Hakim, kesme veya öldürme konusunda iki kişinin şahitliği çerçevesinde hüküm verecek olur, infazı da gerçekleştirir, ama akabinde şahitlerin kafir, fa.sık veya köle oldukları veya birisinin böyle olduğu ortaya çıkacak olursa, bu durumda şahitlere tazmin cezası yoktur. Çünkü ikisi de şahitliği ikame etmiş konumda değerlendirilirler. Şeriat sadece ikisinin (birlikteki) şahitliğinin kabulünü engellemektedir. Bu durumda o davayı yürüten devlet başkanının hakimi bu tazmini ödemek zorundadır. Çünkü bu, şahitliği ile hükmün hakkında caiz olmadığı bir kimsenin şahitliğiyle hüküm vermek demektir ve üzerinde kısas da gerekmez; zira hata etmiştir ve haliyle (sadece) diyet ödemek mecburiyetindedir. Bu diyetin kim tarafından ödeneceği hakkında ise iki görüş vardır: Birincisi: Beytü’l Mal’den ödenir; İkincisi ise: Bu diyet adamın akilesinin üzerinedir, hafifletilmiş olarak ve vadeyle onu öder. İmam Şafü’nin de bu ikisi gibi (farklı) iki görüşü gelmiştir.
Zina’ya dört kişi şahit olur, ikisi onun hakkında (yalan yere) tezkiye eder ve şahitlik ettikleri kişi de recm olacak olur da akabinde şahitlerin veya bir kısmının fa.sık veya köle oldukları ortaya çıkacak olursa, bu durumda şahitlere tazmin gerekmez. Çünkü kendilerinin haklı olduğunu düşünmüşlerdir ve birisinin yalan konuştuğunu da bilmemekteydiler. Tazmin ise tezkiye edenlere gerekli olur. Bunu, Ebu Hanife ve İmam Şafii söylemiştir. Zira tezkiyede bulunan iki kişi adamın ölümüne sürükleyerek yalana şahitlikte bulunmuşlardır. Dolayısıyla tazmin ödemeleri zorunlu olur, tıpkı rücü etmeleri halinde zina’ya şahitlik edenler gibi kabul edilirler.