İnsanlar arasında hür bir kadına velilik yapmaya en ziyade hak sahibi olan babasıdır. Baba varken başkasının kadın üzerinde velayet hakkı yoktur. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Bu, Ebu Hanife’den gelen meşhur görüşü de oluşturmaktadır. Zira çocuk, bir tür baba’ya hibe edilip verilmiş kimse hükmündedir; dolayısıyla hibe üzere, ona hibe edilen şeyin velayetinin sabit olması, aksi bir durumdan daha evla olur. Çünkü baba, çocuğa daha ziyade bakar ve ona daha çok şefkat gösterir.
İmam Malik, Ebu Yusuf ve İshak ise: Oğul daha evladır, demişlerdir. Bu da Ebu Hanife’den gelen bir görüşü oluşturur. Nitekim oğul, miras açısından daha evla ve asabe olarak daha güçlü bir konumda yer almaktadır. (Ama) miras için ona bakmaya itibar edilemeyeceği yönünde cevap verilmiştir. Bu sebepledir ki çocuk da, deli de varis olabilmektedirler. Burada ise -bizim söylediğimizin tersine- miras bırakan üzerinde ne bir tahakküm kurma ve ne de velayetine sahip olma söz konusudur.
Sonra baba’nın babası olan dede -derecesi ne kadar yukarıya da çıksa- velayete oğuldan ve diğer velilerden daha ziyade hak sahibidir. Bu, Şafii’nin kavlidir. Çünkü dede’nin doğum ve asabe yönünden bir üstünlüğü vardır ki, baba dışında onu mirastan hiçbir kimse düşürmemektedir. İmam Ahmed’den gelen diğer bir görüşe göre ise bu noktada oğul, dede’den daha öncelikli sayılmaktadır. Bu ise -geçtiği üzere- İmam Malik ve ona uyanların görüşüdür.
İmam Ahmed’den gelen ikinci görüşe göre kardeş, dede’den daha önceliklidir. Bu da İmam Malik’in kavlidir. Çünkü dede, baba’nın “baba oluşu” yönünden, kardeş de “oğul oluşu” yönünden bir özelliği ortaya koyduğundan dolayı, bu durumda “oğulluk” daha öncelikli olarak ele alınır. İmam Ahmed’den dede ile kardeşin aynı konumda olacaklarına dair görüşü de vardır. Çünkü her ikisi mirasta, gerek asabe olarak, gerekse akraba yakınlığı olarak eşit konumda sayılmaktadırlar. Öyleyse -diğer kardeşlerde olduğu gibi- velayet noktasında eşitlenmeleri zorunludur.
Durum anlaşıldığına göre, dede -ne kadar yukarıya da çıksa- baba dışında diğer tüm asabelerden velayete daha ziyade hak sahibidir. Dedelerden en öncelikli olan ise mirasa daha yakın olan ve mirasa diğerlerinden daha fazla hak sahibi olandır. Ne zamanki baba ve onun babaları mevcut olmayacak olurlarsa, insanlar arasında kadını evlendirmeye veli olmaya en ziyade hak sahibi, kadının oğludur. Sonra adamın oğludur ve -ne kadar aşağıya inerse insin- yakınları ve onların da yakınlarıdır. Bunu, Şafii ashabı söylemiştir. Çünkü bu, kadının asabesinden olup, adil olanıdır; dolayısıyla kadını evlendirmeye velayet hakkı vardır, tıpkı kadının kardeşi gibi kabul edilir.
İmam Şafii der ki: Oğlun velayet hakkı yoktur, sadece amca oğlu yahut efendisi veyahut hakim olursa başka. O zaman velayet görevinde bulunur, ama oğulluk yönüyle bu mümkün değildir. Çünkü o, kadına (yani annesine) münasip düşmez; dolayısıyla -dayısı gibi- kadının nikahına velayet edemez. Nitekim o, tabiatı gereği kadını evlendirmekten kaçar, içtinap eder, ona bakacak durumda değildir.
