Hepsi bir değildir. Ehl-i Kitap içinde dosdoğru duran bir topluluk vardır; gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okurlar ve secde ederler.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Leysu seva (hepsi bir değildir) min ehli l-kitabi ummetun kaimetun (kitap ehlinden dosdoğru bir topluluk vardır) yetlune ayati llah anae l-leyl (gecenin saatlerinde Allah’ın ayetlerini okurlar) ve hum yescudun (ve secde ederler)
Mukatil Tefsiri
Yahudiler, Abdullah b. Selâm ve arkadaşlarına: “Kendi dininizi bırakıp başka bir dine geçtiğiniz için kaybettiniz. Hâlbuki Allah’a yalnız kendi dininiz üzere kalacağınıza dair söz vermiştiniz.” dediler. Bunun üzerine Allah: “Hepsi bir değildir.” buyurdu. Yani Yahudilerin kâfirleri ve sapıklık içinde bulunanları, Abdullah b. Selâm ve Allah’ın dini üzerinde bulunan arkadaşları gibi değildir. Onların arasında hak üzere duran, Allah’ın dini üzerinde dosdoğru ve adaletli bir topluluk vardır. Bunlar gecenin saatlerinde Allah’ın ayetlerini, yani Allah’ın kelamını okurlar ve gece namazı kılarlar.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın “Hepsi bir değildir” buyruğunun anlamı şudur: Ehl-i Kitabın iki grubu, yani onlardan iman edenlerle inkâr edenler bir değildir. Yani onlar eşit değildir; doğruluk ve bozgunculuk, hayır ve şer bakımından birbirlerinden farklıdırlar. “Hepsi bir değildir” denilmesinin sebebi, Allah’ın daha önce “Eğer Ehl-i Kitap iman etseydi kendileri için daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır; fakat onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir” (Âl-i İmrân 110) buyruğunda Ehl-i Kitaptan iki grubu zikretmiş olmasıdır. Sonra Yüce Allah bu iki grubun, yani iman edenlerinin ve inkâr edenlerinin kendi katındaki hâllerini haber vererek: “Hepsi bir değildir” buyurmuştur. Yani Ehl-i Kitaptan iman edenlerle inkâr edenler bir değildir. Ardından Yüce Allah, Ehl-i Kitaptan iman eden topluluğun sıfatını haber vermeye başlamış, onları övmüş ve onlardan fâsık olan topluluğu korkaklık, kalplerinin sarsılması, zillet ve küçüklüğe mahkûmiyet, fakirlik ve miskinliğe yapışıklık, dünya rezilliğini ve ahiret utancını yüklenmekle niteledikten sonra şöyle buyurmuştur: “Ehl-i Kitap içinde dosdoğru duran bir topluluk vardır; gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okurlar ve secde ederler…” Bu üç ayet, “Allah takva sahiplerini bilir” (Âl-i İmrân 115) buyruğuna kadar devam eder. “Dosdoğru duran bir topluluk” ifadesi, “Ehl-i Kitap içinde” ifadesiyle merfu olmuştur. Kûfe ve Basra nahivcilerinden, sanatlarında önde gelen birtakım kimseler, bu yerde “hepsi bir değildir” ifadesinden sonra gelen “dosdoğru duran bir topluluk” sözünün “bir değildir” ifadesini açıklayan bir tercüme ve tefsir olduğunu zannetmişlerdir. Buna göre anlamın şöyle olduğunu ileri sürmüşlerdir: “Ehl-i Kitaptan gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okuyan dosdoğru bir topluluk ile kâfir olan başka bir topluluk bir değildir.” Onlara göre diğer grubun zikri, bir grubun yani dosdoğru duran topluluğun zikriyle yetinildiği için terk edilmiştir. Bunu Ebû Züeyb’in “Kalbi ona karşı dinlemedim; çünkü onun işi hususunda dinleyiciyim. Fakat onu istemek doğru mudur bilmiyorum” sözündeki kullanıma benzetmişlerdir. Şair burada “yoksa doğru değil midir” dememiş, “doğru mudur” demekle yetinmiştir. Yine başka bir şairin “Hâlâ bilmiyorum; tasarladığın şey bir dert midir? Dert sahibi eskiden beri boynu bükük ve küçülmüş olur” sözünü de buna örnek göstermişlerdir. Bununla birlikte, onlara göre “ister kalk, ister otur, ikisi de birdir” demek isteyen birinin “ister kalk, birdir” deyip “ister otur” kısmını söylememesi hatalıdır. Onlar, ikinci kısmın ancak cümlenin tek başına yettiği yerlerde hazfedilebileceğini kabul etmişlerdir. “Umurumda değil” veya “bilmiyorum” gibi ifadelerde “kalksan da” deyip “otursan da” kısmını hazfetmeyi caiz görmüşlerdir; çünkü “umurumda değil” ve “bilmiyorum” ifadeleri tek başına tamamlanabilir. Fakat “bir ve eşit olmak” anlamındaki “sevâ” kelimesinde bunu caiz görmemişlerdir. Çünkü o eksiktir ve tek bir tarafla yetinmez. Böylece onlar, “Hepsi bir değildir. Ehl-i Kitap içinde dosdoğru duran bir topluluk vardır” ayetini az önce aktardığımız şekilde yönlendirmekle Arap dili konusundaki kendi yöntemlerini de gözden kaçırmışlardır. Çünkü kendi görüşlerine göre “sevâ” kelimesiyle birlikte caiz olmayan bir hazfi burada caiz görmüşlerdir. Ayrıca ayetin tevilinde de hata etmişlerdir. Bu yerde “bir değildir” ifadesi tamlık ve yeterlilik anlamındadır; onların tevil ettiği anlamda değildir.
Bu üç ayetin, Yahudilerden Müslüman olup İslamları güzel olan bir topluluk hakkında indiği zikredilmiştir. İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre Abdullah b. Selâm, Sa‘lebe b. Sa‘ye, Useyd b. Sa‘ye, Esed b. Ubeyd ve onlarla birlikte Müslüman olan Yahudiler Müslüman olup iman ettiklerinde, tasdik edip İslam’a rağbet gösterdiklerinde ve kendilerini ona verdiklerinde, Yahudi âlimleri ve onlardan inkârcı olanlar şöyle dediler: “Muhammed’e ancak bizim kötülerimiz iman etti ve ona tabi oldu. Eğer onlar bizim hayırlılarımızdan olsaydı atalarının dinini bırakıp başka bir dine gitmezlerdi.” Bunun üzerine Yüce Allah onların bu sözleri hakkında “Hepsi bir değildir. Ehl-i Kitap içinde dosdoğru duran bir topluluk vardır; Allah’ın ayetlerini okurlar…” buyruğundan “İşte onlar salihlerdendir” (Âl-i İmrân 114) buyruğuna kadar olan kısmı indirdi. Yine Katâde bu ayet hakkında şöyle demiştir: “Bütün topluluk helâk olmuş değildir; Allah için onların içinde geriye kalmış bir kesim vardı.” İbn Cüreyc de “dosdoğru duran bir topluluk” ifadesi hakkında bunun Abdullah b. Selâm, kardeşi Sa‘lebe b. Selâm, Sa‘ye, Mübeşşir, Useyd ve Esed b. Ka‘b’ın iki oğlu olduğunu söylemiştir.
Başka bazıları ise bunun anlamının şöyle olduğunu söylemiştir: Ehl-i Kitap ile Allah’ın hakkını yerine getiren Muhammed ümmeti Allah katında bir değildir. Abdullah b. Mesud’un bu ayet hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ehl-i Kitap ile Muhammed ümmeti bir değildir.” Süddî de “Hepsi bir değildir. Ehl-i Kitap içinde dosdoğru duran bir topluluk vardır” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu Yahudiler, dosdoğru duran bu ümmet gibi değildir.”
