Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Aynı zamanda bu görüşü İmam Malik, İmam Şafiî, İshak ve rey ehli de kabul etmiştir. Çünkü hul’ konusu, bir tür karşılıklı muavaza sayıldığından, dolayısıyla -alışveriş ve nikah da olduğu gibi- bunda devlet başkanına gereksinim duyulmaz.
Muhala’da verilen miktarın mehirden fazla olması da geçerlidir. Tarafların memnun oldukları herhangi bir şeyin verilmesi de öyledir. Bu, içlerinde İmam Malik, İmam Şafiî ve rey ashabının da yer aldığı ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür. Kadına verdiği maldan daha fazlasını kocanın, karısından alması müstehap değildir. Bunu ise Said b. el-Müseyyeb, el-Hasen, Şabi, el-Hakem, Hammad, İshak ve Ebu Ubeyd söylemiştir. Almış olursa eğer, kerahetle beraber caizdir. Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Şafiî ise bunu kerih görmemiştir.
Kadın kocasına buğzetmiş değilse ve kocası hakkında Yüce Allah’ın sınırlarına riayetsizlik etmek gibi bir endişesi de yoksa, durumlar iyi ve erkeğin ahlakı mülfüm ise o zaman kadının hul’ konusuna başvurması mekruh olur. Fakat hul’ yapmış da olsa, içlerinde Ebu Hanife, Sevri, İmam Malik, Evzfi ve İmam Şafiî’nin de bulunduğu ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüne göre bu muhala yine geçerlidir. İmam Ahmed’in sözünden ise bunun haram olacağı muhtemeldir. Bu da İbn Munzir ve Davud’un görüşüdür.
İbn Munzir şöyle demiştir: Bu mana üzere İbn Abbas’tan ve birçok ilim adamından görüşler nakledilmiştir. Çünkü Yüce Allah: “Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helal olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah’ın sınırlarında kalıp evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesna.” (Bakara Suresi 229) Bu ise erkek ve kadının, Yüce Allah’ın sınırlarında kalıp evlilik haklarına riayet etmekten korkmaları halinde bunun haram olduğunu açıkça göstermektedir.
Sonra Allah (c.c.) buyurur ki: “(Ey müminler!) Siz de karı ile kocanın, Allah’ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur…” (Bakara Suresi 229) Bu da gösteriyor ki, kadın eğer korkmadığı halde fidye vermiş olursa, o vakit söz konusu olan günah her iki tarafa da sirayet etmiş olur. Akabinde ise Allah’u Teala tehdit ederek şöyle buyuruyor: “Bu söylenenler, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim, Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.” (Bakara Suresi 229)
Sevban’dan nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Hangi kadın bir sıkıntısı olmadığı halde (keyfi yere) kocasına boşamayı talep ederse, ona cennetin kokusu haram olur.” (Müslim) Bu da ihtiyaç duyulmadığı sürece muhala yapmanın haram oluşuna delalet eder. Çünkü bunda kadına ve erkeğe zarar söz konusu olmanın yanında, sebepsiz yere nikahın birtakım faydaları da ortadan kaldırılmış olmaktadır.
Muhala’ya cevaz verenler ise Yüce Allah’ın şu buyruğunu gerekçe göstermişlerdir: “Eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yeyin.” (Nisa Suresi 4)
İbn Munzir bu bağlamda şöyle demiştir: Karşılıklı ivaza bağlı olarak cevaz akdi haricin de muhala’nın caiz olması zorunluluk ifade etmez. Buna dair delil ise riba (yani faiz)’dır. Çünkü Yüce Allah, riba’yı haram kılmış, hibe edilmesini ise mübah saymıştır. Dolayısıyla delil, muhala’yı haram sayanların lehinedir. Buna göre muhala’nın haram oluşunu ifade eden ayet-i kerimenin “has” olarak gelmesi, muhala’nın cevazına dair gelen ayetin “umumuna” ve yanında ayeti destekleyen hadislerin önüne alınması gereklilik arz etmektedir.
Sırf kocasına fidye versin diye koca, karısına baş kaldırır, onu dövmek suretiyle zarar verir, baskı yapar veyahut karısına ait haklarını engellerse ve bu sebeple kadın da fidye verirse, söz konusu hul’ geçersiz olur, ivazda reddolunur. Bunu, İmam Malik, Sevri, İmam Şafiî ve İshak söylemiştir. Ebu Hanife ise: Akit geçerlidir, ivazı vermek de zorunludur. Koca ise günahkar ve asi olur, demiştir.