de onların her türlü hayırdan ümit kesmiş ve çaresiz kalmış kimseler haline gelmeleri demektir.

Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın Kendilerine hatırlatılan şeyleri unuttuklarında sözü, elçilerimizin diliyle kendilerine emrettiğimiz şeylerle amel etmeyi terk ettiklerinde demektir. Nitekim Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Sâlih bize rivayet etti, dedi ki: Muâviye b. Sâlih bana Ali b. Ebî Talha’dan, o da İbn Abbas’tan Kendilerine hatırlatılan şeyleri unuttuklarında sözü hakkında şöyle nakletti: Kendilerine hatırlatılan şeyleri terk ettiler, demektir. Kasım bize rivayet etti, dedi ki: Hüseyin bize rivayet etti, dedi ki: Haccâc bana İbn Cüreyc’den Kendilerine hatırlatılan şeyleri unuttular sözü hakkında şöyle nakletti: Allah’ın ve elçilerinin kendilerini davet ettiği şeyi kabul etmediler ve elçilere geri çevirdiler. Bunun üzerine üzerlerine her şeyin kapılarını açtık sözü ise, onları derece derece azaba yaklaştırmak üzere daha önce çektikleri yoksulluk ve sıkıntının yerine bolluk ve geniş geçim, hastalık ve musibetlerin yerine de bedenlerinde sağlık ve esenlik verdiğimiz anlamındadır. Muhammed b. Amr bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, dedi ki: Îsâ bana rivayet etti; yine Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Ebû Huzeyfe bize rivayet etti, dedi ki: Şibl bize İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den Allah’ın Üzerlerine her şeyin kapılarını açtık sözü hakkında şöyle nakletti: Önceki nesillere dünya bolluğu ve kolaylığı verildi. Hasan b. Yahyâ bize rivayet etti, dedi ki: Abdürrezzâk bize haber verdi, dedi ki: Ma‘mer bize Katâde’den Üzerlerine her şeyin kapılarını açtık sözü hakkında şöyle nakletti: Bununla bolluk ve rızık genişliği kastedilmektedir. Muhammed b. Hüseyin bana rivayet etti, dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize rivayet etti, dedi ki: Esbât bize Süddî’den Üzerlerine her şeyin kapılarını açtık sözü hakkında şöyle nakletti: Yani rızık kapılarını.

Bize, Her şeyin kapılarını üzerlerine açtık nasıl denilebilir? Oysa rahmet ve tövbe kapısının onlara açılmadığını ve bunun dışında daha birçok kapının da açılmadığını biliyorsun, denilirse şöyle cevap verilir: Bunun anlamı senin zannettiğin şekilde değildir. Bunun anlamı şudur: Onları yoksulluk ve sıkıntı, hastalık ve musibetlerle yakaladığımız sırada yalvarıp yakarsınlar diye kendilerine kapattığımız her şeyin kapısını, yalvarıp yakarmayıp Allah’ın emrini terk ettiklerinde, onları derece derece azaba yaklaştırmak üzere üzerlerine açtık. Çünkü bu sözün sonu başına bağlıdır. Nitekim Yüce Allah kitabının başka bir yerinde şöyle buyurmuştur: Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki, halkını yalvarıp yakarsınlar diye yoksulluk ve sıkıntıyla, hastalık ve musibetlerle yakalamış olmayalım. Sonra kötülüğün yerine iyiliği verdik. Nihayet çoğalıp bolluğa eriştiler ve Atalarımıza da sıkıntı ve bolluk dokunmuştu, dediler. Bunun üzerine kendileri farkında değilken onları ansızın yakaladık (A‘râf 94-95). Buna göre Allah’ın, Kendilerine hatırlatılan şeyleri unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açtık buyurduğu kimselere kapıları açması, onları imtihan ettiği sıradaki geçim darlığının yerine bolluk ve genişlik, bedenlerindeki sıkıntının yerine sağlık ve afiyet vermesidir. Yani daha önce sözü edilen ve üzerlerine kapatılmış bulunan bütün kapıları açmıştır. Böylece Üzerlerine her şeyin kapılarını açtık sözü, kendisinden önce zikredilenlere dönmektedir.

Nihayet kendilerine verilenlerle sevince kapıldıkları sırada ifadesi, elçilerini yalanlayan bu kimselerin kendilerine geçim genişliğinin ve beden sağlığının kapılarını açmamız üzerine bunlarla sevindikleri anlamındadır. Muhammed b. Hüseyin bana rivayet etti, dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize rivayet etti, dedi ki: Esbât bize Süddî’den Nihayet kendilerine verilenlerle sevince kapıldıkları sırada sözü hakkında şöyle nakletti: Kendilerine verilen rızıkla. Hâris bize rivayet etti, dedi ki: Kasım b. Sellâm bize rivayet etti, dedi ki: Abdurrahman b. Mehdî’nin Hammâd b. Zeyd’den şöyle naklettiğini işittim: Bir adam şöyle derdi: Allah, bu ayeti okuyup sonra onun üzerinde düşünerek bununla ne kastedildiğini anlamaya çalışan kimseye rahmet etsin: Nihayet kendilerine verilenlerle sevince kapıldıkları sırada onları ansızın yakaladık. Hâris bana rivayet etti, dedi ki: Kasım bize rivayet etti, dedi ki: Sınır bölgesi halkından İbn Ebî Recâ bize Abdullah b. Mübârek’ten, o da Muhammed b. Nadr el-Hârisî’den Onları ansızın yakaladık sözü hakkında şöyle nakletti: Onlara yirmi yıl mühlet verildi.

