Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir kışkırtma dokunduğunda hatırlarlar; bir de bakarsın ki gerçeği görmüşlerdir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
İnnellezinettekav (şüphesiz sakınanlar) iza messehum taifun mineş şeytani (şeytandan bir vesvese dokunduğunda) tezekkeru (hatırlarlar) fe iza hum mubsırun (bir de bakarsın gerçeği görürler)
Mukatil Tefsiri
Sonra Peygambere Ebû Cehil konusunda öğüt verdi ve müminlerle kâfirlerin varacakları yeri haber vererek şöyle buyurdu: “Şüphesiz takvâ sahipleri”; yani şirkten sakınanlar, “kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğunda düşünüp hatırlarlar; bir de bakarsın ki gerçeği görmüşlerdir.” Yani takvâ sahiplerine şeytandan bir dürtü geldiğinde bunun bir günah olduğunu hatırlar ve anlarlar; Allah korkusuyla ondan ürküp uzaklaşırlar.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah’ın kullarından, farzlarını yerine getirip günahlardan kaçınarak O’nun azabından korkup sakınan kimselere, şeytandan gelen öfke veya Allah’ın üzerlerindeki bir hakkını yerine getirmekten alıkoyacak başka bir şey dokunduğunda, Allah’ın azabını ve sevabını, vaadini ve tehdidini hatırlarlar; böylece hakkı görür ve onunla amel ederler, Allah’ın kendilerine farz kıldığı hususlarda O’nun itaatine yönelir ve bu konuda şeytana itaat etmeyi bırakırlar.
Okuyucular, ayette geçen “şeytandan bir kışkırtma” ifadesindeki kelimenin okunuşunda ihtilaf etmişlerdir. Medine ve Kûfe okuyucularının çoğu bunu “etrafında dolaşan, gelip dokunan şey” anlamındaki biçimiyle okumuş; Mekke, Basra ve Kûfe okuyucularından bazıları ise “hayal gibi gelip geçen şey” anlamındaki biçimiyle okumuştur.
Arap dili bilginleri de bu iki kelime arasındaki fark konusunda ihtilaf etmişlerdir. Basralı bazı dilciler, her ikisinin aynı anlama geldiğini, insanın çevresinde dolaşan bir hayal veya gelip ona dokunan bir şey anlamında olduğunu söylemişlerdir. Ayrıca ikinci biçimin, bazı kelimelerde görüldüğü gibi daha ağır söylenen bir biçimin hafifletilmiş şekli olabileceğini belirtmişlerdir. Kûfeli bazı dilciler ise birinci kelimenin, şeytanın insanın çevresinde dolaştırdığı vesvese anlamına geldiğini; ikinci kelimenin ise ansızın gelip dokunan bir hâl ve temas anlamında olduğunu söylemişlerdir. Başka biri de ikinci kelimenin ansızın gelen hâl, birincisinin ise insanın çevresinde dolaşan her şey anlamına geldiğini söylemiştir. Ebû Amr b. el-Alâ’nın da ikinci kelimeyi “vesvese” diye açıkladığı aktarılmıştır.
Ebû Cafer der ki: Bana göre bu iki okuyuştan doğruya daha yakın olanı, “şeytandan gelip dolaşan bir şey” anlamındaki okuyuş biçimidir. Çünkü tefsir ehli bunu, insana gelip dokunan öfke veya sürçme anlamında açıklamıştır. Mana böyle olduğuna göre, burada Allah’ın sakınan kimselere şeytandan dokunan şeyi haber verdiği anlaşılır. Onlara dokunan şey, şeytanın sebeplerinden çevrelerinde dolaşıp duran şeylerdir; öfke ve vesvese gibi. Şeytan insanoğlunun çevresinde ancak onu Rabbine itaatten kaydırmak veya ona vesvese vermek için dolaşır. İşte vesvese ve kaydırma, şeytandan gelip insanın çevresinde dolaşan şeydir. Diğer kelime ise daha çok hayal anlamındadır.
Basralılar ve bazı Kûfeliler, Araplardan bu kelimenin “çevresinde dolaşmak” anlamında kullanıldığını işittiklerini aktarmış ve bu konuda şu şiiri delil getirmişlerdir:
Sana gelip dolaşan bu hayal nereden geldi?
Onun sana gelip dolaşması, bir hatırlayış ve derin bir tutkudur.
