Onlar, Allah’ın bulut gölgeleri içinde ve meleklerle birlikte gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah’a döndürülür.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Hel yenzurune (bekliyorlar mı) illa en ye’tiyehumu llahu (Allah’ın gelmesini) fi zulalin mine l-gamam (bulut gölgeleri içinde) vel-melaiketu (ve meleklerin) ve kudiye l-emr (iş bitirilmiştir) ve ilellahi turce‘u l-umur (bütün işler Allah’a döndürülür)
Mukatil Tefsiri
Bu ayette Allah Teâlâ onların artık yalnızca azabın gelmesini beklediklerini haber vermektedir. “Allah’ın bulut gölgeleri içinde gelmesi” ifadesindeki bulut, beyaz sis benzeri bir görüntüdür. Melekler ise Arş’ın nurundan yetmiş perde arkasında tesbih ederek gelirler. Bu durum Furkan suresindeki: “Göğün bulutlarla yarıldığı ve meleklerin bölük bölük indirildiği gün…” (Furkan 25) ayetiyle de açıklanmıştır. Buradaki bulut, normal yağmur bulutu değildir. “İş bitirilmiştir.” buyruğu, azabın gerçekleşmesi ve hükmün tamamlanması anlamındadır. “Bütün işler sonunda Allah’a döndürülür.” buyruğu ise kıyamet gününde bütün yaratılmışların işlerinin Allah’a döneceğini ve herkesin yaptığının karşılığını O’nun vereceğini ifade etmektedir.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah bununla şunu kastetmektedir: Muhammed’i ve onun getirdiğini yalanlayanlar, Allah’ın kendilerine buluttan gölgeler içinde ve meleklerle birlikte gelmesinden başka neyi bekliyorlar?
Sonra kıraat alimleri “melekler” kelimesinin okunması konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları bunu ref ile okuyarak “Allah’ın ve meleklerin buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini mi bekliyorlar?” anlamını vermiştir. Ahmed b. Yusuf, Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam’dan; o Abdullah b. Ebi Cafer er-Razî’den, o babasından, o Rebi‘ b. Enes’ten, o Ebu’l-Âliye’den naklettiğine göre Übey b. Ka‘b’ın kıraatinde ayet şöyleydi: “Allah’ın ve meleklerin buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini mi bekliyorlar?” Ebu’l-Âliye şöyle demiştir: “Melekler buluttan gölgeler içinde gelirler; Allah ise dilediği şekilde gelir.” Bu rivayet Ammar b. Hasan yoluyla da Abdullah b. Ebi Cafer’den, o babasından, o Rebi‘den aktarılmıştır. Ebu Cafer er-Razî de bazı kıraatlerde ifadenin “Allah’ın ve meleklerin buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini mi bekliyorlar?” şeklinde olduğunu söylemiş ve bunu şu ayete benzetmiştir: “O gün gök bulutlarla yarılır ve melekler indirilir” (Furkan 25).
Bazıları ise “melekler” kelimesini cer ile okuyarak anlamı şöyle vermiştir: “Allah’ın buluttan gölgeler ve melekler içinde kendilerine gelmesini mi bekliyorlar?” Buna göre “melekler” kelimesi “gölgeler”e atfedilmiş olur.
Aynı şekilde kıraat alimleri “gölgeler” kelimesinin okunmasında da ihtilaf etmiştir. Bazıları bunu “zulal” şeklinde, bazıları ise “zilal” şeklinde okumuştur. “Zulal” diye okuyanlar bunu “zulle” kelimesinin çoğulu kabul etmişlerdir. “Zulle” hem “zulal” hem de “zilal” şeklinde çoğul yapılabilir; tıpkı “hulle” kelimesinin “hulel” ve “hilal”, “celle” kelimesinin de “celel” ve “cilal” şeklinde çoğul yapılması gibi. “Zilal” diye okuyanlar da bunu “zulle”nin çoğulu saymış olabilirler; yahut “zıll” kelimesinin çoğulu olarak değerlendirmiş olabilirler. Çünkü hem “zulle” hem de “zıll” kelimeleri “zilal” şeklinde çoğul yapılabilir.
Müfessire göre bu konuda doğru kıraat “Allah’ın buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini mi bekliyorlar?” şeklindeki okuyuş, yani “zulal” kıraatidir. Çünkü Rasulullah’tan rivayet edilen bir haberde şöyle buyurulmuştur: “Buluttan birtakım kemerler vardır; Allah onların içinde, kuşatılmış olarak gelir.” Bu hadiste “kemerler” denilmesi, burada kastedilenin “gölgeler” yani “zulal” olduğunu gösterir; çünkü “zulle”nin tekili, kemer ve kubbe gibi bir şeydir. Ayrıca bu okuyuş mushaf hattına da uygundur. Anlamları aynı olup kıraatlerinde ihtilaf edilen ve bir kıraati diğerinden ayıran başka bir delil bulunmayan yerlerde, mushaf yazısına uygun olan kıraatin tercih edilmesi gerekir.
“Melekler” kelimesinin iki kıraatinden doğru olan ise müfessire göre ref ile okunmasıdır. Buna göre anlam şudur: “Allah’ın buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini ve meleklerin de gelmesini mi bekliyorlar?” Bu, Übey b. Ka‘b’dan rivayet edilen kıraate de uygundur. Çünkü Allah kitabının başka yerlerinde meleklerin geleceğini haber vermiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur: “Rabbin ve melek saf saf geldiğinde…” (Fecr 22). Yine şöyle buyurmuştur: “Onlar ancak meleklerin kendilerine gelmesini veya Rabbinin gelmesini ya da Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar?” Eğer biri “Rabbin ve melek geldiğinde” ayetindeki “melek” kelimesinin tekil olduğunu, burada ise “melekler”in çoğul geldiğini düşünerek iki ayetin anlamının farklı olduğunu zannederse, bu zannı hatalıdır. Çünkü Araplar bazen tekili çoğul anlamında kullanırlar. “Falancanın dirhemi ve dinarı çoktur” denildiğinde dirhemler ve dinarlar kastedilir. “Deve ve koyun helak oldu” denildiğinde de deve ve koyun toplulukları kastedilebilir. Bu nedenle “melek” kelimesi de burada “melekler” anlamındadır.
Sonra tevil ehli, “buluttan gölgeler içinde” ifadesinin Allah’ın fiiline mi, yoksa meleklerin fiiline mi bağlı olduğu ve bu gölgeler içinde kimin geleceği konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun Allah’ın fiiline bağlı olduğunu, yani ayetin anlamının “Allah’ın buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini ve meleklerin de gelmesini mi bekliyorlar?” şeklinde olduğunu söylemiştir. Muhammed b. Amr rivayet etti; Ebu Asım, İsa’dan, o İbn Ebi Necih’ten, o Mücahid’den naklettiğine göre Mücahid bu ayet hakkında şöyle demiştir: “Bu, bildiğimiz bulut değildir. Bu bulut ancak İsrailoğullarına, çölde şaşkın dolaştıkları sırada verilmişti. Kıyamet günü Allah’ın içinde geleceği şey de budur.” Hasan b. Yahya rivayet etti; Abdurrezzak, Ma‘mer’den, o Katade’den naklettiğine göre Katade: “Allah onlara gelir; melekler de ölüm sırasında onlara gelir” demiştir. Kasım rivayet etti; Hüseyin, Haccac’dan, o İbn Cüreyc’den naklettiğine göre İkrime: “Bunlar buluttan kemerlerdir; melekler de onun çevresindedir” demiştir. İbn Cüreyc ayrıca başkasından “Melekler ölüm sırasında gelir” görüşünü nakletmiştir.
Müfessir, İkrime’nin sözünün bir yönüyle “buluttan gölgeler içinde” ifadesini Allah’ın fiiline bağlayan görüşle aynı olduğunu, fakat meleklerin konumu bakımından farklı ihtimaller taşıdığını belirtir. Eğer İkrime “melekler onun çevresindedir” derken bulutun çevresinde olduklarını kastetmişse, onun yorumuna göre “melekler” kelimesinin cer ile okunması gerekir; çünkü anlam “Allah’ın buluttan gölgeler ve melekler içinde gelmesi” olur. Fakat “melekler onun çevresindedir” sözüyle Rabbin çevresinde olduklarını kastetmişse, o zaman bu görüş önceki alimlerin görüşüyle aynı olur.