“Çünkü o, kadına münasip düşmez.” sözleri hakkında şöyle cevap verilmiştir: Bir defa bu durumda hakim yahut efendinin bulunmasıyla geçersiz olur. “O tabiatı gereği kadını evlendirmekten kaçar, içtinap eder.” sözlerine gelince, bu ise feri konuda çelişki oluşturur, bir aslı, temeli yoktur. Sonra bu durum amca oğlunun, efendi yahut hakimin bulunmasıyla da geçersiz olur. Durum anlaşıldığı üzere, söz konusu velayeti kabul edenlere göre -ihtilafsız olarak- oğul, kardeşin ve sonrasında gelenlerin önüne geçmiş olmaktadır. Çünkü o, asabe açısından da kuvetlidir ve doğum yönü olmaksızın her ikisi de eşitlenmektedirler.
Nesebin umdesinden (temel direklerinden) sonra kardeşin velayet/veli olma konusunda öne geçeceği noktasında ilim ehli arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Çünkü kardeş, kendisinden sonra gelenlerden asabe olarak daha yakındır; çünkü o babanın oğludur ve en kuvetli asabedir, miras olarak da onlara nazaran daha ziyade hak sahibidir.
Ana-baba bir kardeş ile baba bir kardeşin bir arada bulunması durumundaki velayet hakkında ise İmam Ahmed’den farklı görüşler gelmiştir. Ondan gelen meşhur görüşe göre, bu ikisi velayet noktasında eşit konumda ele alınmaktadırlar. Bunu, Ebu Sevr ve eski görüşüne göre İmam Şafii söylemiştir. Çünkü ikisi de asabelerin kendisinden istifade ettikleri cihetten olmak üzere doğum yönünden eşit sayılmaktadırlar ki, bu da baba cihetinden gelmiş olduklarıdır. Öyleyse velayette eşittirler. Sanki baba bir babadan olma kardeşler gibi kabul edilirler. Miras konusunda diğerine tercih edilmiş olması ise ancak anne cihetinden olmasından dolayıdır. Velayette ise ona bir müdahalesi olmaz ve ona tercih de edilmez, tıpkı birisi dayı olan iki amca gibi ve biri amca oğlu olan anne’den olan kardeş gibi.
İkinci görüşü ise şöyledir: Ana-baba bir kardeş velayet konusunda diğerinden daha evladır. Bu ise Ebu Hanife, İmam Malik ve yeni görüşüne göre İimam Şafii’ye aittir. İnşallah doğru olan görüş de budur. Çünkü bu, asabe yönüyle istifade edilen bir hak olmanın yanında, bu konuda -miras ve velayetle mirasa hak sahibi olmak gibi- ana-baba bir kardeş öne geçmektedir. Zira bunda kadınların bir etkisi yoktur ve ana-baba bir kardeş velayet noktasında öne geçer. Böylece birinci görüşte zikri geçen ifadeler geçersiz kılınmış olur.
Aynı şekilde kardeşlerin oğulları ile amca oğulları hakkında da ihtilaf vardır. Bu durumda eğer amcanın iki oğlu olur, onlardan birisi de anne bir kardeş olursa, her ikisi de bu velayet/veli olma noktasında eşit kabul edilirler. Çünkü asabe ve mirasta eşit konumda bulunurlar. Buna ek olarak annesinin tarafı ona tek başına varis olur ki, ona tek olarak varis olan üzerinde de bir tercih söz konusu olmaz.
Bundan sonra velilikteki sıralama, asabedeki miras sıralamasına göre olur, onlardan mirasa hak sahibi olanlar velayete de hak sahibidirler. Sonra da devlet başkanı gelir. el-Muvaffak şöyle demiştir: Kadının velilerinin ve yakın akrabalarının olmaması halinde, onu evlendirecek velayet yetkisinin devlet başkanında olduğu noktasında ilim adamları arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Devlet başkanı, velisi olmayan kimsenin yerine geçen bir velidir.” Zira devlet başkanının, halkın geneline velayet hakkı bulunmaktadır.