Biz daha önce bu konuda doğruya en yakın görüşün, “Hepsi bir değildir” sözünde Allah’ın Ehl-i Kitaptan iman edenlerle inkâr edenler hakkındaki haberinin tamamlandığını, “Ehl-i Kitap içinde dosdoğru duran bir topluluk vardır” ifadesinin ise onların müminlerini öven ve onları sıfatlarıyla anlatan yeni bir haber olduğunu söyleyen görüş olduğunu açıkladık. Bu, İbn Abbas, Katâde ve İbn Cüreyc’in söylediği görüştür. Yüce Allah’ın “dosdoğru duran bir topluluk” buyruğuyla kastettiği şey, hak üzere sabit olan bir cemaattir. “Ümmet” kelimesinin anlamını daha önce açıkladığımız için burada tekrara gerek görmüyoruz. “Dosdoğru duran” ifadesinin tevilinde ise tefsir ehli ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun anlamının “adaletli” olduğunu söylemiştir. Mücâhid “dosdoğru duran bir topluluk” hakkında “adaletli” demiştir.
Başka bazıları ise bunun anlamının, Allah’ın kitabı ve onda emrettiği şeyler üzerinde duran topluluk olduğunu söylemiştir. Katâde, “dosdoğru duran bir topluluk” ifadesini “Allah’ın kitabı, farzları ve sınırları üzerinde duran topluluk” diye açıklamıştır. Rebî‘ de şöyle demiştir: “Allah’ın kitabı, sınırları ve farzları üzerinde duran topluluk.” İbn Abbas ise “Ehl-i Kitap içinde dosdoğru duran bir topluluk vardır” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Doğru yola ermiş, Allah’ın emri üzerinde duran, diğerlerinin terk edip zayi ettiği gibi onu terk etmeyen bir topluluk.”
Başka bazıları ise “dosdoğru duran” ifadesinin anlamının “itaatkâr” olduğunu söylemiştir. Süddî, “dosdoğru duran bir topluluk” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu Yahudiler, Allah’a itaat eden bu ümmet gibi değildir.” Ona göre “kânite” yani “boyun eğen” kelimesi itaat eden anlamındadır.
Bu konudaki görüşler içinde doğruya en yakın olanı, İbn Abbas ve Katâde’nin, ayrıca onların görüşünü söyleyenlerin görüşüdür. Diğer görüşler de anlam bakımından İbn Abbas ve Katâde’nin görüşüne yakındır. Çünkü “dosdoğru duran” ifadesinin anlamı; hidayet, Allah’ın kitabı, farzları ve dininin hükümleri üzerinde adalet, itaat ve doğruluk ehlinin diğer hayır vasıflarıyla birlikte istikamet üzere bulunmaktır. Bunun benzeri, Nu‘mân b. Beşîr’in Peygamber’den rivayet ettiği şu haberdir: “Allah’ın sınırları üzerinde duran kimse ile o sınırları çiğneyen kimsenin misali, bir gemiye binen bir topluluğun misali gibidir…” Sonra onlara bir örnek vermiştir. Allah’ın sınırları üzerinde duran kimse, Allah’ın kendisine emrettiği şeylere sarılmakta ve yasakladıklarından sakınmakta sabit kalan kimsedir. Buna göre sözün tevili şöyledir: Ehl-i Kitap içinde Allah’ın kitabına sarılan, ona tutunan, onun içindekilerle ve Resûlünün kendisine sünnet kıldığı şeylerle amel etmekte sabit duran bir topluluk vardır.
Yüce Allah’ın “Gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okurlar ve secde ederler” buyruğunun tevili şudur: “Allah’ın ayetlerini okurlar” sözü, gece vakitlerinde Allah’ın kitabını okurlar demektir. “Allah’ın ayetleri” ile de kitabında indirdiği ibretler ve öğütler kastedilmektedir. Yani onlar bunu gece vakitlerinde okur, onun üzerinde düşünür ve tefekkür ederler. “Gece vakitleri” ise gecenin saatleri demektir. Bunun tekili “iny” şeklindedir. Şairin şu sözünde olduğu gibi: “Tatlı ve acı, ok kabının kıvrımı gibidir; gecenin geçirdiği her vakitte ayakkabısını giyer.” Bir görüşe göre “ânâ” kelimesinin tekili, “em‘â” kelimesinin tekilinin “mi‘â” olması gibi kısa okunarak “inâ”dır. Tefsir ehli bunun tevilinde ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun bizim söylediğimiz gibi gecenin saatleri anlamına geldiğini söylemiştir. Katâde, “gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okurlar” buyruğundaki “gece vakitleri”ni “gecenin saatleri” diye açıklamıştır. Rebî‘ de “gece vakitleri” hakkında “gecenin saatleri” demiştir. Abdullah b. Kesîr de şöyle demiştir: “Arapların ‘gece vakitleri’ ifadesini gecenin saatleri anlamında kullandıklarını işittik.” Başka bazıları ise “gece vakitleri” ifadesinin “gecenin ortası” anlamına geldiğini söylemiştir. Süddî, “gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okurlar” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “Gece vakitleri, gecenin ortasıdır.”
Başka bazıları ise bununla yatsı namazını kılan bir topluluğun kastedildiğini söylemiştir. Abdullah b. Mesud, “gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okurlar” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “Bu, yatsı namazıdır. Onlar bu namazı kılarlar; Ehl-i Kitaptan başkaları ise bu namazı kılmaz.” Bir rivayette de Peygamber bir gece hanımlarından birinin yanında bulunmuş, yatsı namazı için yanlarına gecenin bir kısmı geçinceye kadar gelmemiştir. Sonra gelmiş, onlardan kimi namaz kılıyor, kimi de uzanmış hâlde bulunuyordu. Onlara müjde vererek şöyle buyurmuştur: “Ehl-i Kitaptan hiç kimse bu namazı kılmaz.” Bunun üzerine Allah “Hepsi bir değildir. Ehl-i Kitap içinde dosdoğru duran bir topluluk vardır; gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okurlar ve secde ederler” ayetini indirmiştir. Abdullah b. Mesud’dan gelen başka bir rivayette de şöyle denilmiştir: Resûlullah yatsıyı beklediğimiz bir sırada yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu: “Yeryüzünde din mensuplarından sizden başka hiç kimse şu vakitte bu namazı beklemiyor.” Bunun üzerine “Hepsi bir değildir. Ehl-i Kitap içinde dosdoğru duran bir topluluk vardır; gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okurlar ve secde ederler” ayeti indi.
Başka bazıları ise bununla akşam ile yatsı arasında namaz kılan kimselerin kastedildiğini söylemiştir. Mansûr’dan nakledildiğine göre bu ayetin akşam ile yatsı arasında namaz kılanlar hakkında indiği kendisine ulaşmıştır.
Bu zikrettiğimiz görüşler farklı olmakla birlikte anlam bakımından birbirine yakındır. Çünkü Yüce Allah bu topluluğu, gecenin saatleri olan gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okumakla nitelemiştir. Yatsı namazında onu okuyan kimse de gece vakitlerinde okumuş olur. Aynı şekilde akşam ile yatsı arasında okuyan da, gecenin ortasında okuyan da gece saatlerinde okumuş sayılır. Fakat ayetin tevilinde en doğruya yakın görüş, bununla yatsı namazında Kur’an okunmasının kastedildiğini söyleyen görüştür. Çünkü bu namazı Ehl-i Kitaptan hiç kimse kılmaz. Allah da Muhammed ümmetini, Allah’ı ve Resûlünü inkâr eden Ehl-i Kitaptan farklı olarak bu namazı kılmalarıyla vasıflandırmıştır. “Onlar secde ederler” buyruğu hakkında ise bazı Arap dili âlimleri, burada secdenin namaz anlamında kullanıldığını, bilinen secde anlamında olmadığını ileri sürmüştür. Çünkü onlara göre okuma secdede ve rükûda olmaz; bu yüzden sözün anlamı “gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okurlar ve namaz kılarlar” demektir. Ancak anlam onların zannettiği gibi değildir. Sözün anlamı şudur: Ehl-i Kitap içinde dosdoğru duran bir topluluk vardır; onlar namazlarında gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okurlar ve bununla birlikte o namazda secde ederler. Buradaki secde, namazda bilinen secdedir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…