Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın halini sor. Cumartesi yasağını çiğniyorlardı. Cumartesi günü balıkları akın akın gelir, diğer günler gelmezdi. İşte onları yoldan çıktıkları için böylece imtihan ediyorduk.
Diyanet Vakfı
Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.
Kurtubi Tefsiri
Onlara deniz kıyısındaki o kasabanın durumunu da sor. Hani onlar Cumartesi gününde haddi aşmışlardı. Çünkü Cumartesilerinde balıkları akın akın meydana çıkarak yanlarına geliyor, tatil yapmadıkları gün ise yanlarına gelmiyordu. İşte Biz, İtaatten çıktıklarından dolayı kendilerini böylece İmtihan ediyorduk.
“Onlara deniz kıyısındaki o kasabanın durumunu da sor.” Yani, o kasaba halkının durumu hakkında sor demektir. Kasaba halkını anlatmak üzere kasabayı zikretmiş olması, kasabanın onların kardıkları yer, yahutta bir araya toplanıp gelmelerine sebep olan yer oluşundan dolayıdır. Bunun bir benzeri de yüce Allah’ın:
“İçinde bulunduğumuz o kasabaya da sor.” (Yusuf, 12/82) âyeti İle “Sa’d b. Muaz’ın ölümü sebebiyle Arş sarsıldı” Buhârî, Menâkıbu’l-Ensar 12; Müslim, Fedâilus-Sahabe 123-125; Tirmizî, Menakıb 50; İbn Mâce, Mukaddime 11, had. no: 158; Müsned, 111, 234, 296. 316, 349, VI, 329. hadisidir. Bununla Hazret-i Peygamber arş ehli olan melekleri kastetmektedir. Onlar, Hazret-i Sa’d’ın kendilerine geleceği müjdesi ve buna sevindikleri için öyle ifade edilmiştir.
Yani sen, sana komşuluk eden yahudilere geçmişlerine dair haberleri, onlardan maymunlara ve domuzlara dönüştürüldüklerine dair kimselerin haberlerini sor. Bu İse, onlara gerçeği söyletmek (takrir) ve azarlamak kastıyla yöneltilen bir sorudur. Bu da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın doğruluğunun alameti idi. Çünkü yüce Allah onu, başkalarından bu gibi şeyleri öğrenmeksizin bu hususlar hakkında haberdar etmişti.
Onlar şöyle diyorlardı: Biz, Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz. Çünkü bizler O’nun gerçek dostu İbrahim’in soyundan ve İsrail’in soyundan geliyoruz. Bunlar ise, Allah’ın İlk çocuklarıdır. (Bk. el-Mâide, 5/18. âyetin tefsiri) Allah ile konuşmuş Mûsa’nın soyundandır ve onun torunlarından olan Uzeyr’in soyundandır. Biz de onların çocuklarındanız. Bunun üzerine yüce Allah Peygamberine: Ey Muhammed, onlara o kasaba hakkında sor. Ben, o kasaba halkını günahları sebebiyle azaplandırmadım mı? Bu ise, onların sadece şeriatin fer’i hükümlerinden birisini değiştirmeleri sebebiyle olmuştu.
Bu kasabanın hangisi olduğunu tayin hususunda farklı görüşler vardır. İbn Abbâs, İkrime ve es-Süddî, buranın Eyle olduğunu söylemişlerdir. Yine İbn Abbâs’tan buranın Eyle ile Tûr arasındaki Medyen olduğunu söylediği nakledilmiştir.
ez-Zührî buranın Taberîye olduğunu ifade etmiştir. Katade ve Zeyd b. Eslem ise burası Şam kıyılarında bir yerde Medyen ile Aynun arasında Makna diye bilinen yerdir. Yahudiler bu kıssayı kendileri hakkında tahkir edici ve aşağılayıcı bir muhtevası bulunduğundan dolayı gizleyip dururlardı.
“Deniz kıyısındaki o kasaba” yani, denize yakın bulunan o kasaba… Meselâ; tabiri, eve yakın idim demektir.
“Hani onlar Cumartesi gününde haddi aşmışlardı.” Yani, o günde balık avlamaları yasak kılındığı halde balık avlıyorlardı. “Yahudiler Cumartesi günü çalışmayı bıraktılar,” denilir.
(……….) ise, kişiyi -mesela- dilsizlik gibi bir hal aldı. “sükûn buldu, hareket etmedi” anlamına gelir. Cumartesi gününe eriştiler. Yahudiler Cumartesi’ye girdiler” tabirleri kullanılır.
Sebt (Cumartesi) bilinen gündür. Kelime olarak da rahat etmek ve kesmekten gelir. Çoğulu ise, şekillerinde gelir.
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın da şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Kim Sebt (Cumartesi) günü hacamat yaptırır da ona bir baras (baraş) hastalığı isabet ederse, kendisinden başka kimseyi kınamasın.” el-Hâkim, el-Müstedrek, IV, 409-410; el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, V, 92.
İlim adamlarımız der ki: Bunun böyle olmasının sebebi, kanın Cumartesi günü soğuk olmasından dolayıdır. Eğer sen kanı dışarı akıtmak için müdahalede bulunacak olursan, o da gereği gibi akmaz ve bu baras’a dönüşür.
Cemaat “Haddi aşmışlardı” diye okumuşlardır. Ebû Nehîk İse, şeklinde “ye” harfi ötreli, “ayn” harfi esreli, “dal” harfini de şeddeli olarak okumuştur. Birinci kıraat; “Haddi aşmak”tan gelirken, ikinci kıraat; “gerekli hazırlığı yapmak”tan gelmektedir. Yani, balıkları yakalamak için gerekli araçları hazırlıyorlardı anlamına gelir. İbn es-Semeyka ise, “Sebt” kelimesini çoğul olarak; “Cumartesi günlerinde,” diye okumuştur.
