"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Nukul (yemin etmekten kaçınması) şeklinde hüküm vermek

Kendisinin yemin etmesi istenen şahıs kaçar ve yemin etmekten imtina ederse , o vakit davacıda bakılır, eğer bu (anlaşmazlık yaşadıkları şey) bir mal ise veya kasdedilen mal olursa, o zaman yeminden “yan çizip imtina etti” şeklinde hüküm verilir, davacı üzerine ise yemin etmek düşmez. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Bunu, Ebu Hanife’ de söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) : “Y emin davalıya düşer. ” buyurmuştur. Yani beyyine getirmeyi davacının boynuna yüklerken, söz konusu olan yemin cinsini de davalının boynuna yüklemiştir. Ebu’! Hattab ise bu durumda davacının yemini reddetme hakkının bulunduğu görüşünü tercih etmiştir. O vakit yemin reddederse davalı yemine eder ve iddiada bulunduğu şeye göre kendisine hüküm verilir. (Ebu’! Hattab) şöyle de demiştir: Nitekim İmam Ahmed de bunu doğru görmüş ve : Bu, uzak bir görüş değildir. Yemin eder ve hak sahibi olur, demiştir. O bunun Medine ehlinin görüşü olduğunu da ifade etmiştir. Bunu da İmam Malik özellikle mal konusunda söylemiştir. İmam Şafii ise tüm davalarda olacağını belirtmiştir. Çünkü İbn Ömer’ in yaptığı şu rivayet gelmiştir: “Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkı talep eden kimse üzere gerçekleşen yemini reddetmiştir.” Öyleyse yeminden kaçındığında iddia sahibinin doğru sözlü olduğu ortaya çıkacak olur ve haklı olduğu ağır basarsa, o zaman hakkında yemin etmesi meşru olur, tıpkı karşı çıkmasından ewel davacının durumu gibi kabul edilir. Bir de yemin etmekten kaçınmasında kimi zaman hali bilmemek yatar. Gerçekleşmeyecek bir durum üzere yeminden vazgeçmek meydana gelir. Yahut yeminin sonucundan endişe etmek veya karşı çıktığı şeyde doğru sözlü olduğunu bilmesinin yanında yeminden dolayı dava edilmesi söz konusu da olabilir. Yemin etmekten kaçınması, iddia sahibinin doğru söylemiş olduğunu kesin olarak göstermez; dolayısıyla delil olmadan onun lehine hüküm vermesi caiz olmaz. O zaman yemin ettiğinde, onun bu yemini daha güçlüsü bulunmadığı vakit delil sayılmış olur, tıpkı muvafık olma konumundaki gibi değerlendirilir.

Mal ve malın kasdedilmediği diğer şeylere gelince, bunlardan sebep yemin etmekten kaçınmasıyla hüküm verilmez. Bunu, İmam Ahmed kısaslar konusunda ifade etmiştir. Mezhebimize göre ise hiçbir konuda yemin etmekten kaçınmasından sebep hüküm verilmez. Bu noktada cana can ile bedenin bir bölümündeki kısas arasında bir fark yoktur. Bunu, Ebu Yusuf ve Muhammed söylemiştir. Ebu Hanife ise : Cana can konusu dışındaki kısaslarda yemin etmekten kaçınması durumunda dahi hüküm verilebilir, demiştir. İmam Ahmed’ den de buna benzer bir görüşü gelmiştir. Birincisi mezhebimizin görüşünü oluşturur. Çünkü bu, kısasın iki türevinden birisini oluşturacağından, bu yönüyle diğer türevine benzemiş olmaktadır. Peki, bu durumda ne yapmak gerekir? Bu konuda iki görüş gelmiştir: Birincisi: Adam kendi yoluna gider; çünkü aleyhinde bir hüccet sabit değildir. Yeminin meşru faydası ise kınamak ve dışlamak anlamına gelmiş olur. İkincisi ise: İkrarda bulunana veya yemin edene değin adam hapsedilir. Kadının bu iki konudan aslolanı, Han’dan sebep yemin etmesinden imtina etmesidir.

Haklar iki kısma ayrılmaktadır: Ademoğlu (kul) hakları ve Yüce Allah (yani kamu) haklarıdır. Kul hakları da ikiye ayrılmaktadır:

Mal veya maksadın mallar olduğu haklar. İlim ehli arasında ihtilafsız olarak bunda yemin etmek meşrudur. Dolayısıyla iddia sahibinin beyyinesi yoksa, davalı yemin eder ve beri olur.
Mal olmayan veya maksadın mallar olmadığı haklar. Bu ise ancak iki adil şahidin sabit olduğu kısas, kazif haddi, nikah, talak, ricat, köle azadı, nesep, doğum, vela ve kölelik gibi haklardır. Bunda da iki görüş gelmiştir: Birincisi: Bu durumda davalının yemin etmesi istenmez. Bu görüş, İmam Malik’e aittir ve buna benzer bir görüş Ebu Hanife’den de gelmiştir. Bu işlere bedel dahil olmaz; zira yemin, ancak bedelin dahil olduğu şeylerde söz konusu olur. Çünkü davalı, yemin etmek ve teslim etmek arasında muhayyerdir. Bunun yanında söz konusu olan bu şeyler, ancak iki erkek şahit ile sabit olacağından, o vakit -hadlerde olduğu gibi- bunda da yemin arz edilmez. İkincisi ise: Talak, kısas ve kazif konusunda yemin ettirilir. Bundan ise ademoğlunun bütün hakları hakkında yemin ettirilmesi konusu kapsam dışına çıkar. Bu da İmam Şafü’nün, Ebu Yusuf ve Muhammed’in kavlidir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Eğer insanlara sırf iddialarıyla (hak) verilmiş olsaydı bazı insanlar, kimi adamların kanlarını ve mallarını dava edeceklerdi. Lakin yemin davalıya düşer.” Bu hadis, tüm davalılar hakkında umum belirten bir hükümdür ve kanlara bağlı davalar hakkında geldiği açıktır. Zira tüm hadislerin geneli ele alındığında söz konusu olan bu davalar hakkında geldiği ortaya koyulmuştur.
Yüce Allah (yani kamu) hakları ise iki kısma ayılır:

Hadler konusu, bunda yemin etmek meşru olmaz. el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz.
Zekat gibi mali haklar. İmam Ahmed şöyle demiştir: Bunda itibar edilecek söz, yemin etmeksizin mal sahibinin sözüdür. Doğru söylediklerine dair insanların yemin etmeleri de istenmez; çünkü bu, Yüce Allah’a ait bir haktır, bu yönüyle de hadde benzer. Bunun yanında zekat bir ibadet olması hasebiyle -namazda olduğu gibi- bundan dolayı yemin etmesi istenmez. İmam Şafii, Ebu Yusuf ve Muhammed ise: O vakit yemin etmesi istenmez, demişlerdir. Çünkü bu işitilmiş bir dava sayılacağından, bu yönüyle kul hakkına benzemiş olur. Eğer üzerinde yemin, zıhar, sadaka nezir kefareti veya başkası olduğuna dair iddiada bulunsa, o zaman itibar edilecek söz, yemin etmeksizin bunun menfi olması durumunda onun sözü olur ve bu noktadaki iddia ise dinlenmez.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/yeminin-feda-edilmesi-konusu/,https://kutsalayet.de/sahitlerin-sahitlik-yapmaktan-donmeleri/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız