İlim ehlinin icmasına göre, zıhar yapan kimse azad edecek bir köle bulamaz, oruç da tutmayacak olursa, o vakit Yüce Allah’ın kitabında ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in de sünnetinde emrettikleri hal üzere altmış yoksulu doyurması farz olur.
Altmış yoksulu doyurma hükmünde vacip olan, bu sayıdan daha azı olması halinde kefaretin yeterli olmayacağıdır. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Ebu Hanife ise: Altmış gün boyunca bir tane yoksul doyurmuş olursa bu da kefaret için yeterli gelir, demiştir. el-Kadı (İyaz) ve Ebu’l Hüseyin de buna dair İmam Ahmed’den bir görüş nakletmişlerdir. Çünkü bu yoksul, söz konusu olan bu kefaretten olmak üzere bir günün azığını elde etmiş olmayacağından, o vakit -ilk günü gibi- bu kefaretten alması da caiz olur.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Bizim lehimize Yüce Allah’ın: “Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurur.” (Mücadele Suresi 4) buyruğu gelmiştir. Halbuki bir tane yoksul doyurmuş olmakla söz konusu ayetteki emir gerçekleştirilmiş olmaz (çünkü altmış yoksulun doyurması istenmiştir). O vakit altmış yoksulu doyurmadığından dolayı bu caiz olmaz, sanki altmış yoksulun yiyeceğini bir günde bir yoksula vermesi gibi sayılır. Eğer günler boyunca bu yiyeceği tek bir yoksula yedirmesi caiz olsaydı, o vakit bir gün içerisinde ona bunu yedirmesi de caiz olurdu. Zekat ve fıtır sadakası gibi. Bu gösteriyor ki Yüce Allah, yoksulların sayısını emretmiş oluyor, günlerin sayısını emretmiş olmuyor. Dolayısıyla ilk görüşü söyleyenler, yoksulların sayısına değil, günlerin sayısına itibar etmiş oluyorlar. Birinci gündeki anlama gelirsek, bu kefaretten olmak üzere hakkını elde etmiş olmayacağını gösterirken, ikinci gündeki anlam ise bu kefaretten hakkını elde etmiş olacağını ve günün azığını bundan almış olacağını gösterir. Halbuki ikinci günde bunu vermesi caiz değildir. Nitekim bu, bir kimsenin altmış yoksula bir şey vereceğini vasiyet etmesine benzemektedir.