Başka bazıları ise “buluttan gölgeler içinde” ifadesinin meleklerin fiiline bağlı olduğunu söylemiştir. Buna göre buluttan gölgeler içinde gelenler meleklerdir; Allah ise dilediği şekilde gelir. Ammar b. Hasan yoluyla İbn Ebi Cafer’den, o babasından, o Rebi‘den rivayet edildiğine göre Rebi‘ bu ayet hakkında şöyle demiştir: “Bu kıyamet günüdür. Melekler buluttan gölgeler içinde onlara gelirler. Melekler buluttan gölgeler içinde gelir; Rab ise dilediği şekilde gelir.”
Müfessire göre doğruya en yakın tevil, “buluttan gölgeler içinde” ifadesinin Allah’ın fiiline bağlı olduğu görüştür. Buna göre ayetin anlamı şudur: “Allah’ın buluttan gölgeler içinde kendilerine gelmesini ve meleklerin de gelmesini mi bekliyorlar?” Müfessir bunu şu rivayetle destekler: Muhammed b. Humeyd rivayet etti; İbrahim b. Muhtar, İbn Cüreyc’den, o Zem‘a b. Salih’ten, o Seleme b. Vehram’dan, o İkrime’den, o İbn Abbas’tan naklettiğine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Buluttan birtakım kemerler vardır; Allah onların içinde, kuşatılmış olarak gelir.” İşte “Allah’ın buluttan gölgeler içinde ve meleklerle birlikte kendilerine gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar?” ayeti bunu ifade eder.
“Bekliyorlar mı?” ifadesinin anlamı ise “bekledikleri şey ancak budur” demektir. Müfessir daha önce bunun gerekçelerini açıkladığını belirtir.
Sonra Allah’ın “gelmesi”nin niteliği konusunda ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bunun, Allah’ın kendisini nitelediği geliş, gelme ve inme ifadeleri dışında ayrıca açıklanacak bir niteliği yoktur. Allah’ın sıfatları ve isimleri hakkında, Allah’tan veya gönderilmiş bir peygamberden gelen haber olmadan kişinin kendi çıkarımıyla konuşması caiz değildir. Başka bazıları Allah’ın gelişini, bilinen anlamda bir yerden bir yere gelen kimsenin gelişi ve bir mekandan başka mekana intikali gibi anlamıştır. Bir grup ise “Allah’ın gelmesi”nden maksadın “Allah’ın emrinin gelmesi” olduğunu söylemiştir; nitekim “Ümeyyeoğullarının bize gelmesinden korktuk” denildiğinde onların hükmünün gelmesi kastedilebilir. Başka bir grup ise bunun “Allah’ın sevabının, hesabının ve azabının gelmesi” anlamına geldiğini söylemiştir; tıpkı “Gece ve gündüzün hilesi” (Sebe 33) ifadesinde olduğu gibi veya “vali hırsızın elini kesti” denildiğinde gerçekte bunu valinin yardımcılarının yapması gibi.
Müfessir, “gamam” kelimesinin anlamını daha önce açıkladığını ve burada da aynı anlamda olduğunu söylemektedir. Buna göre sözün anlamı şudur: İslam’a bütünüyle girmeyi terk eden ve şeytanın adımlarını izleyen kimseler, Allah’ın buluttan gölgeler içinde gelip haklarında hükmünü vermesinden başka neyi bekliyorlar?
Ebu Küreyb rivayet etti; Abdurrahman b. Muhammed el-Muharibî, İsmail b. Rafi‘ el-Medenî’den, o Yezid b. Ebi Ziyad’dan, o Ensar’dan bir adamdan, o Muhammed b. Ka‘b el-Kurazî’den, o Ebu Hureyre’den naklettiğine göre Rasulullah şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü tek bir yerde yetmiş yıl kadar bekletilirsiniz; size bakılmaz ve aranızda hüküm verilmez. Sıkışıp kalırsınız, ağlarsınız; sonunda gözyaşınız tükenir. Sonra kan ağlarsınız; ağlamanız çenelerinize kadar ulaşır ya da sizi gemler. Sonra feryat eder ve şöyle dersiniz: ‘Rabbimiz katında bize kim şefaat edecek de aramızda hüküm versin?’ Bunun üzerine: ‘Buna babanız Âdem’den daha layık kim olabilir? Allah onun toprağını yoğurdu, onu eliyle yarattı, ona ruhundan üfledi ve onunla doğrudan konuştu’ derler. Âdem’e gidilir ve ondan bu istenir, fakat o kabul etmez. Sonra peygamberleri birer birer dolaşırlar; her peygambere geldiklerinde o kabul etmez.”
Rasulullah devamla şöyle buyurdu: “Sonunda bana gelirler. Bana geldiklerinde çıkar ve ‘fahs’a gelirim.” Ebu Hureyre: “Ey Allah’ın Rasulü, fahs nedir?” diye sorunca Rasulullah şöyle buyurdu: “Arşın önü. Orada secdeye kapanırım. Allah bana bir melek gönderip iki kolumdan tutarak beni kaldırıncaya kadar secdede kalırım. Sonra Allah bana: ‘Ey Muhammed!’ der. Ben de: ‘Evet’ derim; o ise en iyi bilendir. Allah: ‘Meselen nedir?’ buyurur. Ben: ‘Rabbim, bana şefaat vadetmiştin; beni yaratıkların hakkında şefaatçi kıl da aralarında hüküm ver’ derim. Allah: ‘Seni şefaatçi kıldım. Ben size geleceğim ve aranızda hüküm vereceğim’ buyurur.”
Rasulullah şöyle devam etti: “Sonra insanların yanında durmak üzere geri dönerim. Biz ayaktayken gökten şiddetli bir ses duyarız ve bundan dehşete kapılırız. Dünya semasının halkı, yeryüzündeki cin ve insanların iki katı kadar melekle iner. Yere yaklaştıklarında yeryüzü onların nuruyla aydınlanır ve saflarını alırlar. Biz onlara: ‘Rabbimiz sizin aranızda mı?’ deriz. Onlar: ‘Hayır, fakat O gelmektedir’ derler. Sonra ikinci semanın halkı, inen meleklerin iki katı ve yeryüzündeki cin ve insanların iki katı kadar iner. Yere yaklaştıklarında yeryüzü onların nuruyla aydınlanır ve saflarını alırlar. Biz onlara: ‘Rabbimiz sizin aranızda mı?’ deriz. Onlar: ‘Hayır, fakat O gelmektedir’ derler. Sonra üçüncü semanın halkı, önce inen meleklerin iki katı ve yeryüzündeki cin ve insanların iki katı kadar iner. Yere yaklaştıklarında yeryüzü onların nuruyla aydınlanır ve saflarını alırlar. Biz onlara: ‘Rabbimiz sizin aranızda mı?’ deriz. Onlar: ‘Hayır, fakat O gelmektedir’ derler. Sonra göklerin halkı bu katlanarak çoğalan sayı üzere iner. Nihayet Cebbar olan Allah buluttan gölgeler içinde ve meleklerle birlikte gelir. Meleklerin tesbihlerinden bir uğultu vardır. Şöyle derler: ‘Mülkün ve melekûtun sahibi olan Allah’ı tenzih ederiz. Arşın Rabbi, kudret ve ceberut sahibi olan Allah’ı tenzih ederiz. Ölmeyen diri olan Allah’ı tenzih ederiz. Yaratıkları öldüren fakat kendisi ölmeyen Allah’ı tenzih ederiz. Subbuh, Kuddus, meleklerin ve Ruh’un Rabbi! Kuddus, Kuddus! Yüce Rabbimizi tenzih ederiz. Saltanat ve azamet sahibi olanı tenzih ederiz. O, ebediyen her türlü eksiklikten münezzehtir.’ O gün arşı sekiz melek taşır; bugün ise dört melek taşımaktadır. Ayakları en alt yerin sınırlarında, gökler bellerine kadar, arş ise omuzları üzerindedir. Allah arşını yeryüzünde dilediği yere koyar. Sonra bir münadi bütün yaratıkların işiteceği şekilde şöyle seslenir: ‘Ey cin ve insan topluluğu! Sizi yarattığım günden bugüne kadar sizi dinledim; sözlerinizi işittim, amellerinizi gördüm. Şimdi siz beni dinleyin. Bunlar sizin sahifeleriniz ve amellerinizdir; size okunacaktır. Kim hayır bulursa Allah’a hamd etsin, kim bundan başka bir şey bulursa ancak kendisini kınasın.’ Sonra Allah cinler, insanlar ve hayvanlar arasında hüküm verir; o gün boynuzsuz hayvanın hakkı boynuzlu hayvandan alınır.”
Müfessir, bu haberin Katade’nin “melekler ölüm sırasında gelir” yorumunun hatalı olduğunu gösterdiğini söyler. Çünkü Rasulullah, meleklerin kıyamet koptuktan sonra, hesabın görüleceği durakta, gök yarıldığı sırada geleceklerini bildirmiştir. Benzer haberler sahabe ve tabiinden de rivayet edilmiştir; fakat kitabı uzatmamak için hepsi zikredilmemiştir. Bu rivayet aynı zamanda “melekler” kelimesinin ref ile okunmasının, yani “melekler de gelir” anlamının doğruluğunu açıklar; cer ile okuyanların kıraatinin hatalı olduğunu gösterir. Çünkü Rasulullah, meleklerin Allah buluttan gölgeler içinde gelmeden önce kıyamet halkına geleceklerini haber vermiştir. Ancak cer ile okuyan kimse, “Allah buluttan gölgeler içinde ve o sırada mahşer halkına gelen melekler içinde gelir” şeklinde bir anlam kastetmişse, bu bir yorum ihtimalidir; fakat ilim ehlinin sözüne, kitabın delaletine ve Rasulullah’tan sabit olan rivayetlere göre uzak bir ihtimaldir.
“İş bitirilir ve bütün işler Allah’a döndürülür” ayetine gelince; bunun anlamı şudur: Yaratıklar arasında adaletle hüküm kesin olarak verilir. Nitekim Ebu Hureyre’den Rasulullah yoluyla aktarılan rivayette de geçtiği gibi, her mazlumun hakkı her zalimden alınır; hatta boynuzsuz hayvanın hakkı boynuzlu hayvandan alınır.
“Bütün işler Allah’a döndürülür” ifadesinin anlamı ise şudur: Kıyamet günü yaratıkları arasında hüküm verme ve dünyada gerçekleşmiş olan işlerde onların arasını ayırma yetkisi Allah’a döner. İnsanların birbirlerine zulmetmeleri, Allah’ın sınırlarını aşmaları, O’nun emrine karşı gelmeleri, iyilik yapanların iyilikleri ve Allah’a itaatleri orada hükme bağlanır. Allah zulmedenlerle zulme uğrayanların arasını ayırır, iyilik yapanlara iyiliklerinin karşılığını verir, kötülük yapanlara ise dilediği şekilde karşılık verir; kâfir olmayanlardan dilediğine de lütfedip affeder. İşte bunun için “Bütün işler Allah’a döndürülür” buyurmuştur.
Gerçi dünya ve ahiretteki bütün işlerin başlangıcı Allah’tandır ve dönüşü de O’nadır. Ancak dünya hayatında yaratıklar birbirlerine zulmederler; bazen onların arasındaki hükmü yaratıklardan bazıları üstlenir. Kimi adil hükmeder, kimi zulmeder; kimi doğru isabet eder, kimi yanılır; kimi hakkındaki hüküm uygulanabilir, kimi de gücü ve tarafının kuvveti sebebiyle bundan kaçabilir. Bu yüzden Allah kullarına, bütün bu işlerin kıyamet durağında kendisine döneceğini bildirmiştir. Orada herkesin hakkı herkesten alınır, herkese hak ettiği tam karşılık verilir; orada zulüm yoktur, Allah’ın hükmünün işlemesine engel olacak hiç kimse yoktur. Zayıf ile güçlü, fakir ile zengin orada eşit hale gelir; zulüm yok olur ve adaletin hükümranlığı iner.
Allah’ın “işler” kelimesini belirli biçimde kullanmasının sebebi, burada bütün işleri kastetmesidir; bazı işleri değil. Bu, Arapçada “Bal hoşuma gider” veya “Katır eşekten güçlüdür” denilmesine benzer. Burada belirli takısı kullanılır; fakat tek bir bal veya tek bir katır değil, genel olarak tür kastedilir. Burada da “işler” kelimesi bütün işleri kapsayacak şekilde kullanılmıştır.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…