Yalan şahitlik yapmak, büyük günahlardan birisi sayılmıştır. Yüce Allah, kitabında bu günahtan men etmiş ve onu putlara tapmaktan men etme cürümü ile birlikte zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: “O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.” (Hac Suresi 30)
Ebu Bekre’den rivayet edildiğine göre, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) üç defa: “Büyük günahların en büyüğünü size söyleyeyim mi?” buyurdu. Biz de: “Elbetteki ey Allah’ın Resulü!” dedik. Şöyle buyurdu: “Allah’a şirk koşmak ve ebeveyne eziyet etmektir.” buyurdu. Sonra Allah Resulü dayanmakta iken doğrulup oturdu ve: “Yalan yere şahitlik etmektir.” buyurdu. Bu son sözü durmadan tekrar ediyordu. O derece tekrarladı ki hatta biz; “Keşke sussa.” diyorduk. Buhari ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir.
Dolayısıyla hakim’in yanında bir adamın kasden yalan yere şahitlik yaptığı ortaya çıkacak olursa, ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüne göre onu azarlar ve ona tazir cezası verir. Bunu, Evzâî, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü o, insanlara zarar verecek haram sözler söylemiştir, haliyle de bunları söylediği şahısa sebep ceza alması zorunluluk oluşturmuştur. Sövme ve iftira etmesi gibi değerlendirilir.
Ebu Hanife ise: Onu azarlamaz ve ona tazir cezası da vermez, demiştir. Çünkü onun söylediği sözler kötü ve çirkin sözlerdir, ancak -zıhar gibi değerlendirileceğinden- bundan sebep tazir cezası almaz.
el-Muvaffak der ki: Bu konu, zıhar konusuyla şu iki şeyden dolayı farklıdır: Birincisi: Zıhar’ın kendine özel bir zararı vardır. İkincisi ise: Zıhar’a özel bir kefaret vardır ve bu tazir’den daha ağır bir cezadır. Nitekim Hz. Ömer (radıyallahu anh)’in kavli de bu yönde gelmiştir ve ona sahabe arasında muhalefet edenin çıktığını bilmiyoruz.
Kasıtlı olarak yalana şahitlik yaptığı belli olmadan hakim bunlardan bir şeyi icra etmez. Eğer iki beyyine çelişecek olursa veya şahitlik ederken fıskı veya yanlışı ortaya çıkacak olursa, bu durumda hakim onu tedip etmez. Çünkü fısk, doğruluğu engellemez. Çelişki durumunda ise iki beyyinelerden hangisinde yalanın olduğu bilinemez. Yanlış ise kimi zaman doğru konuşan kişiden adaleti kaldırmaz ve kasıt olmadığından dolayı da o affedilir.
İki şahidin de yalan şahitlik yaptıkları bilindiği vakit, söz konusu hükmün geçersiz olacağı ortaya çıkacağından o vakit hükmün bozulması zorunlu olur. Çünkü yalan konuştuklarını kesin olarak öğrenmiş bulunduğumuzdan, hükmün de batıl olacağı aşikar olur. Eğer hakkında hüküm verilen mal konusuyla ilgili olursa, bu mal sahibine geri verilir, mal telef edilmiş olursa, iki şahidin de onu tazmin etmesi gerekli olur.