Ey iman edenler! Hepiniz topluca İslam’a girin ve şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ya eyyuhellezine amenu (ey iman edenler) udkhulu (girin) fi s-silmi kaffeh (tamamen barışa/İslam’a) ve la tettebiu (uymayın) hutuvati ş-şeytan (şeytanın adımlarına) innehu lekum aduvvun mubin (şüphesiz o size açık bir düşmandır)
Mukatil Tefsiri
Bu ayet Abdullah b. Selâm, Selâm b. Kays, Esed ve Useyd b. Ka‘b ile Yemîn b. Yemîn hakkında nazil olmuştur. Bunlar Tevrat ehlinin iman eden kimseleriydi. Peygamber’den namazda Tevrat okumak, cumartesi gününe riayet etmek ve Tevrat’taki bazı hükümlerle amel etmek için izin istediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ Muhammed’in sünnetine ve şeriatına tamamen uyulmasını emrederek: “Hepiniz topluca İslam’a girin.” buyurdu. Yani İslam’ın bütün hükümlerini kabul edin ve önceki şeriatlardan bir şeyi din olarak sürdürmeyin. Çünkü Muhammed’in getirdiği Kur’an, önceki kitapların hükümlerini neshetmiştir. “Şeytanın adımlarını izlemeyin.” buyruğu ise şeytanın süslediği eski din yollarına ve önceki şeriatlara bağlı kalmaya işaret etmektedir. Muhammed gönderildikten sonra eski hükümlerle amel etmek sapıklık sayılmıştır. “Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” buyruğuyla da şeytanın insanı hak yoldan uzaklaştırmak isteyen açık bir düşman olduğu bildirilmiştir.
Taberi Tefsiri
Tevil ehli, bu ayette geçen “silm” kelimesinin anlamı hakkında ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun “İslam” anlamına geldiğini söylemiştir. Muhammed b. Amr rivayet etti; Ebu Asım, İsa’dan, o İbn Ebi Necih’ten, o Mücahid’den naklettiğine göre Mücahid, “Silm’e girin” ayetini “İslam’a girin” şeklinde açıklamıştır. Hasan b. Yahya rivayet etti; Abdurrezzak, Ma‘mer’den, o Katade’den naklettiğine göre Katade de ayeti “İslam’a girin” diye açıklamıştır. İbn Abbas’tan gelen rivayette “Silm: İslam’dır” denilmiştir. Süddî, Mücahid, İbn Zeyd ve Dahhak da aynı şekilde bunun İslam anlamına geldiğini söylemişlerdir.
Başka alimler ise “silm”in “itaat” anlamına geldiğini söylemişlerdir. Ammar rivayet etti; İbn Ebi Cafer, babasından, o Rebi‘den naklettiğine göre Rebi‘ şöyle demiştir: “Silm’e girin” yani “itaate girin.”
Kıraat alimleri bu kelimenin okunması konusunda da ihtilaf etmişlerdir. Hicaz kıraat alimlerinin çoğu bunu “es-selm” şeklinde sin harfini üstün okuyarak okumuşlardır. Kûfe kıraat alimlerinin çoğu ise sin harfini esreli okuyarak “es-silm” şeklinde okumuşlardır. Sin harfini üstün okuyanlar bunu “barışmak, savaşmayı bırakmak ve cizye vermek” anlamına yöneltmişlerdir. Esreli okuyanlar ise iki farklı anlam vermişlerdir. Bazıları bunu “İslam” anlamında açıklamış, bazıları ise “barış” anlamına yorumlamıştır. “Barış” anlamına geldiğine delil olarak Züheyr b. Ebi Sülmâ’nın şu şiirini okumuşlardır:
“Eğer geniş bir barışa ulaşırsak,
Malla ve güzel davranışla kurtuluruz demiştiniz.”
Müfessir daha sonra şöyle demektedir: “Silm’e girin” ayetindeki en doğru tevil, bunun “İslam’a girin” anlamına gelmesidir. En doğru kıraat de sin harfinin esreli okunmasıdır. Çünkü bu şekilde okunduğunda her ne kadar “barış” anlamını taşıma ihtimali bulunsa da Arap dilinde “İslam” ve “doğru hal üzere devam etmek” anlamı daha baskındır. Bunun için Kinde kabilesinden bir şairin şu beytini delil getirmektedir:
“Kabilemi İslam’a çağırdım,
Onların yüz çevirip gittiklerini görünce.”
Bu şiirde “silm” kelimesi esreli okunmuş ve “İslam” anlamında kullanılmıştır. Şair burada, Rasulullah’ın vefatından sonra Eş‘as ile birlikte irtidat eden Kinde kabilesini tekrar İslam’a çağırdığını anlatmaktadır.
Müfessir ayrıca Ebu Amr b. Ala’nın Kur’an’daki diğer bütün “silm” kelimelerini üstünlü okuduğunu, fakat Bakara suresindeki bu ayeti özellikle esreli okuduğunu, çünkü burada anlamın “İslam” olduğunu düşündüğünü aktarmaktadır.
Müfessir, “silm” kelimesini neden “İslam” anlamında tercih ettiğini de açıklamaktadır. Ona göre ayet müminlere hitap etmektedir. Müminlere yönelik bu hitap iki gruptan birine yönelik olabilir: Ya Muhammed’e ve getirdiğine iman eden müminlere hitaptır ya da Muhammed’den önceki peygamberlere iman edip Muhammed’i inkâr eden kimselere yöneliktir. Eğer ilk grup kastedilmişse onlara “Müminlerle barışın” denilmesinin anlamı yoktur. Çünkü barışma ancak savaş halinde olan kimselere söylenir; dost olan kimseye “barış yap” denmez. Eğer ikinci grup kastedilmişse o zaman da anlam “İslam’a girin” olur; çünkü Allah kullarını Muhammed’e ve getirdiğine iman etmeye çağırmaktadır, barış yapmaya değil. Hatta Allah bazı durumlarda Rasulullah’ın kâfirleri barışa çağırmasını yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: “Gevşemeyin ve siz üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın; Allah sizinle beraberdir” (Muhammed 35). Allah yalnızca onlar barışa yönelirse barışı kabul etmesine izin vermiştir: “Eğer onlar barışa yönelirlerse sen de ona yönel” ayeti bunun delilidir. Dolayısıyla “Silm’e girin” ayetinin “barış yapın” anlamına yorumlanması doğru değildir.
Daha sonra şöyle bir soru sorulmaktadır: Bu iki gruptan hangisi “İslam’a girin” emriyle muhatap olmuştur? Buna cevap olarak müfessir, alimlerin bu konuda da ihtilaf ettiğini söylemektedir. Bazıları bunun Muhammed’e iman eden müminlere hitap olduğunu söylemiştir. Bazıları ise önceki peygamberlere iman ettiği halde Muhammed’i inkâr eden ehli kitaba yönelik olduğunu söylemiştir.
Ardından şöyle açıklamaktadır: Eğer hitap Muhammed’e iman eden müminlerse, onların tekrar İslam’a çağrılması, İslam’ın bütün hükümleriyle amel etmelerinin emredilmesi anlamındadır. Yani İslam’ın bazı hükümlerini bırakıp bazılarını almak değil, tamamıyla İslam’a girmek kastedilmektedir. Bu durumda “kâffeten” kelimesi “silm”in sıfatı olur ve anlam şöyle olur: “Ey Muhammed’e iman edenler! İslam’ın bütün hükümleriyle amel edin ve hiçbirini terk etmeyin.”
İkrime de ayeti bu şekilde açıklamıştır. Kasım rivayet etti; Hüseyin, Haccac’dan, o İbn Cüreyc’den, o İkrime’den naklettiğine göre İkrime şöyle demiştir: “Bu ayet Sa‘lebe, Abdullah b. Selam, İbn Yamin, Esed, Üseyd b. Ka‘b, Şu‘be b. Amr ve Kays b. Zeyd hakkında inmiştir. Bunların hepsi Yahudilerden idi. Rasulullah’a şöyle dediler: ‘Ey Allah’ın Rasulü! Cumartesi bizim yücelttiğimiz gündü; bırak da o günü yüceltmeye devam edelim. Tevrat da Allah’ın kitabıdır; bırak da geceleri onunla amel edelim.’ Bunun üzerine şu ayet indi: ‘Ey iman edenler! Hep birlikte İslam’a girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.’”
Müfessir, İkrime’nin bu rivayetinin kendi tercih ettiği anlamı açıkça desteklediğini söylemektedir. Yani ayet, müminleri İslam’ın dışında kalan bütün anlayışları bırakmaya, İslam’ın bütün hükümleriyle amel etmeye ve hiçbirini terk etmemeye çağırmaktadır.
Başka alimler ise bu ayetin ehli kitap hakkında olduğunu ve onların İslam’a girmelerinin emredildiğini söylemiştir. Kasım rivayet etti; Hüseyin, Haccac’dan, o İbn Cüreyc’den naklettiğine göre İbn Abbas “Hep birlikte İslam’a girin” ayetinin ehli kitap hakkında olduğunu söylemiştir. Dahhak da aynı görüşü nakletmiştir.
Müfessir sonunda şu sonuca varmaktadır: Allah, iman edenlere İslam’ın bütün hükümleriyle amel etmelerini emretmiştir. “İman edenler” ifadesi hem Muhammed’e iman edenleri hem de önceki peygamberlere iman edenleri kapsayabilir. Allah her iki grubu da İslam’ın hükümleriyle amel etmeye, farzlarını korumaya ve hiçbirini terk etmemeye çağırmıştır. Bu yüzden ayet, iman ismini taşıyan herkes hakkında genel bir hükümdür; onu sadece belli bir gruba tahsis etmek doğru değildir.
Mücahid de ayeti bu şekilde açıklamıştır. Muhammed b. Amr rivayet etti; Ebu Asım, İsa’dan, o İbn Ebi Necih’ten, o Mücahid’den naklettiğine göre Mücahid şöyle demiştir: “Hep birlikte İslam’a girin”; yani “Bütün amellerin tamamıyla İslam’a girin.”
“Kâffeten” kelimesinin anlamı ise “hep birlikte, topluca, tamamıyla” demektir. Katade, Süddî, Rebi‘, Mücahid, İbn Abbas, İbn Zeyd ve Dahhak’ın tamamı bu kelimeyi “hepiniz birlikte” şeklinde açıklamışlardır. İbn Zeyd ayrıca şu ayeti delil getirmiştir: “Müşriklerle topluca savaşın; onlar da sizinle topluca savaştıkları gibi” (Tevbe 36).
“Şeytanın adımlarını izlemeyin; çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır” ayetinin anlamı ise şudur: Ey müminler! İslam’ın bütün hükümleriyle amel edin, ona söz ve fiil bakımından tam anlamıyla teslim olun ve şeytanın yollarını, izlerini ve yöntemlerini takip etmeyin. Çünkü o sizin düşmanlığı açık olan bir düşmanınızdır. Allah’ın yasakladığı “şeytanın yolu”, İslam’ın hükümlerine aykırı olan her şeydir. Buna cumartesi gününü kutsamak ve İslam’a aykırı olan diğer din mensuplarının gelenekleri de dahildir. Müfessir, “hutuvât” kelimesinin anlamını daha önce açıkladığını, bu yüzden burada tekrar etmediğini söylemektedir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…