Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Ebû Yahyâ el-Vâsıtî’den, o Hişâm b. Sâlim’den rivayet etti. Hişâm şöyle dedi:
Ebû Abdullah’ın vefatından sonra Medine’de ben ve Sâhibu’t-Tâk bulunuyorduk. İnsanlar, babasından sonra işin sahibinin Abdullah b. Cafer olduğu konusunda onun etrafında toplanmışlardı. Ben ve Sâhibu’t-Tâk onun yanına girdik; insanlar da yanındaydı. Çünkü onlar Ebû Abdullah’tan şöyle rivayet etmişlerdi: “Kendisinde bir kusur bulunmadıkça iş büyük oğuldadır.”
Ona, babasına sorduğumuz şeyleri sormak üzere girdik. Ona zekâtı sorduk: “Zekât kaçta vacip olur?” dedik. “İki yüzde beş” dedi. “Peki yüzde?” dedik. “İki buçuk dirhem” dedi. “Allah’a yemin olsun, Mürcie bile bunu söylemez” dedik. Bunun üzerine elini göğe kaldırdı ve “Allah’a yemin olsun, Mürcie’nin ne dediğini bilmiyorum” dedi.
Yanından sapmış kimseler gibi çıktık; nereye yöneleceğimizi bilmiyorduk. Ben ve Ebû Cafer el-Ahvel, Medine sokaklarından birinde oturduk; ağlıyor, şaşkın halde nereye yöneleceğimizi ve kimi kastedeceğimizi bilmiyorduk. “Mürcie’ye mi, Kaderiyye’ye mi, Zeydiyye’ye mi, Mu‘tezile’ye mi, Hâricîlere mi?” diyorduk.
Biz bu haldeyken tanımadığım yaşlı bir adamın eliyle bana işaret ettiğini gördüm. Ebû Cafer Mansûr’un casuslarından biri olmasından korktum. Çünkü onun Medine’de casusları vardı; Cafer’in Şiîlerinin kimin üzerinde ittifak ettiğine bakarlar, sonra onun boynunu vururlardı. Onlardan biri olmasından korktum ve Ahvel’e şöyle dedim: “Uzaklaş. Çünkü kendim ve senin hakkında korkuyorum. O yalnızca beni istiyor, seni istemiyor. Benden uzaklaş; helak olma ve kendi aleyhine yardım etmiş olma.” O çok uzak olmayan bir yere çekildi.
Ben de yaşlı adamı takip ettim. Çünkü ondan kurtulmaya gücüm yetmeyeceğini sanmıştım. Ölmeye karar vermiş halde onu takip etmeye devam ettim. Nihayet beni Ebû Hasan’ın kapısına getirdi. Sonra beni bıraktı ve gitti. Kapıda bir hizmetçi vardı. Bana, “Gir, Allah sana rahmet etsin” dedi.
İçeri girdim. Bir de baktım ki Ebû Hasan Mûsâ oradaydı. Söze kendisi başladı ve bana şöyle dedi: “Ne Mürcie’ye, ne Kaderiyye’ye, ne Zeydiyye’ye, ne Mu‘tezile’ye, ne Hâricîlere; bana, bana!”
“Sana feda olayım, baban vefat etti mi?” dedim. “Evet” dedi. “Ölerek mi vefat etti?” dedim. “Evet” dedi. “Ondan sonra bizim için kim vardır?” dedim. “Allah seni hidayete erdirmek isterse hidayete erdirir” dedi.
“Sana feda olayım, Abdullah babasından sonra kendisinin olduğunu iddia ediyor” dedim. “Abdullah, Allah’a ibadet edilmemesini istiyor” dedi. “Sana feda olayım, ondan sonra bizim için kim vardır?” dedim. “Allah seni hidayete erdirmek isterse hidayete erdirir” dedi. “Sana feda olayım, o sen misin?” dedim. “Hayır, ben bunu söylemem” dedi.
İçimden, “Sorma yolunu bulamadım” dedim. Sonra ona, “Sana feda olayım, senin üzerinde bir imam var mı?” dedim. “Hayır” dedi. Bunun üzerine içime ona karşı, Allah’tan başkasının bilmediği bir yüceltme ve heybet doldu; babasının yanına girdiğimde bana gelen heybetten daha fazlası.
Sonra ona, “Sana feda olayım, babana sorduğum şeyleri sana sorayım mı?” dedim. “Sor, sana haber verilir; fakat yayma. Eğer yayarsan, bu boğazlanmadır” dedi. Ona sordum; bir de baktım ki o, suyu tükenmeyen bir denizdir.
“Sana feda olayım, senin Şiîlerin ve babanın Şiîleri sapmış haldeler. Onlara gidip seni çağırayım mı? Oysa sen benden gizlemem için söz aldın” dedim. “Kendisinde olgunluk sezdiğin kimseye bildir ve ondan gizlilik sözü al. Eğer yayarlarsa, bu boğazlanmadır” dedi ve eliyle boğazına işaret etti.
Onun yanından çıktım. Ebû Cafer el-Ahvel ile karşılaştım. Bana, “Arkanda ne var?” dedi. “Hidayet” dedim ve ona olayı anlattım. Sonra Fudayl ve Ebû Basîr ile karşılaştık. Onlar da onun yanına girdiler, sözünü dinlediler, ona sorular sordular ve imameti konusunda kesin kanaate vardılar. Sonra insanlarla topluluklar halinde karşılaştık. Onun yanına giren herkes kesin kanaate vardı; yalnız Ammâr’ın topluluğu ve arkadaşları hariç. Abdullah’ın yanında ise az sayıda insandan başkası kalmadı. Bunu görünce, “İnsanların hali nedir?” dedi. Ona, “Hişâm insanları senden çevirdi” diye haber verildi. Hişâm dedi ki: Bunun üzerine Medine’de bana karşı, beni dövmeleri için birden fazla kişiyi görevlendirdi.