Andolsun ki Allah, müminlere kendi içlerinden bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur; onlara O’nun ayetlerini okur, onları arındırır, onlara Kitabı ve hikmeti öğretir. Oysa onlar bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Lekad mennallahu ala l-mu’minin (Allah müminlere lütufta bulundu) iz be‘ase fihim rasulen min enfusihim (içlerinden bir elçi gönderdi) yetlu aleyhim ayatihi (onlara ayetlerini okur) ve yuzekkihim (onları arındırır) ve yuallimuhumu l-kitabe vel-hikme (onlara kitabı ve hikmeti öğretir) ve in kanu min kablu le-fi dalalin mubin (oysa önceden açık sapıklık içindeydiler)
Mukatil Tefsiri
Allah Teâlâ bu ayette müminlere olan büyük nimetini hatırlatmaktadır. Müminlere kendi içlerinden bir elçi göndermek suretiyle onlara büyük bir lütufta bulunmuştur. Bu elçi onlara Allah’ın ayetlerini, yani Kur’an’ı okumaktadır. Ayrıca onları düzeltmekte, terbiye etmekte ve ıslah etmektedir. Onlara Kitabı öğretmektedir; burada Kitap ile kastedilen Kur’an’dır. Bunun yanında hikmeti de öğretmektedir. Hikmetten maksat ise Kur’an’da bulunan öğütler, helâller, haramlar ve sünnettir. Allah Teâlâ bütün bunları kendilerine öğretmek üzere Resûlünü göndermiştir. Hâlbuki Muhammed gönderilmeden önce onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. Yani doğru yoldan uzak bulunuyor, açık ve belli bir dalâlet içerisinde yaşıyorlardı. Bu ayetin benzeri Cuma Suresi’nde de geçmektedir. (Âl-i İmrân 164)
Taberi Tefsiri
Yüce Allah bununla şunu kastetmektedir: Allah, müminlere büyük bir ihsanda bulunmuştur; çünkü onların arasına bir peygamber göndermiştir. Onların içine, kendi nefislerinden bir elçi göndermiştir; yani kendi dillerini konuşan bir peygamber göndermiş, onu başka bir dil konuşan topluluktan kılmamıştır ki söylediklerini anlayamasınlar. “Onlara O’nun ayetlerini okur” (Âl-i İmrân 164) buyruğu, onlara Allah’ın kitabının ve indirdiği vahyin ayetlerini okur demektir. “Onları arındırır” (Âl-i İmrân 164) buyruğu ise, ona uymaları ve onun kendilerine emrettikleri ile yasakladıkları hususlarda ona itaat etmeleri sebebiyle onları günahlarından temizler demektir. “Onlara Kitabı ve hikmeti öğretir” (Âl-i İmrân 164) buyruğu, onlara Allah’ın kendisine indirdiği kitabı öğretir, onun tevilini ve manalarını açıklar demektir. Hikmetten maksat ise, Yüce Allah’ın Resûlü’nün diliyle müminler için koyduğu sünnet ve onun onlara yaptığı açıklamadır. “Oysa onlar bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler” (Âl-i İmrân 164) buyruğu ise, Allah’ın kendilerine bu vasıflara sahip elçisini göndermek suretiyle lütufta bulunmasından önce onların apaçık bir sapıklık içinde bulundukları anlamındadır. Yani cahilce bir bilgisizlik içinde, hidayetten uzak kör bir şaşkınlık içerisinde idiler; hakkı bilmiyor, batılı da reddetmiyorlardı. Sapıklığın aslını daha önce açıklamıştık; onun hidayet üzere olmaksızın bir yol tutmak olduğunu belirtmiş ve burada yeniden açıklamayı gereksiz kılacak kadar söz söylemiştik. “Apaçık” olan ise, aklıyla düşünen ve anlayışıyla tefekkür eden kimseye onun doğru yol ve hidayet üzere olmadığını açıkça gösteren şeydir.
Bu konuda söylediğimize benzer şekilde bir grup tevil ehli de görüş bildirmiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Bize Bişr anlattı; dedi ki: Bize Yezîd anlattı; dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den, “Andolsun ki Allah, müminlere kendi içlerinden bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur” (Âl-i İmrân 164) ayeti hakkında anlattı. Katâde dedi ki: Allah, bu ümmetten herhangi bir dua veya talep olmaksızın onlara lütufta bulundu. Allah onu kendileri için bir rahmet kıldı; onları karanlıklardan nura çıkarsın ve dosdoğru yola iletsin diye gönderdi. “Onlara Kitabı ve hikmeti öğretir” (Âl-i İmrân 164) buyruğundaki hikmet, sünnettir. “Oysa onlar bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler” (Âl-i İmrân 164) buyruğuna gelince; Allah, Harûrâ ehlinin söylediği gibi değildir. Onların dediği gibi bu, kaçıranın kanının döküldüğü kaçınılmaz bir imtihan değildir. Bilakis Allah, peygamberini bilmeyen bir topluluğa gönderdi ve onlara öğretti; edebi olmayan bir topluluğa gönderdi ve onları edeplendirdi.
Bize İbn Humeyd anlattı; dedi ki: Bize Seleme, İbn İshak’tan anlattı. “Andolsun ki Allah, müminlere…” (Âl-i İmrân 164) ayetinden “…apaçık bir sapıklık içindeydiler” (Âl-i İmrân 164) kısmına kadar olan bölüm hakkında şöyle dedi: Ey iman ehli! Allah size, kendi içinizden bir elçi göndermekle lütufta bulunmuştur. O size Allah’ın ayetlerini okur, yaptıklarınızda ve öğrendiklerinizde sizi arındırır; size hayrı ve şerri öğretir. Böylece hayrı tanıyıp onunla amel edesiniz, şerri tanıyıp ondan sakınasınız diye. Size, kendisine itaat ettiğinizde sizden razı olduğunu bildirir ki itaatinizi çoğaltasınız; size karşı gazap ettiği isyanlardan da sakınasınız ki böylece O’nun cezasından kurtulup cennetindeki sevabına erişesiniz. “Oysa siz bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiniz” (Âl-i İmrân 164) buyruğu ise şu anlama gelir: Cahiliyenin körlüğü içinde bulunuyordunuz; iyiliği bilmiyor, kötülüğe karşı yardım istemiyordunuz. Hakka karşı sağır, hidayete karşı kör idiniz.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…