Bu yılda Darbü’l-Hicâre savaşı meydana geldi. Bununla ilgili rivayet şöyledir:
Darbü’l-Hicâre civarında gerçekleşen bu savaş Muhammed’in kuvvetleri lehine, Tahir’in kuvvetleri aleyhine sonuçlandı. Bu savaşta çok sayıda insan öldürüldü. Bu konuda Amr b. Abdülmelik el-İtrî şöyle dedi:
Cumartesi günü yapılan Darbü’l-Hicâre savaşı
seyircilerden bir topluluğu ortadan kaldırdı.
Bu, onların iyice yorulmalarından sonraydı;
fakat bizim ayaktakımı onları taşlarla öldürdü.
Öldürme niyetiyle şuracılara geldi;
“kumandayı size vermek istiyorum” dedi.
Onu, her biri şüpheli bir hırsız olan
ve fesat yüzünden hapis yatmış kişiler karşıladı.
Üzerinde kendisini örtecek hiçbir şey yoktu,
erkekliği bir minare gibi dikilmişti.
Bunun üzerine geri çekildiler; oysa daha önce
her saldırıda iyi savaşmışlardı.
Bizim için bunlar diğerleriyle aynıdır;
korunması gereken ne erkek ne kadına saygı gösterirler.
Önemsiz olan herkes birer baş oldu,
rahatlık ve bolluk içinde yaşamaya başladı.
Her gün sağ elinde
tepesinde sancak bulunan bir mızrak taşır.
Kötülüğün anası onu evinden çıkardı,
ganimet aramak için—serseri annesi.
İnsanlara kaba sözler söyler;
ne güzel söz gözetir ne de ima eder.
Bu, soylu ve cömert insanların zamanı değildir;
bu, kötü tabiatlı alçakların zamanıdır.
Savaş eskiden savaştı;
bugün ise, ey yüce olan, bir geçim yolu olmuştur.
Yine şöyle dedi:
Arkasında zift sürülmüş bir hasır—
Muhammed ve Mansur onun içindedir.
Güç ve güvenlik onların parolasıdır,
ve sözleri “duvar ele geçirildi”dir.
Onların duvarından sana ne fayda,
öldürüldüğünde ya da esir düştüğünde?
Süvarilerin çatışmada öldürüldü,
evlerinin çoğu yıkıldı.
Kendiniz için tek bir lider edinin,
edepli, yüzünde nur olan.
Hâlimizi soran kimse bilsin ki,
Muhammed sarayda, kuşatma altındadır.