Eşyanın sahibi geldiğinde, malı bulan kişiye eşyanın vasıf ve niteliklerini ibraz ederse, o da eşyayı sahibine teslim eder. Galip zannına göre doğru söylediğini düşünmüş olsun, olmasın fark etmez. Bunu, İmam Malik, Ebu Ubeyd, Davud ez-Zahiri ve İbn Münzir söylemiştir.
Ebu Hanife ve İmam Şafii ise bir beyyinesi/delil ve belgesi olmadığı sürece buna mecbur edilmez ve galip zannına göre doğru söylediğini düşünmüş olursa, eşyayı kendisine geri vermesi caiz olur, demişlerdir. Ama eşyanın vasıf ve niteliklerini söylemiş olması durumunda bu eşyanın kendisine teslim edilmesiyle kişi (eşyayı bulan şahıs) emrolunmuştur, şeklinde cevap verilmiştir. Nitekim hadiste bir beyyinesi/belgesi vb. olması halinde teslim edeceğine dair bir emir ifadesi bulunmamaktadır. Eğer beyyine göstermesi sebebiyle eşyayı geri vermek şart olsaydı, o halde bunu ihlal etmek caiz olmaz ve beyyine dışındakiyle emretmesi de söz konusu olmazdı. Çünkü lukata eşyasına dair beyyine/belge göstermek çok zordur. Zira kişi, eşyasını ancak gaflet ve yanılma haliyle düşürür; dolayısıyla da eşyanın kendisine geri verilmesi tevakkuf edeceğinden, hiçbir zaman eşya sahibine ulaştırılmış olmaz. Bu da lukata konusunun maksadına halel getirir ve insanların mallarının zayi olmasına kapı aralar.
Bu söz ile lukata eşyasını almayı terk etmenin fazileti konusunun arasını cem etmek ise gerçekten çelişkili bir durumdur. Çünkü böyle bir halde lukata malını almak, kesin olarak Müslümanın malını zayi etmektir ve faydasız bir ilan yapmakla kendi nefsini yormak demektir. Vacip olan ilanı terk etmekle de borçlu bir konuma girme tehlikesini celb etmiş sayılır. Buna göre sıfatı ile o eşyayı geri vermek vacip olmazsa şayet, o zaman onu lukata olarak almak da caiz olmaz. Zira beyyine/belge farklılık göstermektedir. Şüphesiz Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), beyyine olarak vasıf ve niteliğini ibraz eden kişiye, lukata eşyasının geri vermesini ifade etmiştir. Öyleyse eşyanın vasıflarını nitelemesiyle kişi, ona dair beyyinesini ibraz etmiş sayılır.
Lukata eşyasının, gasbedilmiş bir mala kıyas edilmesi sahih olmaz. Çünkü söz konusu olan anlaşmazlık, o malın gasbedilmiş olması hakkındadır. Malın aslında ise bu illet yoktur. Karşı çıkan kişinin sözü ise davacı olduğu şahsa tezatlık oluşturduğundan, bu durumda kendisi bir beyyine ve belgeye ihtiyaç duyar. Burada ise o mal bir lukata/buluntu eşyasıdır. Onun bir sahibi vardır ve malı da elinde değildir. Ona sahip olması da ancak o malı vasf etmesiyle mümkündür. Dolayısıyla, malı doğru olarak vasfetmesi halinde, malın kendisine geri verilmesi gereklilik arz eder.
Bir kimse lukata malını nitelerken, başkası gelir elindeki bir belgeyle onun kendisine ait olduğunu ibraz ederse, lukata malı onu belge ile ibraz edene ait olur. Çünkü vasfetmeye en ziyade güç katan şey o belgedir.