Bunun üzerine kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan Allah’tan bir nimet ve lütufla geri döndüler; Allah’ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Fenqalebu bi-ni‘metin mine llah ve fadlin (Allah’tan nimet ve lütufla döndüler) lem yemseshum su (onlara kötülük dokunmadı) vettebeu ridvana llah (Allah’ın rızasına uydular) vallahu zu fadlin azim (Allah büyük lütuf sahibidir)
Mukatil Tefsiri
“Bunun üzerine geri döndüler.”
Yani Medine’ye geri döndüler.
“Allah’tan bir nimet ve lütufla.”
Buradaki lütuf ve nimet rızık anlamındadır. Çünkü Zilkade ayında Safrâ bölgesinde bir askerî birlikle karşılaşmışlar ve ganimet elde etmişlerdi.
“Kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan.”
Yani düşmanlarından dolayı yüz yüze geldikleri herhangi bir zarar veya sıkıntı kendilerine ulaşmadı.
“Allah’ın rızasına uydular.”
Yani müşrikleri takip etmek hususunda Allah’ın ve Resûlünün çağrısına uyarak Allah’ın hoşnutluğunu aradılar.
“Allah büyük lütuf sahibidir.”
Yani Allah, kendisine itaat eden kullarına karşı büyük lütuf sahibidir.
Mukatil şöyle demiştir:
Bu ayetler, Uhud savaşından sonra Ebû Süfyân ve arkadaşlarını takip etmek üzere çıkıp daha sonra geri döndüklerinde, Zilkade ayında Zülhuleyfe’de nazil olmuştur.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah bu buyruğuyla şöyle demektedir: Kendilerine yara isabet ettikten sonra Allah’ın ve Resûlünün çağrısına uyanlar, yöneldikleri yerden geri döndüler. Bu yönelişleri, düşmanlarının izini sürerek Hamrâü’l-Esed’e kadar gitmeleriydi. “Allah’tan bir nimetle” yani Rablerinden gelen bir esenlik ve afiyetle geri döndüler; düşmanla karşılaşmadılar. “Ve bir lütufla” yani yaptıkları ticaretten elde ettikleri kazanç ve kazandıkları sevapla döndüler. “Kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan” yani düşmanlarından herhangi bir zarar veya eziyet görmeden geri döndüler. “Allah’ın rızasına uydular” ifadesiyle de, Resûlünün çağrısına uymaları, düşmanın izini sürmeye çıkmaları ve ona itaat etmeleri sebebiyle Allah’ı hoşnut ettikleri kastedilmektedir. “Allah büyük lütuf sahibidir” buyruğu ise, düşmanlarını kendilerine geri dönmekten alıkoyması ve bunun dışındaki nimetleriyle onlara ihsanda bulunması anlamındadır. Allah’ın, onlara ve diğer kullarına verdiği nimet ve ihsanlar çok büyüktür.
Bu konuda tefsir ehlinin bir kısmı da bizim söylediğimize benzer görüşler belirtmiştir.
Muhammed b. Amr bana rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti; Îsâ, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid, “Bunun üzerine Allah’tan bir nimet ve lütufla geri döndüler” (Âl-i İmrân 174) ayeti hakkında şöyle dedi: “Lütuf”, onların ticaretten ve sevaptan elde ettikleridir.
Kasım bize rivayet etti, dedi ki: Hüseyin bize rivayet etti, dedi ki: Haccâc, İbn Cüreyc’den, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid şöyle dedi: Pazara ulaştılar ve alışveriş yaptılar. İşte bu, “Bunun üzerine Allah’tan bir nimet ve lütufla geri döndüler” (Âl-i İmrân 174) ayetidir. Lütuf, onların ticaretten ve sevaptan elde ettikleridir.
İbn Cüreyc şöyle dedi: Alışverişten elde ettikleri kazanç Allah’tan bir nimet ve lütuftur. Ayrıca Allah’ın affını ve izzetini elde ettiler; bu hususta kimse onlarla çekişmedi. “Kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan” ifadesindeki kötülükten maksat öldürülmedir. “Allah’ın rızasına uydular” ifadesi ise, Nebi’ye itaat etmeleri demektir.
İbn Humeyd bize rivayet etti, dedi ki: Seleme, İbn İshak’tan rivayet etti. İbn İshak, “Allah büyük lütuf sahibidir” (Âl-i İmrân 174) buyruğu hakkında şöyle dedi: Bu, Allah’ın onları düşmanlarıyla karşılaşmaktan koruması sebebiyledir.
Muhammed b. Sa‘d bana rivayet etti, dedi ki: Babam bana rivayet etti, dedi ki: Amcam bana rivayet etti, dedi ki: Babam bana, o da babasından, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas şöyle dedi: Allah’a itaat ettiler, ihtiyaçlarını elde ettiler ve hiç kimse onlara zarar vermedi. İşte bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi:
“Bunun üzerine kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan Allah’tan bir nimet ve lütufla geri döndüler; Allah’ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Âl-i İmrân 174)
Muhammed bize rivayet etti, dedi ki: Ahmed bize rivayet etti, dedi ki: Esbât, Süddî’den rivayet etti. Süddî şöyle dedi: Resûlullah’a Bedr-i Suğrâ gazvesine çıktığında Bedir’de bir miktar dirhem verildi. Onlar bu parayla Bedir pazarında alışveriş yaptılar ve ticari kazanç elde ettiler. İşte Allah’ın şu buyruğu bunun hakkındadır:
“Bunun üzerine kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan Allah’tan bir nimet ve lütufla geri döndüler; Allah’ın rızasına uydular.” (Âl-i İmrân 174)
Buradaki nimet, afiyet ve esenliktir; lütuf, ticari kazançtır; kötülük (sû’) ise öldürülmek demektir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…