"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Yirmi İkinci Yıl Olayları

Ebû Ca‘fer et-Taberî dedi ki:

Bu yılda Azerbaycan fethedildi. Ahmed b. Sâbit er-Râzî – zikrettiği bir ravi – İshak b. Îsâ – Ebû Ma‘şer rivayetine göre Azerbaycan hicrî 22 yılında fethedildi ve kumandanı Muğîre b. Şu‘be idi. Vâkıdî de bunu böyle rivayet etmiştir.

Fakat Seyf b. Ömer, es-Serî – Şuayb tarikiyle şöyle dedi:

Azerbaycan’ın fethi, Hemedan, Rey ve Cürcan’ın fethinden ve Taberistan hükümdarının Müslümanlarla barış istemesinden sonra, hicretin 18. yılında gerçekleşti. Bütün bunlar 18. yılda oldu.

Seyf devamla dedi ki:

Hemedan’ın fethinin sebebi şöyleydi. Muhammed, el-Mühelleb, Talha, Amr ve Saîd’in kendisine anlattığına göre Nu‘mân, Farslıların Nihâvend’de toplanmaları sebebiyle iki merkez olan Nihâvend ve Dînever tarafına yönlendirildi. Kûfeliler de oraya sevk edildi ve Huzeyfe dahil hepsi onunla birleşti.

Kûfeliler Hulvân’dan çıkıp Mâh’a vardıklarında, içinde silahlı bir birliğin bulunduğu bir kaleye saldırdılar. Onları aşağı inmeye mecbur ettiler. Bu, fetih işinin ilk adımı oldu. Sonra oraya kaleyi elde tutmak için süvariler yerleştirdiler. Ordugâhlarına da bulunduğu ova sebebiyle Mercü’l-Kal‘a adını verdiler.

Ardından Mercü’l-Kal‘a’dan Nihâvend’e doğru yürüdüler ve içinde birtakım adamların bulunduğu başka bir kaleye ulaştılar. Nuşeyr b. Sevr’i İcl ve Hanîfe’den bir grupla o kaleye saldırmak üzere orada bıraktılar. Kale onun adıyla anıldı. Nuşeyr onu Nihâvend zaferinden sonra ele geçirdi. Bu yüzden ne bir İclî ne de bir Hanefî Nihâvend’de hazır bulundu; hepsi Nuşeyr’le birlikte kalede kaldı. Bununla birlikte Müslümanlar Nihâvend ve kalelerin taşınmaz ganimetini topluca değerlendirdiklerinde, birbirlerine destek olmuş olmaları sebebiyle onlara da pay verdiler.

O günden sonra Mercü’l-Kal‘a ile Nihâvend arasında gördükleri her yere, niteliğine göre bir ad vermeye başladılar. Binek develeri Mâh’ın dağ yollarından birinde birbirine çarpınca oraya er-Rikâb veya Seniyyetü’r-Rikâb adı verildi. Başka bir yerde yol bir kayanın çevresinden dolanıyordu; oraya da Melviyye adı verdiler. Önceki adları unutuldu, hepsine özelliklerine uygun yeni adlar kondu.

Bir de başka dağlara tepeden bakan uzun bir dağın yanından geçtiler. İçlerinden biri, bu dağın Sumeyre’nin dişine benzediğini söyledi. Sumeyre, Benî Muâviye’den Dabbî bir kadındı; Peygamberle birlikte hicret edenlerdendi ve öteki dişlerinin üzerine taşmış bir dişi vardı. Bu yüzden o dağa onun dişinin adı verildi.

Huzeyfe b. el-Yemân, Nihâvend’de bozulan ordunun peşine Nu‘aym b. Mukarrin ile Ka‘kâ‘ b. Amr’ı göndermişti. Onlar Hemedan’a ulaştılar. Hüsrevşunûm onlarla barış yaptı. Sonra ayrılıp geri döndüler; fakat daha sonra o anlaşmayı bozdu. Hüsrevşunûm ile yapılan anlaşmayı içeren Ömer’in mektubu onlara ulaştığında, Nu‘aym Huzeyfe ile vedalaştı, Huzeyfe de onunla vedalaştı. Nu‘aym Hemedan’a yönelirken, Huzeyfe Kûfe’ye dönmek üzere yola çıktı. Nihâvend ve Dînever’e vekil olarak Amr b. Bilâl b. el-Hâris’i tayin etti.

Ömer’in Nu‘aym b. Mukarrin’e yazdığı mektupta Hemedan’a yürümesini, öncü kuvvetlerinin başına Süveyd b. Mukarrin’i, sağ ve sol kanatların başına da Rıb‘î b. Âmir ile Mühelhil b. Zeyd’i koymasını emretti. Bunlardan Mühelhil Tay kabilesindendi, Rıb‘î ise Temîmliydi.

Bunun üzerine Nu‘aym b. Mukarrin ordusuyla birlikte yürüdü ve Seniyyetü’l-Asel’den aşağı indi. Bu yol, Nihâvend savaşından sonra kaçanları takip ettiklerinde orada buldukları bal sebebiyle bu adla anılmıştı. O sırada el-Feyrûzân bu geçide ulaşmıştı. Geçit, bal ve başka eşyalar taşıyan yük hayvanlarıyla doluydu. Bu yüzden sıkışıp kaldı ve sonunda hayvanından indi. Sonra dağa tırmandı. Bineği ise başıboş olarak aşağı dönüp kaçtı; peşine düşülüp ele geçirildi.

Müslümanlar Kankever’e vardıklarında, hayvanlarının bir kısmı çalındı. Bu yüzden oraya Kasru’l-Lusûs adı verildi.

