Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, hurmaları, ürünleri farklı ekinleri, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinleri ve narları meydana getiren O’dur. Meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin ve hasat günü hakkını verin. Aşırı gitmeyin; şüphesiz O, aşırı gidenleri sevmez.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve huvellezi enşee cennatin maruşatin ve gayre maruşatin (çardaklı ve çardaksız bahçeleri yaratan O’dur) ven nahle vez zer’a muhtelifen ukuluh (hurmaları ve ürünleri farklı ekinleri) vez zeytune ver rummane muteşabihen ve gayre muteşabih (zeytin ve narı birbirine benzer ve benzemez şekilde yarattı) kulu min semerihi iza esmere (meyve verdiğinde meyvesinden yiyin) ve atu hakkahu yevme hasadih (hasat günü hakkını verin) ve la tusrifu (israf etmeyin) innehu la yuhibbul musrifin (şüphesiz O israf edenleri sevmez)
Mukatil Tefsiri
O, çardaklı bahçeleri meydana getirendir; bununla asmalar ve üzerine çardak kurulan şeyler kastedilmektedir. Çardaksız olanlar ise kendi kökleri üzerinde duranlardır. Hurmaları ve ürünleri farklı olan ekinleri de meydana getirdi; yani tatları farklıdır, bir kısmı iyi, bir kısmı daha aşağıdır. Sonra zeytinleri ve narları birbirine benzer ve benzemez olarak zikretti; yaprakları görünüş bakımından birbirine benzer, zeytin yaprağı nar yaprağına benzer, fakat meyveleri ve tatları birbirinden farklıdır. Renk bakımından birbirlerine benzer, tat bakımından farklıdırlar. Allah şöyle buyurmaktadır: Meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin; yani henüz taze iken yiyin. Sonra, hasat günü hakkını verin ve aşırı gitmeyin, çünkü O aşırı gidenleri sevmez, buyurdu; yani ekinleri ve hayvanları haram kılma konusunda ilahları Allah’a ortak koşmayın.
Taberi Tefsiri
Bu, Yüce Allah’ın onlara lütfundan ihsan ettiği nimetleri bildirmesi, kendilerine yaptığı iyiliğin yerini hatırlatması ve mallarında neyi helal, neyi haram kıldığını, ayrıca hak sahibi kıldığı kimseler için hangi hakları belirlediğini onlara açıklamasıdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar, Rabbiniz bahçeleri meydana getiren, yani daha önce bulunmayan bir yaratılışla onları var eden O’dur; bunu ilahlar ve putlar yapmamıştır. Çardaklı bahçeler, insanların asmalar için kurdukları çardaklardır; çardaksız bahçeler ise insanlar tarafından yükseltilip kurulmamış, onların ekip büyütmediği, fakat Allah’ın kendisinin yetiştirip yükselttiği ve geliştirdiği bahçelerdir. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali b. Ebî Talha’dan, o da İbn Abbas’tan, çardaklı bahçeler sözü hakkında rivayet etti; İbn Abbas, yükseltilmiş olanlardır, dedi. Yine aynı isnatla İbn Abbas, çardaklı bahçeler insanların çardak kurdukları şeylerdir, çardaksız olanlar ise kırda ve dağlarda kendiliğinden çıkan meyvelerdir, dedi. Bana Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti; Süddî, bahçeler bostanlardır, çardaklı olanlar ise asma gibi çardak üzerine kaldırılanlardır, dedi. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc’den, o Atâ el-Horasânî’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti; İbn Abbas, çardaklı bahçeler çardak üzerine kaldırılan asmalardır, çardaksız olanlar ise çardak üzerine kaldırılmayan asmalardır, dedi. Hurmaları ve ürünleri farklı ekinleri de O meydana getirdi; burada ürün sözüyle meyve kastedilmektedir. Yani hurma ve ekinlerden çıkan, yenilen meyve ve taneleri farklı yarattı; zeytin ve narı da tat bakımından birbirine benzeyen ve benzemeyen şekilde yarattı; bunların bir kısmı tatlı, bir kısmı ekşi, bir kısmı da buruk olur. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc’den, birbirine benzeyen ve benzemeyen sözü hakkında rivayet etti; İbn Cüreyc, görünüş bakımından birbirlerine benzerler, tat bakımından ise birbirlerine benzemezler, dedi. Meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin sözü ise, meyvesi taze olan şeylerin tazesinden yiyin, anlamındadır. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize İshak rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Hemmâm el-Ehvâzî rivayet etti, dedi ki: Bize Mûsâ b. Ubeyde, Muhammed b. Ka‘b’dan, Meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin sözü hakkında rivayet etti; Muhammed b. Ka‘b, onun yaş hurmasından ve üzümünden yiyin, dedi. Bize Amr b. Ali rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Zibrikân rivayet etti, dedi ki: Bize Mûsâ b. Ubeyde, Meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin sözü hakkında rivayet etti; yaş hurmasından ve üzümünden yiyin, dedi.
Hasat günü hakkını verin sözünün tefsiri konusunda tefsir ehli ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun, Allah’ın meyve ve tahıllardan farz kıldığı sadakayı verme emri olduğunu söylemiştir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize Amr b. Ali rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd b. Zürey‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Yûnus, Hasan’dan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Hasan, zekâttır, dedi. Bize Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdüssamed rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd b. Dirhem rivayet etti, dedi ki: Enes b. Mâlik’i Hasat günü hakkını verin sözü hakkında, farz zekâttır, derken işittim. Bize Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Muallâ b. Esed rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülvâhid b. Ziyâd rivayet etti, dedi ki: Bize Haccâc b. Ertât, Hakem’den, o Mücâhid’den, o da İbn Abbas’tan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; İbn Abbas, onda bir ve onda birin yarısıdır, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Hâni b. Saîd, Haccâc’dan, o Muhammed b. Ubeydullah’tan, o Abdullah b. Şeddâd’dan, o da İbn Abbas’tan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; İbn Abbas, onda bir ve onda birin yarısıdır, dedi. Bize Amr b. Ali, İbn Vekî‘ ve İbn Beşşâr rivayet ettiler, dediler ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize İbrahim b. Nâfi‘ el-Mekkî, İbn Abbas’tan, o da babasından, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; zekâttır, dedi. Bize Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Hilâl, Hayyân el-A‘rec’den, o da Câbir b. Zeyd’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; zekâttır, dedi. Bana Ya‘kûb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Uleyye rivayet etti, dedi ki: Bize Yûnus, Hasan’dan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Hasan, sadakadır, dedi. Daha sonra kendisine tekrar sorulduğunda, tahıllardan ve meyvelerden verilen sadakadır, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Bekr, İbn Cüreyc’den rivayet etti, dedi ki: Bana Ebû Bekir b. Abdullah, Amr b. Süleyman ve başkalarından, onlar da Saîd b. Müseyyeb’den rivayet ettiler; Saîd b. Müseyyeb, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında, farz sadakadır, dedi. Bana Ya‘kûb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Uleyye, Ebû Recâ’dan, o da Hasan’dan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; bu, tahıl ve meyvelerden verilen sadakadır, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Abdullah b. Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali b. Ebî Talha’dan, o da İbn Abbas’tan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; İbn Abbas, buradaki hak farz zekâttır ve bu, ürün ölçüldüğü veya miktarı öğrenildiği gün verilir, dedi. Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet etti, dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, kendi babasından, o da İbn Abbas’tan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; İbn Abbas şöyle dedi: Bir kimse ekin ektiğinde hasat günü geldiği zaman, yani miktarı ve hakkı öğrenildiği vakit, her ondan birini çıkarır ve insanların başaklardan topladıkları şeylerden de verir. Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Katâde şöyle dedi: Hasat günündeki hakkı farz sadakadır. Bize ulaştığına göre Allah’ın Peygamberi, gökten yağan yağmurun, akan kaynağın veya çiyin suladığı yahut sulanmaksızın yetişen ürünlerde tam onda bir, ip ve kova ile sulananlarda ise onda birin yarısını belirlemiştir. Katâde dedi ki: Bu, ölçülebilen meyveler hakkındadır. Meyve beş vesk, yani üç yüz sâ‘ miktarına ulaştığında zekât hakkı doğar. Ölçülemeyen meyvelerden de buna denk düşecek miktarda vermeyi güzel görürlerdi. Bize Muhammed b. Abdüla‘lâ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde ve Tâvûs’tan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; ikisi de zekâttır, dediler. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Amr b. Avn rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym, Haccâc’dan, o Sâlim el-Mekkî’den, o da Muhammed b. Hanefiyye’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Muhammed b. Hanefiyye, ölçüldüğü gün onda bir veya onda birin yarısı verilir, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Hammânî rivayet etti, dedi ki: Bize Şerîk, Sâlim el-Mekkî’den, o da Muhammed b. Hanefiyye’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; onda bir ve onda birin yarısıdır, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Süveyd rivayet etti, dedi ki: Bize İbnü’l-Mübârek, Ma‘mer’den, o İbn Tâvûs’tan, o babasından ve Katâde’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; ikisi de zekâttır, dediler. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize İshak rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Muâviye ed-Darîr, Haccâc’dan, o Hakem’den, o Mıksem’den, o da İbn Abbas’tan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; İbn Abbas, onda bir ve onda birin yarısıdır, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Süveyd rivayet etti, dedi ki: Bize İbnü’l-Mübârek, Şerîk’ten, o Hakem b. Uteybe’den, o da İbn Abbas’tan bunun benzerini haber verdi. Bana Hüseyin b. Ferec’den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ı işittim, dedi ki: Bize Ubeyd b. Süleyman haber verdi, dedi ki: Dahhâk’ın Hasat günü hakkını verin sözü hakkında şöyle dediğini işittim: Bu, buğday, hurma veya kuru üzümün ölçüldüğü gündür ve onun hakkı zekâtıdır. Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin ve hasat günü hakkını verin sözü hakkında, ondan ye, hasat ettiğinde de hakkını ver; hakkı onda biridir, dedi. Bize İbn Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti, dedi ki: Bize Şu‘be, Yûnus b. Ubeyd’den, o da Hasan’dan rivayet etti; Hasan bu ayet hakkında, Hasat günü hakkını verin, yani ölçtüğünde zekâtını ver, dedi. Bize Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti, dedi ki: Bize Şu‘be, Ebû Recâ’dan rivayet etti; Ebû Recâ dedi ki: Hasan’a Hasat günü hakkını verin sözü hakkında sordum, zekâttır, dedi. Bana İbn Berkî rivayet etti, dedi ki: Bize Amr b. Ebî Seleme rivayet etti, dedi ki: İbn Zeyd b. Eslem’e Allah’ın Hasat günü hakkını verin sözü hakkında sordum ve, bu onda birler midir, dedim. O, evet, dedi. Babanızdan mı, diye sordum. Babamdan ve başkalarından, dedi.
Başkaları ise bunun, Allah’ın mal sahiplerinin mallarında farz zekâttan başka ayrıca gerekli kıldığı bir hak olduğunu söylemiştir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize Amr b. Ali rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülvehhâb rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer, babasından, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; farz olan haktan başka bir şeydir, dedi. Onun kitabında Ali b. Hüseyin’den diye yazılıydı. Bize Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülmelik, Atâ’dan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Atâ, yiyecekten bir avuçtur, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Bekr, İbn Cüreyc’den, o da Atâ’dan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Atâ, hurmadan, üzümden ve bütün tahıllardan verilir, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Bekr, İbn Cüreyc’den rivayet etti. İbn Cüreyc dedi ki: Atâ’ya, hasat ettiğin meyveler hakkında ne dersin, diye sordum. O, onlardan da verirsin, dedi. Sonra, hasat ettiğin her şeyden hasat günü onun hakkını verirsin; hurmadan, üzümden, tahıldan, meyvelerden, sebzelerden, kamıştan ve bunların hepsinden, dedi. Atâ’ya, bunların tamamı insanlar üzerine vacip midir, diye sordum. Evet, dedi ve Hasat günü hakkını verin ayetini okudu. Atâ’ya, bu hak için belirlenmiş belli bir miktar var mıdır, diye sordum. Hayır, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Süveyd rivayet etti, dedi ki: Bize İbnü’l-Mübârek, Abdülmelik’ten, o da Atâ’dan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Atâ, o gün hasadından kolayına geleni verir, bu zekât değildir, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ b. Yûnus, Abdülmelik’ten, o da Atâ’dan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Atâ, zekât değildir, fakat hasat ettiği sırada yanında bulunanlara yedirir, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr, Alâ b. Müseyyeb’den, o da Hammâd’dan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Hammâd, yaş hurma verirlerdi, dedi. Bize İbn Humeyd ve İbn Vekî‘ rivayet ettiler, dediler ki: Bize Cerîr, Mansûr’dan, o da Mücâhid’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Mücâhid şöyle dedi: Yoksullar hasat sırasında yanına geldiklerinde başaklardan onlar için bir miktar atarsın, ürünü temizleyip ölçmeye başladığında yine onlara avuç avuç verirsin, miktarını öğrendiğinde ise zekâtını ayırırsın. Hurma toplamaya başladığında da dağınık hurma salkımlarından onlara verirsin, ölçmeye başladığında hurmadan yine avuç avuç verirsin, miktarını öğrendiğinde de zekâtını ayırırsın. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr, Leys’ten, o da Mücâhid’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Mücâhid, farz zekâttan başka bir haktır, dedi. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Hakkâm, Amr’dan, o Mansûr’dan, o da Mücâhid’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Mücâhid, hasat sırasında isteyenlere başaklardan atar, sonra ürünü toparladığında yine onlara verir, harman yığını yapmak istediğinde yine onlara verir, dövdüğünde ondan yedirir, işini bitirip ne kadar olduğunu öğrendiğinde ise zekâtını ayırır; hurmada da toplama sırasında meyveden ve salkımlardan yedirir, ölçme sırasında hurmadan verir ve bittikten sonra zekâtını ayırır, dedi. Bize Amr b. Ali ve Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler, dediler ki: Bize Abdurrahman rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, Mansûr’dan, o da Mücâhid’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Mücâhid, ekin hasat edildiğinde başaklardan verir, hurma kesildiğinde salkımlardan verir, ölçtüğünde de zekâtını verir, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, Süfyân’dan, o İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti; hasat sırasında, harman dövme sırasında ve hurma kesme sırasında onlara bir miktar verir, ölçtüğünde ise zekâtını ayırır, dedi. Yine aynı isnatla Süfyân’dan, o Mücâhid’den bunun benzeri rivayet edildi; ancak o, zekâttan başka bir haktır, dedi. Bize Amr b. Ali rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ b. Saîd, Süfyân’dan, o İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Mücâhid, hasat ve hurma toplama sırasında, yani ekini biçtiklerinde ve hurmayı kestiklerinde verilen, zekâttan başka bir şeydir, dedi. Bana Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım, Îsâ’dan, o da İbn Ebî Necîh’ten, Allah’ın Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; ürün kesildiği sırada verilmesi gereken bir haktır, dedi. Bize İbn Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti, dedi ki: Bize Şu‘be, Mansûr’dan, o da Mücâhid’den rivayet etti; Mücâhid bu ayet hakkında, hasat ettiğinde yedirir, harman yerine getirdiğinde yedirir, dövdüğünde de ondan yedirir, dedi. Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Yemân, Süfyân’dan, o Eş‘as’tan, o da İbn Ömer’den rivayet etti; İbn Ömer, isteyen yoksula onda bir ve onda birin yarısı dışında ayrıca yedirir, dedi. Yine aynı isnatla Süfyân, Mansûr’dan, o da Mücâhid’den, hasat sırasında bir avuç, hurma toplama sırasında bir avuç verilir, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Hafs, Eş‘as’tan, o da İbn Sîrîn’den rivayet etti; İbn Sîrîn, yanlarına gelip isteyen kimseye bir şey verirlerdi, dedi. Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Yemân, Süfyân’dan, o Hammâd’dan, o da İbrahim’den rivayet etti; İbrahim, bir demet verilir, dedi. Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ b. Saîd, Süfyân’dan, o Hammâd’dan, o da İbrahim’den rivayet etti; İbrahim, bir demet kadar verir, dedi. Bize Amr b. Ali rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ b. Saîd rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân rivayet etti, dedi ki: Bize Hammâd, İbrahim’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; İbrahim, şu kadar bir demet, dedi ve Yahyâ başparmağını işaret parmağının ikinci boğumuna koydu. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, Süfyân’dan, o Hammâd’dan, o da İbrahim’den rivayet etti; bir demet kadar, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize babam, İsrâil’den, o Câbir’den, o Ebû Cafer’den, o Süfyân’dan, o Hammâd’dan, o da İbrahim’den rivayet etti; bir demet verir, dedi. Bize Amr b. Ali rivayet etti, dedi ki: Bize Kesîr b. Hişâm rivayet etti, dedi ki: Bize Cafer b. Burkân, Yezîd b. Esamm’dan rivayet etti. Yezîd dedi ki: Hurma kesildiğinde adam kendi hurmalığından bir salkım getirip mescidin bir tarafına asardı; yoksul gelir, değneğiyle ona vurur ve düşenlerden yerdi. Allah’ın Elçisi, yanında Hasan veya Hüseyin olduğu hâlde içeri girdi; çocuk bir hurma aldı, Allah’ın Elçisi onu ağzından çıkardı. Allah’ın Elçisi sadaka yemezdi, ailesi de yemezdi. İşte Hasat günü hakkını verin sözü budur. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Hâlid b. Hayyân, Cafer b. Burkân’dan, o Meymûn b. Mihrân ve Yezîd b. Esamm’dan rivayet etti; ikisi şöyle dediler: Medine halkı hurmalarını kestiklerinde bir salkım getirip mescide koyarlardı; isteyen kimse gelir, değneğiyle vurur ve düşenlerden yerdi. Hasat günü hakkını verin sözü budur. Bize Ali b. Sehl rivayet etti, dedi ki: Bize Zeyd b. Ebî Zerka, Cafer’den, o da Yezîd ve Meymûn’dan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; ikisi, adam hurmayı kestiğinde bir salkım getirip mescidin bir tarafına asar, yoksul gelir, değneğiyle ona vurur ve düşenlerden yerdi, dediler. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Ubeydullah, Ebû Cafer er-Râzî’den, o da Rebî‘ b. Enes’ten, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Rebî‘, başaklardan toplanıp verilen şeydir, dedi.
