Ebû’s-Serâyâ, adamlarıyla birlikte Kadisiye’den ayrıldı ve Vâsıt civarına yöneldi. Bu sırada Ali b. Ebî Saîd Vâsıt’ta bulunuyordu. O esnada Basra hâlâ Âlîler’in elindeydi. Ebû’s-Serâyâ bu yüzden yoluna devam etti, Vâsıt’ın aşağısından Dicle’yi geçti ve Abdâsî’ye ulaştı. Orada Ahvaz’dan getirilmiş bir miktar para buldu ve ona el koydu.
Daha sonra ilerleyerek Sûs’a ulaştı. Orada kuvvetleriyle birlikte konakladı ve dört gün kaldı. Bu süre içinde süvarilere bin dirhem, piyadelere ise beş yüz dirhem dağıtmaya başladı.
Orada kaldıkları dördüncü gün, Hasan b. Ali el-Bedğîsî (el-Me’mûnî diye de bilinir) onların üzerine yürüdü ve şu mesajı gönderdi:
“İstediğin yere git; seninle savaşmanın bir anlamı yok. Eğer benim bölgemden ayrılırsan seni takip etmeyeceğim.”
Fakat Ebû’s-Serâyâ savaş çıkarmakta ısrar etti ve Hasan b. Ali’nin askerlerine saldırdı. Hasan’ın kuvvetleri Ebû’s-Serâyâ’nın ordusunu bozguna uğrattı ve ordugâhlarını yağmaladı. Ebû’s-Serâyâ ağır şekilde yaralandı.
Bunun üzerine kaçmaya başladı. Kendisi, Muhammed b. Muhammed ve Ebû’ş-Şevk, orduları dağılıp parçalandıktan sonra tekrar bir araya geldiler. Cezîre yoluna yöneldiler ve Ebû’s-Serâyâ’nın Re’sü’l-Ayn’daki ikametgâhına gitmek istediler.
Fakat Celûlâ’ya ulaştıklarında yolları kesildi. Hammâd el-Kunduguş onlara rastladı, onları yakaladı ve Hasan b. Sehl’e götürdü. Hasan b. Sehl o sırada, Harbiyye askerlerinin kendisini Bağdat’tan çıkarmasından sonra Nehrevan’da bulunuyordu.
Ebû’s-Serâyâ huzura çıkarıldı ve Rebîülevvel ayının onuncu günü, Perşembe (18 Ekim 815) günü başı kesilerek idam edildi. Onu idam eden kişinin, daha önce Ebû’s-Serâyâ’nın esiri olan Hârûn b. Muhammed b. Ebî Hâlid olduğu zikredilir.
Rivayet edilir ki, idam edildiği sırada Ebû’s-Serâyâ’dan daha korkmuş bir kimse görülmemiştir. Kolları ve bacakları şiddetle titriyor, yüksek sesle bağırıyordu. Sonunda boynuna ip geçirildi; şiddetle çırpınarak ve bağırarak durdu, ta ki başı kesilinceye kadar.
Başı Hasan b. Sehl’in ordugâhına gönderildi ve orada dolaştırılarak teşhir edildi. Cesedi ise Bağdat’a gönderildi ve köprü üzerinde ikiye bölünerek asıldı; yarısı köprünün bir ucuna, diğer yarısı öbür ucuna kondu.
Onun Kûfe’de isyan etmesi ile idam edilmesi arasında on ay geçmişti.
Ebû’s-Serâyâ nehirden geçtiği sırada Ali b. Ebî Saîd onun peşine düşmüştü; fakat onu yakalayamayınca Basra’ya yöneldi ve şehri geri aldı.
Basra’da bulunan Tâlibîlerden biri, beraberinde diğer Ehl-i Beyt mensuplarıyla birlikte bulunan Zeyd b. Musa b. Ca‘fer idi. Bu kişi “Zeyd en-Nâr” (Ateşin Zeydi) lakabını almıştı. Bunun sebebi, Basra’da Abbâsîlere ve onların taraftarlarına ait çok sayıda evi yakmış olmasıydı.
Ona getirilen her Musavvide (yani siyah elbise giyen Abbâsî taraftarları) için yakılarak öldürülme cezası verirdi. Zeyd’in taraftarları da Basra’da malları yağmaladılar.
Ali b. Ebî Saîd, Zeyd’i yakaladı. Rivayet edildiğine göre Zeyd kendisine güvence verilmesini istedi ve Ali ona bu güvenceyi verdi.
Ali b. Ebî Saîd, yanında bulunan komutanlardan İsa b. Yezid el-Celûdî, Verkâ b. Cemîl, Hamdeveyh b. Ali b. İsa b. Mâhân ve Hârûn b. el-Müseyyeb’i Mekke, Medine ve Yemen’e gönderdi. Onlara bu bölgelerde bulunan Tâlibîlerle savaşmalarını emretti.
Et-Teymî, Hasan b. Sehl’in Ebû’s-Serâyâ’yı öldürmesi hakkında şu beyitleri söylemiştir:
“Hasan b. Sehl’in darbesini görmedin mi,
Ey Müminlerin Emiri, senin kılıcınla vurulan darbe!
Ebû’s-Serâyâ’nın başını Merv’e kadar savurdu,
Ama köprüden geçenlere ibret olsun diye cesedi bıraktı.”
Ebû’s-Serâyâ öldürüldüğünde Hasan b. Sehl, Muhammed b. Muhammed’i Horasan’da bulunan Me’mûn’a gönderdi.
Bu yıl içinde ayrıca, İbrahim b. Musa b. Ca‘fer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebî Tâlib Yemen’de isyan etti.