Yüce Allah’ın Onları ansızın yakaladık sözü, kendilerine azabı birdenbire getirdik; onlar ise bunun başlarına geleceğinden habersiz ve aldanmış bir haldeydiler demektir. Kasım bize rivayet etti, dedi ki: Hüseyin bize rivayet etti, dedi ki: Haccâc bana İbn Cüreyc’den Nihayet kendilerine verilenlerle sevince kapıldıkları sırada onları ansızın yakaladık sözü hakkında şöyle nakletti: Kendilerine verilen şeylerin en çok hoşlarına gittiği ve gözlerinde en değerli olduğu sırada. Muhammed b. Hüseyin bize rivayet etti, dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize rivayet etti, dedi ki: Esbât bize Süddî’den Onları ansızın yakaladık sözü hakkında şöyle nakletti: Azap onları ansızın yakaladı. Muhammed b. Amr bana rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, dedi ki: Îsâ bize İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den Onları ansızın yakaladık sözü hakkında şöyle nakletti: Güven içinde oldukları sırada birdenbire.

Birdenbire bütün ümitlerini yitirmiş halde kalakaldılar sözüne gelince, bunun anlamı onların helak olmuş, delilleri tükenmiş ve daha önce elçilerini yalanlamış olmalarından dolayı pişman olmuş kimseler haline gelmeleridir. Muhammed b. Hüseyin bana rivayet etti, dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize rivayet etti, dedi ki: Esbât bize Süddî’den Birdenbire bütün ümitlerini yitirmiş halde kalakaldılar sözü hakkında şöyle nakletti: Birdenbire helak olmuş ve halleri değişmiş kimseler haline geldiler. Hâris bana rivayet etti, dedi ki: Abdülaziz bize rivayet etti, dedi ki: Bir şeyh bize Mücâhid’den şöyle nakletti: Birdenbire helak olmuş kimseler haline geldiler. Yûnus bana rivayet etti, dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd Birdenbire bütün ümitlerini yitirmiş halde kalakaldılar sözü hakkında şöyle dedi: Müblis, başına artık savuşturamayacağı bir kötülük gelmiş kimsedir. Müblis, boyun eğmiş kimseden daha ileri bir durumdadır. Ardından Rablerine boyun eğmediler ve yalvarıp yakarmıyorlar ayetini okudu ve şöyle dedi: İlkinde bir uyarı ve kurtulma imkânı vardı. Sonra Yalvarıp yakarsınlar diye onları yoksulluk ve sıkıntıyla, hastalık ve musibetlerle yakaladık. Kendilerine azabımız geldiğinde yalvarıp yakarsalardı ya! ayetinden Şeytan yapmakta oldukları şeyleri kendilerine süslü gösterdi kısmına kadar okudu. Sonra artık kurtulma imkânının bulunmadığı bir durum geldi ve Nihayet kendilerine verilenlerle sevince kapıldıkları sırada onları ansızın yakaladık; birdenbire bütün ümitlerini yitirmiş halde kalakaldılar ayetini okudu. Böylece artık kurtulma imkânının bulunmadığı bir durum geldi. İlkinde ise yalvarıp yakarsalardı azap kendilerinden kaldırılırdı.

Saîd b. Amr es-Sekûnî bana rivayet etti, dedi ki: Bakıyye b. Velîd bize Ebû Şüreyh Dubâre b. Mâlik’ten, o Ebû Salt’tan, o Harmele Ebû Abdurrahman’dan, o Ukbe b. Müslim’den, o da Ukbe b. Âmir’den şöyle rivayet etti: Resûlullah şöyle buyurdu: Allah’ın bir kuluna dünyada istediği şeyleri verdiğini gördüğünde, bu ancak onun derece derece azaba yaklaştırılmasıdır. Ardından Kendilerine hatırlatılan şeyleri unuttuklarında ayetinden Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun kısmına kadar okudu. Bu hadis Muhammed b. Harb’den, o İbn Lehîa’dan, o Ukbe b. Müslim’den, o da Ukbe b. Âmir’den şu şekilde de rivayet edilmiştir: Peygamber şöyle buyurdu: Allah’ın, kullara kendisine karşı günah işlemeye devam ettikleri halde istedikleri şeyleri verdiğini gördüğünde, bu ancak Allah’ın onları derece derece azaba yaklaştırmasıdır. Ardından Kendilerine hatırlatılan şeyleri unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açtık ayetini okudu.

Arap dilinde iblâs kelimesinin asıl anlamı bazılarına göre bir şeyden dolayı üzülmek ve pişman olmaktır. Bazılarına göre ise delilin tükenmesi ve cevap verecek söz kalmayınca susmaktır. Bazıları da bunun boyun eğmek anlamına geldiğini söylemiş ve müblisi yardımsız bırakılmış, terk edilmiş kimse diye açıklamıştır. Accâc’ın şu sözü de bu kullanımdandır: Ey dost! Üst üste birikmiş eski bir yurt izini tanıyor musun? O, Evet, onu tanıyorum, dedi ve sustu. İblâsı delilin tükenmesi ve bunun üzerine susmak diye açıklayanlara göre buradaki sustu ifadesi, cevap verecek söz bulamadı anlamındadır. Diğerleri bunu boyun eğmek ve ailesinin onu bulunduğu yerde bırakıp gitmesi anlamında; başkaları ise üzüntü ve pişmanlık anlamında yorumlamıştır. Arapçada bir kimsenin bu hale düşmesini ifade etmek için eblese fiili kullanılır. İblîs adının da buradan geldiği söylenmiştir.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

https://kutsalayet.de/enam-43/,https://kutsalayet.de/enam-45/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız