Malından bir miktarla yerine hac yapılmasını vasiyet etse, üçte birlik bölümle karşılanmasıyla hac konusunda hepsini sarf etmesi üzerine vacip olur. Çünkü bunun hepsini kurbet (Allah’a yakın olmak) cihetinde vasiyet etmiş olduğundan, onun -sanki Allah yolunda vasiyet etmiş gibi- tümünü de bu yolda sarf edip vermesi gereklilik arz eder. Velinin ise misli nafakadan daha fazlasını hac yapacak kişiye verme hakkı yoktur.
Bir de şunlar zorunludur:
Ya yapacağı bir hac için ve bu noktada kendisine yetecek kadar misli nafaka miktarı olacak,
Yahut miktar eksiktir ve bu durumda yeterli olabilecek yerden haccı ifa eder. Bu, İmam Ahmed tarafından ifade edilmiştir. el-Kadı ise şöyle der: Bu durumda kendisine hac noktasında yardım edilir. İmam Ahmed ise: Bu konuda o muhayyerdir, demiştir.
Hac yaparken miktarın fazla gelmesi sebebiyle ikinci hac için de onu kullanır, sonra üçüncüsü ve bitene değin onu harcar… Yahut bu, haccı tamamlayacak miktarda değildir, o zaman -geçen ihtilafta zikredildiği üzere- ulaştığı yerden olmak üzere hacca başlar. İmkanı olduğu halde haccı için başkasını tutması, ancak kendisi için hac yapacak kişinin aynı beldesinde bulunmasıyla mümkündür. Çünkü o, ölünün yerine niyabetlik ve vekaletlik ettiğinden ve o yerden olmak üzere bunu icra ettiği gibi, hac için vekil tutulan kişi de onun yerine haccı icra etmektedir.
Eğer vasiyet verilen kişi, üçte birlik miktarla bunu karşılayamıyorsa, o durumda haccın farz yahut nafile olmaktan hali olmaz. Eğer hac, farz bir hac olursa, o zaman ikisi için üçte birlik miktardan en fazlası yahut farz hacca yetecek kadar miktarı alınır. Üçte birlik miktar daha fazla olursa, alınır sonra da farz hac için yeterli kadarı harcanır. Sonra ise -önceden geçtiği üzere- miktarın kalanıyla nafile haccı icra etmekle yerine getirir. Üçte birlik miktar daha az olursa, bu durumda haccı sermayeden yeteri kadarını almakla tamamlar. Bunu, İmam Şafii ve İshak söylemiştir. Çünkü Nebi (s.a.v) şöyle buyurur: “Allah’ın hükümlerini yerine getirin! Kuşkusuz Allah’ın hakkı yerine getirilmeye en ziyade layık olandır.” (Buhari, Hadis 2469)
Borç da sermayeden verilir; zira borçtan daha öncelikli olan bir hakkı yerine getirmek daha evladır. Çünkü bu, bir vecibedir; dolayısıyla -kul haklarında olduğu gibi- bu da sermayeden ödenir.
Sevri ve Ebu Hanife: Hac vasiyet ederse üçte birden verilir, aksi halde veresenin üzerine bir şey gerekmez, demişlerdir. Buna göre kendisine vasiyet verilen şahıs üçte birlik miktarla bu farizayı yerine getiremeyecek olursa, kendisine üçte birden fazlası verilmez. Çünkü hac, bir ibadettir ve namazda olduğu gibi varise bu yönde ilzam yoktur. Ama nafile bir hac olursa, verese izin vermişse şayet üçte birlik miktar alınır, başkası alınmaz. Zikri geçtiği üzere onun adına haccı icra eder. Vacip bir haccı vasiyet ederse yahut borç ödeme, zekat verme ve kefareti icra etme gibi vecibeleri vasiyet ederse, bu dört durumdan hali olamaz:
Bunu, ana malından vasiyet etmesi ki, bu da şeriatın vacip saydığı şeyi pekiştirmek demek olur. Malı bunu şayet ödeyemeyecek olursa, tüm malından bu alınır ve sanki vasiyet bırakmamış gibi bu vacip ödenir.
Bu vacibin icrası için, onun malının üçte birlik kısmından ödenmesi ki, bu da geçerlidir. Bundan başka bir vasiyeti yoksa o takdirde bir şeyi ifade etmez, tüm malından bu eda edilir, sanki vasiyet bırakmamış gibi kabul edilir. Başka bir cihetle eğer bağış yapmayı vasiyet ederse, o zaman vacip öne alınır. Üçte birden fazla artacak olursa bu bağış için olur, fazla artmazsa, sakıt olur. Vacip eğer üçte birden ödenmezse, sermayeden ödetilir. Bunu, el-Kadı (İyaz) zikretmiştir.
Vacibi vasiyet etmesi ve ıtlak etmesi durumunda bu, sermayeden ödenir. Bunun çıkarılıp verilmesi ise bağış ve miraslardan önce gerçekleşir. Şayet bağış olarak bir vasiyet daha olursa, o takdirde sahibine geri kalan üçte birlik bölümü kalır. Bu, Şafii ashabının çoğunluğunun görüşüdür. Onlardan kimisi de vacip olanın -öncesindeki taksimat gibi- üçte birlik paydan verileceği görüşüne sahip olmuştur; çünkü o, vasiyete ancak üçte birlik payla malik olmuştur.
el-Muvaffak der ki: Bize göre hac ifası vacip olan sermayeden karşılanır, vasiyet konusunda ise bunun değişikliğini gerektirecek bir şey yoktur; dolayısıyla da -sanki vasiyet etmemiş gibi- bu hal üzere kalır. Onların: “Vasiyete ancak üçte birlik payla malik olur” sözlerine gelince, biz deriz ki: Bu, bağışlar konusunda geçerlidir. Ama vacibe gelirsek bu, üçte birlik miktarla hasredilemez ve kayıtlanamaz da.
4) Vacibi vasiyet etmesi ve bu vasiyete bağış yapmayı da yakın etmesi/eklemesi. Mesela: “Benim adıma haccediniz, borcumu ödeyiniz ve benim adıma da sadaka veriniz.” demesidir. Bunun hakkında iki görüş gelmiştir:
Birincisi -ki en doğru olanı da budur-: Vacip olan, sermayeden ödenir. Çünkü lafız olarak yakın olması/eklenmesi demek hüküm ve keyfiyet açısından da yakın olduğu anlamına gelmez, buna delalet etmez. Bir de bu, burada vacip olmayana atfedilmiştir, sanki vaciplik noktasında eşit konumda değillermiş gibidir; dolayısıyla da malın çıkartılması mahallinde ikisinin eşit olması zorunluluk arz etmemektedir.
İkincisi: Vacip olan, üçte birlik miktardan ödenir. Çünkü bu hükme yakın olup eklenmesi, vasiyetin verildiği üçte birlik miktarladır.
Şayet malından bir miktarla yerine bir kez hac yapılmasını vasiyet eder de, kendisi için yapılan hacdan sonra arta kalan miktar olursa, bu miktar hac yapan kimseye ait olur. Çünkü haccın yerine getirilmesi için, yolda harcanması için ona verilmiştir, sanki ona: “Artacak para olursa bu, hac yapan kişiye aittir.” demiş gibidir. Sonra kendi adına hac yapan tayin edilirse ona malı sarf edip verir. Kimseyi tayin etmemişse, o durumda vasi onu dilediğine sarf eder, ancak onu varise sarf etmeye hak sahibi değildir. Eğer sadece veresenin izniyle onda üçte birden fazla bir miktar varsa, o durumda bakılır: Eğer kendisine vasiyet bırakılanın icra edeceği hac, nafile bir hac ise o takdirde vasiyet bırakılanın tüm miktarı üçte birlik miktardan olur. Vacip bir hac ise fazlalık üçte birden itibar edilerek misli nafakadan olan fazlalıkla ödenir. Vacip olan hac vasiyet bırakılan şahıs tarafından karşılanamayacak olursa, bu miktar sermayeden tamamlanır. Nafile olursa bu durumda -açıklaması geçtiği üzere- ulaştığı yere değin olmak üzere haccı ifa eder.