İlim ehlinin icmasına göre zıhar kefaretinde orucu peşpeşe tutmak (tetabu), vacip sayılmıştır. Onların icmasına göre kim ayın bir kısmında oruç tutar sonra özrü olmadığı halde orucunu keser ve iftar ederse, o vakit iki ay orucu baştan tutması gerekmektedir. Bunun sebebi, kitap ve sünnette buna dair gelen lafzın ifadesidir.
Buradaki “tetabu” (peşpeşe) ifadesinin manası ise iki ayın günlerini ara vermeden peşpeşe tutmak ve oruçlu olduğu zaman dilimleri içerisinde oruçlarını bozmamaktır. Nitekim o, kefaret dışında böyle peşpeşe iki ay süreyle bir oruç tutmaz. Peşpeşe tutarken de niyet etmesine gerek yoktur, bunu oruçla icra etmesi yeterlidir. Çünkü bu, bir şarttır ve ibadetlerde şart koşulan hususlarda niyete ihtiyaç duyulmaz, buna dair amel ve fiiller için de niyet etmek vacip değildir.
İlim ehlinin icmasına göre peşpeşe oruç tutan kadın, sürenin tamamlanmasından önce hayız görmesi durumunda, temizlendiği vakit orucu kaza eder ve (tutamadığı günlere) bunu ekleyip, bina eder. Çünkü iki aylık oruç süresinde kadının hayızdan kurtulmasına imkan yoktur (mutlaka hayız görür), ancak menopoz dönemine değin ertelenmesi durumu bundan müstesnadır. Bunda ise orucuyla bir tür tağrîr (karıştırma) söz konusu olur; çünkü bu haldeki kadının belki de öncesinde ölmesi muhtemeldir.
Korkutucu bir hastalığından dolayı iftar edecek olursa, “peşpeşe hükmü” bozulmuş olmaz. Bunu, İmam Malik, İshak, Ebu Sevr ve eski görüşüne göre İmam Şafii söylemiştir. Çünkü elinde olmayan bir sebebe binaen orucunu bozmak durumunda kalmıştır, o nedenle “peşpeşe hükmünü” bozmuş sayılmaz. Tıpkı kadının hayızdan dolayı iftar etmesine benzer.
Yeni görüşüne göre İmam Şafii: Bu durumda “peşpeşe hükmü” bozulmuş olur, demiştir. Bu, Sevri ve rey ashabının görüşüdür. Zira kendi isteğiyle iftar etmiş olduğundan, o vakit oruca baştan başlaması gerekmektedir. Bu yolculuğa çıkanın iftar etmesine benzemektedir.
(Ancak) zikredilen açıklamalar üzere bu (ikinci) görüşün men edildiği yönünde cevap verilmiştir.
Eğer hastalık korkutucu olmaz, ancak iftar etmesi mübah olursa, bu noktada Ebu’l Hattab: Bu hususta iki görüş gelmiştir, demiştir. Hamile yahut emzikli bir kadına gelince, eğer kendi canları hakkında endişe duydukları için iftar etmiş olurlarsa, o zaman onlar da hasta hükmü gibi kabul edilirler. Çocukları hakkında endişe duydukları için iftar etmiş olurlarsa, bunda da iki görüş gelmiştir.
Delirme yahut bayılma sebebiyle iftar etmiş olursa, “peşpeşe hükmü” bozulmuş olmaz; çünkü bu elinde olmayan bir özür halidir ve bu yönüyle hayızlı kadının hükmü gibi kabul edilir.
İftar etmesi mübah olan bir yolculuk sebebiyle iftar etmiş olursa, bu durumda İmam Ahmed’den iki görüşün olması muhtemeldir ki, en kuvvetli olanı, o vakit peşpeşe hükmünün bozulmuş olmayacağıdır. Bu, el-Hasen’in kavlini oluşturmaktadır. Çünkü o, iftar etmesi mübah olan bir yolculuktan dolayı iftar etmiş olduğundan, peşpeşe oruç hükmünü de bozmuş olmaz. Tıpkı kadının hayızdan dolayı iftar etmesine benzemiş olur. Özürsüz iftar etme konusuyla ise bu farklıdır; çünkü özürsüz olarak iftar etmek mübah değildir.
Peşpeşe hükmünün bozulmuş olacağı da muhtemeldir. Bu, İmam Malik ve rey ashabının kavlini oluşturmaktadır. Şafii ashabı ise bu konuda ihtilaf etmiştir. Onlardan kimisi, bunda iki görüş vardır, derken, kimisi de, bir görüşe göre, o vakit (tetabu) peşpeşe hükmü bozulmuş olur, der. Zira yolculuk kişinin kendi seçimiyle gerçekleşir, öyleyse -sanki özürsüz olarak iftar etmiş gibi- peşpeşe hükmü de bozulmuş olur.