Ardından Nu‘aym geçitten inip Hemedan şehrinin önünde konakladı. Hemedanlılar şehri ona karşı tahkim etmişlerdi. Nu‘aym onları kuşattı ve şehir ile Cermâzân arasındaki bölgeyi ele geçirdi. Böylece Hemedan bölgesinin tamamında hâkimiyet kurdu.

Şehir halkı bunu anlayınca, daha önce onun şartlarını kabul etmiş olanlara nasıl davrandıysa kendilerine de öyle davranması şartıyla barış istediler. Nu‘aym da bunu kabul etti ve onları cizye karşılığında himaye altına aldı.

Dastebâ bölgesini Kûfelilerden bir gruba taksim etti. Bunlar İsme b. Abdullah er-Rabbî, Mühelhil b. Zeyd et-Tâî, Simâk b. Ubeyd el-Absî, Simâk b. Mahreme el-Esedî ve Simâk b. Haraşe el-Ensârî idi. Bunlar Dastebâ sınır bölgelerine vali tayin edilen ve Deylem’le savaşan ilk kimseler oldular.

Fakat Vâkıdî’ye göre Hemedan ve Rey’in fethi hicrî 23 yılında oldu.

Yine Vâkıdî’ye göre Karaza b. Ka‘b Rey’i fethetti.

Vâkıdî’den, Rabîa b. Osman rivayetine göre Hemedan’ın fethi Cemâziyelûlâ ayında, Ömer b. Hattâb’ın öldürülmesinden tam altı ay sonra gerçekleşti. Kumandanı Muğîre b. Şu‘be idi.

Vâkıdî ayrıca dedi ki:

Rey’in fethinin Ömer’in ölümünden iki yıl önce olduğu da rivayet edilmiştir. Yine, Ömer’in öldürüldüğü sırada ordularının Rey ile savaşmakta olduğu da söylenmiştir.

Tekrar Seyf’in rivayetine dönelim:

Nu‘aym 12.000 askerle Hemedan’da bulunup orayı itaate almakla meşgulken, Deylemliler, Rey halkı ve Azerbaycanlılar birbirleriyle yazışmaya başladılar. Deylem’in başında bulunan Mûtâ gelip Vec Rûz’da konakladı. Rey ordusunun başında ez-Zinâbî Ebü’l-Ferruhân da ona katıldı. Rüstem’in kardeşi İsfendiyâr da Azerbaycan ordusunun başında gelip ona katıldı.

Dastebâ sınır bölgesi kumandanları tahkimata geçtiler ve haberi Nu‘aym’a gönderdiler. O da yerine vekil olarak Yezîd b. Kays’ı bıraktı ve ordusunun başında onların üzerine yürüdü. Vec Rûz’da onlarla karşılaştı. Orada çok şiddetli bir savaş oldu. Bu, Nihâvend’den aşağı kalmayan büyük bir savaştı. Hesapsız denecek kadar çok insan öldürüldü. İki taraf arasındaki çarpışmanın şiddeti, diğer büyük savaşlardan geri değildi.

Daha önce bu kuvvetlerin toplandığını Ömer’e yazmışlardı. Ömer, onların Vec Rûz’da toplanmasından dolayı huzursuz olmuş ve savaşın sonucu konusunda kaygılanmıştı. Oradan gelecek haberi bekliyordu. Derken birden müjde getiren elçi çıkageldi. Ömer:

“Bu müjdeci mi?” dedi.

Ona:

“Hayır, bu Urve’dir,” denildi.

Sorusunu tekrarlayınca, Urve ne demek istediğini anlayıp:

“Evet, müjde!” dedi.

Ömer onun Nu‘aym’ın elçisi olup olmadığını sordu. Evet cevabını alınca haberleri istedi. Ona zafer ve fetih müjdesi verildi. Urve bütün ayrıntıları anlattı. Bunun üzerine Ömer Allah’a hamd etti ve mektubun halka okunmasını emretti. Halk da Allah’a hamd etti.

Sonra Simâk b. Mahreme, Simâk b. Ubeyd ve Simâk b. Haraşe Kûfelilerin heyetlerinin başında, ganimetin beşte birini getirmek üzere Ömer’in yanına geldiler. Ömer onlara neseblerini sordu. Üç Simâk da kendi soylarını anlattılar. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi:

“Allah sizi mübarek kılsın. Allah’ım, İslâm’ı bunlar vasıtasıyla yükselt ve bunları da İslâm sayesinde güçlendir!”

Dastebâ ve Hemedan’a kadar olan sınır bölgeleri, Ömer b. Hattâb’ın cevabı Nu‘aym’a ulaşıncaya kadar Hemedan’ın bir parçası sayılıyordu. Ömer mektubunda ona Hemedan’a bir vekil bırakmasını, Simâk b. Haraşe’yi Bukeyr b. Abdullah’a takviye olarak Azerbaycan’a göndermesini, kendisinin de Rey’e yürüyüp oradaki orduyla savaşmasını emretti. Çünkü Rey, bu bölgenin onun maksatları açısından en merkezi ve en derli toplu kısmıydı.

Bunun üzerine Nu‘aym, Hemedan’a vekil olarak Yezîd b. Kays el-Hemdânî’yi bıraktı. Kendisi de ordusuyla Rey’e yürüdü. Deylemlilerin ilk neslinin Araplardan geldiği söylenirdi; fakat Nu‘aym bu görüşte onlara karşı çıktı.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/isfahana-saldiri/,https://kutsalayet.de/reyin-fethi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız