"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Kafi 216

Ali b. İbrahim’in, Muhammed b. İshak el-Haffâf’tan veya babası vasıtasıyla Muhammed b. İshak’tan rivayet ettiğine göre Muhammed b. İshak şöyle dedi:

Abdullah ed-Deysânî, Hişam b. Hakem’e gelerek ona şöyle dedi:

“Senin bir Rabbin var mı?”

Hişam:

“Elbette vardır.” dedi.

Deysânî:

“O kudret sahibi midir?” diye sordu.

Hişam:

“Evet, hem kudret sahibidir hem de her şeye galiptir.” dedi.

Bunun üzerine Deysânî:

“Peki Rabbin bütün dünyayı bir yumurtanın içine sığdırmaya, bunu yaparken ne yumurtayı büyütmeye ne de dünyayı küçültmeye güç yetirebilir mi?” diye sordu.

Hişam bu soru karşısında cevap vermeyip mühlet istedi. Deysânî de ona bir yıl süre verdi. Bunun üzerine Hişam hemen Ebu Abdullah’ın yanına gitti. İzin isteyince içeri alınarak huzuruna girdi ve:

“Ey Allah’ın Resûlü’nün oğlu! Abdullah ed-Deysânî bana öyle bir soru sordu ki bu konuda Allah’tan ve sizden başka güvenilecek bir merci yoktur.” dedi.

Ebu Abdullah:

“O sana ne sordu?” buyurdu.

Hişam soruyu olduğu gibi anlattı. Bunun üzerine Ebu Abdullah ona:

“Ey Hişam! Kaç duyun vardır?” diye sordu.

Hişam:

“Beş.” dedi.

Ebu Abdullah:

“Bunların en küçüğü hangisidir?” diye sorunca,

“Gözdür.” dedi.

“Peki gözün büyüklüğü ne kadardır?” buyurdu.

Hişam:

“Mercimek tanesi kadar, hatta ondan da küçüktür.” dedi.

Bunun üzerine Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

“Ey Hişam! Şimdi önüne ve yukarıya bak, sonra bana ne gördüğünü söyle.”

Hişam:

“Göğü, yeri, evleri, sarayları, ovaları, dağları ve nehirleri görüyorum.” dedi.

Bunun üzerine Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

“İşte bütün bu gördüklerini mercimek tanesi kadar, hatta ondan da küçük olan bir gözün içine yerleştirmeye güç yetiren kudret, dünyayı da bir yumurtanın içine yerleştirmeye elbette kadirdir; ne dünya küçülür ne de yumurta büyür.”

Bu cevabı işiten Hişam, İmamın üzerine kapanarak ellerini, başını ve ayaklarını öptü ve:

“Ey Allah’ın Resûlü’nün oğlu! Bu cevap bana yeter.” dedi.

Sonra evine döndü. Ertesi gün Abdullah ed-Deysânî onun yanına geldi ve:

“Ey Hişam! Ben sana cevap istemek için değil, sadece selam vermek için gelmiştim.” dedi.

Hişam ona:

“Eğer cevap almak için geldiysen, işte cevap budur.” diyerek İmamın cevabını aktardı.

Bunun üzerine Deysânî oradan ayrıldı ve doğruca Ebu Abdullah’ın kapısına gitti. İçeri girmek için izin istedi, izin verilince huzuruna girip oturdu ve şöyle dedi:

“Ey Cafer b. Muhammed! Bana mabudumu tanıt.”

Bunun üzerine Ebu Abdullah ona:

“Senin adın nedir?” diye sordu.

Deysânî hiçbir cevap vermeden dışarı çıktı. Arkadaşları ona:

“Niçin adını söylemedin?” dediler.

O da:

“Eğer ona adımın Abdullah olduğunu söyleseydim, bana ‘Kulu olduğunu söylediğin bu Allah kimdir?’ diye soracaktı.” dedi.

Arkadaşları:

“Yanına tekrar git ve ondan sana mabudunu tanıtmasını iste. Bu soruya takılıp kalma…” dediler.

Arkadaşları ona:

“Tekrar yanına git; senden adını sormasına fırsat verme. Doğrudan mabudunu sana tanıtmasını iste.” dediler.

Bunun üzerine tekrar Ebu Abdullah’ın yanına döndü ve:

“Ey Cafer b. Muhammed! Bana mabudumu tanıt; fakat adımı sorma.” dedi.

Ebu Abdullah ona:

“Otur.” buyurdu.

O sırada yanında küçük bir çocuk vardı ve avucunda bir yumurtayla oynuyordu. Ebu Abdullah çocuğa:

“Ey çocuk! Yumurtayı bana ver.” buyurdu.

Çocuk yumurtayı verince Ebu Abdullah onu eline alarak Deysânî’ye şöyle dedi:

“Ey Deysânî! Şu yumurta korunaklı bir kaledir. Onun kalın bir kabuğu vardır. Kalın kabuğun altında ince bir zar bulunur. İnce zarın altında ise akıcı altın gibi sarı bir madde ve erimiş gümüş gibi beyaz bir madde vardır. Ne o sarı madde beyaz maddeye karışır, ne de beyaz madde sarı maddeye karışır. Her biri kendi düzeni içinde durmaktadır. Onun içine girip de düzgün yaratıldığını haber veren bir düzenleyici görülmemiştir; yine içine girip de bozulduğunu haber veren bir bozucu da görülmemiştir. Erkek olarak mı yaratılacağı, dişi olarak mı yaratılacağı bilinmez. Sonra birden yarılır ve tavus kuşunun renklerine benzer nice renk ve güzellikler ortaya çıkarır. Şimdi söyle, bütün bunları yöneten ve düzenleyen bir idareci bulunduğunu görmüyor musun?”

Bunun üzerine Deysânî uzun süre başını eğerek düşündü, sonra başını kaldırıp şöyle dedi:

“Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur; O tektir ve ortağı yoktur. Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Sen de Allah’ın kulları üzerindeki imamı ve hüccetisin. Ben şimdiye kadar içinde bulunduğum inançlardan tövbe ediyorum.”

https://kutsalayet.de/kafi-215/,https://kutsalayet.de/kafi-217/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız