Münferit olmuş olsaydı, o vakit buna hak sahibi olurdu. Dolayısıyla başkası olduğu halde küçük oluşundan dolayı çocuk ve deli o şahsı yok saymış olsalardı, o zaman — nikahtaki velayet konusunda olduğu gibi — münferit olarak da onu yok saymış olurlardı.
Çocuk buluğ çağına girmiş olsaydı yine buna hak sahibi olurdu. Buna ek olarak ölüm anında buna hak sahibi olsaydı, öldükten sonra da buna hak sahibi olurdu. Tıpkı babasının ölümünden sonra âzad olmuş köle gibi değerlendirilir.
Söz konusu olan durum, eğer mala da dönüşmüş olsaydı aynı şekilde buna hak sahibi olurdu. Öyleyse kısasa hak sahibi olmasaydı, o zaman — yabancı gibi — bedeline de hak sahibi olmazdı.
Çocuk ölmüş olursa, bu durumda onun verese sahipleri buna hak sahibi olurlar. Eğer buna hakkı olmasaydı haliyle veresesi de — diğer hak etmedikleri konular gibi — buna hak sahibi olamazlardı.
İmam Ahmed’den gelen diğer görüş:
Aklı başında olan büyüklerin kısası uygulamaya hakları vardır. Bunu, İmam Malik, Evzâî, Leys ve Ebu Hanife de söylemiştir. Çünkü Hz. Ali’nin oğlu Hasan, İbn el-Mülcem’i kısas olarak öldürmüştür. Halbuki verese sahipleri içerisinde küçükler de vardı ve buna (sahabe içerisinde) karşı çıkan olmamıştır.
Ama İbn el-Mülcem küfründen dolayı öldürüldüğü şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü Hz. Ali’yi o, kanını helal sayarak ve kâfir görerek öldürmüştür. Kimisi de onun öldürülme gerekçesinin yeryüzünde fesat çıkarması ve açıkça silahı izhar ettiğini gerekçe göstermiştir. Dolayısıyla da o bu haliyle öldürüldüğü vakit “yol kesenler (eşkıyalar)” hükmünde değerlendirilmiştir.
Nitekim İbn el-Mülcem, görevli olan ve devlet başkanı görevinde bulunan Hasan adına bir memur öldürmüştür. Bu sebepledir ki verese sahiplerinden orada bulunmayanları beklememiştir. Bunun yanında onları beklemenin gerekliliği konusunda bizde bir ihtilaf yoktur; zira adamı kısas olarak öldürmüş olduğuna dair gücü var, o vakit bunun tersi üzere görüş birliğine varırız. Öyleyse bizden kimimiz kimimize karşı bununla nasıl gerekçe göstersin?
İnfazın ertelenmesinin gereklilik arz edeceği her bir yerde katil olan şahıs hapsedilir,
tâ ki çocuk buluğa girmiş, deli kendine gelmiş ve gaipte olan geri dönmüş olsun.
Velilerden kimisi diğerlerinin iznini almadan adamı öldürmüş olurlarsa, onlara kısas gerekli olmaz.
Bunu, Ebu Hanife söylemiştir. Bu, aynı zamanda İmam Şafiî’nin iki kavlinden birisidir. Çünkü öldürme işinde (her ne kadar bulunmuş değillerse de) onlarda ortak sayıldıklarından, onlara kısas gerekmez. Tıpkı cariyenin mülkünde adamın ortak olması ve onunla cima etmesi gibi kabul edilir.
İmam Şafiî’nin diğer görüşüne göre ise bu durumda onlara da kısas gerekli olur; çünkü hakları olmadığı halde adamı diğerlerinden ayrı olarak öldürmeleri yasaktır.
Katili öldürme işinde bulunmayan bir velinin diyetten pay alma hakkı vardır.
Çünkü kısastan ona ait olan hakkı, onu tercihi olmaksızın sakıt olmuştur. Bu yönüyle de katilin ölmesine yahut diğer velilerin onu affetmesine benzemektedir.
Peki, bu cinayeti işleyen katilin üzerine mi vacip olur, yoksa caninin terikesinde mi kalır? Bunun hakkında iki görüş gelmiştir.
İmam Şafiî’nin de iki görüşü yer almaktadır. Cani’nin terikesinde kalmış olacağına dair görüşe göre, caninin verese sahipleri, katilden ötürü, varislerinin diyetini sadece hak ettiği kadarı olmak üzere kendilerine gönderirler.