Bize Muhammed b. Abdüla‘lâ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer’den, o Abdülkerîm el-Cezerî’den, o da Mücâhid’den rivayet etti; Mücâhid şöyle dedi: Hurma kesimi sırasında hurma salkımlarını mescide asarlardı, güçsüz kimseler de ondan yerdi. Yine aynı isnatla Ma‘mer’den rivayet edildi; Mücâhid, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında, hurma kesildiği sırada ondan bir miktar yedirilir, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Hammânî rivayet etti, dedi ki: Bize Şerîk, Sâlim’den, o da Saîd b. Cübeyr’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Saîd, bir demet ve başaklardan yere düşen şeylerdir, dedi. Yine Sâlim’den, o da Saîd’den rivayet edildi; Saîd, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında, hayvan yemi olarak verilen şeydir, dedi. Bana Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Süveyd rivayet etti, dedi ki: Bize İbnü’l-Mübârek, Şerîk’ten, o Sâlim’den, o da Saîd’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Saîd şöyle dedi: Bu, zekât farz kılınmadan önce yoksullar için verilirdi; bir avuç ve hayvanına yem olarak bir demet verilirdi. Bize Amr b. Ali rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Rifâa, Muhammed b. Ka‘b’dan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Muhammed b. Ka‘b, ister az olsun ister çok, ondan verilir, dedi. Bize Hasan b. Yahyâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize İbn Uyeyne, İbn Ebî Necîh’ten, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında haber verdi; ekin hasadı sırasında bir avuç, hurma kesimi sırasında da bir avuç verilir ve ardından yoksulların hurma kesilen yerlerin izlerini takip edip kalanları toplamalarına izin verilirdi. Başkaları ise bunun, Allah’ın belirli miktardaki zekât farz edilmeden önce müminlere emrettiği bir hak olduğunu, daha sonra bilinen zekâtın bunu neshettiğini ve bundan sonra ister ekin ister dikili ağaç ürünü olsun hiçbir malda, Allah’ın onda farz kıldığı zekât dışında başka bir farz bulunmadığını söylemiştir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Muâviye, Haccâc’dan, o Hakem’den, o Mıksem’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti; İbn Abbas, onu onda bir ve onda birin yarısı neshetti, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Hafs, Haccâc’dan, o Hakem’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti; onu onda bir ve onda birin yarısı neshetti, dedi. Yine aynı isnatla Haccâc’dan, o Sâlim’den, o da İbn Hanefiyye’den rivayet edildi; onu onda bir ve onda birin yarısı neshetti, dedi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ b. Âdem, Şerîk’ten, o Sâlim’den, o da Saîd b. Cübeyr’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Saîd, bu zekâttan önceydi, zekât ayeti inince bunu neshetti; o sırada bir demet verirlerdi, dedi. Bize İbn Humeyd ve Ebû Vekî‘ rivayet ettiler, dediler ki: Bize Cerîr, Muğîre’den, o Şebâk’tan, o da İbrahim’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; İbrahim, bunu onda bir ve onda birin yarısı hükmü konuluncaya kadar yaparlardı, onda bir ve onda birin yarısı hükmü konulunca bunu bıraktılar, dedi. Bize Amr b. Ali rivayet etti, dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, Muğîre’den, o Şebâk’tan, o da İbrahim’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; İbrahim, bu neshedilmiştir, onu onda bir ve onda birin yarısı neshetmiştir, dedi. Bize İbn Beşşâr rivayet etti, dedi ki: Bize Yahyâ, Süfyân’dan, o Muğîre’den, o da İbrahim’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; onu onda bir ve onda birin yarısı neshetmiştir, dedi. Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Yemân, Süfyân’dan, o Muğîre’den, o Şebâk’tan, o da İbrahim’den rivayet etti; onu onda bir ve onda birin yarısı neshetmiştir, dedi. Yine aynı isnatla Süfyân’dan, o Yûnus’tan, o da Hasan’dan rivayet edildi; zekât onu neshetmiştir, dedi. Yine aynı isnatla Süfyân’dan, o Süddî’den rivayet edildi; Hasat günü hakkını verin hükmünü zekât neshetmiştir, dedi. Bana Ya‘kûb rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti, dedi ki: Bize Muğîre, Şebâk’tan, o da İbrahim’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında haber verdi; İbrahim, bu sure Mekke’de inmiştir, onu onda bir ve onda birin yarısı neshetmiştir, dedi. Kendisine, bunu kimden rivayet ediyorsun, diye sordum; âlimlerden, dedi. Yine Süfyân’dan, o Muğîre’den, o Şebâk’tan, o da İbrahim’den rivayet edildi; onu onda bir ve onda birin yarısı neshetmiştir, dedi. Bana Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti; Süddî, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında şöyle dedi: Hasat veya hurma kesimi günü yanlarından biri geçtiğinde ona üründen yedirirlerdi, sonra Allah bunu zekâtla neshetti; yerin yetiştirdiği ürünlerde onda bir ve onda birin yarısı vardı. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdüla‘lâ, Yûnus’tan, o da Hasan’dan rivayet etti; müşrik olan akrabalarına da bir miktar verirlerdi. Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn İdrîs, babasından, o da Atıyye’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Atıyye, bunu onda bir ve onda birin yarısı neshetti; eskiden hasat ettiklerinde ve savurduklarında verirlerdi, sonra bunu onda bir ve onda birin yarısı neshetti, dedi. Bana göre bu hususta doğruya en uygun görüş, bunun Allah’ın müminlerin ekinlerinin ve dikili ağaçlarının çıkardığı yiyecek ve meyvelerde kendilerine farz kıldığı bir hak olduğu, daha sonra Allah’ın bunu farz zekât ve onda bir ile onda birin yarısı şeklinde belirlenen yükümlülükle neshettiği görüşüdür. Bunun sebebi şudur: Âlimlerin tamamı, aralarında hiçbir ihtilaf olmaksızın, ekin zekâtının ancak ürün dövülüp temizlenip savrulduktan sonra alındığı, hurma zekâtının da ancak kuruduktan sonra alındığı konusunda birleşmişlerdir. Durum böyle olduğuna göre, Yüce Allah’ın Hasat günü hakkını verin sözü, hakkın hasat günü verilmesini emrettiğini bildirmektedir. Hasat günü ise ürünün kesilip biçildiği gündür; tahıl o gün kuşkusuz başağının içindedir, hurma veya üzüm meyvesi de henüz kuruyup sertleşmiş değildir. Oysa tahılın zekâtı ancak dövülüp savrulup temizlendikten ve ölçüldükten sonra, hurmanın zekâtı da tamamen kuruyup ölçüldükten sonra alınır. Böylece hasattan bir süre sonra zekât olarak alınan şeyin, hasat günü yoksullara verilmesi emredilen haktan başka olduğu anlaşılır. Bir kimse, Allah’ın burada farz zekâttan başka malda ayrıca zorunlu bir hak koymuş olmasını neden kabul etmiyorsun, derse ona şöyle denir: Bu hak ya farz ve zorunlu olur ya da nafile olur. Eğer farz ve zorunlu ise farz sadakaların hükmünde olması gerekir; yani onu hak sahiplerine vermeyi ihmal eden kimse Rabbine karşı günahkâr ve O’nun emrine muhalif olur. Oysa kişinin nafakasını vermekle yükümlü olduğu kimselerin nafakası dışında, zekâttan sonra malda zekât gibi zorunlu başka bir farz bulunmadığına dair kesin delil vardır; bu da onun böyle olmadığını gösterir. Eğer nafile olduğu söylenirse, o takdirde bunu verip vermemek ekin ve meyve sahibinin tercihine bırakılmış olması gerekir. Hâlbuki bunu zorunlu sayanların zorunluluk iddiası bunun böyle olmadığını göstermektedir. Ayetin teşvik ve mendupluk anlamında olmadığı ortaya çıktığına ve bugün itibarıyla farz olarak uygulanması da mümkün bulunmadığına göre, bunun neshedilmiş olduğu anlaşılır. Bu görüşümüzü destekleyen ve doğruluğuna delil olan hususlardan biri de Yüce Allah’ın Hasat günü hakkını verin sözünün ardından Aşırı gitmeyin, çünkü O aşırı gidenleri sevmez buyurmuş olmasıdır. Allah’ın, kullarının mallarında miktarı belirlenmiş farz sadakayı koymasından beri bunun tahsilini üstlenenler onların yöneticileri ve idarecileridir. Durum böyle olduğuna göre, hak sahibinin vermekle yükümlü olduğu miktarı tahsil eden görevli yalnızca Allah’ın farz kıldığı hakkı alıyorsa, mal sahibinin bunu verirken aşırı gitmekten menedilmesinin anlamı ne olabilir? Bir kimse bunun, tahsil görevini yapan yöneticinin mal sahibinin malında sınırı aşarak kendisine helal olmayanı almasının yasaklanması olduğunu