De ki: Ey Ehl-i Kitap! İman edenleri Allah’ın yolundan niçin alıkoyuyorsunuz? Siz şahit olduğunuz hâlde onu eğri göstermeye çalışıyorsunuz. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Kul ya ehle l-kitabi lime tesuddune an sebilillah (de ki ey kitap ehli neden Allah yolundan alıkoyuyorsunuz) men amene tebgunaha iveca (iman edeni eğriltmek istiyorsunuz) ve entum şuhada (oysa siz şahitsiniz) ve ma llahu bi-gafilin amma ta‘melun (Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir)
Mukatil Tefsiri
“De ki: Ey kitap ehli!” Burada Yahudiler kastedilmektedir.
“Neden Allah’ın yolundan alıkoyuyorsunuz?” Yani iman ehli olan kimseleri Allah’ın yolundan alıkoyuyorsunuz.
Bu ayet, Huzeyfe ile Ammâr b. Yâsir hakkında nazil olmuştur. Yahudiler onları kendi dinlerine çağırmış ve şöyle demişlerdi: “Bizim dinimiz sizin dininizden daha hayırlıdır ve biz sizden daha doğru bir yol üzerindeyiz.”
Bunun üzerine Allah şöyle buyurdu:
“Neden Allah’ın yolundan alıkoyuyorsunuz?”
Yani İslâm dininden alıkoyuyorsunuz.
“İman edenleri; onda bir eğrilik arayarak…”
Yani İslâm dininde bir sapma ve eğrilik arıyorsunuz.
“Hâlbuki siz şahitlik ediyorsunuz.”
Yani dinin İslâm dini olduğuna, Muhammed’in Allah’ın elçisi ve peygamber olduğuna şahitlik ediyorsunuz.
“Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.”
Yani Allah sizin yaptıklarınızı bilmektedir.
Taberi Tefsiri
Allah bununla şunu kastetmektedir: Ey İsrailoğulları Yahudileri ve Allah’ın kitaplarını tasdik ettiğini ileri süren diğer kimseler! Allah’ın yolundan niçin alıkoyuyorsunuz? Yani Allah’ın peygamberleri, dostları ve iman ehli için belirlediği yolundan ve açık caddesinden, iman eden kimseyi niçin saptırıyorsunuz? “İman eden” ifadesi, Allah’ı, elçisini ve onun Allah katından getirdiklerini tasdik eden kimse demektir. “Onu eğri göstermeye çalışıyorsunuz” ifadesinde geçen zamir, “yol” kelimesine döner; “yol” kelimesi dişil kabul edildiği için zamir de ona göre gelmiştir. Bunun anlamı, “Allah’ın yolu için eğrilik istiyorsunuz” demektir. Bu ifade, şair Suhaym’in şu sözündeki kullanıma benzer: “O seni aradı, senin aradığını değil; nihayet onu buldun, sanki dün onunla sözleşmiş gibiydin.” Burada “seni aradı” sözü, “seni istedi, seni talep etti” anlamındadır. Arapçada “bana şunu iste” denildiğinde “onu benim için ara” anlamı kastedilir. Eğer “onu istememde bana yardım et” demek isterlerse kelimenin başındaki elif harfini üstün okuyarak söylerler. Aynı şekilde “benim için sağ” ifadesi “sağma işini benim yerime yap” anlamına, “sağmama yardım et” ifadesi ise “bu işte bana yardım et” anlamına gelir. Bu türden gelen bütün kullanımlar da böyledir. “İvec” ise eğrilik ve sapma demektir. Burada onunla hidayetten sapma kastedilmektedir. Allah şöyle buyurmaktadır: Allah’ı ve elçisini tasdik eden kimseyi Allah’ın dininden niçin alıkoyuyorsunuz? Allah’ın dinini, yolundan ve doğruluğundan saptırmaya çalışıyorsunuz. Söz, “yol” üzerine kurulmuş olmakla birlikte anlam yolun mensuplarına yöneliktir. Sanki anlam şudur: Allah’ın dininin mensupları ve hak yol üzerinde bulunanlar için eğrilik istiyorsunuz; yani onları haktan saptırmak ve hidayet yolundaki doğruluktan ayırmak istiyorsunuz. İlk harfi esreli olan “ivec”, din ve sözdeki eğriliktir. İlk harfi üstün olan “avec” ise duvar, mızrak ve dik duran her şeydeki eğriliktir. “Siz şahit olduğunuz hâlde” buyruğunun anlamı ise şudur: Siz, insanları alıkoyduğunuz bu yolun hak olduğuna şahit olan kimselersiniz; bunu biliyor ve kitaplarınızda buluyorsunuz. “Allah yaptıklarınızdan gafil değildir” ifadesi de şu anlama gelir: Allah, kulları için razı olmadığı hâlde işlediğiniz amellerden ve diğer bütün işlerinizden gafil değildir. Dilerse sizi bunlar sebebiyle dünyada hemen cezalandırır, dilerse bunu erteler ve kendisine kavuştuğunuzda sizi onlarla cezalandırır.
Şu da zikredilmiştir: “Ey Ehl-i Kitap! Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz?” (Âl-i İmrân 98) ayetinden başlayıp “İşte onlar için büyük bir azap vardır” (Âl-i İmrân 105) buyruğuna kadar olan bu ayetler, İslam’dan sonra Evs ve Hazrec kabilelerinin arasını bozup onları cahiliye dönemlerindeki düşmanlık ve kine döndürmeye çalışan Yahudi bir adam hakkında inmiştir. Allah onun bu yaptığını kınamış, fiilini çirkin görmüş ve onu azarlamıştır. Aynı zamanda Resûlullah’ın arkadaşlarına da öğüt vermiş, onları ayrılıktan ve ihtilaftan sakındırmış, birlik ve kaynaşmayı emretmiştir. Bu konuda gelen rivayet şöyledir: İbn Humeyd bize rivayet etti; dedi ki: Seleme, Muhammed b. İshak’tan rivayet etti; dedi ki: Güvenilir bir kimse bana Zeyd b. Eslem’den rivayet etti. Şöyle dedi: Şâs b. Kays, cahiliyede yaşlanmış, küfrü büyük, Müslümanlara karşı kini şiddetli ve onlara karşı hasedi ağır bir ihtiyardı. Resûlullah’ın arkadaşlarından Evs ve Hazrec’e mensup bir topluluğun yanından geçti. Onlar bir mecliste toplanmış konuşuyorlardı. İslam’dan sonra aralarındaki birlik, kaynaşma ve iyileşmiş ilişkileri; cahiliye döneminde aralarında bulunan düşmanlıktan sonra bu hâle gelmeleri onu öfkelendirdi. Bunun üzerine şöyle dedi: “Benî Kayle’nin ileri gelenleri bu ülkede toplanmışlar. Vallahi onların ileri gelenleri burada birleşirse bizim için onlarla birlikte yaşama imkânı kalmaz.” Yanındaki genç bir Yahudiye emretti ve ona şöyle dedi: “Onların yanına git, aralarına otur, onlara Buâs gününü ve ondan önce yaşananları hatırlat. O gün hakkında birbirlerine söyledikleri şiirlerden bazılarını onlara oku.” Buâs günü, Evs ile Hazrec’in savaştığı bir gündü ve o gün Evs, Hazrec’e galip gelmişti. Genç bunu yaptı. Bunun üzerine topluluk konuşmaya başladı, tartıştılar ve birbirlerine karşı övünmeye başladılar. Nihayet iki kabileden iki adam dizleri üzerine doğruldu: Evs’ten Hârise b. Hâris oğullarından Evs b. Kayzî ve Hazrec’ten Seleme oğullarından Cebbâr b. Sahr. Birbirlerine söz söylediler. Sonra biri diğerine: “İsterseniz vallahi şimdi onu yeniden başlatırız” dedi. İki taraf da öfkelendi ve: “Yaptık! Silah, silah! Buluşma yeriniz Zâhire’dir” dediler. Zâhire, Harre’dir. Oraya çıktılar. İnsanlar birbirine seslendi; Evs kendi tarafına, Hazrec de kendi tarafına toplandı ve cahiliye dönemindeki çağrılarıyla birleştiler. Bu haber Resûlullah’a ulaşınca yanında bulunan muhacir arkadaşlarıyla birlikte onların yanına çıktı. Yanlarına varınca şöyle dedi: “Ey Müslümanlar topluluğu! Allah’tan korkun, Allah’tan korkun! Ben aranızdayken cahiliye davası mı? Allah sizi İslam’a hidayet ettikten, onunla size ikramda bulunduktan, onunla sizden cahiliye işini kestikten, onunla sizi küfürden kurtardıktan ve onunla aranızda ülfet meydana getirdikten sonra eski kâfir hâlinize mi dönüyorsunuz?” Bunun üzerine topluluk bunun şeytandan gelen bir dürtü ve düşmanlarının bir tuzağı olduğunu anladı. Silahları ellerinden bıraktılar, ağladılar ve Evs ile Hazrec’ten olan erkekler birbirlerine sarıldılar. Sonra Resûlullah ile birlikte, dinleyen ve itaat eden kimseler olarak geri döndüler. Allah, Allah’ın düşmanı Şâs b. Kays’ın tuzağını ve yaptığını söndürdü. Bunun üzerine Allah Şâs b. Kays ve yaptığı şey hakkında şu ayetleri indirdi: “Ey Ehl-i Kitap! Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? Allah yaptıklarınıza şahittir. De ki: Ey Ehl-i Kitap! İman edenleri Allah’ın yolundan niçin alıkoyuyorsunuz? Siz onu eğri göstermeye çalışıyorsunuz…” Allah, Evs b. Kayzî, Cebbâr b. Sahr ve onların kavimlerinden olup Şâs b. Kays’ın içlerine soktuğu cahiliye işi sebebiyle bu olaya karışan kimseler hakkında da şu ayetleri indirdi: “Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi kâfirler hâline döndürürler.” (Âl-i İmrân 100) ayetinden “İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmrân 105) ayetine kadar.
Şöyle de söylenmiştir: “De ki: Ey Ehl-i Kitap! Allah’ın yolundan niçin alıkoyuyorsunuz?” buyruğuyla, bu ayetler indiği günlerde Resûlullah’ın şehrinde bulunan İsrailoğulları Yahudileri ve Hristiyanlar topluluğu kastedilmiştir. Onların Allah’ın yolundan alıkoymaları ise, Allah’ın Peygamberi Muhammed hakkında kendilerine soru soranlara, kitaplarında onun vasfını bulmadıklarını haber vermeleriydi. Bu görüşü söyleyenlerin rivayeti şöyledir: Muhammed b. Hüseyin bize rivayet etti; dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize rivayet etti; dedi ki: Esbât, Süddî’den rivayet etti. Süddî, “De ki: Ey Ehl-i Kitap! İman edenleri Allah’ın yolundan niçin alıkoyuyorsunuz? Siz onu eğri göstermeye çalışıyorsunuz” buyruğu hakkında şöyle dedi: Onlara biri “Muhammed’i kitaplarınızda buluyor musunuz?” diye sorduğunda, “Hayır” derlerdi. Böylece insanları ondan alıkoydular ve Muhammed için eğrilik, yani helak istediler. Bişr b. Muâz bize rivayet etti; dedi ki: Yezîd bize rivayet etti; dedi ki: Saîd, Katâde’den rivayet etti. Katâde, “De ki: Ey Ehl-i Kitap! Allah’ın yolundan niçin alıkoyuyorsunuz?” buyruğu hakkında şöyle dedi: Yani İslam’dan, Allah’ın Peygamberinden ve Allah’a iman edenlerden niçin alıkoyuyorsunuz? Oysa siz, Allah’ın kitabından okuduklarınızda Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğunu, İslam’ın Allah’ın dini olduğunu, Allah’ın ondan başkasını kabul etmeyeceğini ve ancak onunla karşılık vereceğini biliyorsunuz. Bunu Tevrat ve İncil’de yanınızda yazılı buluyorsunuz. Müsennâ bana rivayet etti; dedi ki: İshak bize rivayet etti; dedi ki: Abdullah b. Ebî Ca‘fer, babasından, o da Rebî‘den buna benzerini rivayet etti. Muhammed b. Sinân bize rivayet etti; dedi ki: Ebû Bekir bize rivayet etti; dedi ki: Abbâd, Hasan’dan rivayet etti. Hasan, “De ki: Ey Ehl-i Kitap! Allah’ın yolundan niçin alıkoyuyorsunuz?” buyruğu hakkında şöyle dedi: Bunlar Yahudiler ve Hristiyanlardır. Allah onları Müslümanları Allah’ın yolundan alıkoymaktan nehyetmiş; onların insanları sapıklığa çevirmek istediklerini bildirmiştir. Buna göre ayetin tefsiri Süddî’nin söylediği gibidir: Ey Yahudi topluluğu! Kitaplarınızda bulduğunuz vasfını gizleyerek Muhammed’den niçin alıkoyuyor, müminlerin ona uymasına niçin engel oluyorsunuz? Bu görüşe göre Muhammed, “yol”dur. “Onu eğri göstermeye çalışıyorsunuz” ifadesinin anlamı ise, Muhammed için helak istiyorsunuz demektir. Bunun dışındaki rivayetler ve görüşler ise daha önce açıkladığımız tefsire yakındır; yani burada zikredilen “yol”dan maksat İslam ve Muhammed’in Allah katından getirdiği haktır.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…