“Bu hayvanların karınlarındaki, yalnız erkeklerimize mahsustur; eşlerimize haramdır” dediler. Eğer ölü doğarsa, onda hepsi ortaktır. Allah, nitelediklerinden dolayı onları cezalandıracaktır. Şüphesiz O, hikmet sahibidir, bilendir.
Diyanet Vakfı
Dediler ki: «Şu hayvanların karınlarında olanlar yalnız erkeklerimize aittir, kadınlarımıza ise haram kılınmıştır. Şayet (yavru) ölü doğarsa, o zaman (kadın erkek) hepsi onda ortaktır.» Allah bu değerlendirmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz ki O hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
Kurtubi Tefsiri
Ve dediler ki: “Şu davarların karınlarındakiler yalnız erkeklerimize helâl, kadınlarımıza haramdır. Şayet ölü (doğar) ise, onlar bunda ortak olurlar.” (Allah) Onlara bu yakıştırmalarının cezasını verecektir. Muhakkak ki O, Hakîmdir, Alimdir.
Yüce Allah’ın:
“Ve dediler ki: Şu davarların karınlarındakiler, yalnız erkeklerimize helâl, kadınlarımıza haramdır.” Bu onların cahilliklerinin bir başka çeşididir, İbn Abbâs der ki: Karınlarında olanlardan kasıt, süttür, Onlar sütü erkeklere helâl, dişilere haram kılmışlardı. Ceninler olduğu da söylenmiştir. Ceninleri bizim erkeklerimize helâldir, demişlerdi. Diğer taraftan bu davarlardan her hangi birisi ölecek olursa, onu da erkeklerle kadınlar beraber yerlerdi.
“Yalnız” kelimesinin sonundaki yuvarlak “te” harfi mübalağa ifade etmek içindir. Çok bilgin bir adam ve neseb bilgini kişi” kelimeleri de bunun gibidir ki, bu açıklamalar el-Kisâî ve el-Ahfeş’den nakledilmiştir. kelimesi, ötreli olarak okunuşu mübtedâsının haberidir. el-Ferrâ’ ise der ki: Bu kelimenin müennes gelmesi
“davarlar” anlamındaki kelimesinin müennesliğinden dolayıdır. Ancak bu açıklama bazılarına göre bir yanlışlıktır. Zira, davarların karınlarında bulunanlar, onların türünden değildir. O bakımdan yüce Allah’ın:
“Bir yolcu kafilesinin biri onu alır” (Yûsuf, 12/10) âyetine benzememektedir. Çünkü bu ifade; Yolcu kafilesinden bir yolcu” takdirindedir. Şu kadar var ki, bu (el-Kisâî ve el-Ahfeş’in açıklamalarının) yanlış olmasını gerektirmez.
Nitekim el-Ferrâ’ şöyle demektedir: Davarların karınlarında bulunanlar da onlar gibi davarlardır. O bakımdan “davarlar” müennes olduğundan dolayı o da müennes gelmiştir. Yani, davarların karınlarında bulunan davarlar yalnızca erkeklerimize helâldir, anlamındadır. Bunun, karınlarında bulunanların tamamı anlamında olduğu da söylenmiştir.
Şöyle de açıklanmıştır: lâfzı sütlere veya ceninlere racidir. O bakımdan müenneslik manaya binaen, müzekkerlik de nassa binaen gelmiştir. İşte bundan dolayı lâfız nazar-ı itibara alınarak; Kadınlarımıza haramdır” diye buyurulmuştur. Eğer manaya uygun lâfız kullanılacak olsaydı, denmesi gerekirdi. Bu görüşü de el-A’meş’in, sonda “te”siz olarak; Yalnız” şeklindeki kıraati desteklemektedir.
el-Kisâî de der ki: Bu kelimenin “te’li kıraati de “te”siz kıraati de aynıdır. Şu kadar var ki, sona gelen “te” mübalağa, içindir. Tıpkı -az önce geçtiği gi bi-: (Buyû’k bir dahi, büyük bir alim adam demek gibi). Katade ise bu keli meyi, şeklinde, ‘ın sılası olan zarftaki zamirden hal olmak üzere okumuştur. Nitekim Evde ayakta duran kişi Zeyd’dir demeye benzer. Basralıların görüşü budur.
el-Ferrâ’ya göre ise, kat’ üzere (önceki kelimenin sonunda vakıf yapılarak) mansub olur, Aynı şekilde Saîd b. Cübeyr’in; şeklindeki kıraati hakkında da bu açıklama yapılabilir.
İbn Abbâs ise, izafet terkibi şeklinde; diye okumuştur ki, ikinci bir mübteda olur. Haberi de Erkeklerimize… dir” şeklindedir. Cümk de bütünüyle ‘nın haberi olur. Bununla birlikte İbn Abbâs’ın kıraatine göre bu kelimenin ‘nın bedeli olması da mümkündür. Böylelikle bunda betş ayrı kıraat sözkonusu olmaktadır.’
“Kadınlarımıza haramdır” yani, kız çocuklarımıza haramdır, şeklindeki açıklama İbn Zeyd’den nakledilmiştir. Başkası eşlerine ve hanımlarına haramdır, diye açıklamaktadır.
“Şayet ölü İse” âyetindeki Olur” kelimesi, “ye” ile de “te” İle de okunmuştur. Yani, bu davarların karınlarında bulunan ölü (meyte) olursa,
“onlar bunda ortak olurlar.” Yani erkekler ve kadınlar onu ortaklaşa yerler. Burada; Bunda” denilmesinin sebebi, “meyte (ölü)” ile hayvanın kastedilişinden dolayıdır. Bu da “ye” ile kıraati pekiştirmektedir.
“Ölü” kelimesinin merfu’ okunuşu, ölürse, yahut ölüm sözkonusu olursa, anlamını verir. Ölü şeklinde nasb ile okunması ise: Ve eğer o canlı ölü çıkarsa,, anlamını verir.
“Onlara bu yakıştırmalarının” yalan ve iftiranın “cezasını verecektir.”
Yani, bundan dolayı onları azaplandıracaktır.
“Yakıştırmaları” kelimesinin nasbedilmesi, mecrur gelmesini gerektiren edatın hazf edilmesinden ötürüdür.”Bu yakıştırmaları dolayısıyla (onları cezalandıracaktır)” anlamına gelir.
Ayet-i kerimede ilim adamının kabul etmeyecek olsa dahi, görüşünün tutarsızlığını bilip onu nasıl reddedeceğini bilsin diye kendisine muhalefet edenin görüşlerini bilmesi gerektiğine dair bir delil vardır. Çünkü yüce Allah, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a ve onun ashâbına söylediklerinin tutarsızlığını bilmeleri için çağdaşları olan ve kendilerine muhalif olanların görüşlerini bildirmiştir.