İnsanlardan bazıları vardır ki: Allah’a ve ahiret gününe iman ettik derler; hâlbuki onlar iman etmiş değillerdir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve (ve) mine (insanlardan) n-nâsi (insanlardan) men (kimseler) yekûlu (der) âmennâ (inandık) billâhi (Allah’a) ve (ve) bil-yevmi (güne) l-âhiri (ahiret) ve (ve) mâ (değildir) hum (onlar) bi-mu’minîn (inanmış)
Mukatil Tefsiri
Sonra Allah tekrar münafıkları zikrederek şöyle buyurdu: “İnsanlardan öyleleri vardır ki: Allah’a ve ahiret gününe iman ettik, derler.” Yani Allah’ın bir olduğuna ve ortağı bulunmadığına inandıklarını, amellerin karşılığının verileceği dirilişi de tasdik ettiklerini söylerler. Bunun üzerine Allah onları yalanlayarak: “Hâlbuki onlar mümin değildirler.” buyurdu; yani onlar ne tevhidi ne de amellerin karşılığının verileceği dirilişi gerçekten tasdik eden kimselerdir.
Taberi Tefsiri
Ebû Ca‘fer dedi ki: “İnsanlardan” sözüne gelince, “insanlar” kelimesi hakkında iki açıklama vardır. Birincisine göre bu kelime, kendi lafzından tekili bulunmayan bir çoğuldur; onun tekili “insan”, dişili ise “insane”dir. İkinci açıklamaya göre ise kelimenin aslı “ünâs”tır; çok kullanıldığı için başındaki hemze düşürülmüş, sonra başına tarif bildiren elif ve lâm girmiş, tarif için gelen lâm da nûn harfine idgam edilmiştir. Bu, daha önce Allah ismi hakkında açıkladığımız üzere “Lâkin ben, O Allah benim Rabbimdir” (Kehf 38) sözündeki kullanıma benzer. Bazıları ise “nâs” kelimesinin “ünâs”tan ayrı bir dil kullanımı olduğunu ileri sürmüş ve Arapların “nâs” kelimesini küçültürken “nüveys” dediklerini işittiğini söylemiştir. Eğer kelimenin aslı “ünâs” olsaydı, küçültmede aslına döndürülerek “üneys” denilirdi.
Bütün tefsir ehli, bu ayetin münafıklardan bir topluluk hakkında indiği ve burada anlatılan sıfatın onların sıfatı olduğu konusunda ittifak etmiştir. Bu görüşü söyleyen tefsir ehlinden bazılarını adlarıyla zikredelim. Muhammed b. Humeyd bize rivayet etti ve şöyle dedi: Seleme bize, Muhammed b. İshak’tan, o da Zeyd b. Sâbit’in azatlısı Muhammed b. Ebî Muhammed’den, o da İkrime’den veya Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas, “İnsanlardan öyleleri vardır ki ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; halbuki onlar mümin değillerdir” (Bakara 8) sözü hakkında şöyle demiştir: “Bunlar Evs ve Hazrec’ten olan münafıklar ve onların durumunda bulunan kimselerdir.” İbn Abbas’ın bu rivayetinde, Übey b. Ka‘b’dan onların isimleri de aktarılmıştır; fakat kitabı uzatmamak için onların isimlerini zikretmeyi terk ettim.
Hüseyin b. Yahyâ bize rivayet etti ve şöyle dedi: Abdürrezzâk bize haber verdi, Ma‘mer de Katâde’den haber verdi. Katâde, “İnsanlardan öyleleri vardır ki ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; halbuki onlar mümin değillerdir” sözünden “Ticaretleri kâr etmedi ve onlar doğru yolu bulan kimseler olmadılar” (Bakara 16) sözüne kadar olan bölüm hakkında şöyle demiştir: “Bu, münafıklar hakkındadır.” Muhammed b. Amr el-Bâhilî bize rivayet etti ve şöyle dedi: Ebû Âsım bize rivayet etti, Îsâ b. Meymûn bize rivayet etti, Abdullah b. Ebî Necîh bize Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid şöyle demiştir: “Bu ayetten itibaren on üç ayet münafıkların niteliği hakkındadır.” Müsennâ b. İbrahim bana rivayet etti ve şöyle dedi: Ebû Huzeyfe bize rivayet etti, Şibl de İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Süfyân bize rivayet etti ve şöyle dedi: Babam bize Süfyân’dan, o da bir adamdan, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Mûsâ b. Hârûn bana rivayet etti ve şöyle dedi: Amr b. Hammâd bize rivayet etti, Esbât da İsmail es-Süddî’den bir haber içinde rivayet etti. Süddî bunu Ebû Mâlik’ten, Ebû Sâlih’ten, İbn Abbas’tan, Mürre’den, İbn Mes‘ûd’dan ve Nebi’nin ashabından bazı kimselerden nakletmiştir. Onlar, “İnsanlardan öyleleri vardır ki ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; halbuki onlar mümin değillerdir” sözü hakkında “Bunlar münafıklardır” demişlerdir. Müsennâ bana rivayet etti ve şöyle dedi: İshak bize, İbn Ebî Cafer’den, o da babasından, o da Rebî‘ b. Enes’ten rivayet etti. Rebî‘, “İnsanlardan öyleleri vardır ki ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler” sözünden “Allah da onların hastalığını artırmıştır ve onlar için acı bir azap vardır” sözüne kadar olan bölüm hakkında şöyle demiştir: “Bunlar nifak ehli kimselerdir.” Kâsım bize rivayet etti ve şöyle dedi: Hüseyin b. Dâvûd bize rivayet etti, Haccâc bana İbn Cüreyc’den rivayet etti. İbn Cüreyc, “İnsanlardan öyleleri vardır ki ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; halbuki onlar mümin değillerdir” sözü hakkında şöyle demiştir: “Bu, sözü fiiline, gizlisi açığına, girişi çıkışına ve görünen hali kaybolduğu haline aykırı olan münafıktır.”
