Kureyş, Allah’ın Elçisi’nin kendilerinden olmayan bir kabileden, kendi bölgelerinden başka bir bölgede taraftarlar ve ashab edindiğini ve muhacir ashabının gidip onlara katıldığını görünce, onların bir yurt bulduklarını ve Kureyş’in saldırılarından emin olduklarını anladılar. Allah’ın Elçisi’nin de Medine halkına katılmasından kaygı duydular. Çünkü onun Medinelilere katılıp Kureyş’e savaş açmaya karar verdiğini biliyorlardı.
Bu nedenle, Kureyş, bu konuda karar almak üzere, eskiden Kusayy b. Kilâb’ın evi olan Dârünnedve’de toplandı. Kureyş bütün kararlarını orada alırdı. Allah’ın Elçisi hakkında ne yapacaklarını, kendisinden korkar hale geldikleri için, orada görüşüp tartıştılar.
İbn Humeyd – Seleme – Muhammed b. İshak – Abdullah b. Ebî Necîh – Mücâhid b. Cebr (Ebü’l-Haccâc) – İbn Abbâs; ayrıca el-Kelbî – Ebû Sâlih – İbn Abbâs; ve el-Hasan b. Umâre – el-Hakem b. Uteybe – Miksam – İbn Abbâs:
Bu iş için toplandılar, kararlaştırılmış vakitte Dârünnedve’ye girdiler. Belirlenen günün sabahı (ez-Zahme denilen gün), oraya gittiklerinde şeytan, kaba bir elbise giymiş saygın bir ihtiyar kılığında onları kapıda karşıladı ve evin kapısında durdu. Onu görünce:
“Bu ihtiyar kim?” dediler.
O:
“Necid’den bir ihtiyarım. Toplanacağınızı duydum; sizinle birlikte bulunup konuşmalarınızı dinlemek için geldim. Belki benden isabetli görüş ve iyi öğüt eksik olmaz,” dedi.
Onlar:
“Evet, buyur,” dediler; o da onlarla içeri girdi.
Kureyş’in her kabilesinden ileri gelenler toplanmıştı:
Benû Abdüşşems’ten: Şeybe ve Utbe (Rabîa’nın oğulları) ve Ebû Süfyân b. Harb.
Benû Nevfel b. Abdümenâf’tan: Tuayme b. Adî, Cübeyr b. Mut‘im ve el-Hâris b. Âmir b. Nevfel.
Benû Abdüddâr b. Kusayy’dan: en-Nadr b. el-Hâris b. Kelâde.
Benû Esed b. Abdüluzzâ’dan: Ebü’l-Bahterî b. Hişâm, Zem‘a b. el-Esved b. el-Muttalib ve Hakîm b. Hizâm.
Benû Mahzûm’dan: Ebû Cehil b. Hişâm.
Benû Sehm’den: Nubeyh ve Münabbih (el-Haccâc’ın oğulları).
Benû Cümah’tan: Ümeyye b. Halef.
Bunların dışında, Kureyş’ten olan veya Kureyş’ten sayılmayan başka kişiler de vardı.
Birbirlerine şöyle dediler:
“Bu adamın yaptıkları ortada. Onun bizden olmayan yardımcılarıyla üzerimize gelmeyeceğinden emin olamayız. Hakkında bir karar verin.”
Görüşmeye başladıklarında içlerinden biri şöyle dedi:
“Onu zincire vurup hapsedelim, kilitleyelim. Onun gibilerden önceki şairlerin başına gelen türden bir ölümün onu da yakalamasını bekleyelim: Züheyr, en-Nâbiga ve başkaları gibi.”
Necidli ihtiyar şöyle dedi:
“Hayır, Allah’a yemin ederim, bu isabetli değil. Onu dediğiniz gibi hapsederseniz, kapıyı kapattığınız yerden haberi arkadaşlarına sızar. Çok geçmeden üzerinize saldırır, onu elinizden çekip alırlar. Sonra sayıları artar, size karşı güçlenirler; iktidarı elinizden alırlar. Bu isabetli değil. Başka bir şey düşünün.”
Tekrar danıştılar. İçlerinden biri şöyle dedi:
“Onu aramızdan çıkaralım, yurdumuzdan sürüp gönderelim. Bizden uzaklaşınca, Allah’a yemin ederim, nereye gider, nerede yaşar umurumuzda olmaz. Bizim başımıza açtığı zarar ortadan kalkar; ondan kurtuluruz; işlerimizi yeniden düzene koyar, toplumsal birliğimizi eski haline döndürürüz.”
Necidli ihtiyar şöyle dedi:
“Allah’a yemin ederim, bu da isabetli değil. Onun sözünün güzelliğini, konuşmasının tatlılığını, getirdiği mesajla insanların kalplerini nasıl etkilediğini görmüyor musunuz? Allah’a yemin ederim, onu sürerseniz, bir Arap kabilesinin yanına iner; bu sözleriyle onları kendine bağlar; planına uydurur. Sonra onları başınıza getirir; sizi onların gücüyle ezer; iktidarı elinizden alır; size istediğini yapar. Başka bir karar bulun.”
Bunun üzerine Ebû Cehil b. Hişâm şöyle dedi:
“Allah’a yemin ederim, onun hakkında bir fikrim var; sanırım siz henüz bunu düşünmediniz.”
“Ey Ebü’l-Hakem, nedir?” dediler.
Şöyle dedi:
“Her kabileden genç, güçlü, soylu bir delikanlı seçelim. Her birine keskin bir kılıç verelim. Sonra hep birlikte bir kişi gibi ona saldırıp kılıçlarla vuralım ve onu öldürelim. Böylece ondan kurtuluruz. Kanı tüm kabileler arasında paylaşılmış olur. Benû Abdümenâf, bütün kabileye karşı savaşamaz. Diyete razı olurlar; biz de diyetlerini öderiz.”
Necidli ihtiyar şöyle dedi:
“Bu adamın dediği doğrudur. Doğru karar budur; bundan başka bir kararınız yok.”
Böylece bu karar üzerinde birleştiler ve dağıldılar.