düşünürse, ayetin sonundaki Aşırı gitmeyin sözü, başındaki Hasat günü hakkını verin sözüne atfedilmiştir. Eğer aşırılıktan menedilen kişi bu hakkı tahsil eden görevli ise, o zaman hakkı vermekle emredilen ve aşırılıktan menedilen kişinin de yönetici olması gerekir. Böyle bir sözü söyleyen kimse bütün tefsir ehlinin görüşünün dışına çıkmış ve bilinen hitap tarzına aykırı davranmış olur; bu da sözünün yanlışlığına yeterli bir delildir. Eğer bir kimse, Hasat günü hakkını verin sözünün anlamının ürünün kesilip biçildiği veya hurmanın toplandığı gün değil, ölçüldüğü gün hakkını verin olması neden mümkün olmasın, çünkü tefsir ehlinden bunu söyleyenleri de biliyorsun, derse; nitekim bize Ya‘kûb b. İbrahim rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti, dedi ki: Bize Cüveybir, Dahhâk’tan, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında haber verdi; Dahhâk, ölçüldüğü gün, dedi. Bize Müsenna rivayet etti, dedi ki: Bize Amr b. Avn rivayet etti, dedi ki: Bize Hüşeym, Haccâc’dan, o Sâlim el-Mekkî’den, o da Muhammed b. Hanefiyye’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Muhammed b. Hanefiyye, ölçüldüğü gün onda bir veya onda birin yarısını verir, dedi. Daha önce başkalarından da buna benzer rivayetler zikretmiştik. Buna şöyle cevap verilir: Çünkü ölçme günü hasat günü değildir. Bu görüşü söyleyenlerin sözü iki ihtimalden birine dayanır: Ya hasat kelimesini ölçme anlamına çevirmişlerdir; bu ise Arapların dilinde anlaşılır bir şey değildir, çünkü hasat ve biçme onların dilinde kesip biçmek demektir, ölçmek demek değildir. Ya da Hasat günü hakkını verin sözünü, hasat gününden sonra onu ölçtüğünüz zaman hakkını verin şeklinde yorumlamışlardır. Bu ise vahyin zahirine aykırıdır; çünkü ayetin zahirindeki emir hakkın hasat günü verilmesidir, hasattan sonraki gün değil. Allah’ın Hasat günü hakkını verin sözüyle hasattan sonraki günü kastettiğini söyleyen kimse ile hasattan önceki günü kastettiğini söyleyen kimse arasında fark yoktur; her ikisi de vahyin açık anlamının aksine konuşmuş olur.
Aşırı gitmeyin; şüphesiz O aşırı gidenleri sevmez sözünün tefsiri hakkında tefsir ehli, Allah’ın bu ayette yasakladığı aşırılığın ne olduğu ve bu yasakla kimin muhatap alındığı hususunda ihtilaf etmiştir. Bazıları, yasaklanan kişinin hurma, ekin ve meyve sahibi olduğunu ve burada yasaklanan aşırılığın, vermede mal sahibini zarara uğratacak ölçüde sınırı aşmak olduğunu söylemiştir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize Amr b. Ali rivayet etti, dedi ki: Bize Mu‘temir b. Süleyman rivayet etti, dedi ki: Bize Âsım, Ebü’l-Âliye’den, Hasat günü hakkını verin ve aşırı gitmeyin ayeti hakkında rivayet etti; Ebü’l-Âliye şöyle dedi: Zekâttan başka bir şey veriyorlardı, sonra vermede aşırıya gittiler; bunun üzerine Allah Aşırı gitmeyin, çünkü O aşırı gidenleri sevmez ayetini indirdi. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Mu‘temir b. Süleyman, Âsım el-Ahvel’den, o da Ebü’l-Âliye’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; Ebü’l-Âliye, hasat günü zekâttan başka bir şey verirlerdi, sonra bunda birbirleriyle yarışıp aşırı gittiler; bunun üzerine Allah Aşırı gitmeyin, çünkü O aşırı gidenleri sevmez buyurdu, dedi. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Mu‘temir b. Süleyman, Âsım el-Ahvel’den, o da Ebü’l-Âliye’den, Hasat günü hakkını verin sözü hakkında rivayet etti; hasat günü bir şey verirlerdi, sonra aşırıya gittiler; bunun üzerine Allah Aşırı gitmeyin, çünkü O aşırı gidenleri sevmez buyurdu, dedi. Bize Kâsım rivayet etti, dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc’den rivayet etti; bu ayet Sâbit b. Kays b. Şemmâs hakkında indi. O bir hurmalığı kesti ve, bugün bana kim gelirse mutlaka ona yedireceğim, dedi; akşama kadar yedirdi ve kendisine hiç meyve kalmadı. Bunun üzerine Allah Aşırı gitmeyin, çünkü O aşırı gidenleri sevmez buyurdu. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Bekr, İbn Cüreyc’den rivayet etti. İbn Cüreyc dedi ki: Atâ’ya, Aşırı gitmeyin sözü yalnızca hasat günü verilen şeyde aşırı gitmeyin mi demektir, yoksa her şeyde mi, diye sordum. O, her şeyde; Allah aşırılığı yasaklamıştır, dedi. Daha sonra kendisine tekrar sordum: Aşırı gitmeyin, çünkü O aşırı gidenleri sevmez sözünün anlamı nedir? O, her şeyde aşırılığı yasaklamaktadır, dedi ve Ne israf ederler ne de cimrilik ederler (Furkân 67) ayetini okudu. Bize Amr b. Ali rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd b. Hârûn rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân b. Hüseyin, Ebû Bişr’den rivayet etti; insanlar Kûfe’de İyâs b. Muâviye’nin etrafında toplanıp ona, israf nedir, diye sordular. O, Allah’ın emrini aşan her şey israftır, dedi. Bana Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den, Aşırı gitmeyin sözü hakkında rivayet etti; Süddî, mallarınızın tamamını verip sonra yoksul hâle gelmeyin, dedi. Başkaları ise Allah’ın burada yasakladığı aşırılığın, Hasat günü hakkını verin sözüyle mal sahibine vermesini emrettiği sadaka ve hakkı vermemek olduğunu söylemiştir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Bekr, İbn Cüreyc’den rivayet etti; İbn Cüreyc dedi ki: Bana Ebû Bekir b. Abdullah, Amr b. Süleym ve başkalarından, onlar da Saîd b. Müseyyeb’den, Aşırı gitmeyin sözü hakkında haber verdiler; Saîd, sadakayı engelleyip isyan etmeyin, dedi. Bize Amr b. Ali rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Zibrikân rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Ubeyde, Muhammed b. Ka‘b’dan, Aşırı gitmeyin, çünkü O aşırı gidenleri sevmez sözü hakkında rivayet etti; Muhammed b. Ka‘b, israf, hak olan yerde vermemektir, dedi. Başkaları ise bu sözle yöneticinin muhatap alındığını, mal sahibinden Allah’ın onun malında zorunlu kıldığından fazlasını almasının yasaklandığını söylemiştir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize Yûnus b. Abdüla‘lâ rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Aşırı gitmeyin sözü hakkında, Allah yöneticiye, aşırı gitmeyin ve haksız yere almayın, demiştir; böylece Meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin… ayeti yönetici ile insanlar arasındaki hükmü açıklamıştır, dedi. Bana göre bu hususta doğru olan görüş şudur: Yüce Allah Aşırı gitmeyin sözüyle israfın bütün anlamlarını yasaklamış ve bunlardan bir anlamı diğerinden ayırmamıştır. Durum böyle olduğuna ve Arapların dilinde israf, vermede hakkın sınırını tutturamamak, ya onu aşarak fazla vermek ya da verilmesi gereken miktardan eksik vermek anlamına geldiğine göre, malını başkalarıyla yarışarak dağıtan ve verdiği şey kendisini zarara uğratacak ölçüye varıncaya kadar insanlara harcayan kimsenin, Allah’ın kendisi için belirlediği sınırı aşması sebebiyle müsrif olduğu açıktır. Aynı şekilde Allah’ın kendisine vermesini zorunlu kıldığı yerde vermekten geri duran kimse de müsriftir; buna, malında zekât gerekli olduğunda Allah’ın vermesini zorunlu kıldığı zekât hisselerini hak sahiplerine vermemesi veya Allah’ın nafakasını üstlenmesini zorunlu kıldığı ailesine ve geçindirmekle yükümlü olduğu kimselere gerekli nafakayı vermemesi dahildir. Aynı şekilde yönetici de halkından Allah’ın almaya izin vermediği bir şeyi alırsa müsriftir. Bunların tamamı bu fiilleri sebebiyle müsriftir ve Allah’ın Aşırı gitmeyin sözüyle yasakladığı israfın kapsamına girerler. Bununla birlikte, ayetin öncesinde Allah’ın hasat günü maldaki gerekli hakkı hak sahiplerine vermeyi emretmesi sebebiyle, burada özellikle mallarınızdan sizi zarara uğratacak miktarda vermede aşırı gitmeyin anlamı da bulunmaktadır. Çünkü Kur’an ayetleri çoğu zaman Allah’ın Elçisine belirli bir olay sebebiyle iner, fakat hükmü genel olur; Kur’an ayetlerinin çoğu böyledir. Aşırı gitmeyin, çünkü O aşırı gidenleri sevmez sözü de böyledir. İsrafın anlamının bizim söylediğimiz gibi olduğuna delil olan şeylerden biri de şairin şu sözüdür: Onlara sekiz kişinin sürdüğü büyük bir bağış verdiler; verdiklerinde ne başa kakma ne de israf vardı. Buradaki israf ile vermede hata etmek kastedilmiştir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…