Ali b. İbrahim’in, babasından, onun Abbas b. Amr el-Fukaymî’den, onun da Hişam b. Hakem’den rivayet ettiği zındığın Ebu Abdullah’ın huzuruna gelişiyle ilgili uzun hadiste, Ebu Abdullah’ın sözleri arasında şunlar da yer almaktadır:
“Senin iki ilah bulunduğu yönündeki iddian şu ihtimallerden birinin dışında kalamaz: Ya her ikisi de ezelî ve tam kudret sahibidir, ya her ikisi de zayıftır, yahut biri güçlü diğeri zayıftır. Eğer her ikisi de güçlü ve mutlak kudret sahibi ise, o hâlde neden her biri diğerini ortadan kaldırıp yönetimi tek başına ele geçirmemektedir? Eğer biri güçlü diğeri zayıf ise, zayıf olanın ilah olamayacağı açıkça ortaya çıkar ve ilahlık yalnız güçlü olana ait olur. Eğer her ikisi de zayıf ise, bu durumda da onların ilah olmaları mümkün değildir. Ayrıca iki ilah bulunduğunu iddia ettiğinde, onları birbirinden ayıran bir fark ve ayırt edici özellik kabul etmiş olursun. Bu ayırt edici özellik de başlı başına ayrı bir varlık olmak zorundadır. Böylece ilahların sayısı iki değil üç olur. Eğer üçüncü için de ayırt edici bir özellik kabul edilirse sayı dörde çıkar. Bu şekilde devam edildiğinde ise sonu gelmeyen bir çoğalma ortaya çıkar. Oysa evrendeki düzenin birliği, yönetimin tekliği ve yaratılışın uyumu, idare edenin de bir olduğunu göstermektedir.”
“Eğer iki ilah bulunduğunu söylüyorsan, bu durumda şu ihtimallerden biri söz konusu olabilir: Ya her ikisi de güçlü ve tam kudret sahibidir, ya her ikisi de zayıftır, yahut biri güçlü diğeri zayıftır. Eğer her ikisi de güçlü ise, neden her biri diğerini bertaraf edip yönetimi tek başına ele geçirmiyor? Eğer biri güçlü diğeri zayıf ise, ikinci varlığın acizliği ortaya çıktığından ilahın yalnızca bir tane olduğu sabit olur ve bizim söylediğimiz doğru çıkar. Eğer onların iki olduğunu iddia etmeye devam edersen, bu iki varlığın ya her bakımdan tamamen aynı olmaları ya da her bakımdan birbirlerinden farklı olmaları gerekir. Fakat biz yaratılışın düzen içinde olduğunu, göklerin belirli bir sistemle hareket ettiğini, yönetimin tek bir düzen içinde yürüdüğünü, gece ile gündüzün, güneş ile ayın şaşmaz bir ahenk içinde devam ettiğini gördüğümüzde, bu sağlam düzenin, yönetimdeki birliğin ve varlıklar arasındaki uyumun, onları yönetenin tek olduğunu açıkça gösterdiğini anlarız.
Bundan başka, iki ilah bulunduğunu ileri sürdüğünde onların iki ayrı varlık sayılabilmesi için aralarında bir ayırıcı fark bulunduğunu da kabul etmek zorundasın. Bu ayırıcı fark ise üçüncü bir unsur hâline gelir ve böylece iki değil üç kadim varlığı kabul etmen gerekir. Eğer üç varlık olduğunu söylersen, bu defa onların arasında da ayırıcı farklar bulunması gerekeceğinden sayı beşe çıkar. Böylece sayı sürekli artar ve sonu olmayan bir çokluğa ulaşır.”
Hişam b. Hakem şöyle dedi:
Bunun üzerine zındık:
“Peki O’nun varlığının delili nedir?” diye sordu.
Ebu Abdullah şöyle buyurdu:
“Ortada bulunan fiiller ve eserler, onları meydana getiren bir sanatkârın varlığına delildir. Sen sağlam yapılmış, yükseltilmiş bir bina gördüğünde, binayı yapan kişiyi görmemiş ve onun yapımına şahit olmamış olsan bile, o binanın bir ustası ve kurucusu bulunduğunu kesin olarak anlarsın. İşte bunun gibi, yaratılmış varlıkların ve hikmetli eserlerin varlığı da onları meydana getiren bir yaratıcının bulunduğunu gösterir.”
Bunun üzerine zındık:
“Peki O nedir?” diye sordu.
Ebu Abdullah şöyle buyurdu:
“O, diğer şeylere benzemeyen bir şeydir. Benim ‘şey’ dememden, onun gerçek anlamda varlığı bulunduğunu anlamalısın. Ancak o bir cisim değildir, bir suret değildir, duyularla hissedilemez, dokunularak algılanamaz ve beş duyu ile idrak edilemez. Vehimler onu kuşatamaz, zamanın geçişi onu eksiltmez ve çağların değişmesi onu değiştirmez.”