"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Bir topluluğa, çocuklarına, peşinden gelen yakınlarına ve soylarına vakıf bırakmak

Vakıf şayet bir topluluğa, çocuklarına, peşinden gelen yakınlarına ve soylarına bırakılmış olursa, bu durumda vakıf –tertip gerektiren bir karine (delil) olmadığı sürece– o topluluk ile çocukları arasında ve ortaklık bakımından kendi nesillerinden sonra gelenler arasında söz konusu olur. Çünkü “vev (yani ‘ve’ harfi)” ortak olmayı gerektirmektedir. Buna göre onlar bir araya gelecek olurlarsa, artık ortaktırlar ve birbirilerinin önüne geçemezler. Onuncu batından dahi olsalar, sonradan gelenler önceden gelenlere ortak sayılmış olurlar.

Şayet: “Önce çocuklarıma sonra yoksullara yahut filan çocuğa sonra yoksullara vakıf bıraktım.” derse, İmam Ahmed’den rivayet edildiğine göre bu, onun çocuklarına ve çocuklarının çocuklarına… birer vakıf olacağına delalet etmektedir. Ancak başkasına çevrilecek bir karine olması hali bunun dışındadır. Bunun dayanağı; Yüce Allah’ın şu kavlidir: “Allah, size çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder.” (Nisa Suresi: 11) Bu kapsama –ne kadar alta da inse– çocuklarının çocukları da dahil olmaktadır.

Aynı şekilde Yüce Allah’ın “veled/çocuk” diye zikretmiş olduğu tüm ifadeler kapsamına, çocuklarının çocukları da girmektedir. Öyleyse –karine olmaksızın– insanoğluna ait sözlerde mutlak olarak gelen bir ifade, Yüce Allah’ın kelamındaki mutlak mana anlamında kullanılmasına hamledilmesi icap eder. Aynı şekilde yaptıkları açıklamalar da Yüce Allah’ın açıklaması yönünde ele alınması gerekir. Zira o insanın çocuğunun çocuğu demek aynı şekilde kendisine ait çocuğu da demektir. Kuşkusuz tüm kabileler, dedelere (aslına ve köküne) nispet edilmektedirler.

el-Kadı (İyaz) ve ashabı ise şöyle demişlerdir: Bu kapsama çocuğun çocuğu hiçbir surette dahil olmaz. Çünkü çocuk, gerçekte ve örfte ancak sulbü noktasında bir çocuktur. Şayet: “Çocuğuma ve çocuğumun çocuğuna vakıf bırakıyorum, sonra yoksullara bırakıyorum.” derse, o zaman buna birinci ve ikinci batın da dahil olur, ama üçüncü batın dahil olmaz. Tartışma konusu mutlaklık konusudur. Buna göre hamledilen iki durumdan birisine sarf etme delaleti mevcutsa, o takdirde buna çevrilmesi –ihtilafsız olarak– mümkündür. Mesela sulbünde çocuğu olmadığı halde bir kabile olmaları hasebiyle birisinin: “Filan çocuğuma vakıf bırakıyorum.” demesi gibidir. Çünkü bu durumda ihtilafsız olarak çocuklarının çocuklarına vakıf sarf edilir.

Aynı şekilde çocuğu olmadığı halde: “Çocuklarıma yahut çocuğuma vakıf bırakıyorum.” derse yahut: “Öncelikle en büyük çocuğuma ya da içlerinde en bilgili olanına vakıf bırakıyorum.” derse veyahut: “Benden sonra yeryüzü dağılacak olursa bu vakıf yoksullara verilsin.” veyahut: “İkincisinden evvel birinci batına verilsin.” vb. diyecek olursa, bu durumda sarf ettiği bu lafzı, neslinden olan tüm hepsine sarf edilir. Şayet vakfın sulbü için tahsis edileceğini ifade eden bir karine (delil) varsa, mesela: “Sulbümden olan çocuğuma yahut bana yakın olan diğerlerine vb. verilsin.” derse, o takdirde diğerlerine olmaksızın birinci batına vakıf tahsis edilir.

