Eşlerinden biri Meysûn bint Bahdel b. Unef b. Velce b. Kunâfe b. Adî b. Züheyr b. Hârise b. Cenâb el-Kelbî idi. Ondan Yezîd b. Muaviye doğdu.
Ali şöyle dedi: Meysûn, Yezîd dışında Muaviye’ye Rabbü’l-Meşârık adlı bir kız da doğurdu; fakat o küçük yaşta öldü. Hişâm ise onu Muaviye’nin çocukları arasında saymadı.
Eşlerinden biri de Fahîte bint Karaza b. Abd Amr b. Nevfel b. Abdümenâf idi. Ondan Abdurrahman ve Abdullah adlı iki oğlu oldu.
Abdullah zayıf akıllı ve güçsüz biriydi. Ona Ebû’l-Hayr lakabı verilmişti.
Ahmed – Ali b. Muhammed şöyle anlattı:
Bir gün Abdullah b. Muaviye bir değirmencinin yanından geçti. Değirmenci katırını değirmene bağlamış ve boynuna çan takmıştı. Abdullah ona sordu:
“Katırının boynuna bu çanları neden taktın?”
Değirmenci şöyle dedi:
“Eğer değirmeni çevirmeyi bırakırsa bunu anlamak için.”
Abdullah şöyle dedi:
“Peki katır değirmeyi çevirmeyi bırakıp başını sallarsa bunu nasıl anlayacaksın?”
Değirmenci şöyle cevap verdi:
“Bu katırın, Allah emiri başarılı kılsın, emirinki gibi bir aklı yoktur.”
Abdurrahman ise genç yaşta öldü.
Muaviye’nin eşlerinden biri de Nâile bint Umâre el-Kelbî idi.
Ahmed – Ali şöyle anlattı:
Muaviye Nâile ile evlendiğinde Meysûn’a şöyle dedi:
“Git ve amcanın kızına bak.”
Meysûn onu gördükten sonra Muaviye sordu:
“Nasıl görünüyor?”
Meysûn şöyle dedi:
“Son derece güzel; fakat göbeğinin altında bir ben gördüm. Bu, kocasının başının bir gün onun kucağına konulacağını gösterir.”
Bunun üzerine Muaviye onu boşadı. Daha sonra Habîb b. Mesleme el-Fihrî onunla evlendi. Habîb’den sonra da Nu‘mân b. Beşîr el-Ensârî onunla evlendi. Nu‘mân öldürüldü ve başı onun kucağına konuldu.
Muaviye’nin eşlerinden biri de Katve bint Karaza idi; Fahîte’nin kız kardeşiydi. Muaviye onunla birlikteyken Kıbrıs’a sefer yaptı. Katve orada öldü.