Bunun tevili şudur: Allah Teâlâ, Rasulü Muhammed’in işini hicret yurdunda bir araya getirip orada karar kılmasını sağladığında, orada kelimesini yücelttiğinde, o beldenin evlerinde İslam yayıldığında, Müslümanlar orada bulunan putperest müşriklere üstün geldiklerinde ve Ehl-i Kitap’tan olanlar orada zelil hale geldiklerinde, Medine Yahudilerinin hahamları, kendilerinden Allah’ın İslam’a hidayet ettiği az sayıdaki kimse dışında, Rasulullah’a karşı içlerindeki kinleri açığa vurdular ve kıskançlık ve taşkınlık sebebiyle ona düşmanlık ve nefret gösterdiler. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ehl-i Kitap’tan birçoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra içlerindeki kıskançlık sebebiyle, imanınızdan sonra sizi tekrar kâfir yapmayı arzu eder.” (Bakara 109)
Rasulullah’ı barındıran ve ona yardım eden Ensar topluluklarından bazı kimseler de gizlice Nebi’ye ve ashabına düşmanlıkta ve onlara tuzak kurmak istemekte Yahudilerle aynı çizgide birleştiler. Bunlar şirk ve cahiliye içinde azgınlaşmış kimselerdi. İsimleri bize bildirilmiştir; fakat isimlerini ve soylarını zikrederek kitabı uzatmayı uygun görmedik. Bunlar, kendilerinin öldürülmesinden ve Rasulullah ile ashabı tarafından esir edilmelerinden korktukları için bunu açıktan değil, gizlice yaptılar. İslam konusunda basiretlerinin zayıflığı ve şirk üzere bulunmaları sebebiyle Yahudilere meylettiler. Rasulullah ve ona iman eden ashabıyla karşılaştıklarında, kendilerini korumak için onlara “Biz Allah’a, resulüne ve dirilişe iman ettik” derlerdi. Dilleriyle hak sözü verirlerdi ki, eğer içlerinde yerleşik olan şirki dilleriyle açıkça ortaya koysalardı haklarında uygulanacak Allah’ın hükmünü kendilerinden uzaklaştırsınlar. Fakat Yahudilerden ve Muhammed’i ve onun getirdiğini yalanlayan şirk ehlinden olan kardeşleriyle karşılaşıp onlarla baş başa kaldıklarında, “Biz sizinle beraberiz; biz sadece alay ediyoruz” (Bakara 14) derlerdi. İşte Allah Teâlâ, “İnsanlardan öyleleri vardır ki ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; halbuki onlar mümin değillerdir” sözüyle onları kastetmiştir.
Allah’ın onlar hakkında haber vererek “Allah’a iman ettik” sözünü nakletmesinin anlamı, “Allah’ı tasdik ettik” demeleridir. Daha önce tasdikin anlamını açıklamıştık. “Ahiret gününe” sözüyle ise kıyamet günündeki diriliş kastedilmiştir. Kıyamet gününe “son gün” denilmesinin sebebi, onun son gün olması ve ondan sonra başka bir günün bulunmamasıdır. Eğer biri “Ahiret için kesinti, yok oluş ve sona erme olmadığı halde ondan sonra nasıl gün olmaz?” derse, ona şöyle cevap verilir: Araplara göre bir gün, kendisinden önceki geceyle birlikte gün diye adlandırılır. Eğer gündüzden önce gece bulunmazsa ona gün denilmez. Kıyamet günü ise, kendisinden sonra gece bulunmayan bir gündür. Ondan önce yalnızca kıyametin sabahında gerçekleştiği gece vardır. Bu sebeple o gün, günlerin sonuncusudur. Allah Teâlâ da bundan dolayı onu “son gün” diye adlandırmış, onu “kısır gün” diye nitelemiştir. Ona kısır denilmesinin sebebi de ondan sonra gece bulunmamasıdır.
Allah Teâlâ’nın “Halbuki onlar mümin değillerdir” sözüne ve onların dilleriyle “Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” demelerini haber verdiği halde onlardan iman adını kaldırmasına gelince, bu Allah’ın onların iman inancına ve dirilişi ikrar ettiklerine dair söylediklerini yalanlamasıdır. Allah bununla Nebi’sine, onların ağızlarıyla ortaya koydukları şeyin kalplerindeki gizli inanca aykırı olduğunu ve nefislerinde kesinleştirdikleri şeyin zıddı bulunduğunu bildirmiştir.
Bu ayette, Cehmiyye’nin “iman, diğer anlamlardan bağımsız olarak yalnızca sözle tasdiktir” şeklindeki iddiasının geçersizliğine dair açık bir delil vardır. Çünkü Allah Teâlâ kitabında zikrettiği nifak ehlinin dilleriyle “Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” dediklerini haber vermiş, sonra da onları mümin olmaktan nefyetmiştir. Çünkü onların inançları, söyledikleri bu sözü doğrulamıyordu. Allah’ın “Halbuki onlar mümin değillerdir” sözü, “Tasdik ettiklerini iddia ettikleri şeyde gerçekten tasdik edici kimseler değildirler” demektir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…