“Çünkü Cumartesilerinde… balıkları yanlarına geliyor” âyetindeki “Cumartesileri” anlamına gelen; kelimesi, “Sebt” kelimesi çoğul yapılarak diye de okunmuştur.
“Akın akın meydana çıkarak.” Yani, su üzerinde oldukça fazla görünerek kalabalıklar halinde gelerek, demektir.
el-Leys der ki; Başlarını yukarı doğru kaldırmış balıklar, anlamına gelir. Bunun şu anlama geldiği de söylenmiştir: Denizdeki balıklar, Cumartesi günleri denizden büyük kalabalıklar halinde geliyor ve Eyle kasabası bundan dolayı çokça kalabalıklaşıyordu. Yüce Allah, bunun üzerine bu balıkların Cumartesi günü avlanmayacağı ilhamını verdi. Çünkü yüce Allah yahudilere o gün balık avlamalarını yasaklamıştı.
Şöyle de denilmiştir. Bu balıklar, onların kapılarına kadar başlarını yukarı doğru kaldırarak tıpkı beyaz kuşlar gibi akın akın geliyordu. -Bunu, müteahhir müfessirlerden bazıları böylece nakletmiştir.- Onlar da Cumartesi günü haddi aşarak bu günde balıkları alıp yakaladılar. Bu açıklamayı da el-Hasen yapmıştır. Batıkları Pazar günü aldıkları da söylenmiştir. İleride de açıklanacağı gibi daha sahih olan da budur.
“Tatil yapmadıkları gün ise” balıkları
“yanlarına gelmiyordu.” Yani, Sebt yapmadıkları gün demektir. Sebt yapmak ise, Cumartesi gününü ta’zim etmek demektir. el-Hasen, “Tatil yapmadıkları gün” kelimesini “ye” harfini ötreli olarak; şeklinde okumuştur. Yani, Cumartesi gününe girmedikleri gün, anlamına gelir. Nitekim; ifadeleri Cuma gününe, öğlen vaktine, yeni aya girdik, anlamında kullanılır.
“İşte Biz, itaatten çıktıklarından dolayı kendilerini böylece imtihan ediyorduk.” Yani, ibadette onlara işi sıkı tutuyor ve onları deniyorduk.
el-Huseyn b. el-Fadl’a şöyle sorulmuş: Siz, “helal, sana ancak seni hayatta tutacak kadarıyla gelir, haram ise sana hadsiz, hesapsız olarak gelir” anlamını Allah’ın Kitabında bulabiliyor musunuz? O, şu cevabı vermiş: Evet, ben bunu Davud ile Eylelilerin kıssasında buluyorum:
“… çünkü Cumartesilerinde balıkları akın alan meydana çıkarak yanlarına geliyor, tatil yapmadıkları gün ise yanlarına gelmiyordu.”
Bu âyet-i kerîme ile ilgili kıssalar arasında rivâyet olunduğuna göre bu olay, Davud (aleyhisselâm) zamanında olmuştu. İblis de bunlara telkinde bulunarak şöyle demişti: Size bu balıkları Cumartesi günü yakalamanız yasaklandı. Bunun için siz havuzlar yapın. Bu sefer onlar da Cuma günü balıkları havuzlara sürüklüyorlar, orada kalıyorlar ve suyun azlığı dolayısıyla da oradan çıkmak imkanını bulamıyorlardı. Onlar da Pazar günü bu balıkları tutup çıkartıyorlardı.
Eşheb, Mâlik’ten şöyle dediğini rivâyet eder: İbn Numan’ın iddiasına göre onlardan herhangi bir kimse ip alır, bu ipin ucuna iki uçlu bir düğüm atar, bu düğümü de balığın kuyruğuna atardı, ipin diğer ucu ise bir kazığa bağlı bulunurdu. O, ipi bu haliyle Pazar gününe kadar bırakırdı. Daha sonra bu işi yapanın başına herhangi bir bela gelmediğini görünce, diğer insanlar da bu şekilde davranmaya başladılar ve nihayet balık avı oldukça çoğaldı. Balıklar pazarlarda satılmaya ve haddi aşmış fasıldar açıktan açığa balık avlamaya başladı. İsrailoğullarından bir kesim kalkıp bu işten vazgeçmelerini istedi. Açıktan açığa bunu yasaklamaya çalıştılar ve bu işi yapanlardan uzaklaştılar.
Denildiğine göre bu yasağın çiğnenmesine karşı çıkanlar, biz sizinle bir arada kalamayız, diyerek kasabayı bir duvarla ikiye ayırdılar. Bu yasağın çiğnenmesine karşı çıkanlar bir seferinde meclislerinde bulundukları sırada, yasağı çiğneyenlerden kimsenin dışarı çıkmadığını gördüler. Mutlaka bunların başına bir iş gelmiştir, diyerek duvara tırmanıp onlara baktılar, maymunlara dönüştürülmüş olduklarını gördüler. Kapıyı açıp yanlarına gittiler. Maymunlar insanlar arasından akrabalarını tanıdılar. Fakat insanlar, maymunlar arasındaki akrabalarını tanıyamadılar. Bu sefer her bir maymun insanlardan olan akrabasının yanına gidiyor, elbiselerini koklayıp ağlamaya başlıyordu. İnsanlar onlara: Biz size bu İşten vazgeçmenizi söylemiyor muyduk? diyorlar, maymunlar ise başlarını; evet anlamında hareket ettiriyorlardı.
Katade der ki: Genç olanları maymunlara, yaşlıları da domuzlara dönüştürüldü. Aralarından yalnızca bu işten vazgeçmelerini isteyenler bu azaptan kurtuldular, diğerleri ise helâk edildiler.