Tefsir ehli ise bu ifadenin anlamında ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun “öfke” olduğunu söylemiştir.
Ebû Küreyb ve İbn Vekî bize anlattılar; dediler ki: İbn Yemân bize Eş‘as’tan, o Cafer’den, o da Saîd’den aktararak, “Onlara şeytandan bir kışkırtma dokunduğunda” ifadesi hakkında şöyle dedi: Buradaki şeytan dokunuşu öfkedir.
İbn Humeyd bize anlattı; dedi ki: Hakkâm bize Anbese’den, o Muhammed b. Abdurrahman’dan, o Kāsım b. Ebî Bezze’den, o da Mücâhid’den aktararak, “Onlara şeytandan bir dokunuş geldiğinde” sözü hakkında şöyle dedi: Bu, öfkedir.
İbn Vekî bize anlattı; dedi ki: Abdullah b. Recâ bize İbn Cüreyc’den, o Abdullah b. Kesîr’den, o da Mücâhid’den aktararak şöyle dedi: Öfkedir.
Muhammed b. Amr bana anlattı; dedi ki: Ebû Âsım bize anlattı; dedi ki: Îsâ bize İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den aktararak, “Onlara şeytandan bir dokunuş geldiğinde hatırlarlar” sözü hakkında şöyle dedi: Bu, öfkedir.
Muhammed b. Amr bana anlattı; dedi ki: Ebû Âsım bize anlattı; dedi ki: Îsâ bize İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den aktararak, “Şeytandan bir kışkırtma” sözü hakkında şöyle dedi: Öfkedir.
Başkaları ise bunun şeytandan gelen bir dürtü ve sürçme olduğunu söylemiştir.
Müsennâ bana anlattı; dedi ki: Abdullah b. Sâlih bize anlattı; dedi ki: Muâviye bana Ali b. Ebî Talha’dan, o da İbn Abbâs’tan aktararak, “Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir kışkırtma dokunduğunda hatırlarlar” ayeti hakkında şöyle dedi: Buradaki kışkırtma, şeytandan gelen bir dürtüdür. “Bir de bakarsın ki gerçeği görmüşlerdir.”
Muhammed b. Sa‘d bana anlattı; dedi ki: Babam bana anlattı; dedi ki: Amcam bana anlattı; dedi ki: Babam bana babasından, o da İbn Abbâs’tan aktararak, “Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir kışkırtma dokunduğunda” sözü hakkında şöyle dedi: Şeytandan gelen bir dürtü demektir. “Hatırlarlar.”
Muhammed b. Hüseyin bana anlattı; dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize anlattı; dedi ki: Esbât bize Süddî’den aktararak, “Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir kışkırtma dokunduğunda hatırlarlar” sözü hakkında şöyle dedi: Sürçtüklerinde tövbe ederler.
Ebû Cafer der ki: Bu iki açıklama anlam bakımından birbirine yakındır. Çünkü öfke de şeytanın insanı kaydırma yollarından biridir; günaha doğru gelen dürtü de ondandır. Bunların her ikisi de şeytanın insanın çevresinde dolaştırdığı şeylerdendir. Durum böyle olunca bunlardan yalnızca birini esas alıp diğerlerini dışarıda bırakmanın bir gerekçesi yoktur. Doğru olan, Yüce Allah’ın ifadeyi genel bıraktığı gibi genel anlam vermektir. Buna göre şöyle denilir: Allah’a karşı gelmekten sakınan kimselere, şeytanın sebeplerinden herhangi bir şey gelip dokunduğunda, o şey ne olursa olsun Allah’ın emrini hatırlar ve O’nun emrine yönelirler.
“Bir de bakarsın ki gerçeği görmüşlerdir” sözüyle ise şu kastedilir: Birden Allah’ın hidayetini, açıklamasını ve O’na itaat yolunu görür hâle gelirler; böylece şeytanın onları çağırdığı şeyden vazgeçerler.
Muhammed b. Sa‘d bana anlattı; dedi ki: Babam bana anlattı; dedi ki: Amcam bana anlattı; dedi ki: Babam bana babasından, o da İbn Abbâs’tan aktararak, “Bir de bakarsın ki gerçeği görmüşlerdir” sözü hakkında şöyle dedi: Günaha son verirler, Allah’ın emrine sarılırlar ve şeytana karşı gelirler.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…