“Onlardan her biri arasında genel olarak vakıf verilir.” diyecek olursak; ya karine yahut da mutlakın umum ifade etmesini söylememiz sebebiyle ve söylediği lafızda da ortaklığı ve tertibi gerektiren bir anlam yoksa, o takdirde hepsinin ortak olması muhtemel sayılır. Çünkü hepsi birlikte lafzın kapsamına dahil olmuşlardır. Bu tertibin, mirastaki tertibe göre olması da muhtemeldir. Bu, İmam Ahmed’in sözünün zahirini oluşturmaktadır.

Bir kabile oldukları halde “filan çocuk için” vasiyet etmiş olursa bunda tertip olmaz. En üstü de en altı da her hâlükârda hak sahibi olur. Şayet tertip eder ve: “En üstü ardından diğer üstü yahut en altı ardından diğer altı veyahut ilki ardından diğeri veyahut önce ilk batın ardından ikinci batın.” derse, tüm hepsi de bu tertibe göre söz konusu olursa, o zaman bu, koşulan şart üzere hasıl olur ve –tüm batınlar tükenene değin– ikinci batın ise bir şeye hak sahibi olmaz. Şayet birinci batından birisi kalacak olursa, hepsi ona ait olur.

Eğer eşya bir topluluğa, çocuklarına, peşinden gelen yakınlarına ve soylarına vakıf olarak bırakılmış olursa, o zaman bu vakıf kapsamına erkeklerin çocuğu da dahil olur. el-Muvaffak şöyle der: Bildiğimiz kadarıyla bunda bir ihtilaf yoktur. Kızların çocuğuna gelince, el-Haraki: Bu kapsama dahil olmazlar, demiştir. Bunun yanında kızların çocuğunun, çocuklarına ve çocuklarının çocuklarına bırakılan vakıf konusuna dahil olamayacağını söyleyenlerden birisi de; İmam Mâlik ile Muhammed b. el-Hasen’dir. “Zürriyetlerine ve soylarına vakıf olarak bırakılmıştır.” denilse de durum yine aynıdır. Ebû Bekir ve Abdullah b. Hamîd ise: Bu kapsama kızların çocuğu da girmektedir, demişlerdir. Bu görüş, Şâfiî mezhebi ile Ebû Yûsuf’un mezhebini de oluşturmaktadır. Çünkü kızlar da onun çocuklarıdır. O kızların çocukları da gerçekte çocuklarının çocuklarıdır. Dolayısıyla lafız bunu içermiş olduğundan dolayı onların da bu kapsama dahil olmaları zorunludur.

el-Haraki’nin sözünün dayanağı Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “Allah, size çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder.” (Nisa Suresi: 11) Ayetin kapsamına kızların çocukları değil sadece erkeklerin çocukları girmektedir. Aynı şekilde miras ve hacb konusunda çocuk ile ilgili zikri geçen her yerde, kızların çocukları dışında oğulların çocukları da girmektedir. Bir de kabile oldukları halde bir adamın çocuğuna vakıf bırakılmış olsa, bu kapsama –ittifaka göre– kızların çocukları dışında oğulların çocukları da dahil olur. Nitekim onlar kabile olmadan evvel de durum böyle idi. Zira kızların çocukları annelerine değil, babalarına nispet edilmektedirler.

Onların ileri sürdüğü: “Gerçekte onlar çocukların da çocuklarıdırlar.” sözlerine gelince, buna biz şöyle cevap veririz: Ancak örfe göre onlar, vakıfa (vakıf bırakan şahsa) nispet edilmezler. Bu sebepledir ki şayet: “Nispet edilen çocuklarımın çocukları…” şeklinde söylenmiş olunsa, bu durumda onlar, söz konusu vakfa dahil olmazlar.

Bu ihtilaf, iki husustan birisinin kesin tayinine delalet eden bir durum mevcut olmadığı zaman vâkidir. Ama lafzı iki manadan birisine çeviren bir durum mevcutsa, o takdirde ona sarf edilir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/vakfa-ait-faydalardan-vakifin-istifade-etmesi/,https://kutsalayet.de/kendilerine-vakif-birakilan-kimseler-arasindaki-esitlik-ve-fazlalik/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız