Evla görüşe göre -ki bu da Cizye’nin; Zengin için kırk sekiz dirhem, Orta halli için yirmi dört dirhem ve fakir için de on iki dirhem olarak takdir edilmiş olduğudur. Bu, Ebu Hanife’nin de kabul ettiği görüştür. Nitekim Hz. Ömer hadisi bu yönde gelmiştir ve bu hadisin sıhhati ve şöhreti hakkında Ashab-ı kiram arasında bir ihtilaf olmadığı gibi, buna karşı çıkan da olmamıştır, muhalefet eden de yoktur. Onlardan sonra Raşit halifeler de bununla bizzat amel etmişlerdir. Bu nedenle icma halini almış oldu, dolayısıyla bu noktada yanlış yapmak caiz değildir.
İmam Malik der ki: Cizye, zengin hakkında kırk dirhem yahut dört dinar’dır. Fakir hakkında ise on dirhem yahut bir dinardır.
İmam Şafü ise şöyle demiştir: Vacip olan herkes hakkında bir dinar olduğudur; çünkü Muaz hadisi buna delildir. Sadece müstehap olan bu cizye miktarını söz konusu olan üç bölüme ayırmaktır; nitekim bu şekilde ihtilaftan çıkılmış olur.
Hz. Ömer’den gelen rivayet üzere bu hususta bir icma’nın olduğu şeklinde buna cevap verilmiştir. İmam Şafü de bunun müstehap olduğunu söyleyerek muvafakat etmiştir. Ama Muaz hadisine gelirsek, bunun iki türlü izahı vardır:
Muaz’ın bu şekilde amel etmesinin nedeni fakirliğin galebe çalmasından dolayıdır. Buna dair delil Mücahid’in: “Bu, zenginlik durumundan dolayı böyle yapıldı.” sözüdür.
Burada söz konusu olan takdir vacip değildir. Belki İmam’ın görüşüne bırakılmış olabilir. Çünkü cizye düşmanı küçültmek için ve onlara bir ceza vermek amacıyla vacip kılınmıştır. Dolayısıyla da -bedeni cezalarda olduğu gibi- durumlarına göre bu farklılık arz etmektedir. Kimisi öldürülürken, kimisi de köle olarak tutulur. Oturduğu evin bir karşılığı olarak bu cizyeyi vermesi sahih olmaz; çünkü böyle olsaydı bu durumda kadın, çocuk ve körler için de bunu vermeleri vacip olurdu.
Cizye, sene sonunda ödenmelidir. Bunu, İmam Şafü söylemiştir. Çünkü cizyenin ödenmesi senenin tekrarlanmasıyla tekerrür eden bir maldır. Bu nedenle zekat gibidir ve senenin başında ödenmesi vacip olmaz.
Ebu Hanife ise; Cizye’nin senenin başında ödenmesi vaciptir, demiştir. Çünkü Yüce Allah: “cizyeyi verinceye kadar” şeklinde buyurmuştur. Ama bu ayetle kasdedilenin, cizye vermeyi gerektirdiğidir yoksa onun bizzat ne zaman verileceği değildir. Bu sebepledir ki cizyeyi almadan önce de onu sadece vermeleriyle de öldürülmeleri haram olur.
Cizye, onların sahip olduğu mallarının güzellerinden alınır. Bu, İmam Şafü, Ebu Ubeyd ve başkalarının görüşünü oluşturur. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), Muaz’ı Yemen’e gönderdiğinde, ergenlik yaşına ulaşmış bir erkekten bir dinar veya onun dengi meafir kumaşından almasını kendisine emretmiştir. Nitekim Hz. Ömer de cizye’den olmak üzere bir çok güzel eşyalar almıştır.
Bu anlaşıldığına göre, dolayısıyla cizyenin kıymeti de alınabilir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Veya onun dengi meafir kumaşından al.” buyurmuştur.
Zimmet akdi yapılınca, o esnada oradan geçen Müslümanlara bir ziyafetin verilmesini şart koşmak da caizdir. Çünkü Hz. Ömer anlaşma yaparken zimmilere, oradan geçen Müslümanlara üç gün boyunca ziyafet vermelerini hüküm vermiştir.