"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Şahitliğin nasıl meydana geldiği konusu

Şahitlik, görme ve işitme ile meydana gelir. Bunlardan başka şahitliğin bilgisine koklama, zevk alma ve elleme ile de ulaşılır, ancak şahitlikte genelde bunlara ihtiyaç duyulmaz. Görme ile vaki olan durumlara gelince, bunlar gasbetmek, telef etmek, içki içmek vb. gibi fiillerdir. Aynı şekilde alışverişteki kusurlar vb. gibi gözle görünen özelliklerdir. İşte bu tür şahitlikler, görme şeklinde icra edilir. O vakit kesin olarak şahitlik etmek mümkün olur, başkasına ise dönüş olmaz.

İşitmeye gelince, bu da iki türdür:

Alışveriş, icare ve diğer sözlere bağlı akitler gibi şahid olunanlar. Bu durumda kesin olarak alıcı ve satıcının sözlerinin işitilmesine ihtiyaç duyulur. Alıcı ve satıcıyı gördüğü vakit onları tanıması ve konuşmalarını kesin olarak bilmesi söz konusu da olsa sadece onları görmüş olmasına itibar edilmez. Bunu, Leys ve İmam Malik söylemiştir. Ebu Hanife ve İmam Şafii ise şahit olan kişinin, şahid olunan o şeyi veya kişiyi görmediği müddetçe şahitliğin caiz olmayacağı görüşüne sahip olmuşlardır. Çünkü sesler, birbirine benzeyebilmektedir; dolayısıyla –el yazısında olduğu gibi– onu görmeden buna dair şahitlik caiz değildir.
(Ama) seslerin birbirine benzemesinin, şekillerin de birbirine benzemiş olacağı örneğiyle cevap verilmiştir. Nitekim şahid olunan şeyi kesin olarak bilen bir kimsenin şahitliği caiz görülmüştür; zira kimi zaman kesin bilgi işitme sebebiyle de elde edilir. Şeriat, görülmediği halde rivayet etmenin dahi caiz oluşuna itibar etmiştir. Bu nedenledir ki körün rivayeti ve mahremleri olmadığı halde Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in eşlerinden rivayette bulunan kimselerin bu rivayeti makbuldür.
Şöhret ve tecrübeye dayalı olarak bildiği şeyler. İlim ehli, nesep ve doğum hakkında bu şekilde şahitlik yapmanın sahih olacağı noktasında icma etmiştir. Bunun yanında ilim ehli, nesep ve doğum dışındaki konulardan hangisi hakkında şahitlik yapmanın caiz olacağı noktasında ise ihtilaf etmişlerdir. el-Muvaffak der ki: Arkadaşlarımız şöyle demişlerdir: Bunlar şu dokuz şeydir: Nikah, mutlak mülk edinmek, vakıf, sarf edileceği yerler, ölüm, köle azadı, vela, velayet ve azil’dir. Bunu, Ebu Said el-Estahri ve Şafii ashabından bazıları söylemiştir. Zira bu şeylerde genelde gerek şahitlik edilmesiyle veya sebeplerini müşahede etmekle şahitlik yapılması mümkün olmayacağından o vakit –nesepte olduğu gibi– bunlar üzerinde tecrübeye şahitlikte bulunmak caiz olur.
Şafii ashabından bazıları der ki: Bu şahitlik türü vakıf, vela, köle azadı ve evlendirme konularında caiz olmaz. Çünkü şahitlikte bunun kesin olması mümkündür zira bu, akitle şahitlik etmek demektir, bu yönüyle de diğer akitlere benzemektedir.

Ebu Hanife ise: Bu, sadece nikah ve ölümde makbuldür, mutlak mülk edinmek konusunda ise makbul değildir; çünkü bu, mal ile şahitlik etmektir ki, bu açıdan borca benzemiş olur, demiştir. İki arkadaşı (Ebu Yusuf ve Muhammed) ise: Bu, İbn Abbas’ın kölesi İkrime örneğindeki gibi vela konusunda makbuldür, demişlerdir.

el-Muvaffak şöyle der: Rey ashabının öne sürdüğü: “Lafız ile söylenmesi durumunda vakıf konusunda şahitlik mümkün olabilir.” görüşleri doğru değildir. Zira buradaki şahitlik, bir akit anlamında değildir. Bu, ancak akdin hasıl olduğu vakfa şahitlik yapmak demektir ki, zaten bu yönüyle mülk edinmek konumunda sayılır. Aynı şekilde akit olmaksızın evlendirmeye de şahitlik yapılabilir. Yine hürriyet ve vela da böyledir. İşte bunların tümünde mülk edinmekle mümkün olmadığı gibi şahitlik yapmak da kesin olarak mümkün olmayabilir. Çünkü bunlar, mülk edinmeye göre tertip edilir; dolayısıyla da tecrübeye dayalı olarak şahitlikte bulunmasının caiz olacağı zorunluluk oluşturur, aynı şekilde mülk edinmek de böyledir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/erkeklerin-muttali-olamadiklari-durumlar/,https://kutsalayet.de/sahit-konusunda-itibar-edilen-sartlar/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız